2 Mayıs 2011

Mustafa yarın saat 16.00'da eylemini tekrarlıyor, lütfen yalnız bırakmayın


Galatasaray ve şu anki durum hakkında ibret verici olay başlıklı yazıda, kişisel eylem gerçekleştiren Mustafa Özkan isimli arkadaşımız yarın -3 Mayıs- saat 16.00'da Simit Sarayı'nın orada olacakmış.

Kişisel eylemini yeniden gerçekleştirecek. Katılmak isteyen, şişlere, delilere, köpeklere karşı arkadaşımızı tek başına bırakmak istemeyenler, kendisini tek başına bırakmak istemezse, kendisine katılabilir.

Dediğim gibi yarın -yani 3 Mayıs- saat 16.00'da yukarıda yazılan yerde bulabilirler.

Lütfen Mustafa'yı yalnız bırakmayın. Gerçi her ne olursa olsun, Mustafa bu eylemi gerçekleştirecek ama yine de tek başına olmaması en iyisi.

Şimdiden gidecek olanlara, destek olacaklara teşekkür ederim...

Kendisini parçalı formasından tanımanız mümkün...

Not: Bunu üst üste ikinci kez isteyeceğim ama bunu yayabilirseniz sevinirim. Ne kadar çok kişi katılırsa o kadar iyi olur. Özellikle forumlarda dolanırsa şahane olur.

Yaşasın renklerin kardeşliği


1 Mayıs'ta orada bulunan tüm emekçilere selam olsun. Artık tribünlerden gelen ses de, 1 Mayıs alanlarında duyulmaya başlandı.

Renk ayırt etmeden, düşmanlık beslemeden, bu dünyayı daha yaşanılır kılana dek...






1 Mayıs 2011

Foucault da Yargılansın!

Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Yüksek Lisans öğrencisi arkadaşımız Nejat Ağırnaslı, uzun namlulu silahlarla dün yapılan bir baskın sonucu evinden gözaltına alındı. Nejat, daha sonra ailesiyle ve avukatıyla görüştürülmeden alelacele KCK davasının görüldüğü Diyarbakır'a sevk edildi.

Boğaziçi Üniversitesi Öğrencileri olarak, hem arkadaşımız Nejat'a hem de tüm diğer göz altına alınanlara yapılan bu hukuksuzluğu açıkça kınıyoruz. Üniversite arkadaşları olarak, Nejat'ın dava dosyasına nelerin konulacağını şimdiden merak ediyoruz. Onun ders programını "örgüt dökümanı", yurtdışındaki üniversitelere yapacağı doktora başvurusunu da "örgütün yurtdışına açılma planı" olarak gören işgüzar zihniyetin ellerinin daha nereye kadar uzanacağını bilemiyoruz.

Nejat'ın yazdığı makaleler, yaptığı çeviriler, bilinmeyen bir dilde değil ama İngilizce yaptığı literatür taramalarının da dosyasına konulduğu takdirde, KCK davasının Foucault'ya ve hatta Gramsci'ye kadar genişletilmesini öngörmekte güçlük çekmiyoruz.

Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri olarak, arkadaşımız Nejat serbest bırakılmadığı takdirde, bizi suç işlemeye teşvik eden kitaplarımızı, kampüsümüzün tarihi güney meydanında toplayarak yakacağımızı açıkça ilan ediyoruz.

Boğaziçi Üniversitesi Öğrencileri

Not: Bir rica olarak bunu yayabilmek mümkün olursa sevinirim...

30 Nisan 2011

Galatasaray ve şu anki durum hakkında ibret verici bir olay


Aşağıda birazdan okuyacaklarınız, dün yaşanmış olup, insanın kanını donduran ve aynı zamanda da Galatasaray'ın şu anda nasıl bir durum içinde bulunduğunun en iyi göstergesidir.

Buyurun okuyun, kulübe bok sineği gibi yapışan Adnan Polat'ın nasıl bir adam olduğunu...

"Bugün bireysel protesto amaçlı saat 17:00 sularında Mecidiyeköy'de bulunan kulüp binamızın önüne gittim.

Kısaca şunu belirtmem gerek; gitmeye iten son hamle Adnan Polat'ın kulübümüze karşı dava açması ve etrafındaki insanlara da açtırması. Acele ile bir şeyler karaladım, kırtasiyeden aldığım beyaz kartona; "Adnan Polat, yok hükmündesin! Yeter, git Lütfen!"

