27 Mayıs 2011

Offfff ne seksi bir vali bu!

"Benim valim", "Benim emniyet müdürüm" anlayışı böyle tezahür ediyor.

Bitlis Valisi Nurettin Yılmaz'la, Emniyet Müdürü Halil İbrahim Doğan, kentte esnaf ziyaretleri yapıp, Akp'ye oy isterken, halkın tepkisiyle -çok haklı olarak- karşılaşmış ve bir dükkâna sığınmak zorunda kalmışlar.

Son 7 yılda valiler, kaymakamlar kamyon üstünde kömür dağıtımı, evlere makarna paket servisi, elden para dağıtımı gibi işlerle ilgileniyorlar.

Tabii vali, Tayyip'in valisi. O ne derse öyle olmak zorunda.

Görülmüş müdür şöyle bir rezalet? Valilerin görevleri hükümet partilerine oy dilenmek midir? Kamyon üstünde kömür dağıtmak mıdır?

Herifler vali değil, parti teşkilatının il başkanı sanki. Hemen hepsi aynı şekilde davranıyor. Bundan gocunmuyorlar da. Paşa paşa yapıyorlar.

Devletin valisine emir kulluğu yapmak, el etek açmak yakışır mı? İnsan bunu kendisine nasıl yakıştırabilir?

Parti araçlarında deprem yardımı yapılır, valiler, emniyet müdürleri kapı kapı oy isterler, kaymakamlar gecenin köründe resmi binalarda elden para dağıtırlar. Kabile toplumlarında olacak şeyler, güya sosyal devlet Türkiye'de yaşanıyor.

Hayır, işin ilginci bunları gayet sıradan sayıyoruz. Hiç rahatsız olmuyoruz bunlardan. Hakikaten valinin görevi, iktidar partisi için oy istemekmiş gibi davranıyoruz.

Annem hep der, "İnsanın içi, yüzüne yansır" diye. Şunların hangisinin suratında meymenet var acaba? Hepsi başka bir dünyadan yeryüzüne indirilmiş gibi.

Bunlar çıkartılırken, özel bir şey mi yeniyor acaba? İki yüz gram keçi boynuzu pekmezi, biraz tulum peyniri, azıcık da karabiber al sana seksi vali.

Hakikaten ne çekici bir adamdır bu Nurettin! Heriften seksapel akıyor. Bir cezalandırılma yöntemi olmalı böyle dünyaya gelmek.

İsteyin siz oy, isteyin. Sandıkta oyları tersten gösterecekler, hiç merak etmeyin...

Motorlu imama müftülük baskısı


Bu genç arkadaş, 24 yaşında bir imam. İsmi Tarık Balkı.
Dalaman Müftülüğü, kendisini istifaya zorlamış.

Nedenleri şöyle sıralıyor müftü Selahattin Bozkurt: "Balkı’nun motosiklet tutkusu hastalık derecesine ulaşmış. Kendisini çok kez uyardım. Neredeyse evine motosiklet ile girecek durumdaydı. Kullandığı motosiklet sürat motoru olduğu için günlük motosikletlere benzemiyor ve dikkat çekiyor, köyde gürültü yapıyordu.
Bu nedenle gençlerle ve köylülerle arasında sorun çıktı. Bizi dinleseydi geleceği parlak bir imamdı. Ayrıca motosiklet tutkusu Facebook’a da yansımış. Facebook sayfasında garip garip fotoğraflar vardı. Köylüye ayak uyduramadı."


Türkiye'de mahalle baskısı vardı değil mi? Kendi deyimleriyle mütedeyyinlere karşı mahalle baskısı uygulanıyordu.

Mahalle baskısı öyle değil böyle oluyor. "Parlak bir imammış ama motosiklet kullanıyormuş. Üstelik de facebookta fotoğrafları varmış."

Tabii bizler de Heidi ve Peter'iz. Yedik bunları.

Aile kurumunun kutsallığı, gençleri korumak hikâyeleriyle hayatımızın her alanına müdahale ediliyor. Devlet beni ve ailemi korumaya kalkıyor, aklısıra.

Devlet önce kendine sahip çıksın. Kendini bağımsız kılmaya çalışsın. Okyanus ötelerinden emirler almasın, sonra vatandaşını sahiplensin.

Müslümanlığın şartları gibi, imamlığın da şartları olduğunu böylece öğrenmiş olduk. Yüksek sesle motosiklet kullanmak, motosiklet kullanmak, köylüye ayak uyduramamak gibi pek çok şart var.

Ayrıca bu ülkede Diyanet'e verilen para ve bu imamlara verilen paralar da sorgulanmalı. Güya din ve devlet işi ayrı ama devlet, para topluyor bunun için ve bütçeden en fazla nasiplenen kurum oluyor.

Ülkenin; ateisti, Alevisi, Katoliği, Protestanı da bu kuruma para veriyor. Bildiğin haraç aslında, başka bir anlamı yok. Din gönüllülük işiyse, imama ne gerek var? Allah'la arama niye elemanın biri giriyor?

Türkiye'de kurulmuş şu kokuşmuş düzenin en kokuşmuş parçalarından biridir Diyanet denen kurum. Oluk oluk para akıyor ve benim cebimden çıkıyor, bana sorulmadan.

Konudan uzaklaşmadan, eğer imam olacaksan da, sakalın bol olacak, alabildiğine bağnaz olacaksın ve motosiklet kullanmayacaksın. Motosiklet dinen günah ya! Hem de facebook'u varmış elemanın. Günahların en büyüğü lan Facebook. Öyle buyurmadı mı padişahımız?

Aklınızı sikeyim sizin...