12 Kasım 2009

Satılık bir şehir halkı


Ankaragücü yönetimi acilen Gökçek hanedanlığının elinden alınmalı. Teknik direktörün antrenmana çıkmasını engellemek için futbolcuları antrenmana çıkartmıyorlar, otelde kalan futbolcularının parasını ödemeyip otelden kovulmalarını sağlıyorlar.

Türkiye Futbol Federasyonu, bu olan bitene karşı bir yaptırım uygulamalı ama arkadaşın Ercan Satçi ile yemek yemekten vakti olmuyordur muhtemelen, futbolla ilgili karar almaya.

Bu iğrenç insanların, futboldan eli eteği çekilmeli. Yönettiklerinin babalarının malı değil, bir şehre malolmuş futbol kulübü olduğunun farkında olmalılar.

Çok ilginç gerçekten çok ilginç. Bir adam bir kenti parmağında oynatıyor; yetmiyor oğluna o kentte bir kulüp yaratıp onun başkanlığına soyunduruyor, o da yetmiyor o kentin en önemli kulüplerinden birine başkan yapıyor ve diğer kulüple de ilişkisini kesmeyerek Türkiye Ligi'ni parmağında oynatmaya çabalıyor.

Melih Gökçek oğlunu Türkiye Futbol Federasyonluğu'na hazırlamaktadır. Eğer varolan iktidar, varlığını sürdürmeye devam ederse, ismini anmak istemediğim bu tip TFF başkanlığına aday olacaktır ve er ya da geç başkan da olacaktır.

Bu ülkenin başkentini böylesine parmağında oynatan bir adamın varolduğunu bilmek, Ankara'ya karşı sevimli olmayan hislerimi daha da sevimsizleştiriyor. Bu kadar kimliksiz, kişiliksiz olunmaz. -kent halkı yani- Kendini, benliğini satmak bu denli ucuz olmamalı. Ulan, harbiden sinirlendim, yazdıklarım başıma iş açmadan bu muhabbeti sonlandırıyorum.

3 efsane bir karede


Alfredo Di Stefano, Lionel Messi ve Diego Armando Maradona. Fotoğrafı çeken arkadaş, pek şanslı bir adammış, bu üçlüyü biradada görüp, fotoğraflamak herkese nasip olmaz.

11 Kasım 2009

Kısa... kısa... kısa...


Fenerbahçe macerası, bir İstanbulspor maçı sonrasında Balili'nin harikulade oyunuyla 13 günde sona ermişti. Kısa süreli İspanya kariyeri sonrasında Hannover 96'ya gitti ve Bundesliga'nın en iyi kalecisi oldu. Tabii bu beraberinde Almanya Milli Takım kapılarını da açtı. İntihar kötü bir son. Hayattan kişisel istekle istifa bir nevi. İlk duyduğumda inanamamıştım Enke'nin intihar edebileceğine ama Alman polisi bunu doğruladı. Boktan bir şey ölüm, hem de çok.

SIFIR BEDEN PEDOFİLİ İLİŞKİSİ

Birkaç aydır yazacağım, yazacağım ama bir türlü fırsatım olmamıştı. Son günlerde sıkça çok küçük yaştaki kızların hamile kaldığı, hastane tuvaletlerinde doğurduğuna yönelik haberler akıyor ajanslardan. Manevi değerlerinin bu denli yüksek olduğunu düşünen -üstüne siyasal iskidar da düşünüldüğünde- ve söyleyen bir ülkede, bu tip haberlerin artması garip bir durum.

Bu sıfır beden hadisesi ortaya çıktığında, ilk yorumum pedofilinin dünyanın her yerinde artacağıydı. Gün geçtikçe artıyor bu haberler. Çünkü güzel kadın diye sunulan mankenler, şarkıcıların fiziklerine baktığınızda ufak kızlarınkiyle aynı olduğunu görüyoruz. Yani kadın ve çocuk kavramı bu sıfır beden olgusuyla birbirine karıştı. İdamı kesin ve kati savunan biri olarak, belli yaştaki çocuklarla cinsel ilişki kuranların acilen idam edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Yoksa bu vakaların önüne geçilemeyecek.

