mehmet ali ağca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mehmet ali ağca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Kasım 2010

TRT'ye alternatif konuklar ve program isimleri önerileri


TRT gazetecilik başarısı (!) olarak, televizyona Mehmet Ali Ağca'yı çıkarttı ya, yakında Hrant Dink'in katili, 18 yaşından küçük, sabi Ogün Samast'ı da çıkarttsın ve "Genç Bakış" isimli bir programla minik Ogün maceralarını anlatsın.

Mesela Sivas'ta aydınları cayır cayır yakanlar için toplu bir program düşünülebilir. Programın ismi de "Ateş Hattı" filan olsun. Bu arkadaşların psikolojilerine denk düşmesi açısından, yabancılık da hissetmezler bu sayede.

Metin Göktepe'yi katleden polisler de çıkabilir televizyona. Onların çıkacağı programın ismi "Stadyum" olabilir. Nasılsa cinayeti işleyen Murat Polat, Şuayip Mutluer, Saffet Hızarcı, Fedai Korkmaz, Metin Kürşat ve Seydi Battal Köse gibi isimler stat ortamına alışıklar.

Bahçelievler katliamı sanıkları; Haluk Kırcı, Ercüment Gedikli, Ünal Osmanağaoğlu, Bünyamin Adalı da TRT'ye çıkarılabilir, niye olmasın. Onların çıkacağı programın TRT'de yayınlanan bir çizgi filmin ismi olan "Harika İşler Takımı"nı uygun buldum.

Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Turan Dursun, Muammer Aksoy, Ahmet Taner Kışlalı cinayetlerinin failleri bulunamadığı için yayınlanacak programa, seçme katiller çıkartılsın. Bu özel program için düşündüğüm isim TRT Haber'de yayınlanan "Ustanın Sırrı" denk düşebilir.

Bahçelievler Katliamı'nı kendisine yetmemiş ve Kemal Türkler cinayeti sanığı, zaman aşımından sıyırmak üzere olan Ünal Osmanağaoğlu'nun katılacağı program ise TRT3'te yayınlanan "Limit Yok" olsun.

Hatta bu isimleri hep birlikte televizyona çıkartsınlar "Gökkuşağı Çocukları" (TRT'de yayınlanan bir çizgi film) ismiyle haftanın bir günü rutin bir program haline getirsinler.

Eşek gibi çalışarak verdiğim vergiden para alıyor TRT denilen bu kurum ve katilleri televizyona çıkartıp, tek kişilik şov yapmalarına izin veriliyor. Ülkenin başbakanı bile bunu savunarak, "Bunu devlet kanalı özel kanal diye niye ayırıyorsunuz. Bak demin siz basın özgürlüğünden bahsediyordunuz. Devletin kanalı, devletçilik.. Siz hâlâ devletçiliği savunuyor musunuz? Devletçilik artık çok gerilerde kaldı. Bu konuda özgürlükler öne çıktı. Rahat hareket edilecek. Bu kanallarda da artık bu konular konuşabilecek, tartışılabilecek…" diye yanıt veriyor.

Devletçilik madem gerilerde kaldı, bir zahmet TRT için vatandaşın cebinden vergi almaya son verin. Benim cebimden para alacaksınız TRT'ye pay diye, sonra "Devletçilik mi kaldı?" diye gazeteci azarlayacaksınız. Vay anam vay, ne güzel memleket.

Ülkenin çivisi çıktı, çivisi. Hesap soran yok, peşine düşen yok nasılsa.

19 Ocak 2010

O akşamı unutmayacağım


Eğer hafızam beni yanılmıyorsa 2000'in Ağustos ayıydı. Geçmişi pek çok sıkıntıyla dolu güzel bir insanın evindeydik. İç mimardı, evini yaklaşık 3 yıl süren bir tadilattan sonra dubleks hale getirmişti. Onu kutlamak için toplanmıştık evinde. Saat gece 12 gibi herkes ufak ufak evden ayrılıyordu. Biz birkaç kişi Payel Abi'nin evinde kaldık. "Sürprizim var size" dedi. "Abi hayrola pastadan hatun mu çıkacak?" dedim.

