Livorno etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Livorno etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Nisan 2010

İkisine birer kapak lazım


Ne zaman oldu futbol konuşamadık. Yine çok konuşmayacağım. Ronaldo denen cins, "Barcelona'nın elenmesini istiyorum" demiş. Umuyorum, bu arkadaşa bir kapak gider akşam.

Jose Mourinho'yu Porto günlerinden bu yana sevmedim. Tavrı, konuşmaları, hareketleri dehşet derecede itici geliyor.

Bu iki lavuğa da birer kapak lazım. Şöyle maymuna döndüklerini görmek istiyorum. Zaten Galatasaray yüzümüzü güldürmedi, Livorno küme düştü, Arsenal virajda devrildi bari Barcelona yüzümü güldürsün.

Maç sonrası yorumu: Bu yıl futbol sezonu benim adıma hayal kırıklığı ile kapanmıştır. Ne yazasım, ne okuyasım var. Barcelona şampiyonluğu da kaptırırsa, yeni sezon başlayana dek futbolla bağlarımı kopartırım.

Bayern ve İnter; Şampiyonlar Ligi finaline bak. Kazanan haklı olmuyor benim gönlümde.

14 Mart 2010

Lucarelli geri döndü


Aslında Ankaragücü maçı dışında bir şey yazmayı planlamıyordum ama Lucarelli 3'leme yapınca dayanamadım.

İlginç bir maç oldu, ciddi anlamda harika bir mücadeleydi. Inter'ın yenildiği bir haftada Roma büyük fırsat tepti, hele de Pizzaro penaltı kaçırınca. Bu sonuçlarla Milan'a fırsat doğdu.

Doğrusu beni kimin şampiyon olduğu ilgilendirmiyor İtalya'da, hep sevimsiz bir lig olmuştur benim için. Ancak bugünkü maçlar dehşet acayip olmuş. Juve'nin 3-0'dan 3-3 berabere kalması, Genoa'nın 5-3'lük galibiyeti....

Konuya döneyim, Lucarelli geri döndü, şahane de oldu. Özetleri kaçırmayın derim...

25 Eylül 2009

Endüstriyel futbola karşı olmak


Kalemini çok sevdiğim ve beğendiğim, çok sevdiğim arkadaşım Evrensel gazetesi spor yazarı Mehmet Özyazanlar yine harika bir yazı kaleme almış. İzninizle bugünü onunla geçirmenizi istiyorum..

Endüstriyel futbola karşı olmak

Şu, "endüstriyel futbola karşı olmak" olgusunun içini doldurmak gerekmiyor mu artık? Yoksa bu gidişle, "endüstriyel futbola karşı olmak" olgusunun, bazı taraftar gruplarının elinde, dilinde sulandırılıp tümüyle anlamını yitirmesi uzak bir ihtimal gibi görünmüyor.

Son dönemde, özellikle endüstriyel futbola karşı olduklarını ve futbola yeni bir bakış açısı, farklı bir kültürle yaklaşma hedefi taşıdıklarını iddia eden bazı taraftar gruplarının tutum ve davranışları, bunun hiç de sanıldığı kadar kolay bir iş olmadığını gösteriyor.

"Endüstriyel futbola karşı olmak", her şeyden önce fanatizm karakteri ağır basan taraftarlık anlayışının sıkı bir sorgulama sürecinden geçirilmesini gerektirir. Bir yandan endüstriyel futbola karşı olduğunu iddia edip diğer yandan tam da endüstriyel futbolun işine gelen biçimde taraftar tutum ve davranışları sergilemek, ciddi bir çelişki ve tutarsızlık örneği oluşturmuyor mu?

Bilinç, estetik ve olgunluk düzeyi düşük fanatik taraftarlık anlayışı, endüstriyel futbolu besleyen unsurların en başta gelenlerinden birisi değil midir? Günümüzde futbolun dizginlerini elinde tutanların, taraftarlara, fanatizmin pençesinde debelenen "12. adam" rolü biçmesi ve onlara takımlarının olmazsa olmaz bir parçasıymış duygusu aşılamaya çalışması boşuna değildir.

