2 Şubat 2012

O ahlak önce size lazım


Recep Tayyip Erdoğan: Biz muhafazakâr, demokrat ve dindar bir gençlik yetiştirmek istiyoruz.

Sadece 24 saatte ortaya çıkan üç olayı yazacağım.

1. Ankara Sincan'da 32 yaşındaki İ.S. adlı kişinin, üç kız kardeşine tecavüz ettiği ortaya çıktı

2. Muğla'nın Fethiye ilçesinde, Adnan A. isimli kişi, akli dengesi bozuk öz yeğenine tecavüz etti.

3. Antalya'da 6 yıl önce 12 yaşında olan bir kızı, öz babası 5 bin liraya sözleşme yaparak sattı.

Şunlardan uzun bir liste halinde yaparım. Bir günde önüme gelen taciz, tecavüz ve türlü sapıklıkların haddi hesabı yok.

İktidarların görevlerinin; muhafazakâr, demokrat ve dindar nesiller yetiştirmek olduğunu öğrenmiş olduk. Fakat arkadaşa biri haber versin, yetiştirmekle gurur duyduğu nesiller, kokuşmuşluktan geçilmiyor. Sen iktidarsın, devleti yönetirsin. Yapacağın işin, şekli şemali bellidir. İktidara mı kalmış, gençlerin dindar olup olmayacağı.
Bu mantıkla yarın biri gelir, "Ateist nesiller yetiştireceğiz" der. Böyle şey olur mu lan!

Pervasızlık boyutunu aştı artık söylenenler. İktidar olmayı, ülkenin sahibi olmakla karıştıran; garip, anlaşılmaz, hastalıklı beyinlerle dolu ortalık.

Açık açık söyleyemiyorlar, "Biz alabildiğine aptal, beyni çalışmayan gençlik peşindeyiz" diye.

Hayır, dindarlığın ölçütü nedir? Belli bir skalası mı var da, dindar olmadığını düşündüğün gençliği dindar yapmaya çalışıyorsun? İnsanların inançlarını nasıl yaşadığını, kim, nereden bilebilir ki? İnanç açıktan açığa yaşanan bir şey midir?

Dindarlık bunların yaşadığıysa, sikerim öyle dindarlığı. Çal, çırp, çalanı çırpanı kolla, gözet, senin gibi düşünmeyenleri tık cezaevine, sonra "Bunlar tacizci" diye yalan söyle, seçimden önce söz verdiğin hiçbir şeyi yapma yani yalan söyle, Karadeniz'de yol yap, o yol yarma şeftali gibi ikiye bölünsün paramparça olsun yani işini düzgün yapma bu ülkenin halkının cebinden aldığına hıyanet et sonra 'dindar nesil' yetiştir.

Memlekette demokrasi ayağına, faşizmin alası yaşanıyor. Yeni nesillerin nasıl olması gerektiği de, başbakan tarafından belirleniyor ve devlet politikası haline getiriliyor.

Son 10 yılda ülke, hiç olmadığı kadar kokuştu. Tacizin, tecavüzün, hırsızlığın haddi hesabı yok. Millet öz yeğenine tecavüz ediyor, kızını satıyor, kardeşlerine tecavüz ediyor, bunlar çıkmış "dindar nesil" diye hikâye yazıyor.

Ülkenin ekonomisi şahane, muhteşem demokrasimiz var, olağanüstü bilimsel gelişmelere imza atıyoruz ya, sıra muhafazakâr, dindar gençlik yetiştirmeye geldi.

Ahlaklı bir nesil yetiştirmek istiyorsanız, önce kendi ahlakınızı geliştirin, sonra halkın ahlakına, yapısına bakarsınız -bakamazsınız ya-.

Kendi katillerinizi, hırsızlarınızı, yoksulluk ve yolsuzluk ustalarınızı serbest bırakıp, muhaliflerinize iftira atarak cezaevine yollamak, dindarlık mı oluyor? O zaman bugüne kadar hep doğru yolu seçmişim.

Önce insan olun sonra dindar olursunuz. Ama bir eşeğin felsefe profesörü olma ihtimali, sizin insan olma ihtimalinizden çok daha yüksektir.

1 Şubat 2012

Orospu coğrafyası


Nereden başlamak lazım bilmiyorum. Futbolun ağzına sıçtılar. İzlemek artık işkence halini aldı. Sahadaki futbolu izlemek için her televizyonun karşısına geçtiğimde, kendime lanet okuyorum.

