anadolu ajansı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anadolu ajansı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Aralık 2010

Anadolu Ajansı 'yalama' ustası


Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, eşi Sare Davutoğlu ile birlikte küçük kızları Hacer’in voleybol maçını izledi.

Dışişleri Bakanı Davutoğlu, ilkokul 5. sınıf öğrencisi olan Hacer Davutoğlu’nun oynadığı Maya Koleji Voleybol Takımı’nın, Büyük Kolej Voleybol Takımı ile yaptığı hazırlık maçını izlemek için Büyük Kolej Spor Salonu’na geldi.

Salona eşi ile birlikte gelen Davutoğlu, karşılaşmayı Büyük Kolej öğrencilerinin arasında, Büyük Kolej Yönetim Kurulu üyesi Tansu Doğay ile birlikte izledi.

Maya Koleji’nin 3-2 kazandığı maç sonunda iki takım sporcularını tek tek kutlayan ve her bir sporcuya ismini soran Bakan Davutoğlu, Maya Koleji ve Büyük Kolej sporcuları ile birlikte hatıra fotoğrafı da çektirdi.

Yalayın gençler yalayın. Akanları yalayın, akmazsa akıtmak için yalayın. Bir kurum bu kadar yalaka bu kadar yavşak olur ancak. Bu haber Anadolu Ajansı'nın 'spor' kategorisinden geçti.

Cidden hayatımda örneğine rastlamadığım türden haberler bunlar. Kaç yıldır şu masaların başındayım, bir tane örneğine rastlamamıştım.

Vıcık vıcık yalakalık ve yavşaklık akıyor heriflerden.

29 Kasım 2010

Wikileaks belgelerine Anadolu Ajansı yorumu


Farkındayım son günlerde Anadolu Ajansı'na takmış durumdayım aşağıda okuyacaklarınız bir kurumun, hatta ülkedeki tüm kurumların ne hale geldiğinin göstergesidir.

Gerçekler nasıl saklanıyor, yalanlar nasıl hap gibi yutturuluyor, aşağıdadır. Okuyun lütfen.

Beklentim, haftaya cumaya kadar Türkiye'de ciddi bir tartışmanın başlatılması. Ciddi dediysem, Wikileaks belgelerinin unutturulması için gözlerin bambaşka bir yere çevrilmesi için.

Ya da herkesin konuştuğu ama sıranın bir türlü gelmediği Ergenekon'da gazetecileri içine alacak yeni bir dalganın yaratılması.

AA'NIN YOLLADIĞI WİKİLEAKS'İN BAŞBAKAN ERDOĞAN HABERİ

Dünya çapında olay yaratan Wikileaks’in açıkladığı bazı belgelerde Başbakanlık’tan üst düzey bir yetkilinin ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’ne Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın kişiliği hakkında bilgi aktararak, Erdoğan’ın "mükemmelliyetçi, işkolik, adil ve merhametli bir kalbe sahip olduğunu" belirttiği kaydediliyor.

"İçerdekine göre patronu Erdoğan, çok demokratik, ancak genel tanımlaması daha çok, nüfuzundakileri katı otokratik kurallara göre yöneten cömert ve baskın bir figür olduğu yönünde." Belgede bu görüşlerin tek bir kişinin izlenimleri olduğu belirtildi ve bu kişinin Başbakan Erdoğan ile yakın bir mesai içinde olduğuna dikkat çekildi.

Üst düzey yetkilinin Başbakan Erdoğan’ın kişisel tarzına ilişkin görüşlerini aktardığı ifade edilerek, Erdoğan’ın gerek kendisinden gerekse çevresindekilerden mükemmel iş beklediği, hatta mükemmel işleri bile daha da geliştirmek için yollar yarattığı belirtiliyor.
İşkolik olarak tanımlanan Erdoğan için 3 günlük tatil süresinin bile uzun olduğu, çevresindeki personelin aynı tempoda çalıştığı belirtiliyor. Belgede daha sonra şu ifadeler yer alıyor:
"Başbakanı iyi tanırsanız, bizim temas kurduğumuz kişinin de bize söylediği gibi çok inatçı olduğunu anlarsınız. Aklı birşeye takıldığı zaman, hatta birşeye inandığı zaman onu hiçbir şey vazgeçiremez. Erdoğan çok kararlı bir kişi. Ayrıca yabancı liderler de dahil insan insana iletişimde çok yetenekli ve etkili birisi. (İçerdeki yetkili) örnek olarak Başkan (George) Bush ile uzun toplantısını ve hatta buz gibi (Rusya Başbakanı Vladimir) Putin’in Erdoğan’ı kucakladığını hatırlattı."

