24 Mart 2010

Evladım sizi kim işe alıyor?

Anadolu Ajansı'nı ben yazmaktan bıktım, bunlar sığırlık yapmaktan bıkmadı. Yeni bir vaka bu kez cahilliğin ötesinde bir durum var. Aynen alıntılıyorum:

"Almanya Birinci Futbol Ligi (Bundesliga) takımlarından Bayern Münih’in teknik direktörü Franz Beckenbauer, Wayne Rooney’nin, İngiltere’ye Dünya Kupası’nı kazandırabileceğini söyledi."

Evet, 15 yıl önce teknik direktörüydü. Sanırım haberi 'yapamayan' arkadaş biraz gerilerde kalmış.

Bülent Arınç'a tavsiyem, Anadolu Ajansı ve TRT'ye editör alırken; partizanlığı, cemaatçiliği dışında biraz da bilgisi olmasını kriterler arasına soksun. Çünkü hemen her gün, bu gibi aptallıkları yapıyorlar.

Tabii copy-paste habercileri de bunu aynen yapıştıracakları için, haber portallarının birçoğunda da Beckenbauer, teknik direktör olarak geçecek.

Offff, offfffff.

Ağlak imam operasyonu olmasın bu?

Kimse kusura bakmasın da, haftalardır gerçekleştirilmeyen operasyon tam da İstanbul Büyükşehir Belediyespor-Bursaspor maçı öncesi yapılırsa insanın aklına çok şey geliyor.

Misal Fethullah Gülen geliyor, toplumda yaratılacak yeni bir rüzgâr geliyor, Bursaspor'un şampiyonluğunda yazılacak destanın baş aktörü geliyor.

Gerizekâlılar ülkesi Türkiye'de herkes uyumaya devam etsin.

Türkiye'de ilginç şeyler oluyor, olmaya da devam edecek. Bu siyasi iktidarın varlığında daha çok şey göreceğiz, kimsenin endişesi olmasın.

Eleştirebilme özgürlüğü


Sevmek zorunda değilsin, hatta nefret bile edebilirsin ama öldükten sonra "Zaten sevmezdim" türünden yorumlar yapmak, en hafif tabiriyle terbiyesizlik oluyor.

Hayatını Galatasaray'a adamış, Galatasaray uğruna yüzlerce işe imza atmış, bu kulüp için ter akıtmış, forma giymiş, sen bir dergi-bilet almak için otuz takla atarken 40 milyon doları hibe etmiş birinden söz ediyoruz.

Hepsini geçtim, böylesine birinin arkasından "Kör ölür badem gözlü olur" demek, haysiyetsizlik örneğidir.

Muhtemelen bunları yazanlar, çizenlerin başlıca savunması "Bu benim kendi fikrim" demek olacaktır. Her fikre saygı duymamayı çok önce öğrendiğim için, kendi açımdan kabullenilebilir bir durum değil.

Siz İnamotoların, Saidou'ların kızgınlığı içindesiniz. Sizi ve beni başka şeyler heyecanlandırıyor. En son Kosecki transferinde heyecanlanmıştım, o zaman da ortaokula gidiyordum. Anlayan anlamıştır.

Aslında yazacak çok şey var ama yazmayacağım. Keşke Özhan Canaydın'ı eleştirenler, onun yaptıklarının milyonda birini bu kulüp için yapabilseler.

Bir de, başka taraftan konuşanlar var. Adam çıkıp "Bizim şampiyonluğumuzu çalmıştı" diyor. Yavşak herif, 16 dakika boyunca bir gol atamadıysan bunun suçlusu Özhan Canaydın mı?

Güle güle başkanım...

22 Mart 2010

Ulan ölüm kahpesin


Şu kulübün başında gördüğüm en büyük adamdı benim için. Gözü dönmüş taraftardan tepki alacağını bile bile, rakibinin elini sıkmayı bilen bir centilmendi.

Spor adamıydı, adamdı.

Ulan bazen yazmak zor oluyor. Sarıyla-kırmızıyla birlikte yat başkanım. Sevdiğim ilk başkandın, duruşunla. Öyle kalmaya devam edeceksin.

Embesil taraftar modeli

Şu bloglarda biraz gezinince, insan neler görüyor, neler. Herkes Trabzonspor-Galatasaray maçının hakemi Yunus Yıldırım üstünden, Galatasaray'a alabildiğine giydirmeye çalışmış.

A benim embesilim; çıkıp bunları takır-takır yazmışsın. Bak sen bir Galatasaraylı olarak gayet açık ve net biçimde diyorum ki; "Sabri atılmalıydı, Caner ve Baros da sarı kart cezalısı olmalıydı."