Önce bir onu yazayım. Mehmet Ali Aydınlar ve Fenerbahçe yönetimi, iyi polis, kötü polisi şahane oynadı ve Etik Kurulu'nun "Şike yapılmıştır" raporunun yeniden kaleme alınması için fantastik bir oyun oynadı.

Bana kimse Fenerbahçe'nin bir ay içinde 58. madde konusundaki tavır değişikliğini açıklayamaz. Gerçi pek çok embesil, "Biz değişmesine hep karşıydık" diye kendisini avutuyor. Nihat Özdemir zaten kulübün 2. Başkanı değil, tuvalet temizleyicisi değil mi? "Değişmezse Türk futbolu batar" muhabbeti, bir ay içinde "Değişmesini istemiyoruz"a geldi.

Amaç TFF ve tüm kurullarını düşürerek, Etik Kurul'dan 'temiz' bir rapor almaktı. 3 embesilin istifasının nedeni budur. Topu da UEFA ile Helvacı'ya salladılar ve işin içinden sıyrıldılar.

Göreceksiniz yeni seçilen (Başbakan'ın seçeceği isimler) Etik Kurul, yenii bir rapor hazırlayacak ve "Şike yoktur" denilecek. Al sana 'Türk usulü temizlik!' Misler gibi arınacaklar bu süreçten. Tabii, UEFA eğer tüm Türk takımları ve Milli Takıma ceza verirse, ne şiş yanacak ne kebap. Demirören'in Akşam gazetesine verdiği "Hiçbirimiz Avrupa'ya gitmeyelim" demecini hatırlarsanız, ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız.

Böyle bu ülke, yapılabilecek bir şey var mı? Vardı tabii ama geçmiş olsun. Şikeciler sokak sokak miting düzenlerken, temiz futboldan dem vuranlar götünü devirip, sonucu bekledi. Alın size sonuç, güle güle götümüze sokalım. Bu şerefsizliği içine yediren varsa da, helal olsun.

Meral'e ana avrat küfür etmeden önce eğri oturup, doğru konuşmak lazım. Baros, Melo ve Ujfaluši gördükleri tüm kartları itirazdan görüyorlar. Arkadaş, hırslı olmak iyidir, hoştur da, lisede sınıflararası futbol turnuvası yapmıyorsun ki, profesyonel futbolcusun, yarak gibi de para alıyorsun.

Her beğenmediğin, her aleyhine kararda, haklı da olsan bu kadar saçma sapan itiraz edilmez. Bir değil, iki değil. Sürekli aynı bok. Her an hangisi atılacak, hangisi kart görecek diye götün ağzında bekliyorsun. Bu kadar sinir, hem zarar veriyor, hem antipatik gösteriyor takımı.

Puan kayıplarından bağımsız olarak konuşacağım, haftalardır kazandığımız maçlar dahil iyi oynamıyoruz. Samsun'da başladık, Antalya'da devam etti. Erken form tutma olgusuna inanmışımdır. Lige iyi başlayan takımlar, ne yazık ki, sonunu getiremez. Umuyorum böyle bir durum yoktur. Gerçi siktiğimin ligi, New York maratonundan beter.

Ben futboldan çok anlamam, o yüzden bir orta saha oyuncusu alınsın diye götümü yırtıyorum. Gelen adamlar Yiğit Gökoğlan ve Necati. Yiğit Gökoğlan takıma girebilmiş değil, Necati'nin de kurban edileceği daha imzayı atmadan belli oldu.

Lan, bak hatırladım yine sinirlendim. Tribündeki yavşaklar ahkâm kesiyor, 'bilmem kim gelmesin' diye. Sonra büyük kulübüm diye ortalarda dolanacaksın. İtler, götler posta atar hale gelmişse, sikerler öyle büyüklüğü. Bu yavşakları spatula ile kazıyacaksın tribünden. Bunlar asalak çünkü, futbolcudan haraç alır, vermezsen Necati gibi havaalanında herkesin içinde yumruklanırsın. Sonra attığı onca gole rağmen, bu piçlere esir olup gönderirsin.

Bunlar tribünde adam bıçaklar, insanları tehdit eder, sağda solda "Galatasaray'lıyım" diye gezinir. Siz seviyorsanız, ben nefret ediyorum o Galatasaray'dan.

Gelelim orospu Meral'e. Bu herif ligin açık ara en kötü hakemi. Kasımpaşa maçını hatırlamak yeter. Öyle bir pozisyonu görememek gibi bir ihtimal yok. Bu maçın da ağzına çabucak sıçtı. Musa Nizam'ın Selçuk'a arkadan abanmasına penaltı veremedi. Melo'nun kullandığı penaltıyı zaten yardımcı verdi. İkinci yarıda Selçuk'un ceza alanı içinde düşürülmesini esgeçti. Kırmızıya bir şey diyemiyorum, muhtemelen Baros küfür etti ve o yüzden verdi.

