17 Ocak 2012

Adalet bekleyenler...


Mahkemenin aldığı karara göre ortada "terör örgütü" filan yok.

Terör örgütü üyeleri, ücretsiz ulaşım isteyen gençler!
Terör örgütü üyeleri, hak talep eden sendikacılar!
Terör örgütü üyeleri, ülkenin seçilmiş milletvekilleri!
Terör örgütü üyeleri, kitap yazan yazarlar!
Terör örgütü üyeleri, haber peşinde koşan gazeteciler!
Terör örgütü üyeleri, poşu takan Cihan!

Hrant Dink, bu devletin öldürdüğü ilk aydın, yazar, gazeteci değil, son da olmayacak.

İt sürüsünün üyeleri, ağabeyleri gibi 'kahraman' olarak anılır birkaç seneye, ağızlarından tükürüklerini saça saça "Türkiye seninle gurur duyuyor" çığlıklarıyla omuzlarda taşınır.

Adaleti beklemekle herkes hata yapıyor, sokaklar adaletini kendisi uygulayan zorbalarla, vandallarla dolup taşıyor.

"benim amcam öldürüldü bankaya giderken başından vuruldu alacak derdinden vuran adam 8 yıl verdi adam aynı şekilde tasarlamış ödürmeyi işte adalet ermeni olmak lazım haralde..."

"ya anlamadım adamlar ağırlaştırılmış müebbet aldı idam cezası yok daha ne istiyorsunuz hergün işkence mi yapsınlar. bu ülkede sadece ermeniler mi öldürüldü."

"milyonlarca kişinin tanimadiği bir gazeteci neden bu kadar çok konuşuluyor(veya konuşturuluyoruz).. muhsin yazıcıoğlu bu kadar konuşulmadı"

"kesin ailesi yine ikna olmamıştır"

"bana bir kürt olarak kimse senin kanin pis kan diyemez, ayni sekilde kimse gelipte bir türke senin kanin pis kan diyemez, her koyun kendi bacagindan asilir, kasinani kasimislar."

"birilerini, özellikle ermeni cemaatini memnun etmişs nizdir umarım. genelde cinayet davalarında verilen cezalar incelendiğinde verilen kararın vicdanları acıtacağı, adamına göre ceza müessesesinin sürekli gündemde kalacağı gerçeği ortadadır, sanırım."

Sokaklar şunları düşünen insan görünümlü yaratıklarla dolu. Yazıklar olsun.

Bu ülkede adaletin olduğuna inanan varsa, aptaldır ve aptal kalmaya mahkûm kalacaktır.

16 Ocak 2012

Panele katılmak, sergi açmak, işemek, sıçmak yasaktır!


Ülkede savcıların pek çoğu kendini aşmış görünüyor. Poşuydu, kitaptı derken Malatya'da Özel Yetkili 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 6 üniversite öğrencisi; "Panele katılmak, 1 Mayıs’ta sergi açmak, bildiri dağıtmak, 8 Mart’a katılmak, yıldızlı bere takmak, mezar ziyaretine gitmek" gibi 'suçlardan' yargılanacak.

Erkin Kocaman, Ayça Kılınç, Yusuf Yılmaz, Uğur Pektaş, Sevcan Göktaş ve Kubilay Uçucu isimli öğrenci arkadaşlarımız, bu suçlardan ötürü 3 Haziran 2011'den bu yana tutuklu. 7 ay olmuş, 7 ay. Suç ne? Panele katılmak. Lan sikerim böyle şey mi olur?

İDDİANEMEDE YER ALAN SUÇLAR

  • "Amerika Defol Bu Vatan Bizim-Halk Cephesi" pankartı etrafında basın açıklamasına katılmak.
  • AKP Malatya İl Başkanlığı önünde yapılan Tutuklu TAYAD’lılar serbest bırakılsın konulu basın açıklamasına katılmak.
  • 19 Aralık 2000 tarihinde cezaevlerine yönelik olarak yapılan “Hayata Dönüş” operasyonlarını protesto amaçlı basın açıklamasına birçok kişinin katılmasını sağlamak.
  • İnönü Üniversitesi kampusunda yapılan "Gazi, Beyazıt ve Halepçe Katliamlarını Unutmadık, Unutturmayacağız" adı altında düzenlenen basın açıklamasına katılmak.
  • Yasal bir dergi olan ve ülke genelinde dağıtımı ve satışı yapılan bir derginin satışını yapmak.
  • Ücretsiz ulaşım istemek için eyleme katılmak.
Doğru ya lan, üniversite öğrencisinin panelle, sergi açmayla, bildiri dağıtmayla, mezar ziyaretiyle ne işi olur.