Şimdi sen diyebiliyor musun, "Benim başkanımın soyunma odasında hakem azarlamakla ne işi var? Hemen her maçta Emre'nin maçı bitirebilmesine şaşırıyorum."

Yok haliyle söyleyemiyorsun. Çünkü bu ülkede işler böyle yürüyor. Birtakım olayları unutturmaya çabalamak için, başka olayların üstüne gidersin.

Bir başkan, hem de maç sürerken devre arasında hakem azarlıyor ama bunun yazılır, çizilir bir durumu yok değil mi? Gayet doğal bir durum bu. Aziz Yıldırım, her yere girebilir, herkese her şeyi söyleyebilir, gerekirse ağzının payını verir.

Bak, ben diyorum ki; ortada haksız bir durum varsa buna herkesin tepki vermesi gerekir. Doğrunun sarısı, kırmızısı, laciverti, siyahı, yeşili, beyazı yoktur. Doğru herkes için doğru olmalı. Senin doğrun ve benim doğrum gibi olgu yok.

Adalet mi istiyorsun? Valla ben de istiyorum adalet. Senin için, onun için, ötekisi için, benim için yani herkes için istiyorum.

Sen çıkacaksın; bir maçı cımbızlayıp çekeceksin, başka bir olayın üstünü de, kedinin pisliğinin üstünü örtmesi gibi örtmeye çabalayacaksın. Yok öyle yağma.

Acemi katil misali, şüpheleri başka yöne çekmeye çalışmak. Hadi canım, hadi, bunları yutturacak birkaç klavye miniği bulun, onlara yedirin bunları.

Son olarak ekleyeyim, Yunus Yıldırım'a düdük astırılsın mümkünse. Yönettiği bütün maçlar skandal niteliğinde. Kendisini geçen sezon oynanan Sivasspor-Galatasaray maçından unutabilmiş değiliz ancak unutmayı umuyoruz.

21 Mart 2010

Yumuşak futbola puan yok

Çok uzun uzadıya yazmayacağım, yarın daha uzun bir yazı gelir. Çok moda olan birkaç kırılma noktası vardı maçın.

Dos Santos'un daha karşılaşmanın başında dürterek vurduğu top, gol olsaydı çok farklı bitebilecek bir maçtı ne yazık ki olmadı.

Bir takım kendi evinde bambaşka, deplasmanda daha başka top oynuyorsa şampiyon olmasının imkânı yok. Ankaragücü maçında alınan 3-0'lık mağlubiyet, Galatasaray'ın bütün futbol dengesini bozdu. O günden bu yana, deplasmanlarda alınan beraberliğe bile sevinir olduk.

Bir laf da, Rijkaard için olsun. Elano'nun bu takımdan sürekli ilk çıkartılan oyuncu olması can sıkıcı bir durum oluşturmaya başladı. Arda da yokken orta sahanda top yapabilecek yegâne adamı oyundan alınca, Mustafa Sarp ve Barış gibi iki 'yeteneksiz'e maç teslim etmek çok akıllıca değildi. Zaten sonuç da bunu gösteriyor.

Bursaspor yarın, Denizlispor maçından 3 puanı çıkartırsa geriye kalanlar ikincilik mücadelesi yapmaya hazırlansın. Tam da, kamuoyu rüzgârını arkalarına almışken.

Bu arada; Colman, Galatasaray maçlarının kadrolu golcüsü haline geldi, boşu yok.

Trabzonspor'u tebrik etmek gerekir. Galatasaray'ı yenmek için gerekli olan iki şeyi maç boyunca yaptılar. Biri ön alanda baskı -ki, golü getirdi-, bir diğeri de sert oynamak. Umut biraz daha becerikli olsaydı sağlam bir fark atabilirlerdi.

Daha önce de söylemiştim, fena halde yumuşak top oynuyoruz ve sertliğe yanıt veremiyoruz. Kadronun bu açıdan özellikle orta alan bölgesinde gözden geçirilmesi gerekir.

20 Mart 2010

Formanı sevsinler güzel Kekom


Daha 10 gün önce gözyaşları içinde deprem enkazında annesini arıyordu, ağlaya ağlaya.

Şimdi Galatasaray uçağında, yüzünde gülücükler. Çocuk olmak çok güzel şey, hep öyle kalabilsek keşke. Çıkarsız, kin gütmeden, sevgi dolu.

Üstünden düşen formanı sevsinler. Çok yaşa sen Kekom...






Galatasaray Kulübü'ne de teşekkürler..