Taraftar, 12. adam rolünü benimseyip bunun gereklerini(!) yerine getirdiği sürece, hem ekonomik hem de kültürel anlamda endüstriyel futbolun değirmenine su taşıyacak ve onun varlığını sürdürme çabasına hatırı sayılır bir katkıda bulunacaktır.
Fanatizm, kişilerin futbola sorgulayıcı bir anlayışla bakmalarını ve yeni bir futbol kültürü arayışlarına girmelerini sağlayacak bilinç ve yetkinlik düzeyine ulaşmalarını önleyen bir etken.

Endüstriyel futbol da işte sorgulamaların hedefinden uzakta kalmak ve varlığını sürekli kılabilmek adına fanatizmi körüklüyor. Ne yazık ki, günümüzün futbol kültüründen usanmış ve farklı bir arayış içine girmiş taraftar gruplarının birçoğunun fanatizm ve "12. adam" tuzağına düşmekten kendilerini kurtaramadığını görüyoruz.

"Endüstriyel futbol"un dayattığı kültürü reddedip buna karşılık yeni bir futbol kültürü oluşturmak hiç de kolay değil. Bunun için fanatizmin bilinç ve duyarlılık köreltici etkilerinden tümüyle arınmak şart. Fanatizmin pençesinden kurtulmadan alternatif bir futbol kültürü oluşturmak kuşkusuz olanaksız.

HEDEF-BİLİNÇ DENGESİZLİĞİ

Böyle, tuhaf ve anlam vermenin zor olduğu taraftar tutumunun son örneklerden birisini de, Adana Demispor’un konuya duyarlı olduğu bilinen taraftar grubu sergiledi.

Emekten yana düşünceleri benimsemiş oyunculara ve taraftarlara sahip olmasından ötürü dünya futbolunda özel bir yere ve saygınlığa sahip olan İtalya’nın Livorno takımı, Adana Demirsporlu taraftarların davetlisi olarak ülkemize geldiğinde tanık olduğumuz taraftar davranışları, endüstriyel futbol karşıtlığında daha alınması gereken çok yol olduğu gerçeğini bir kez daha gözler önüne serdi.

İki farklı ülkenin emek karakteri ağır basan iki takımını karşı karşıya getirmek ne kadar önemli bir projeyse, bu projenin kağıt üzerindeki güzelliğine gölge düşürecek gelişmelerin yaşanması da o denli şaşırtıcıydı. "Endüstriyel futbola" karşı olduğunu iddia eden Adana Demirsporlu taraftar grubunun havaalanında Livorno’yu karşılarken yaptığı tezahüratlardan birisi de, "Ayağa kalkmayan Mersinli olsun" şeklindeydi.

Livorno’yu getirerek, dünya çapında ses getirecek bir iş yapıyorsun, ama sonra bu tarihi anın doya doya keyfini çıkarmak varken işin içine Mersin’i sokup, böyle ilkel göndermelerde bulunuyorsun...

Bir yandan endüstriyel futbolu reddettiğini, yeni bir futbol anlayışı peşinde koştuğunu iddia etmek diğer yanda tam da mevcut spor kültürünün istediği gibi kini, düşmanlığı fanatizmi spora sokan kışkırtıcı ve ilkel tezahüratları sürdürmek... Böyle bir tutarsızlıkla, endüstriyel futbol karşıtlığında yol almak elbette ki mümkün değil.

Adana Demirsporlu taraftar grubu bununla kalsa iyi. Maç sırasında da tribünlerde hasta tutuklu Güler Zere’ye destek için pankart açan küçük bir gruba, polisin saldırısını tezahüratlarla destekledi. Bu davranış da, hedeflerle ona ulaşmanın en önemli aracı olan bilinç arasında ne kadar büyük bir mesafe olduğunu gösteren ikinci bir garabet örneğiydi.

TAKIMIN DEĞİL FUTBOLUN TARAFTARI

Benzer çelişkileri ve tutarsızlıkları, yine her fırsatta "endüstriyel futbola" karşı olduğunu dile getiren Beşiktaşlı bir taraftar grubunda da görüyoruz. Onlar da fanatizme yakın, farklı bir spor kültürü yaratacak bilinç ve olgunluk düzeyine uzak duruyorlar. O nedenle de söylemleri hiçbir inandırıcılık taşımıyor.

Küfürü, hakareti, kavgayı, şiddeti davranış biçimi olarak özümsemiş kişiler mevcut olandan ne kadar farklı bir spor kültürü yaratabilirler ki?