Üniversite öğrencisi dediğin Ayfon'unu koyar cebine, okula gitmeden önce Starbucks'a uğrar, eline lattesini alır, arkadaşları ile buluşur, biraz futbol geyiği yapar, biraz akşamki dizilerden, filmlerden söz eder, sonra "Yauuuuuv, ülkeyi biz mi kurtaracağız?" diyerek en siyasi yorumunu yapar, sonra 'efendi' gibi okula gider, akşam da arkadaşlarla takılır, biraz twitter, biraz facebook, uykusu gelene kadar da TV karşısında oturur. Al sana mis gibi öğrenci modeli.

Ne lan o öyle, yıldızlı bere takmak. Che misiniz oğlum siz? 8 Mart ne ayrıca!Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nü kutlamak erkeği mi düştü. Kutlayacaksan da, al bir kırmızı gül, kız arkadaşına ver, hem sevimlilik tatlılık olsun, hem de günü kutlamış ol.

Ülke zıvanadan çıkalı çok oldu. Memlekette siyasal görüşlü üniversite öğrencisi olmak, cezaevine giriş kartı gibi bir şey oldu. Her tür etkinlik, her tür protesto gösterisi örgütlü suç kapsamına alınıyor.

Fiili bir faşizm yaşanıyor. Üniversite öğrencileri ve gençler özellikle cendere içine alınıyor. Bu genç insanlara boktan profiller çiziliyor. Acun gibi tipler bunun için var. Genç yaşınız da siz de kısa yoldan köşeyi dönebilirsiniz deniyor.

Suç kapsamı darıltıldıkça daraltılıyor. Savcı Beylerin (!) keyfiyetine bağlı olarak haklarında dava açılıyor. İşin boku çıktı, "Panele katılmak, sergi açmak" bile suç olmaya başladı.

Herkes kafasını başka tarafa çeviriyor, kimse şu olan bitenle ilgilenmiyor. Yarın bir açıklama yapılsa ve "Ülkenin resmi ideolojisi Totalitarizm"dir dense, herkes "Oğlum biz zaten senelerdir Totalitarizm'i benimsemiştik" der.

Ülkede 30 sene önce yüzde 91'le darbeye evet diyen halk, 30 yılda darbe karşıtı oldu. Şu olayı "Şartlar öyle gelişti" diyerek, savunabilmek mümkün mü?

Nasıl iğrenç, nasıl boktan bir tavırdır bu. Bunların hocası da, 12 Eylül'de generallere alkış tutup, faşisti ayakta alkışlayıp, o referanduma 'evet' denmesi için götünü yırtmıştır. Sonra bir baktık ki, bunlar "darbe mağduru" olmuş.

Gencecik çocukların hayatlarını çalıyorlar. Aylarca, yıllarca cezaevine tıkıyorlar. Artık cezaevleri yetmiyor, yenileri yapılıyor. Gelişmişliğe bak sen, dev adalet sarayları ve dev cezaevleri projeleri.

Bu orospu çocuklarına küfür bile etmemek lazım. Orospu çocuğu küfür değil, bunların sıfatı, o yüzden rahatlıkla kullanıyorum.

Not: Lan oğlum, bak birkaç tane köşe yazarı var, isminizi vermiyorum, yazılar bende saklı, küfürleri çıkartıp kelime kelime yazıyorsunuz. Sizi de sikerim.

15 Ocak 2012

Bu vatana nasıl kıydılar?


BU VATANA NASIL KIYDILAR?

İnsan olan vatanını satar mı?
Suyun içip ekmeğini yediniz.
Dünyada vatandan aziz şey var mı?
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?

Onu didik didik didiklediler,
saçlarından tutup sürüklediler.
götürüp kâfire : «Buyur...» dediler.
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?

Eli kolu zincirlere vurulmuş,
vatan çırılçıplak yere serilmiş.
Oturmuş göğsüne Teksaslı çavuş.
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?

Günü gelir çarh düzüne çevrilir,
günü gelir hesabınız görülür.
Günü gelir sualiniz sorulur :
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?

İyi ki bu topraklarda yaşamışsın Usta.

14 Ocak 2012

Antu kafasında maç analizi

Oğlum bu lig başından belli söyleyeyim. Her hafta rakip kırmızı kart mı görür amına koyayım? Bu ne lan böyle! Herifler kiminle oynasa maçı 10 kişi tamamlayamıyor. Ayrıca öyle kırmızı kart mı olur.