Böyle sahada, bu oyunla, orospu Meral'le puana dua edelim. Antalyaspor böylesi iğrenç bir futbol oynamasa 3 puanı alır, evine öyle dönerdi ama heriflerin futbol denen oyunu oynamaya niyetleri yok.

Not: Yazarken unuttum, Orospu Meral'in bir de oğlu var. İsmi Ömer.

31 Ocak 2012

Biri gidiyor, biri geliyor, biri gidiyor, biri geliyor


Biz böyle adamları seviyoruz. Misal Adnan Sezgin'e senelerce katlandık, Samsunspor yarı devrede herife siktiri çekti. Samsunspor'daki zekânın ve ileriyi görebilme yetisinin 10'da 1'i bizde olsa, son 4 yıldan 2 şampiyonluk çıkardı.

Millet delirdi, çıldırdı en sonunda Adnan Sezgin denen heriften kurtulduk. Ama 'Galatasaray'da transfer bitmez' şiarından yola çıkarak Adnan Sezgin'in boşluğunu, hemen hemen aynı kalibredeki Bülent Tulun'la doldurduk. Aynı görevde değiller hikâyesini anlatmayın mümkünse.

Bülent Tulun denen eleman, Galatasaray tarihinin en büyük gerizekâlılığında imzası vardır ama bunlar nasıl ilişkilerse bir biçimde görev alabiliyor. Yönetici oluyor, menajer oluyor, başkanın kişisel siki oluyor.

Galatasaray'a hizmet etmek için "Bülocuğum, Florya'da top toplayacaksın" deseler, onu da yapabilecek gibi geliyor.

Yaz transfer dönemi, büyük gerginlik olmadan geçilmişti fakat devre arasında gelince ufaktan hareketlenmeler olmaya başladı. Terim ısrarlı biçimde transfer istiyor, istediği adamlar alınmıyor, Bülent Tulun başkanın sol taşağı olduğu için kendisi birtakım isimler öneriyor. Terim, o isimleri beğenmiyor, Tulun da, onun istediklerini aldırmıyor.

Hayır, inan anlamıyorum Adnan Sezgin, Bülent Tulun gibi dalyarakları nereden bulup çıkarttığımızı. Herifler, Galatasaray'ı turnike yaptılar, bir Adnan, Bir Bülent sırayla göreve geliyorlar. Aradan bir-iki yıl geçiyor, bunlar kayboluyor, sonra birden peydah oluyorlar.

Ortada ciddi iddialar var. Bülent Tulun'un, Terim'i istemediği belirtiliyor. Durum buysa, onun ta götünden sikeyim, içine de eşek dikeyim. Bu cümleden Terimsever bir algı çıkartılmasın ama ne lan bu böyle! Bülent Tulun kimdir de, Galatasaray'da teknik direktör belirler ya da teknik direktör gönderir konumdadır.

Lan oğlum, ben mi yanlış hatırlıyorum, bu herif değil miydi Ribery'nin gitmesine neden olan adam? Herif Galatasaray'da görev almadığı zamanlarda, başarısız sonuçlarda bir tek götüne kına yakmadığı kaldı. Tehdit mektubu hikâyesini hiç söylemiyorum bile. Buna da bir savunma gelir muhtemelen.

Ne güzel değil mi? Lise tuvaletinde sigara içerken turnikeye dönen tipler gibi herifler. Bir o geçiyor kulübün ağzına sıçıyor sonra siktirip gidiyor. Sonra diğeri geçiyor, o sikip atıyor.

Bu işler sarpa sarmaya çok yakın. Ünal Aysal'ın son dönem çizdiği profil de sevimsizleşmeye başladı. Gereğinden fazla konuşup, her fazla konuşan insan gibi saçmalıyor. ('Başkan saçmalıyor' dedim ya, banko biri çıkacak "Sen nasıl konuşursun?" diyecek. A.k, herif sanki Galatasaray Başkanı değil de Tanrı'nın elçisi! Hiçbir şey söylenmiyor, söylenemiyor)

Şu Bülent Tulun denen dalyarak dolması, siktirip giderse pek memnun olacağım.

27 Ocak 2012

Fenerbahçemiz, Akp'li taraftarımız, teşekkürler Başbakanımız


Futbol Federasyonu Genel Kurulu, pek çok açıdan ilginçlikler barındırıyordu. 58. madde üstüne çöreklenen tartışma son bulurken, Genel Kurula Yıldırım Demirören'in "Fenerbahçemiz" söylemi damga vurdu.