Kulüp binamızın karşı kaldırımına geçtim ve elimdeki kartonu tutmaya başladım. İlk tepkiler olağandı, pencerelerin perdeleri aralandı, bina içinden fotoğraf çekenler oldu vs.

10-15 dakika sonra kulüp bünyesinde çalıştığını söyleyen birisi geldi. Kim olduğumu (!), ne iş yaptığımı(!), tribünden kimleri tanıdığımı (!), memleketimi (!), nerede oturduğumu (!), her hangi bir gruba üye olup olmadığı (!) vs. vs. sordu.
Elimdeki kartonu yırtabileceğini (!) de söyledi ve cevabını -medeni bir şekilde- aldıktan sonra içeriye gitti.
Şahsın, GS Store'un web sitesi için çalıştığı bilgisi teyid edildi, kesin bilgidir. Yaklaşık 10 dakika sonra kulübün güvenlik görevlisi geldi, Genel Sekreter'in kendilerini aradığını -muhtemelen haber gitti kendisine- ve Adnan Polat'ın binada olmadığını söyleyip, Polat İş Hanına gitmemi tavsiye etti! (Sağolsun!)

Bireysel protestom yarım saati bulmuştu ki, Çadır Store'un oradan, yukarıya doğru birisi yürümeye başladı, tehditler savurarak. 'Berduş' biri olduğu belliydi kılık kıyafetinden. Yanıma yaklaşırken, paltosunun sağ cebinden bir adet "şiş" çıkardı. Yaklaşık 20 cm uzunluğunda. Gitmezsem, beni orada öldüreceğini söylerekten iyice yaklaştı.
Elindeki metal şişi sürekli savuruyordu. Başımın belaya girmemesi için kendimi kulüp binamızın olduğu, karşı yöne attım. Aklıma bir anda polisi aramak geldi. Şahıs, Çadır'ın yan tarafında korkusuzca duruyordu ve tehdit etmeye devam ediyordu.

Köşedeki otobüs yazıhanesine girdim beklemek için. Polisler 3-4 dakika içinde olay yerine geldiler ekip arabasına binip Şişli İlçe Emniyet Müdürlüğü'ne gittik, şikayetçi olduğumdan.

17:30'dan 20:00'ye kadar ifade vermek için bekledim. Dışarıya sigara içmeye çıktığımda adam yanıma geldi ve kimin gönderdiğini öğrenmek için bir sigara uzattım. Telefonun ses kaydını da açtım. Sigarayı görünce, 'şikayet etme, barışalım' demeye başladı. 'Kimin gönderdiğini anlatırsan', şikayet etmem dedim ve blöfümü yedi.
Kulüp çalışanı olduğunu, ismi 'İlyas' olan bir şoförün gönderdiğini itiraf etti. Bütün ses kaydı telefonumda duruyor. Yüklemeyi beceremediğim için dinletemiyorum, malesef. Ekleyeceğim ama.


Belki, isim yalandı, hayal kuruyordu ancak 'içeriden' gönderildiğini, yönlendirildiğini adım gibi biliyorum ve de eminim. Fakat, şahsın 'deli raporu' na sahip olmasını öğrenmem bütün her şeyi havada asılı bırakıyor.

Bir şeyleri ispat edemedikten sonra işe yaramıyor... Yine maalesef... Bütün bunları neden mi anlattım?

"Kimseden bir fayda ummam ben, dilenmem kol kanat. Kendi boşluk, kendi gökkubbemde kendim gezginim. Bir eğik baş bir boyunduruktan ağırdır boynuma; Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür bir Galatasaraylıyım"

Ben de...

Genel kurul üyesi olmadığım için oy kullanma hakkım yok, bir taraftar olarak yapabileceğim en etkili tepki; protesto etmektir. Hepi topu bu...

Korkmadan, usanmadan, yılmadan bireysel protestoma devam edeceğim. Etkisi mi olacak, sanmıyorum fakat bir şeylerin değişmesi için elimden gelen budur...

Salı günü 'yönetim kurulu' toplantısı var Mecidiyeköy'deki kulüp binamızda ve ben, yine orada olacağım.

