
Şuna söylenebilecek o kadar çok şey var ki. Dünyanın en boktan işi olsa gerek her şeyi pazarlama unsuru haline getirmek. Bayrak, kolye, forma, şort, atkı, bere, flama, pijama v.s. v.s.
Şimdi stat koltuğuna geldi sıra. Çıkıp kimse, "İyi hoş da hocam, Avrupa'da da böyle" türünden saçmalıklara girmesin. Kıblemiz Avrupa ve ABD sanki her tür olayda.
Biri halı çıkartır, su çıkartır, diğeri işin bokunu çıkartır stat koltuğu satar. Ciddi ciddi taraftarlık ruhunu kaybetti. Artık müşteriyiz hepimiz. Her şeyin pazarlanabilme gücü var.
Herif su satıyor lan! Nasıl bir mantık bu? Stadın altında çağlayan var da bizim mi haberimiz yok a.k.!
İş o hale geldi ki, yakında iş pezevenkliğe kadar gider. "Sarı-kırmızıya boyanmış en güzel hatunlar store'da satışa sunulmuştur. İster, sarışın, ister kızıl. İsteyene telefonla hizmet de veriyoruz" ya da "İşte Kewell, bayanların tüm arzularını karşılamaya hazır. Bir gece geçirmek ister misiniz" diye pezevenkliğe bile soyunur bunlar.
Şu müşteri kelimesi ilk dile getirildiğinde -yanılmıyorsam Özhan Canaydın- millet yeri göğü inletmişti. Demek ki sorun dile getirmekteymiş. Yoksa sineği, belini incitmeden sikersen kimse sesini çıkartmıyormuş.
Hatıralar parayla alınıp satılmaz, Ali Sami Yen'de pek çok hatıram var. Paraya çevrilmeye çalışılan hatıraların hayatımda yeri yok. O yüzden alanlara bir şey diyemem tabii ama satanlar kıçına soksun bu koltukları.
Geçenlerde Alican'ın bloğuna bir yorum yapmıştım, yeri geldi yazmam lazım. Bir gün bunlara taraftar malafatı yapıp, kıçlarına sokmak lazım. Hem en lisanslı olanından yaparız...