3 Temmuz'dan bugüne gelinen süreçte, gerçek futbolseverler şunu gayet iyi anladı; 'futbol' kirlidir ve öyle ya da böyle herkes bu kirli oyunun bir ucundan tutmuş durumda.

7 aydır hemen herkes, kendi pisliğini örtmek için bir diğerine pislik bulaştırmak için elinden geleni yapıyor. Temcit pilavı kıvamındaki iddialar tozlu raflardan indiriliyor. Bu arada kendisine yönelebilecek suçlamalara karşı da, ezber cevaplarla savunmaya girişiliyor.

3 Temmuz'dan beri Galatasaraylılarla konuşuyorsunuz temizler, Fenerbahçelilerle konuşuyorsunuz temizler, Beşiktaşlılarla konuşuyorsunuz temizler, Trabzonsporlular da temiz, Bursasporlular temiz v.s. v.s.

Bu kadar bok dönüyor ama herkes temiz. Ne ilginç değil mi? Herkes futbolu kirletenin adresini bir başkası olarak görüyor.

Şu süreçten çıkmak için kabullenmenin şart olduğunu bilmek gerekiyor.

Dün Yıldırım Demirören "Fenerbahçemiz" dedi. Beşiktaşlılar buna çıldırırken, Fenerbahçeliler ve Galatasaraylılar bunun üstünden Beşiktaş aşağılaması yaptı, taşağını geçti.

Akşam, Ünal Aysal "20 milyon Galatasaray taraftarı Akp'ye oy vermiştir" dedi, bu kez Beşiktaşlılar ve Fenerbahçeliler aynı çapta taşak geçme şenlikleri başlattı.

Dün iki başkan bu laflarla maymuna dönerken, gazetelerde Ülker Arena'nın açılışı için Fenerbahçe Spor Kulübü Başbakan Erdoğan'a tam sayfa teşekkür yayınladı.

Aptal olmanın anlamı yok, herkesin birbirine göbekten bağlı olduğu futbol ortamında, siyasal erkin her şeye hakim olma çabası düşünülünce, herkesin aynı biat kültürü karşısında ceketinin önünü ilikleyip, güç karşısında eğildiğini görmek lazım.

Kimsenin farklı olmadığını da, kafasına iyice sokması lazım. O kafa, bu düşünceyi alana kadar kaç tane tokat yiyeceğiz merak ediyorum. Bir sağdan, bir soldan çakıyorlar, her tokattan sonra "Bana ne vuruyorsun, yandaki yaptı" diye ağlayıp sızlıyor herkes.

Ülkenin siyasi durumundan farksız değil futbol ortamı. Siyasal iktidarın baskıcı, sansürcülüğünden rol çalanlar dün Ultraslan'dı, bugün ForzaBeşiktaş, yarın bir başkası olacak.

Bunca şeyi görmemek için ya çok iyi niyetli olmak gerekiyor ya da kötü niyetli. Bu kadar şeye rağmen hâlâ "Biz farklıyız" diyebilmek için kalın bir deriye veya kalın bir kafaya ihtiyaç var.

Farklılık zaten görece bir kavram. Herkes durduğu yerden baktığında, istediği şeyi farklı görebilir.

Ünal Aysal, Yıldırım Demirören, Aziz Yıldırım, Sadri Şener daya bu isimlere yenilerini, aklına her kim geliyorsa, kimsenin birbirinden farkı yok, hepsi ortadaki pastadan daha fazla pay kapmak için yarışıyor.

Birtakım taraftar grupları da, bunların yediği pastadan tabakta kalan kırıntıları yalıyorlar. Onu farklı yapmış, bunu farklı söylemiş, diğerini başka türlü düşünmüş, geç o işi.

Rıdvan Akar gibi adamın ne pastayla, ne kırıntılarla işi olmaz. Rıdvan Akar, tertemiz taraftardır. Rıdvan Akar'ın Fenerbahçelisi, Galatasaraylısı, Trabzonsporlusu, Edirnesporlusu yok mu? Elbet var, olmaz olur mu? Ama işte gün geliyor, 'fark, fark' diyen adamlar, en boktan, en çiğ yöntemlerle Rıdvan Akar gibi futbolun gerçek sevdalılarına sansür uyguluyor. Farka ne oldu? Uçtu, uçtu kuş oldu.