Gelecek olan olursa, kaldırımda beyaz kartonunu tutan, 'parçalı forma' lı arkadaşa eşlik edebilir...

son söz; şahsın başındaki 'ultraslan' yazan, eskimiş şapkayı ekleyivereyim."


Evet işte, yaşananlar bunlar. İnanın şaşırmadım çünkü herifteki hırsı görünce yapabileceklerinin sınırının olmadığını fark ediyorum.

Ha gayret Adnan Polat yakında Adnan'ı atıp, Alemdar'ı sona ekleyip Tırtlar Vadisi'nin en sıkı üyesi oluverirsin. Bu herif bir de CHP'den İstanbul Büyükşehir Belediyesi başkan adayı olmuştu. Rakibi de şu an önünde el pençe divan durduğu Recep Tayyip Erdoğan'dı.

Ne bela bir herifmiş, bırakmadı yakasını şu kulübün. Nefretten başka bir şey uyandırmıyor bende kendisi. Ama unuttum, mali olarak harika (!) işler yaptı değil mi? Maliyetini siktiğim yavşakları, rezil ettiniz lan kulübü.

29 Nisan 2011

Yasaklara koyanlara koyalım


31: Fenerbahçe-Galatasaray karşılaşmasının malum dakikasında... El arabası da derler kimi çevreler.

Hayvan: Şu yasağı koyanlar yok mu, aha işte onlar

Baldiz: Baldan tatlı olan şahıs

Buyutucu: Yasağı uygulayanların ihtiyacı olan materyal

Citir: Ekmek fırından çıkınca, öylesi olunca yanında katıksız bile yenir.

Etek: Kadınlar giyer, İskoç erkekleri de.

Ateşli: Bazı hastalarda olur. Düşürmek için çaba harcanır. Derece ile ölçülür. Eğer yasağı uygulayanlarda varsa kıçlarına fitil konur.

Frikik: Futbolda olur. Ceza alanı içinde düşen oyuncular için. Teki olur, çifti olur. Hüseyin Göçek gibi gol olan teki, çifte çevrilir.

Gizli: Son 7 yıllık Akp iktidarında pek çok kez siyasileri yok etmek ve rakipleri sekteye uğratmak için kullanıldı, kamera olan biçimi. Hatta son günlerde iki MHP'li yöneticinin kasedi çıktı. Hah işte, bildiniz.

Hatun: Kadın kısmı için bazı çevrelerce kullanılır.

Haydar: Galatasaray'ın 80'li yıllardaki sarışın olan kalecisinin ismi. Polis coplarına verilen isim.

Hikaye: Edebi olarak romandan kısa olur. Böyle minik roman tadındadır. Öyle uzun uzadıya olmaz. Cevat Şakir, Sait Faik filan yazar.

Liseli: Üniversiteliden bir aşama geride, ilköğretimden bir adım ileride olan. Kimi tavernacıların pek çok kez şarkı yaptığı, bazı okullarda müdürlerin gebelik testi yaptığı öğrenci çeşidi.

Nefes: Alırız, veririz. Almazsak da vermezsek de ölürüz. Hatta ölünce ne alınır, ne verilir.

Sarisin: Esmer ya da kızıl olmayan. İskandinav ülkelerinde çokça olur. Marilyn Monroe, Charlize Theron öyledir.

Sicak: Soğuğun zıttı. Yaz gelince havalar öyle olur. Dünyada; Hamsin, sirokko, samyeli, Türkiye'de ise lodos, kıble, keşişleme ve fön böyle efil efil bundan yayar.

Sisman: Laurel ile Hardy'nin Oliver Hardy olanıdır. Sağlık Bakanı "Obez yerine ş..... diyelim" demiştir hatta.

Yerli: Kızılderililer için kullanılırdı. Türkiye'de 12-18 Aralık tarihlerinde haftası kutlanır hatta. Hakan Şükür'ün hayran olduğu futbolcu biçimidir.

Yasak: Bunların hepsinin toplamı oluyor. Kullanan yanar, cızz, kötü, pis, kaka.

Bu kelimeleri seçen herkesi, şahsınızda tebrik eder, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu üyelerinin ta götüne koymayı borç bilirim.

Herhangi bir kurumun başında mantıklı, kafası çalışan, kafatasının içinde beyin taşıyan biri kaldı mı acaba?