"Yok oğlum, daha güzeli" dedi. Geçtik terasa, hava sıcak mı sıcak. Telefonu çaldı Payel Abi'nin. Ermenice bir şeyler konuştu, telefondaki sesle. "Tamam geliyor, 5 dakikaya burada" dedi. Soruyoruz ama yok, "Sürpriz de sürpriz" diyor. "Durun" dedi, "Size şahane bir meze hazırlayacağım". Gitti içeriden bir şeyler aldı, ben her zamanki merakımla yanında bittim.

"Siz bilmezsiniz rakıyı neyle içeceğinizi. Rus salatasıyla rakı içen adamlarsınız" dedi, bir yandan mezeyi hazırlarken. Sade helvayı aldı üstüne biraz limon sıkıp çatalla bastırmaya başladı. "Onlar gelmeden, şunu bitireyim bari" dedi ve ardından zil çaldı. Terastayız, yan apartmanın da terasından bir amca "Afiyet olsun, Payel nerede?" diye sordu. "Misafirleri geldi onları almaya aşağıya indi" dedik.

Aşağıya indi Payel Abi, kendi deyimiyle sürprizleriyle yukarı terasa çıktı. Birin gözüm ısırıyor ama diğerini tanımıyorum. Tanıştırdı bizi. Hrant ve Süren dedi. Tokalaştık, rakı koydum her ikisine de. Biraz muhabbet ettikten sonra, arkadaşlardan biri "Abi sürprizlerin bu abiler mi?" dedi. Payel Abi patlattı, "Oğlum büyümeyeceksiniz siz hiç. Sürprizin en büyüğü geldi. Hiç rakı içerken böyle müzik dinlediniz mi acaba?"

Kaval gibi bir alet çıkarttı Süren. Payel Abi anlatıyor bir yandan. "Ermenistan'ın en iyi duduk ustalarından biridir Süren. Buraya eğer becerirsek kaset çıkartmaya geldi" dedi. Terastaki amca kadeh kaldırdı.

O zaman bilmiyordum, ne yalan söyleyeyim. İsmini bile duymamıştım Süren Asaduryan'ın. Çalmaya başladı gece vaktinde. Ulan nasıl tüylerim diken diken oldu anlatamam o an. Nasıl bir ses, nasıl bir güzellik. Helvalı, limonlu meze de rakıyı su gibi içirtiyor adama.

Sabah 4'e kadar muhabbet ettik, yan terastaki amca da geldi Agop Amca. Siyaset konuştuk hep, anılarını anlatıyorlar arada.

Çok güzel geceydi, içtiğim en güzel rakıydı o. Hrant Dink'i ilk ve son görüşümdü o akşam. Payel Abi'yi uzun zamandır tanıyorum ama diğerlerini tanımıyorum o yüzden içimden "Ne güzel insanlar lan bunlar" dedim.

Üç yıl önce bir Cuma günü, işyerindeyim, çalışıyorum her zamanki gibi. Tam karşımdaki ekrandan son dakika yazısı geçti. "Hrant Dink, Şişli'de Agos Gazetesi önünde silahlı saldırıya uğradı."

Bakırköy Yenimahalle'de o terasta içtiğimiz akşamı düşündüm. Türkiye'nin sorunlarına bakışından sonra "Abi geç tanışmışız biz seninle" demiştim. "Boşver, hiç tanışmasaydık daha mı iyiydi?" diye yanıtladı beni, gülümseyerek.

Katillerin kahraman ilan edilip, 5 yıldızlı otellerin suitlerinde konuk ettiğimiz bir ülkede yaşıyoruz. Dün de yazmıştım, her şey unutuluyor bu ülkede. Her şeyi halının altına süpürüyoruz, pislikler görünmesin diye. Bu ülkenin eteğinde çok taş var dökeceği. Hiçbiri dökülmüyor, hepsi sır, giz, karanlıkta.