Şimdi aptallık yapıp da, yazıyı götünden anlayacaklar için söyleyeyim. Kimseyi hedef almıyorum ama başından beri söylediğimin de arkasında duruyorum.

Şike yapanlar sokakları inletti, temiz futbol isteyenler kılını kıpırdatmadı. Ortak bir eylem biçimi geliştirmeden, ortak hareket etmeden, renklere bağlı kalındıkça, futboldan söz etmek fazla komik oluyor.

Bak, bu kadar tantana kopuyor değil mi? Sezon sonu hangi takım şampiyon olursa olsun, ağzına 'şike'yi alacak mı? Lay lay lay, loy loy loy şampiyonluk kutlayacak.

Şike, teşvik kimsenin umrunda değil. Zaten umrunda olsa, şike yapanlar sokak arşınlarken, temiz futbol isteyenler evinde oturmazdı.

Senin, benim, Rıdvan Akar'ın saf futbol sevgisini, üç-beş yavşağın söylemi de değiştiremez.

Onları unutmayın


Her tarafı kar kapladı. Pek çok canlı, yemek ve su bulamıyor. Kapınızın önünü temizleyip, bir kap su, biraz yemek verin.
Pencerenizin kenarına kuşlar için bulgur, buğday koyun.

Unutmayın lan işte, bir faydamız olsun bari.

25 Ocak 2012

Delegelere bak delegelere!



Yarın Türkiye Futbol Federasyonu'nun tarihi Genel Kurulu var. Genel kurulda, haklarında şike ve teşvik primi iddiası bulunan kulüplere uygulanması muhtemel yaptırımların değiştirilip, değiştirilmemesinin görüşüleceği ve karara bağlanacağı bekleniyor.

Galatasaray'ı, Genel Kurul'da 7 delege temsil edecek. Bunlar; Ünal Aysal, Adnan Öztürk, Alp Yalman, Mehmet Ağar, Abdurrahim Albayrak, Ergun Gürsoy ve Refik Arkan.

Futbolda temizlikten, haktan, hukuktan söz eden bir kulübün delegeleri arasında Mehmet Ağar ve Ergun Gürsoy gibi isimler bulunuyorsa, Galatasaray şikeden teşvikten filan hiç söz etmesin.

Koskoca Galatasaray Spor Kulübü, delege olarak bir katilden başkasını bulamaz mı? Yok mudur başka adam? Sen şikeye, teşviğe ceza verilmesini isteyeceksin ama bunun için oy veren adam, bugün topraklardan fışkıran kemiklerin ana sorumlularından biri.

"Sepetin içindeki elmalar arasında çürük de bulunur" gibi bir savunma içine girmek, Mehmet Ağar'ın Galatasaray delegesi oluşunu savunmak, 'temiz futbol' istemekle pek örtüşmüyor.

Ergun Gürsoy'a gelince; teşvik primi verdiğini sağır sultanın bile duyduğu bir adamı, teşvik ve şike konusunda delege yapmak, tam kara mizah örneği. Hırsıza anahtar emanet ediyorsun. Yarın öbür gün evin soyulunca da, kıçını yırta yırta bağırıyorsun.

Herkes bu bataklık içinde debelenip duruyor. Sözümona Galatasaray duruş gösteriyor, gösterdiği duruşun isimlerinin biri katil, diğeri bu işlerin tornasından geçmiş, hatta tornanın başında iş tutmuş adamlardan biri.

Yarınki Genel Kurul'da Ergun Gürsoy'a biri çıkıp "Birader, şikeye, teşviğe ceza verilmesin diyorsun da, senin Doğanlar ne oldu?" diye sorsa, ne yanıt verir merak ediyorum.

Olmamış, hem de hiç iyi olmamış. Temizlikten söz edilecekse, önce kendi kapını süpüreceksin, sonra başkasına bok atacaksın.

Sorsan, Galatasaraylı arkadaşlara "Ergun Gürsoy'un teşvik primi verdiği ne malum?" der. Ulan aynı savunmayı, bugün şike yapanlar söylüyor. O zaman, bu mantıkla kimseye bok atmayacaksın.

Bak şimdi, böyle yazdım ya, süper tarafsız olacağım. Kendi tuttuğun takımla ilgili boktan şeyler yazınca "Vay helallll" diye alkış tutuyor millet. Başkalarına laf söylediğin andan itibaren "Yavşak, fanatikliğe bak" diye herkes ağzına geleni söylüyor.

Şu takım takıntlarından vazgeçmedikçe, kimse temiz futbol istemesin. Gerçi, temiz futbol istemeye kimsenin yüzü olmaması lazım. Temiz futbol isteyenler sustukça sustu, haliyle şike yapanlar da üste çıktıkça çıktı.