HEPİMİZ GRİBİZ, HER YER GRİBAL ENFEKSİYON ALANLARI

Domuz gribi, domuz gribi diye bütün dünya korkutuldu. Independent gazetesi "Bu mu salgın" diye bir haber yapmış. Halihazırda grip olan biri olarak net olarak ifade ediyorum, "Hepimiz gribiz". Bildiğin grip yani; aksırırsın, tıksırırsın, burnun akar, ateşin çıkar bazen ishal olursun. Başka bir şey değil. Kuş gribi çıktığında yediğim tavuğun haddi hesabı yoktu, domuz sosisi bulsam afiyetle yerim. Zaten olayın domuzla da bir ilgisi yok.

SÜREYYA AYHAN VE YÜCEL KOP'A FİLM ÖNERİSİ

Süreyya Ayhan hadisesine değinmek gerekir. Her suçlu olay yerine gider mutlaka, Süreyya'nınki o hesap. Sen 4 yıllık cezanın indirimi için git, ömür boyuna çevrilsin. Bir gün film yapmaya karar verirsem "Ülkeden çıkmış en iyi atletlerden birinin spor hayatının içine nasıl sıçılır?" isimli filmimde Yücel ve Süreyya'yı başrol oynatmayı düşünüyorum.

Bu arada söylemeden edemeyeceğim. Ömür boyu men cezası alacağı belli olmasına rağmen CAS'a gidip cas'manın ne almanı vardı?

TUNCAY ŞANLI, MESSİ MİDİR?

7 dakikada oyundan alınan Tuncay Şanlı için milletçe seferber olduk. "Nasıl oyundan alınırmış, Tuncay'a bu yapılır mıymış, Tony Pulis bu işi bilmiyormuş" türünden yüzlerce saçma sapan yazı ve yoruma maruz kaldık. Duyan, Tuncay değil de Messi ya da Lampard söz edildiğini sanacak. Türkiye'deki teknik direktör eleştirileri bitti, hızımızı alamayıp Pulis'i eleştiriyoruz. Tuncay'dan söz ediyoruz; bu bildiğimiz Tuncay Şanlı'dan. İyi futbolcudan öte olmayan bir adamdan yani.

HABER PORTALI PROBLEMATİĞİ

NTVMSNBC'nin son haliyle birlikte Türkiye'de şu an tek bir tane bile haber portalı kalmamış durumda. Göt, meme, felaket, ucubik haberlerden başka doğru dürüst haber okuyamaz hale gelmiş durumdayız. Ha, bu kadar öfkelenip kızıyoruz, ama okur gerçekten de bu haberleri okumak istiyor, ayrı mesele.

10 Kasım 2009

3 yeni milli takım forması



Bıraktığın Cumhuriyet artık çok değişti



Ülke tarihinin emperyalizme tek başkaldırısının eserinin içi boşaltılıyor, savaşla kazanılan topraklar parça parça satılıyor, tarihi eserler kaçırılıyor, kurduğun fabrikalar çoktan satıldı. Senin hak diye kazandırdıkların, bugün artık hak olmaktan çıktı.

Sen kimsenin önünde eğilmezken, bugün birileri el pençe divan durumunda, ABD Başkanları kurduğun Meclis'te emirler yağdırıyor ve hepsi yerine getiriliyor.

El Beşirler, Ahmedinejadlar minicik çarşaflı kızlar tarafından karşılanıyor. Artık her yerde şeriatın, köleliğin, kokusu var; izleri günden güne belirginleşen.

Senin bıraktığın Cumhuriyet çok değişti. Bugün sen siyasi olsan yüzde 10 oy alamazsın be Paşam. Çünkü seni kimseye anlatmadılar. Senin 'savaş'ını anlatmak yerine, çocukluğundaki karga hikâyeleri anlatıldı. Bugün her şey çok değişti, artık bıraktığın Cumhuriyet'in yerinde yeller esiyor.