Yalan haber üretme merkezleri

Sabık internet portalı milliyet'i biraz önce açtım ve sırasıyla "Baros'a dev teklif", "İşte evlen baskısının sırrı", "Franco gidiyor, O geliyor", "Umudu Gökhan'ın eşi", "Uçmayı bilmiyorsan tribinde işin ne?" ve "Rijkaard'a dev teklif" gibi birbirinden eşsiz, birbirinden nadide haberlerle karşılaştım.

Tabii insan sorgulamadan edemiyor; bu haberlerin tam da Trabzonspor ve Fenerbahçe maçlarından önce çıkmasını. Neden, niye gibi sorularla aslında kafamın meşgul olmaması gerekiyor.

Çünkü yapılmak istenenin, yapılmaya çalışılanın, herhangi bir tökezleme öncesine denk getirilmesinin, şark kurnazlığı mantığıyla hareket edildiğini zaten biliyorum.

Yaşları 20 ila 25 arasında değişen, gazetecilikle uzaktan yakından hiçbir bağları olmayan, kendilerine gelen DHA mailleri ile birlikte AA'dan aldıkları tüm haberlerin, noktasına virgülüne bile dokunmadan kopyala-yapıştır yaptıklarını gayet iyi biliyorum.

Daha önce pek çok kez, internet gazeteciliğiyle ilgili birkaç kelime yazmıştım. Türkiye'de bu işin ne kadar pespaye bir biçimde yapıldığını, verdikleri minimum maaşla, kendilerine "Ben gazeteciyim" diyen ama Control+C ve Control+V'den başka bir şey bilmeyen insanları çalıştırdıklarını söylemiştim.

Neyse, aslında bu değil söylemeye çalıştığım. Medyanın benzer reflekslerine o kadar sık rastladık ki, artık rutine döndü bu iş. Ancak haklarını da yememek lazım ki, haber sallama konusunda kendilerini aşıyorlar. Artık iyiden iyiye ailesel konulara merak sardılar.

Keita hunharca ve gaddarca bir biçimde eşini dövüyor; Servet kendisine iş arıyor; Barış'ın babası 16'lık kızla evlen baskısı yapıyor; Jo, evini geneleve çevirmiş çılgınca sevişiyor...

Bu haberlerin dozunun az olduğunu düşünüyorum. Misal, "Neill'ı tek kesmiyor gruba döndü", "Eşi İstanbul'a yerleşmeyen Kewell, kendine harem kurdu", "Keita eşinin üstünde takla atıyor", "Sabri'ye aile kızı", "Servet'e müjde, Gökhan Zan'ın eşi adayları belirledi" türünden daha uçuk, daha zekâ sınırlarını zorlayan haberler verilmeli.

Zaten, sayfanda seks olmadan haber vermiyorsun. Ehh, bu ülkede futbol satan bir malzeme, seks zaten vazgeçilmez unsur. O zaman ne yapacaksın? Tabii ki, seks ve futbolu birleştirip, ikisi bir arada lezzetinde haberler sunacaksın.

Millet, sağda-solda 'Galatasaray lobisi', 'Galatasaray medyası' diye yazıpdursun, bu ülkede son 16 dakikada kazanılan şampiyonlukta kaç spor müdürünün bir gün öncesinden sayfa hazırladığını, "Lanet olsun" deyip, o hazırladıkları sayfaları gözyaşları içinde devirdiklerini gayet iyi biliyorum.

Bu ülkenin internet medyasının iyiden iyiye gözden geçirilmesi gerekir. Hatta tümden lağvedilip yeni baştan inşa edilmeli. Okuyoruz işte bir dolu blog, artık 'en kabadayı' haber portalından daha iyi haber verir durumda.

Komik ve gülünç duruma düşmekten öte insanların sinir katsayıları ile oynamak ve bu mesleğin itibarını altüst emekten başka hiçbir işe yaramayanlara selam olsun...

Haa, ama bu kadar insan ısrarla okumaya devam ediyorsa da, bir noktadan sonra alan memnun satan memnun durumuna geliyor. Okumazsan, daha iyi olması için zorlarsan eşek gibi değişirler.

Yazının başına gelecek olursam, tam da Trabzonspor ve Fenerbahçe maçları öncesinde işin cılkı çıkartılmaya başlandı. Fenerbahçe maçına doğru sınırlar daha da zorlanır, hele de Trabzon'dan mağlubiyet çıkarsa...

19 Mart 2010

Renalut


Bu belediye, değil bir kenti mezrayı bile yönetemez.

Bir aracın hem markası, hem model ismini yazamıyorsan ya art niyet ararım, ya beceriksizlik.

Bunlardan ikisi de o belediyeyi yönetmeye yetinin olmadığını gösterir.

Hoş, 2 Temmuz 1993'ten bu yana, bu kent ağzıyla kuş tutsa fark etmez.

Afrikalı'nın futbol topu böyle olur