Kim ne derse desin; Mehmet Ağar'ın, Ergun Gürsoy'un delege olduğu yerde, temiz futboldan söz edilmesi mümkün değil.

Şikecilerin bas bas bağırıp, haklı olduklarını düşündüğü, herkesin kendisini bir diğerinden daha temiz addettiği, kendinden başka herkesi aşağılayıp, aşağıladıkları kişi ve grupların kopyaları olduğu, şikeye-teşviğe ceza verilmesini isteyip, katillerin delege yapıldığı bir ülkede temiz futbol bekleyen kaldıysa, kendilerini o aptallık boyutundaki iyi niyetle başbaşa bırakıyorum.

Mümkünse, kimse şunları savunmasın, hele hele Galatasaraylı arkadaşlar hiç savunmasın. Savunan varsa da, şike yapanları ya da teşvik primi verenleri suçlamasın.

24 Ocak 2012

Soykırım olsa da, olmasa da










Türkiye'de "Ermeni soykırım tasarısı" adı verilen "Soykırım tasarısı"nın tam metni

Aşağıdaki metin, 2008/913/JAI numaralı karar çerçevesini şöyle değiştirmeyi teklif eder:

Kamuoyu önünde soykırım cinayetlerini, insanlığa karşı işlenen cinayetleri kabul etmeyen, reddeden, bayağılaştıranları veya savunanları Uluslararası Ceza Hukuku Statüsünün 6.,7.,8. bentleri ve Uluslararası Askeri Mahkeme'nin 6. bendinde ifade edildiği üzere 1 yıl hapis cezası ve 45.000 euro para cezası ile cezalandırmayı öngörür.

YASA TEKLİFİ

Madde 1: 29 Temmuz 1881 kanunun 24 bis maddesinin birinci bendi, alttaki yeni beş bendle değiştirilmiştir.

"24'üncü maddenin altıncı bendi doğrultusunda, soykırım suçunu veya insanlık ve savaş suçunu savunan, inkar eden veya kamusal alanda onemsizleştirmeye çalışan, altaki tanımlamalara dayalı cezalandırılacaktır:

1) Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüsünün 6'inci, 7'inci, 8'inci maddesi

2) Ceza kanunun 211-1 ve 212-1 maddesi

3) Uluslararası Askeri Mahkemesi'nin statüsünün 6. maddesi:

"Ve kanunen tanınmış, Fransa tarafından imzalanmış ve onaylanmış uluslararası bir sözleşmenin, veya uluslararası veya Avrupa kurumlarının nitelikli bir karara bağlı, Fransız yargısı tarafindan nitelendirilmiş, Fransa'da uygulanabilir hale gelir."

Madde 2: 29 Temmuz 1881 basın ozgürlüğüne dayalı kanunun 48-2 maddesi şu şekilde değiştirilmiştir:

1) "sürgün" kelimesinden sonra "ya da soykırım kurbanı, savaş suçu, düşmanla isbirliği ve insanlık suçu kurbanı" eklenmiştir.

2) "Savunma" kelimesinden sonra "soykırımlar" kelimesi eklenmiştir.


Şu Fransa'daki hadise "Ermeni soykırım tasarısı" diye geçiyor ancak kazın ayağı öyle değil. Tasarı, tüm soykırımları kapsamaktadır. Dünyada 'soykırım' olarak kabul edilmiş ne kadar büyük acı varsa, hepsi dahildir.

Tabii işin Türkiye'yi ilgilendiren yönü 1915 olayları. Şu yukarıdaki fotoğrafları 2 yıl önce Anadolu Ajansı geçmişti, o zamandan bu yana arşivimde duruyor.

Soykırım var mıdır, yok mudur diye acayip bir tartışma var. Kimi olayı "O dönemler savaş vardı, insanlar öldürülmüş olabilir ama soykırım yoktu" diye açıklıyor, kimisi tamamen reddediyor, kimi de soykırımın yaşandığına inanıyor.

Ermenilerin bu ülke sınırlarından kovuldukları, yaşadıkları yerlerden sürgün edilmeleri, dükkânlarının yağmalanması, malvarlıklarına el konulması için öyle çok uzaklara gitmeye gerek yok. Bunları söyleyince karşına "Ama ASALA da, diplomatlarımızı öldürdü" savunmas geliyor. Sanki böyle deyince, yapılanlar yapılmamış gibi geliyor. Ya da alttan alta, bir haklılık payı çıkartılıyor.