Belgede Başbakan Erdoğan’ın çalışanları ile ilişkilerinde adil bir insan olduğu da belirtilerek, personelini desteklediği ve ihtiyaçlarına karşı ilgili olduğu kaydedildi.

Söz konusu belgede "(İçerdeki yetkili) Erdoğan’ın merhametli bir kalbi olduğunu ve çalışanlarında muazzam bir sadakate neden olduğunu belirtiyor" denilerek, Başbakan Erdoğan zırhlı arabasında kilitli kaldığı zaman camı balyozla kırarak Erdoğan’ı kurtaran, ancak hayatını da tehlikeye atan koruması Halit’i, bu hatasına rağmen işinde tuttuğu, basında pek çok haber çıkmasına rağmen Halit’in bu hatalı davranışını kendisine yönelik bir sadakat ve sevgi olarak değerlendirdiği bildiriliyor.

PEKİ YA BELGELERDE ERDOĞAN İÇİN HANGİ BELGELER VAR VE ANADOLU AJANSI BUNLARI SERVİS ETMEDİ

Ankara'dan 30 Aralık 2004 tarihinde geçilen belgenin 21. maddesinde Erdoğan’ın İsviçre Bankası’nda 8 ayrı hesabı olduğu iddia ediliyor.

"AKP iktidara yolsuzlukların kökünü kazıyacağını söyleyerek geldi. Halbuki AKP'lilerin bize anlattığına göre, partinin ulusal, bölgesel ve yerel seviyesinde ve bakanların aile üyeleri arasında çıkar çatışmaları ve ciddi yolsuzluklar var.

İki ayrı kaynaktan edindiğimiz bilgiye göre, Erdoğan’ın İsviçre bankalarında sekiz ayrı hesabı var. Erdoğan'ın varlığının oğlunun düğününde gelen hediyeler ve dört çocuğunun okul masraflarını karşılıksız ödeyen Türk işadamından kaynaklandığını söylemesi ise çok yüzeysel."

Belgelerde "inatçı, mükemmeliyetçi ve hiperaktif" olarak tanımlanan Erdoğan’ın "aşırı bir gurura" ve "dizginlenemez bir açgözlülüğe" sahip olduğu yorumu yapılıyor. Erdoğan ile Abdullah Gül arasında da AK Parti’nin kontrolü için bir çekişme yaşandığı belirtiliyor.

27 Kasım 2010

AA yalakalıkta kendini aştı


Noktasına bile dokunmuyorum metnin.

"Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın Antalya'nın Alanya ilçesinde yaşayan teyzesinin kızı Nurten Özçelik (82) vefat etti.

Alanya'daki evinde yaşamını yitiren Nurten Özçelik'in cenazesi yarın öğle vakti kılınacak cenaze namazının ardından Bektaş Mezarlığı'nda toprağa verilecek.
Bülent Arınç'ın teyzesi Zehra Uğur'un kızı olan Nurten Özçelik, geçen yıl ilçede 18 derslikli bir ilköğretim okulu yaptıran Hamit Özçelik ile evli ve 3 çocuk annesiydi."


Yıllardır bu işi yaparım, herhangi bir siyasinin annesi, babası, kayınvalidesi, kayınpederi ve kardeşi dışında Anadolu Ajansı'nın teyze kızı, hala oğlu, elti, enişte noktasında haber yaptığını görmemiştim.

Bülent Arınç'ın kümesteki tavuğu, eşikte, beşikte ne kadan tanıdığı varsa haber olacak mı acaba? Ne bileyim yakında Anadolu Ajansı'nda, "Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın sık sık alışveriş ettiği süpermarketin sahibinin eşinin, kız kardeşinin babası vefat etti" türünden haberler görür müyüz? Bundan kelli şaşırmam, haber olursa.

Lan cidden, tamam Bülent Arınç'a bağlısınız anladım ama bu kadar yalaka olunmaz ki. Yavşaklık sınırlarında geziniyorlar, kurum olarak.

Gerçi tabii, adamlar da haklı. Hepsini işe alan Bülent Arınç, doğal olarak da akanları yalayacaklar. Olmadı akması için uğraşacaklar.

Amına koydunuz lan Anadolu Ajansı'nın.