Endüstriyel futbola karşı farklı bir futbol kültürü oluşturmanın yolu, her şeyden önce futbol taraftarlığını, takım taraftarlığının önüne koyabilmekten geçer.
Futbolun taraftarı olmak demek ise, her türlü takımsal saplantı ve takıntıyı aşabilmek, futbolun güzelliklerini hangi takım sergilerse sergilesin alkışlayabilmek anlamına gelir.

İnsanlar takımların taraftarı olmayı aşamadıkları sürece, "endüstriyel futbol karşıtlığı" içi boş bir duba gibi gündemde sürüklenmekten kurtulamayacaktır. Umutla, sabırla bütün taraftar gruplarının en kısa sürede yeni bir spor kültürü oluşturacak bilinç ve yetkinliğe ulaşmasını diliyoruz.

Mehmet Özyazanlar-Evrensel Gazetesi

9 Eylül 2009

Bir dakika itirazım var...


Bugün akşam saatlerinde sayısını tam olarak bilmediğim ama örgütlü bir biçimde bloglarda yer alan "Tarihi Nasıl Kaçırdık? : Adana Demir - Livorno" başlıklı, bir nevi bildiri diyebileceğimiz bir post dikkatimi çekti. Muhtemelen tüm blog takipçilerinin de dikkatini çekmiştir.

Konu başlığından da anlaşılacağı üzere, Adanademirspor ve Livorno maçınının televizyonlarda yayınlanmama eleştirisi üstüne kurulu. Bu bildiriyi okudum, sonra tekrar okudum. Acaba ben mi yanlış anlıyorum diye. Yok, hayır hiç de yanlış anlamamışım.

Kaleme alan kişi ya da kişiler ile destek verenler, maça NTV ve TRT tarafından birkaç ufak girişim dışında ilgi gösterilmediğinden şikâyetçiler. Ancak bu şikâyet yöntemini kullanırken direkt ifadeler yerine -bildiride de yer aldığı üzere- "Bunca bilgiye ulaştıktan sonra üzerine daha fazla yorum yapmak, işin siyasal boyutlarına karışmak pek bizim işimiz değil. Yukarıdaki olaylar çerçevesinde kaçan fırsat konusunda herkes gibi bizim de düşüncelerimiz var fakat bizim aklımız fikrimiz futbol" argümanı ortaya atılarak, eleştirilmiş.

Bu noktada, her ne kadar iyi niyetli ve örgütlü bir tepki olsa da, bütün bu insanlara itiraz ediyorum. Elbette, toplum böylesi tepkiler vermek zorunda, elbette bu tepkiler yerinde ve desteklenmesi gerekir ancak kendi içinde siyasi bir mesaj taşıyan ve maçın ruhunu gözardı ederek, "Biz futbola bakarız, eleştirimiz de o çerçevede" olur anlayışı ile açıklamak biraz safdillik oluyor.

Neden mi? Çünkü bu blog sayfalarını her gün binlerce kişi okuyor, 7'den 77'ye insanlar "Artemio ne yazmış?", "Anadoludan Futbol'da bizden haber var mı?", "PcLion Galatasaray için bu maç ne dedi?" diye bakıyor. Her sabah ilk iş olarak bu insanları okuyor, okuldan geldiğinde üstünü bile değiştirmeden bilgisayar başına geçiyor.

İşte bu yüzden bazı gerçekler, herkesin anlayabileceği dilden olmalı. Bu metni okuyan yüzlerce kişi maçın gösterilmeme nedenini "basit bir ilgisizlik" olarak algılayacak çünkü.

Neden bazı şeyleri söylemek bu kadar güç? Yani bu bildiride geçecek "Adanademirspor-Livorno maçı tamamen Komünizm'le olan ilgisinden ötürü gösterilmemiştir. Her birimizin siyasi fikirleri farklı olsa da, bunu eleştiriyoruz" denemez miydi?

Eleştirmek için mutlaka ve mutlaka aynı siyasi görüşü paylaşmaya gerek yok ki. Eğer ortada baskıcı, yasakçı bir zihniyet varsa herkes için vardır bu ve herkesin tepki göstermesi gerekir.

Evet, istemeyen siyasetle uğraşmaz doğru ama siz istemeseniz de hayatın her yönüne sinmiş siyaseti de yaşamdan bağımsız düşünemezsiniz. Çünkü siyaset yaşamın tam göbeğindedir. Politika değil siyaset...