Bölgede doğmuş, halen yaşayan Ermenilerin ifadeleri var, onları açıp okumak gerekir, insanların neler yaşadıklarını anlamak için.

6-7 Eylül olaylarına bile bakınca, 1915'lerde neler yaşandığı konusunda bir fikri olabiliyor insanın.

Soykırımı kimin yaptığının bir önemi yok; bir insanlık suçudur ve dünyanın her yerinde lanetlenmesi gerekir.

1990'lı yılları anımsıyorum; insanlar "Buralarda katliam yapılıyor" diye bağırıyordu, faili meçhul cinayetlerin ardı arkası kesilmiyordu. Ölümler için haykıranlar, cezaevlerine gönderildi, işkencelerden geçirildi. Şimdi Diyarbakır'da, Batman'da topraktan cesetler fışkırıyor. Daha 20 yıl önce her şeyi reddeden devlet, 20 yıl sonra başka hesaplarla kabulleniyor.

Uludere Katliamı, bugün değil de, 30 yıl önce olsaydı, kimsenin haberi bile olmazdı yaşananlardan. Devletin ajansının geçtiği haberin, canlı yayınlarda sansürlendiğini görmedik mi?

Bu ülkenin topraklarında çok kan var. Gazeteciler, bilim insanları, yurttaşlar öldürüldü. Hepsinin de üstü örtüldü, örtülmeye çalışıldı.

"Soykırım yoktu" demek, yaşanmamış saymak, ölümlere kılıflar hazırlamak, bu ülkenin topraklarındaki kanın kurumasına engel oluyor.

Kim yaptı, neden yaptı, nasıl yaptı, niçin yaptı? Hiçbirinin önemi yok. Tek bir insan bile öldürülmediğini varsayalım. Evinizden, köyünüzden, kasabanızdan, yaşadığınız ilden sürgün edildiğinizi, kovulduğunuzu; ablanıza, kız kardeşinize, annenize tecavüz edildiğini düşünün. Bunlar da yaşanmadı değil mi?

Zaten biz hep temizdik. Bütün bir eğitim boyunca, "Osmanlı İmparatorluğu kimsenin zorla dinini değiştirmedi" denildi. Sonra okumaya başlayınca gördük ki, bize öğretim hayatımız boyunca palavra sıkılmış.

Acıların, ölümlerin, soykırımın bahanesi olmaz.

Bu ülke topraklarında yüzyıllarca birlikte yaşadığımız insanlarla, karşılıklı olarak hâlâ nefret doluyuz, hâlâ düşmanız.

Bir Kızılderili atasözünde söylendiği gibi: "Gözlerde yaş yoksa, ruh gökkuşağına sahip olamaz."

Bu acılar hepimizin ortak acısı, her şeyi reddediyorsanız bile bunu kabul etmek gerekir.

Unutmayız

20 Ocak 2012

Mahallenin tecavüzcüleri serbest, delikanlılarının da götü açıkta kaldı


Kulüpler Birliği ve Türkiye Futbol Federasyonu toplantısından çıkan kararın meali, şikenin affedildiğidir. Çünkü varolan yasaya göre şike yapmanın cezası bir alt lige düşürmektir. Fakat eksi puan uygulaması ile bu karar by-pass edilmiştir.

Toplantıdan sonra bir açıklama yapan Fenerbahçe 2. Başkanı Nihat Özdemir, "58. madde değişmesin. Virgülüne dahi dokunulmasın. Biz herhangi bir şekilde, herhangi bir yolla, Fenerbahçe'nin yarım puanının bile kesilmesine, para cezası verilmesini kabul etmeyeceğiz. UEFA'nın dikte ettiği kararları kabul etmiyoruz" dedi.

Aynı Nihat Özdemir, bundan tam bir ay önce Hürriyet'e yaptığı açıklamada, "Eskiden sadece Fenerbahçe konuşuluyordu. Şimdi iddianame açıklandı. Fenerbahçe'nin yanı sıra 7 Süper Lig kulübü ve bir Bank Asya 1.Lig kulübü iddianamede suçlanıyor. Bütün kulüplerin ve federasyonun bunu düşünmesi lazım. Kulüpler Birliği, bir arada durmalı, 58. madde için birlikte hareket etmelidir. Ben bunu Fenerbahçe için değil, tüm kulüpler için, Türk sporu için istiyorum. Bu, konunun birinci boyutu. 58. madde değişmezse Türk sporu batar" demişti.

Garantiler alındı, şimdi 'delikanlılık zamanı!' Bundan bir ay önce Türk sporunu felakete sürükleyecek, 58. madde, bugün değiştirilmemeli...