24 Kasım 2010

AA'dan bombalara devam


Saat 09.54'te geçen haberi aynen yazıyorum. Haberdeki tersliği bulun...

LAKERS, EVİNDE OYNANAN MAÇTA CELTICS’İ 98-91 YENDİ

Amerikan Ulusal Basketbol Ligi’ne (NBA) dün gece oynanan 6 maçla devam edildi.

Staples Center’da Boston Celtics’i ağırlayan Los Angeles Lakers, sahadan 98-91 galip ayrıldı.

Maçın en skorer ismi 30 sayıyla Celtics’ten Derrick Rose olurken, Lakers’da 3 oyuncu 20 ve üzerinde sayı attı. Evsahibi takımda Lamar Odom 21 sayı 8 ribaund, Kobe Bryant 20 sayı 8 asist, kenardan gelen Shannon Brown 20 sayı 4 ribaund ile oynadı.

Celtics’in Türk basketbolcusu Ömer Aşık ise görev aldığı 8 dakika 44 saniyeyi sayı atamadan tamamladı. Aşık, 3’ü hücumda 4 ribaund aldı.

22 Kasım 2010

AA haberciliğinde son nokta ve yalanı kabullenmek


Haberin noktasına bile dokunmuyorum. Haber şudur:

"Almanya’da yayımlanan 4-4-2 dergisi, Liverpool’un, Fenerbahçeli milli futbolcu Emre Belözoğlu’nu transfer etmek istediğini ileri sürdü.

Derginin internet sitesinde verilen haberde, Liverpool’un, Belözoğlu’nu ara transfer döneminde kadrosuna katmak istediği ve bunun için 7 milyon avro artı Fabio Aurelio’yu gözden çıkarttığı iddia edildi."


4-4-2'nin Almanya baskısının olmadığını bildiğimden Anadolu Ajansı'na telefon açtım ve Spor Müdürü ile aramızda şöyle bir konuşma geçti.

-İyi günler beyefendi. Ben Bu Emre haberi için aradım.
-Buyrun.
-4-4-2'nin Almanya baskısı yok. Geçtiğimiz günlerde de Berbatov'un Fenerbahçe'ye transfer olacağına yönelik bir haber vardı ve yine 4-4-2 referans gösterilmişti. Olmayan bir dergiden haber nasıl yapılabiliyor ve servis ediliyor?
-Hayatım, aslında ben de biliyorum inandırıcı bir haber olmadığını ama...
-Nasıl yani?
-Bizden isteniyor bu tip haberler. İnandırıcı olmasını sağlamak için...
-Olmayan dergiyi kaynak gösteriyorsunuz yani.
-Eeee, teşekkür ederim ilgilendiğiniz için.

Ve kapattım.

Anadolu Ajansı bu ülkenin en saygın kuruluşlarından biriydi son birkaç yıla kadar. Artık yalan haber yazmaktan hiçbir biçimde kaçınmıyorlar. Hatta o kadar ki, Spor Müdürü haberin yalan olduğunu biliyor ama "Üstten istiyorlar" savunmasına girişiyor.

Cidden inanması güç, bu ülkede olup bitenlere. Her yerde at koşturuyorlar, istedikleri gibi. Zaten son 4 yıldır haberleri berbat, özensizdi yalan haber hadisesine de girdiler.

Şu yukarıdaki konuşma ibretliktir.

1 Nisan 2010

Ben mi kötü niyetliyim acaba?


Anadolu Ajansı'nda namaz saatlerinde hiç haber geçmemesi benim kötü niyetliliğimden mi kaynaklanıyor diye düşünmüyor değilim.

Yaklaşık 1 haftadan bu yana böylesi kötü niyetli düşünceler içindeyim. 1 gün, 2 gün, 3 gün derken, "Yok artık bu denk gelmiş olamaz" diye düşünmeye başladım.

Edit: Tahminimce en dini bütün elemanlar sporda.

24 Mart 2010

Evladım sizi kim işe alıyor?

Anadolu Ajansı'nı ben yazmaktan bıktım, bunlar sığırlık yapmaktan bıkmadı. Yeni bir vaka bu kez cahilliğin ötesinde bir durum var. Aynen alıntılıyorum:

"Almanya Birinci Futbol Ligi (Bundesliga) takımlarından Bayern Münih’in teknik direktörü Franz Beckenbauer, Wayne Rooney’nin, İngiltere’ye Dünya Kupası’nı kazandırabileceğini söyledi."