Edit: Bunu ikinci kez yapıyorum, bir daha yapmamayı umuyorum. Her ne kadar eleştirsem de, örgütlülüğü ve 'söylenecek sözümüz var' türünden bir başkaldırı olması nedeniyle de tebrik ediyorum.

5 Eylül 2009

Adanademirspor ve Livorno'ya teşekkürler



Günlerdir beklenen Adanademirspor-Livorno maçının 0-0 berabere bittiği haberini aldım. Gece Adana kebaplarını mideye indiren Livornolular gündüz de Adana sıcağından nasiplerini almışlar.



Maç beklenildiği üzere 0-0 berabere sonuçlanmış. Tribünlerde kanser hastası hükümlü Güler Zere lehine 'pankart açan ve slogan atan' bazı kişiler, polisin dayağı ve müdahalesiyle karşılaşmış.



Şimdi size gündüz antrenman ve akşam maç fotoğraflarını sunuyorum. Futbolun futbol kalması ve endüstriyel futbol denen olguya yenik düşmemesi için çabalayan her kim varsa teşekkür etmek gerekir.



En büyük teşekkür de, bu davete taa İtalya'yan kulak veren Livorno başkanı ve futbolcularına göndermek gerekir..







Not: Adanademirspor'dan bir de St. Pauli hamlesi bekliyoruz





4 Eylül 2009

Livorno'nun kebapla buluştuğu anlar


Geldi, gelecek, oldu olacak tartışmaları içinde Livorno Adana'ya geldi. İstanbul'dan bir şeyler söylemek çok da mümkün değil. Anadolu'dan Futbol var, oradan takip edin derim, bilmeyenler için. Hüseyin'in yazılarını ve izlenimlerini merakla bekliyoruz.



Sadece şunu söyleyebilirim; futbol maçından daha çok şey ifade ediyor bu maç. Livorno'nun Adana'ya gelişi, maç teklifi. Kim olurlarsa olsunlar, ne düşünürlerse düşünsünler.

2 Eylül 2009

Forza Adanademirspor, Forza Livorno


4 Eylül Cuma akşamı saat 21.00'de Adanademirspor ve Livorno "Endüstriyel futbola hayır" şiarı ile karşı karşıya gelecekler.

Livorno, yarın Adana'ya geliyor. Livorno İtalya'nın ve işçi hareketinin yoğun olduğu bir liman şehri. Adanademirspor ise II. Dünya Savaşı sırasında, silah altında bulunan askerler dışındaki gençleri savaşa hazırlama amacıyla çıkartılan bir kanunla kuruldu.

Livorno ve Adanademirspor karşılaşması aslında büyük bir olay. Her iki takımın taraftarlarının inançları, onların futbola bakış biçimleri; bu sporun yıllar sonra hâlâ koruması gereken saflığını temsil ediyor. Onlar futbolun saf ve temiz yüzleri. -Her ne kadar taraftarları birtakım olaylar içinde bulunuyor olsalar da-

Bu ülkede kurallar böyle işliyor ne yazık ki. Birkaç zilli, ülke topraklarına ayak bastığında tüm gazetelerin ve televizyonların teyakkuza geçerken, bu maçın esamesi bile okunmuyor.

Bir gün halen izleyebileceğimiz futbolun olmasını istiyorsak, ayı kıvamındaki petrol zenginlerinin, Rus mafya bozuntularının renklerine sevdalandığımız takımların sahipleri olmasını istemiyorsak, bu mücadeleye de sahip çıkmamız gerekir; En azından bu mücadeleye destek olarak.

31 Ağustos 2009

İlk gol geldi sıra 3 puanda



Cristiano Lucarelli Serie A'nın ikinci haftasında golünü attı atmasına ama Napoli'nin 3-1 yenilmesine engel olamadı.

Gollerin devamını, 3 puanın beraberinde bekliyorum hasretle.

24 Ağustos 2009

Canın sağolsun paşam


Serie A'nın ilk haftasında Livorno evinde Cagliari ile 0-0 berabere kaldı. Yeniden evine dönen Cristiano Lucarelli, tabii ki bu sonuca göre gol atamadı.

Ama onun canı sağolsun... Endamın yeter..