Bazen fazla iyi niyetle yaklaşıyoruz pek çok konuya. Katillerin affedildiği, tecavüzcülerin yırttığı, bir kadını 25 yerinden bıçaklayanların serbest gezdiği, onlarca insanı öldürüp, toprağa gömenlerin cezaevinden çıkartıldığı, milyonlarca Euro dolandırıcılık yapanlar hakkında işlem yapılmadığı bir ülkede şikeye ceza olarak küme düşme verilmesini beklemek, aptallık düzeyinde bir iyi niyet gösterisi.

Hadiseyi siyasetten ayırmak lazım diyeceğim ama "Sporu siyasete karıştırmayın" diyen herkes, tribünlerdeki taraftarların potansiyel oy olduğunu gördüğü için, kafi derecede ikisi bir arada karışmıştır.

Dedik ya, tecavüzcüler ellerini kollarını sallaya sallaya dolanıyorlar diye. Mahallenizde tecavüzden hüküm giymeden, yırtan biri olduğunu düşünün. Ne gözle bakacaksınız bu insana? Hiçbir şey olmamış gibi, "Aslanım benim ne de güzel siktin?" mi diyeceksiniz? Ya da bu tecavüzcü, hiçbir şey olmamış gibi o mahallede oturmaya devam mı edecek? Elbette hayır, yapacağı ilk şey, izini kaybettirip yok olmaktır.

Fenerbahçe ve adı geçen 7 kulüp, mahallenin tecavüzcüleridir. Üstelik bu tecavüzcüler, bırakın mahalleden kaçıp, izlerini kaybettirmeyi, mahalleye kazık çakmak için ellerinden geleni yapmıştır. Üstelik mahallenin tecavüzcüleri, sürekli yeşil sahaya çıkıp, futbolu sikmeye devam edecek.

Şimdi yeri geldiği için konuşalım. Çarşı için yazdığım bir yazıdan ötürü, söylenmeyen şey kalmadı. Hatta sevdiğim bazı insanlar, defterden silmeye kadar götürdüler.
Eee birader; her şeye lafı, sözü olan, Erbakan'ın ölümünü, Erdoğan'ın annesinin vefatını bile esgeçmeyen Çarşı, 3 Temmuz'dan beri olan biten bu komediye neden ses çıkartmaz? Neden tepki göstermez? Neden dut yemiş bülbül rolü üstlenir?

Hani anarşist tavır, hani endüstriyel futbola karşı duruş, hani isyankâr, asi bünyeniz?

Sonra "Biz farklıyız" nameleri. Oğlum bırakın bu işleri lan, kimse farklı filan değil, o bok çukurunun içinde herkes.

O bok çukurunun içinde, bugün "Şike affedilsin" diyen Galatasaray da var, Trabzon da var, sürecin başından beri ağzını açmayan siz de varsınız, sapına kadar şikeye sahip çıkan taraftar da var.

Futbol bir bok çukurunun içindeydi zaten. O bok çukuru şimdi genişledi, genişledi herkesi içine aldı. Şikeyi yapan Fenerbahçe futbolu ne kadar sikmişse, bugün Kulüpler Birliği'nin aldığı kararın altına imza atanlar o kadar sikmiştir.

Kimse aptalca edebiyat parçalamasın, endüstriyel futbol diye. Store'den sırtına formayı geçiriyorsun, gidip kombine alıyorsun, hafta sonu maça gidiyorsun, her akşam bahis oynuyorsun, sonra da farkındalıktan söz ediyorsun. Canım benim, yemezler.

Üstünüzdeki formayla aynadaki yansımanıza bakın, kimsenin birbirinden farkı yok. 20 Ocak 2012 itibariyle, ağzının ortasına sıçılmış Türk futbolu, götünden sikilmiştir. Bundan sonra izleyeceklerimiz tamamen yanılmasalardan ibarettir.

Haa, biz mi ne yapacağız? Yarından itibaren futbol konuşmaya devam edeceğiz. Penaltıydı, ofsayttı, kornerdi diyerek kendimizi avutacağız.

Herkes kendisinin, diğerinden ne kadar temiz olduğuna inanmaya devam etsin. Futbolu siktiler, biz de hep birlikte karşısına geçip 31 çektik.

19 Ocak 2012

Orospu çocukluğunun sanat eseri


30 yıldır futbol izlerim, böylesi sanat eseri niteliğinde bir orospu çocuğu görmedim.

Bir orospudan çıkabilecek nitelikte bir orospu çocuğu değil çünkü.