Evet, 15 yıl önce teknik direktörüydü. Sanırım haberi 'yapamayan' arkadaş biraz gerilerde kalmış.

Bülent Arınç'a tavsiyem, Anadolu Ajansı ve TRT'ye editör alırken; partizanlığı, cemaatçiliği dışında biraz da bilgisi olmasını kriterler arasına soksun. Çünkü hemen her gün, bu gibi aptallıkları yapıyorlar.

Tabii copy-paste habercileri de bunu aynen yapıştıracakları için, haber portallarının birçoğunda da Beckenbauer, teknik direktör olarak geçecek.

Offff, offfffff.

11 Mart 2010

Normalleşiyoruz canım normalleşiyoruz

Daha önce burada birkaç kez Anadolu Ajansı'na yaptığı komik hatalar nedeniyle birkaç eleştiride bulunmuştum.

Bu kez yaptıkları bir komiklik değil, sumen altı cinliğine örnek vereceğim.

Haber Konya'dan. Hatunun biri evinde 3 metrelik piton besliyormuş. Ivır-zıvır bir muhabbet. Hiçbir ilginçliği yok, evlerinde aslan-kaplan besleyenlerle ilgili birçok haber okuduk çünkü.

Neyse habere giriş aynen şu ifadelerle başlıyor: "Yenicami Mahallesi’ndeki evinde imam nikahıyla Muttalip Bademci ile yaşayan Mürüvvet Göktaş, evlerinde Hint cinsi piton yılanı besliyor."

İlk anda belki çok da anormal bir durum yokmuş gibi gelebilir okuyana, belki de benim kötü niyetli oluşumdan kaynaklanıyor da olabilir.

Öncelikle Türk Ceza Kanunu'nun 230. maddesine göre, "Aralarında evlenme olmaksızın, evlenmenin dinsel törenini yaptıranlar hakkında iki aydan altı aya kadar hapis cezası" maddesi vardır.

Anadolu Ajansı'nın bunu öyle safiyane bir biçimde yaptığını düşünmüyorum. Hayatımızda daha önce de bir biçimde yer alan ama normal olmayan bir olgu normalleştirilmeye çalışılıyor. Bu sadece bir örnek yani imam nikahı meselesi. Ama uzunca bir süredir bu 'normalleştirme' çabası daimi olarak sürüyor.

Gündemi takip edenler fark etmiş olabilir. Elazığ'daki depremde ölenlerin sayısı 51'den 41'e indirildi dün. Peki neden olduğuna dair bir bilginiz var mı? Yoksa ben söyleyeyim. Köyde bulunan bazı kişilerin adının kayıtlara iki kez geçirildiği tespit edildi ve bu bazı kişiler imam nikahlı kadınlar. Hem kendi soyadlarıyla hem de imam nikahlı eşlerinin soyadlarıyla kayıtlara geçmiş bu kadınlar.

Buradan anladığım şu: Devlet, imam nikahı ile evlenenleri resmi olarak kayıtlara geçirmiş. Yani devlet imam nikahını tanıyor.

Başta çok normalmiş gibi geliyor değil mi? Ama öyle değil işte. Ceza yasalarına göre suç olan bir olguyu devlet tabi bir hak olarak tanımış durumda, hatta daha da ileri gitmiş resmi kayıtlara geçirmiş.

Ne kadar normalleşiyoruz farkında mısınız? Bu ülkenin başbakan yardımcısı (ismi Bülent) "Çarşaf bu ülke kadınının giysisi" diyor ama bir tane köşe yazarı bile bunu yazamıyor. Neden? Çünkü normalleşiyoruz da ondan.

Anormal azınlığın üyesi olduğumu hissediyorum artık kendimi...

6 Şubat 2010

Anadolu Ajansı penaltıya hükmetmiş!

Maç haberine bakıyordum, dikkatimi çekti. Aslında, kaçıncı dakikada ne olmuş filan dikkat etmem, ilgimi de çekmez. Ama bu kez bakasım geldi ve şunu gördüm.

74. dakikada Cangele, ceza alanında düşürüldü, maçın hakemi Tolga Özkahya pozisyonun devamına karar verdi. Kayserispor taraftarları bir süre hakemin bu kararına tepki gösterdi.

Belli ki, yazan arkadaş kararını vermiş. Pozisyon onun için penaltı. Anadolu Ajansı'yla ilgili zaten birkaç şey yazmıştım, madem öyle devam edeyim. Anadolu Ajansı ve TRT'ye alımlarla ilgilenen bakan Bülent Arınç.