28 Nisan 2011

Yeni Yargıtay Başkanı kim olur? -Fotoğraflı anket-


Fotoğrafa bakın ve Cumhurbaşkanı Gül'ün, Yargıtay başkanlığına kimi atayacağını tahmin edin.

Ben direkt tahminde bulundum ama söylemiyorum, kopya olmasın diye.. İsimler önemli değil numara söylemeniz yeterli

Komşusu açken, tok yatan hani bizden değildi


"Komşusu açken, tok yatan bizden değildir"

Bizim başbakan sürekli söyler bunu.

Üstteki Başbakan Erdoğan'ın yeni makam aracı. Hediyesi 500 bin TL.

Japonya'dan zenginiz biz, onların imparatoru Toyota Crown kullanıyor.

Rusya'dan da zenginiz, onların devlet başkanı 300 bin TL'lik Mercedes S serisi kullanıyor.

Almanya'dan daha da zenginiz, Angela Merkel 300 bin TL'lik Mercedes S serisi kullanıyor.

Brezilyalılardan zaten çok daha zenginiz, Lula da Silva'nın nın aracı Ford Fusion.

Avustralyalıların futbolcularını bile biz besliyoruz, onların başbakanı Holden Caprice kullanıyor.

Hepsinden zengin olduğumuz için Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün de 500 bin TL'lik BMW 760i Long, makam aracı.

O kadar zengin bir ülkeyiz ki, 25-30 milyar dolara İstanbul'u bile pasta gibi ortadan yarıveririz.

"Komşusu açken, tok yatan bizden değildir."

İşte biz de onu diyoruz ama anlatamıyoruz.

Gerçi Başbakan'la, Cumhurbaşkanı'nın komşuları aç yatmaz muhtemelen. Biri Çankaya Köşkü'nde kalıyor, diğeri arkadaşının cüzzi bir bedel karşılığında kiraladığı konakta kalıyor.

Süper zengin bir ülkeyiz. Misal ben eve gidince küvete şampanya dökeceğim -terbiyesizin önde gideniyim alkol alıyorum- ve banyoya saçtığım havyarlardan yiyeceğim.

Türkiye'nin yüzde 90'ı böyle yaşamıyor mu?
Zaten Başbakanımız da, senede ik-üç kez geri kalan yüzde 10'un gecekondularına gidip ihya etmiyor mu.

Türkiye'deki parayla Melih Ankara'ya deniz getirir, Özhaseki Kayseri'ye okyanus döşer, Başbakanımız da Türkiye'yi 10 parçaya bölebilir...

Turgay koş sınıf başkanlığı seçimine


Her seçimde aday olur, her aday oluşundan sonra seçime bir-iki gün kala birilerinin listesine girmeye çalışır, asbaşkan bilemedin 2. başkan pozisyonunu almaya çabalar.

Hayatımda bu kadar cıvık, bu kadar itici bir adam görmedim. Herif kadrolu başkan adayı sanki. Nerede seçim var, oraya damlıyor. Sınıf başkanlığı seçimi olsa oraya bile gidecek tipte bir adam.

Galatasaray camiasında bu tip adamların olması iyiden iyiye batmaya başladı. Bütün derdi bir biçimde seçilebilecek yönetime kapağı atmak. Bunun için seçimden seçime liste çıkartır, adaylığını açıklar gelgelelim sonunda birilerinin listesine sıvışır.

Cidden sinir bozucu bir tip, bu herifin başkan olduğu Galatasaray Kulübü'nü düşünemiyorum bile. Kadrolu başkan adayı, her seçimin olmazsa olmazı, seçilecek başkanın yağdanlığı.

Lan oğlum bir defol rica ediyorum. Başkanlık, yöneticilik filan çok istiyorsa gitsin site yöneticisi olsun, olmadı apartman yöneticisi ama mümkünse Galatasaray'a değil.

Yağımız bol, taşaklarımıza sürüyoruz


Tarih: 9 Eylül 2009
Yer: İstanbul

Trakya'da başlayan ve 2 gün süren yağışlar sonucunda İstanbul'da 31 kişi hayatını kaybetti. Hatırlayan var mı? Yok mu?

Alın size fotoğraflar o zaman, hafızaları tazelemek için birebir.

Başbakan Çılgın Proje yapacağına, yağmurdan insanların ölmemesi için dereleri ıslah ediversin bir zahmet.