10 Kasım'dan bir gün önce


Fotoğraftakiler Ahmedinejad'ı karşılayan Türk çocukları. Bugün 10 Kasım. Yorum sizin

9 Kasım 2009

Zaten asla karşılaştırılamaz ki

Alex özel bir yetenek, bu kuşku götürmez bir gerçek. Türkiye'ye gelmiş en iyi yabancı oyunculardan biri, bu da kuşku götürmez bir gerçek.

Ancaaaaaaaaaak, birtakım aklıevvellerin Alex'i, Hagi'nin yerine koymaya, hatta hatta daha da ileriye taşımaya çabalayıp, Hagi'den daha iyi olduğunu söylemeye çalışmaları bir çeşit gerizekâlılıktır.

Hagi dünya futbol tarihinin en iyi futbolcularından biridir, sadece Türkiye'nin değil. Kariyeri, oynadığı takımlar, başarıları, futbolu bunların hiçbiri Alex'le kıyaslanabilir değildir.

Kendisini Kaf Dağı'nın ötesinde sananlar, kendisini bu ülkenin en başarılı takımı zannedenlerin, bir efsane yaratma çabaları ancak kendi yarı çapları orantısında mümkün olur.

Tekrar ediyorum, Alex iyi ve özel bir futbolcudur ama asla ve asla Hagi değildir, olamaz, zorlamanın anlamı yok. Fenerbahçe'nin yerel efsanesi olmasına hiçbir itirazım yok, zaten sadece o kadar.

Alex'in, Hagi'den daha iyi olduğunu iddia edenler, yekten kendilerine "Ben idiotum" derse bu tartışmaya gerek kalmaz.

Hani El Beşir geliyordu, n'oldu?

Cuma günü Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Elazığ'da kendisine, "Avrupa Birliği, Sudan lideri El Beşir'in Türkiye'ye gelecek olmasından ötürü nota verdi. Ne düşünüyorsunuz?" sorusuna, "Avrupa Birliği ne karışır. Bunlar ikili ilişkiler, onlara ne" yanıtını verdi.

Ülkenin başbakanının meşhur bir sözü var, "Bunlara iki koyun versem güdemez." Birdenbire o sözü hatırladım aniden, apansız ve de ıssız, dün Sudan'dan gelen açıklamayla.

El Beşir, gelemedi haliyle, bize düşen hamasetle yürütülen Türkiye günleri. Tabii bir de işin "Müslüman soykırım yapmaz" sözü var. Yapmış işte 300 bin kişiyi öldürmekten sorumlu.

Çıkıp, her yerde İsrail'i suçlayacaksın -haklı olarak- orantısız güç kullandığı için, sonra soykırımcı bir lideri koruyup, kollayacak pamuklar içinde yatıracaksın.

Adam gibi söylemeye kimsenin niyeti yok, Türkiye'nin şeriat kanunlarıyla yönetilmesini istediklerini, dünyadaki Müslümanların liderliğine soyunduklarını. Çıkın işte, doğru düzgün söyleyin. Her yanınız başka oynuyor, her tarafınız başka kıvırıyor.

Hayır, söyleseler herhangi bir tepki gelmez koyunlardan, sığırlardan. Üç bilemedin 5 yıl sonra mis gibi şeriatla yönetiliriz, herkes de aslanlar gibi Bedrin Aslanı olur.

Berlin'de bir çılgın

7 Kasım 2009

Yarına kadar izin


Biraz izin, biraz müsaade. Ufak molalar, minik cep harçlıkları gibi biriktirilebilir.. Hafta sonunu yazmadan geçirmek istiyorum...

Bu arada İlker Ateş'i kaybettik. Medyadaki doğru düzgün ender adamlardan biriydi. Kıvrılmadan, bükülmeden, dosdoğru bir adamdı. Çok kişi kaybediyoruz...