Fırından ekmek çalan çocuklar 25 yıl yerken, katiller 10 yılla yetiniyor, belki de daha azıyla. Bu ülkede kendine gazeteci diyen birtakım şerefsizler diye yazılar yazıyor.

Çok şey yazmak istiyorum, elim gitmiyor klavyeye, parmaklarım külçe gibi ağırlaşıyor bazı durumlar karşısında. Hrant'ın katilleri ölümünün 3. yılında sanki dalga geçer gibi sınava girip, gardiyan olmak için başvuruda bulunuyor, biz sesimizi bile çıkartamıyoruz.

Bakmayın siz gazetelerin verdiği tepkilere, hepsi yarın unutacak yaşanılan her şeyi, tüm cinayetleri. Ta ki, bir sonraki cinayete ya da faili meçhule kadar. Biraz sahte gözyaşı, biraz da "Unutmayacağız, unutturmayacağız" hamaseti. Tamam işte hepsi o kadar.

Utanç duyuyorum bu ülkede yaşamaktan çok kez. Hem dün, hem de bugün bir kez daha o utancın içindeyim.

18 Ocak 2010

Vicdanınız rahatsa sorun yok


Türkiye katillerin ellerini kollarını sallayarak gezdiği ülkelerden biridir. Abdi İpekçi'nin katili (kimbilir başka kimlerin katili) bugün serbest kaldı. Ne yazık ki, İtalya dönüşü sadece gasp suçlarından yargılandı. Çok daha önceleri serbest kalmıştı fakat kamuoyu tepkisi onu birkaç yıl daha içeride tuttu.

Yarın 19 Ocak 2010, Hrant Dink suikastinin 3. senesi. Dink'in katilleri de çok fazla içeride kalmadan çıkacaklardır. Sonra kahramanlar gibi karşılanırlar memleketlerinde.

Uğur Mumcu, 24 Ocak 1993'te öldürüldü. Suikastin failleri halen bulunamadı. Ama emin olun, bulunmuş olsaydı hepsi dışarıda olurdu.

Muammer Aksoy, 31 Ocak 1990'da öldürüldü. Nasıl bir tesadüfse nnu da katledenler bulunamadı.

Metin Göktepe, Ahmet Taner Kışlalı, Bahriye Üçok, İlhan Egemen Darendelioğlu, Musa Anter v.s. v.s..... Hiçbirinin katilleri bulunamadı, şu çok demokratikleşen Türkiye'de.

Amannn, ne gaf! Kültür Başkenti olduk değil mi? Zara, Tarkan, MFÖ konserleriyle kutladık; havai fişekler patlattık, gökyüzü aydınlandı ve biz aydınlandık (!)

Abdi İpekçi'nin katili bugün Türkiye'de elini kolunu sallaya sallaya dolaşıyorsa, "Ben gazeteciyim" diyen herkesin utanç içinde dolaşması gerekir. Lafa geldiğinde mangalda kül bırakmayan, kendisine "Ben aydınım" diyenlerin sokağa çıkmaya yüzü olmamalı.

Bu ülkenin insanları dün Abdi İpekçi, Uğur Mumcu, Bahriye Üçok'un katledilişlerini unuttuğu gibi yarın Hrant'ı unutacak, başka bir gün, bir diğerini.

Ama Bihter, Ferhunde ya da ismini bilmediğim bin tane orospu karakterli karının hayatlarını unutmuyoruz. Onların hayatlarını ezbere biliyoruz. Orospuluğu yol olarak gösteriyor bu ülkenin, kendine yazar diyen senaristleri. Kolay yoldan köşe dönmeyi, Polat Alemdar gibi yavşakların hayatlarına öykündürüyorlar.

Bu senaristlerle konuşsan, entelektüeldir kesin, aydındır, bu ülkenin ileri gelenlerindendir. Bu ülkenin tüm insanlarına, insanlıkları unutturulup, bambaşka değerler aşılanıyor.

Rahatsanız, huzurluysanız, aynaya bakabiliyorsanız sorun yok.