Kasap yağı bol bulunca taşaklarına sürermiş, bizimkisi de o hesap. O kadar çok paramız var ki, şehri ortadan yarıyoruz.

Cari açık yok, dış borç yok, hatta borç yok. O yüzden de ikinci boğaz yapacağız. Yalama güruhu hemen başladı "İstanbul'a değer katar. İşte vizyon" demeye.

Unutuyoruz değil mi İstanbul'da yaşanan rezaletleri. Servis içinde ölen insanları, otobüslerde mahsur kalanları, sel suyuna kapılıp giden çocukları.

Neyse yağımız bol, taşaklara sürmeye devam. Artan olursa acıtmaması için kıçımıza süreriz.







27 Nisan 2011

Konuş şimdi göt Mourinho


Bir 'taktik deha' muhabbeti aldı başını gidiyor. Yok, Mourinho'nun taktikleri sayesinde Real Madrid Kral Kupası'nı almış, yok yüzyılın en büyük hocasıymış. Hasiktirin oradan, izlemiyoruz ya bu maçları bilmiyoruz olan biteni.

Yukarıdaki fotoğrafta 1-1'lik lig ve 1-0'lık Kral Kupası finalinden bazı sahneler görülüyor.

Pepe denen insan benzeri canlı her iki maçta minimum 3 kırmızı kart görmeliyken, tek sarı kartla maç bitirdi. Balon nihayet bugün patladı. İspanyol hakemlere benzemiyormuş, Şampiyonlar Ligi'nde maç yöneten hakemler demek ki. Ki, Marcelo ve Adebayor'un çok net kırmızı kartlarını da esgeçti.

Mourinho yavşak yavşak sırıtıp dursun, sanki hiçbir bok olmamış gibi. Sahaya futbol oynamaya değil, önüne gelene tekme atmaya çıkartmış oyuncularını. Daha tehlike bölgesine yaklaşmadan kim var kim yok kaval kemiğine tekme, yerdeki oyuncunun üstüne basma, hava toplarında dirsek atma. Herifler her türlü pisliği deniyor, kazanmak adına.

Sonra sonuca bakıp "Taktik Deha Mourinho" edebiyatı dönüyor. Herifin dehası filan yok, futbol oynatmamak üstüne kurulu bir düzenle oynuyor. Ehh 90 dakikada rakip nasılsa hata yapar, bulursam atarım. Taktik buysa, sokarım öyle futbola.

Elinde Kaka, Mesut, Ronaldo, Di Maria, Benzema, Granero, Higuaín, Xabi Alonso gibi yetenekli adamlar olacak, sen oynamaya değil oynatmama üstüne kuracaksın her şeyi. Levante'ye, Malaga'ya bu kadroyla zaten futbol oynarsın. Maharet bu kadroyla, Barcelona'ya top oynamakta.

Şu Pepe denen herife futbol oynatılıyorsa, üstelik de Real Madrid'de, hem de orta sahada, öyle futbolun dibine sıçayım.

Geçen yıl Milano'daki maçta da, Barcelona'nın gayet net iki penaltısı verilmemiş ve kupayı öyle almıştı Mourinho. Geçen yılki kupayla idare ediversin.

İlker Yasin'e ricam Xabi Alonso'nun ismini öğrensin. Her anlattığı Real Madrid maçında adama "Xavi Alonso" deyip duruyor. Bir "Ağlamak istiyorum"un bu kadar mı kredisi olur? İnsan hiç mi kendini geliştirmez, hiç mi birkaç şey öğrenmez?
Dani Alves'e, Valdez diyor; Ronaldo'ya anlamadığım biçimde ve Türkçe'de olmayan bir biçimde ince 'o' ile Rönaldo diyor, İspanyol futbolcunun ismini Fransız aksanıyla söyler. Eh birader yapma o zaman bu işi.

Pedro ile Sergio Busquets'in de maç içindeki gayet yavşakça Oscar'lık performanslarının, Barcelona'ya pek yakışmadığını söylemem lazım. Böyle aptalca hareketler yapınca yalancı çobana dönüyorlar.

Cidden Real Madrid, Mourinho ve Pepe nefretim sınır tanımamaya başladı. Futbolun içine ancak böyle sıçılır.

Konuşsun şimdi göt Mourinho...