Hangi tipten adamları oraya yerleştireceğini az-çok tahmin ediyorum. Kendisi azılı ve iflah olmaz bir tip. Ortam germek, gündem değiştirmek konusunda eşi bulunmaz bir zat.

Neyse şu Anadolu Ajansı'nın 74. dakika hadisesine gireyim. Bunu yazan tipin, gazetecilikle uzaktan yakından ilgisi yok. Zaten bizim gibi editörler, bu gibi malların yazdıklarını haberleştirmek için vardır.

Arkadaş, pozisyonu tekrar tekrar izlesin istersi. Acaba penaltı mı, değil mi karar versin? Ama benim vergimle maaş alan bu herif, mümkünse taraftarlık yapmasın. Çok istiyorsa, bizim gibi blog açsın.

Cangele düşürülmedi, düştü salak herif. Pozisyonda bir de sarı kart alması gerekirdi. Neye üzülsem bilmiyorum. Bu heriflerin devlet kadrolarına yerleştirildiklerine mi yoksa alenen taraftarlık yaptıklarına mı?

7 Ocak 2010

AA'da kimler çalışıyor?

Aşağıda göreceğiniz metin, Anadolu Ajansı tarafından geçilmiştir. 7 yıllık AKP iktidarının çiftlik haline getirdiği kurumlardan birinin AA olması gerçekten de vahimdir. Kimbilir, devlet kurumlarının nerelerinde, kimler çalışıyor. Düşünmek bile korkutucu. Daha korkutucu olansa bu adamların maaşı, eşek gibi çalışan insanların vergilerinden ödenmesi.

Kimler, nasıl ve ne şekilde burada çalışıyor bilemiyorum ama bu metni yazanın ilkokulu bile bitirdiğinden şüpheliyim.

Uyarı: Tashihler (yazım hataları orijinaldir, takım isimleriyle oynanmamıştır)

Orijinal haberin metni: Adı İngilizlerin dünyaca ünlü futbol kulübü Manchester Unidet ile anılan Brezilyalı genç yetenek Douglas Costa, Ukrayna’nın UEFA Kupası Şampiyonu Sahtar Doneck takımı ile anlaştı. Sahtar’dan yapılan açıklamada, gelecek vadeden ve dünya futbolunun yeni yıldızı olarak bakılan Douglas Costa’nın Brezilya’nın Gremio Kulübü’nden 12 milyon avroya satın alındığı, bu futbolcuyu daha fazla bir meblağa başka bir kulübe satmaları halinde Gremio’ya yüzde 15’lik bir gelir ödeneceği bildirildi. Manchester Unidet, Douglas Costa’yı geçen yıl yaz aylarında transfer etmek istemiş, ancak futbolcunun bonservisinin çok pahalı olması nedeni ile vazgeçmişti.

4 Ocak 2010

Lütfullah Göktaş'tan iş kazası

Lütfullah Göktaş ismini duyunca, bilmeyen yoktur muhtemelen. Anadolu Ajansı'nın İtalya muhabiridir. En çok tanınan yurtdışı muhabirlerinden biridir. İşini gerçekten çok iyi yapar. Kişisel olarak da gayet iyi tanıyorum. Son derece beyefendi, kibar, işine saygı duyan, işten kaçınmayan biridir.

Fakat bugün Anadolu Ajansı'ndan geçen bir haberin başlığı beni hayrete düşürdü. İlk okuduğumda, kahkahayı patlattım, sonra durdum ve yeniden gülmeye başladım. Bu kahkaha tufanı sırasında haberi onun yolladığını bilmiyordum. Haberin girişine bakınca ismini gördüm, acayip şaşırdım.

"Bu kadar şaşırdığın şey nedir?" diye soranlara ne yazdığını söyleyeyim, yazan aynen şuydu: "Domuz gribi aşısında enflasyon. -Fransa, Almanya ve Hollanda 'ellerinde patlayan' aşıları elden çıkarma uğraşında."

'Elinde patlamak' nasıl ve hangi anlamda kullanılır muhtemelen Lütfullah da biliyordur. Tamamen bir iş kazası ancak gülmekten kendimi alamıyorum...

Yine de, Lütfullah Göktaş'ın muhabir olması büyük şans. AA'da her türlü haberi geçebilecek kalibresi bulunan çok az sayıdaki yurtdışı muhabirlerinden biridir.

Artık, elde ne patlar onu da siz bulun bir zahmet.