
Nereden nereye değil mi? 44 yıl önce 24 Haziran'da, yurtsever-devrimci öğrenciler ABD'nin 6. Filo'ya karşı 2 yıl süren bir direniş başlatıyor.
Bugünse, ABD'ye ait ne varsa her şeyi benimsemiş durumdayız. Hayatımızın içinde, hatta hayatımızın ekseninde.
Biraz önce bir arkadaş yorum yazmış Türkçe Olimpiyatlarına ilişkin "Koala peki şöyle desem sana. Okulların açılması dünya da Türkçe konuşulması, dış ülkelerde Türk bayrağının dalgalanması kötü bir şey mi? Orta Asya da, Afrika'da, Kanada da, Amerika da Türkçe konuşulması oradaki çocuklara Türkçe'yi öğretmek ve türk kültürünü yaymak kötü bir ideoloji mi?" (eleştirmek ya da afişe etmek için koymadım)
"Emperyalizmin her türlüsüne karşıyım, bu kültür emperyalizmi olsa da" yanıtını verdim. Konunun Türkçe Olimpiyatı kısmı bambaşka bir tartışma konusu. Daha isminden kaybediyor, Türkçe sevdalıları. Fransızca'dan gelen Olimpiyat kelimesi bile yeterli.
44 yıl önce her şeyi göze alarak emperyalizme direnen ve ona karşı çıkan bir gençlik, 44 yıl sonra her şeyiyle emperyalizme teslim olmuş bir gençlik.
Farkında bile olmadan, esiri oluyoruz. Geçmişe dönüp, tekrar tekrar bakmak lazım. Her şeyin üstünden yeniden geçmek gerekir. Direnmekten, karşı koymaktan, reddetmekten alıkoymasın kimse kendini.
'Cesurlar bir kez, korkaklar her gün ölür'. Bunun hayatta pratiğini her dakika yaşıyoruz ama kendimizle yüzleşmekten bile korkuyoruz. Çünkü ağır ağır korkunun esiri oluyoruz.
Kaybedecek çok şeyimiz kalmadı ve bu gidişle kaybedecek hiçbir şeyimiz kalmayacak.
Direnmek, karşı koymak için bir yerden başlamak lazım.