Ne değişti geçen yıldan bu yana da, sihirli değnek değmiş gibi birden böyle 4-5 atmaya başlatılar. Ligi 3 Temmuz'da planladılar. Önce ligin altını üstüne getirdiler. Yok şikeymiş, yok teşvikmiş! Anamızın ak sütü gibi helal olan şampiyonluğu lekelemeye çalıştılar. Sonra şu Şampiyonlar Ligi işi çıkınca, yıldız oyuncularımızı satmak zorunda kaldık. Zaten Platini denen ibne de kesin Galatasaraylı. Fransız tohumu değil mi lan o amk evladı!

Lig başladı Bünyamin Gezer'e yani adam gibi adama düdük astırdılar. Tabii abii, herifler bu lobi işlerini acayip yapıyor. İbne cincon. Hatırlasana lige nasıl başladık, o kenetlenmişlik ruhuyla, nasıl çatır çatır çatır futbol oynuyorduk. Nelerle savaştık oğlum nelerle? Darağacına çıktık da, son sözümüz ne oldu hatırla.

Baktılar bizi böyle de durduramıyorlar, başladılar hakemleri ince ince işlemeye. 'Kocaman' yürekli adamı bile çileden çıkarttılar. O beyefendi adam ne dedi lan, ne dedi!!! "Sivas maçıyla başlayan, ufak ufak hani 'ince ince yasemince' derler ya, böyle bir durum var. Bir budama var. Güç dengeleri değişti. Bu güç kaybını da hakemlerin iyi aldığını düşünüyorum. Çok net söylüyorum, güç dengeleri değişti."

Bugünkü maça bak oğlum.
Rakibin antrenörü kim: Bülent Korkmaz
Kalecisi kim: Orkun Uşak
Orta sahada kim var: Mustafa Sarp
Cernat nereli: Romen
Defanstaki Anıl nereden yetişme: Galatasaray
Kırmızı kart gören Mabiala nereli: Fransız.

Şunların arasındaki bağlantıyı yapayım mı? Bülent Korkmaz Galatasaray'ın kestane kaptanı, Orkun Uşak cincon'da oynadı, Mustafa Sarp dersen maaşallah 2 maça bir Galatasaray'a karşı oynayacak, hikâyeden gol de atıyor ki kimse anlamasın diye.
Önce Adnan Sezgin'i gönderdiler Samsun'a bu Mustafa Sarp'ı oraya aldırdılar, oradaki görevini tamamladı, geldi Karabük'teki görevi için. Samsun'dan bunu gönderen kim? O da Adnan Sezgin. İbneler Bizans gibi içeriden çalışıyor.
Cernat Romen. Hagi'yle onu bağlamışlardır o işi. Mabiala zaten Fransız, bunların tohumu Fransız.

Rakipler bize geldi mi taş gibi oynar, bunlar karşısında komik komik hatalar yapıyorlar. Samsun maçında gördük işte, devre arası gitmiştir soyunma odasına çuvalla para.

İki sezondur yatan Nonoş, birden gol atmaya başlıyor. Yaaaav bırakın, yemeyin bizi.

İstanbul Büyükşehir Belediye'yle oynuyorlar, hocaları Arif Erdem. Bu da mı tesadüf oğlum, bu da mı? Neler olup bitiyor bir kafanızı çalıştırın.

Lan zaten bunlar Türkiye'ye şikeyi öğreten kulüp. Sonra bize bok atıyorlar. Eziktaş zaten sesini çıkartmıyor, susup kaldılar.

Her şey önceden belli oldu. Hakan Şükür'ü milletvekili yaptılar. Erdoğan Bayraktar, bunların kulüp üyesi. Daha neler sayarım neler.

Sonra Galatasaray 2012'de 4'ten aşağı atmıyormuş da, rakiplerini yeniyormuş da. Kime anlatıyorsunuz oğlum kime? Bırakın bu işleri artık. Sikerim böyle ligi, boşuna oynuyoruz, takımı ligden çekelim, 6saray, 8taş ve Hamsiler oynasın. Biz de şerefimizle takımı ligden çekelim.

Not: Her hafta kazanınca değişiklik olsun dedim, küfretmeyin lan sakın.

Adalar seni özler Lefter


Bazı futbolcular takımsızdır; Lefter gibi.

Toprağın bol olsun.

8 Ocak 2012

İnancın adı Metin Göktepe


15 yıl önce Metin Göktepe'yi öldüren polisler, bu denli 'gümbürtü' kopmasını beklemiyordu muhtemelen. Onlar için Evrensel gibi bir gazetenin muhabiriydi. Günde 7 bin satan, sesinin çok fazla çıkmadığını düşündükleri. O yüzdendir ki, aynı gün Cumhuriyet gazetesi muhabirini gözaltına alırken, oradaki polislerden biri "Bu Cumhuriyet'ten, başımıza iş alırız. Bırakın" diye, Cumhuriyet muhabirini gözaltına almamıştı.

Ümraniye Cezaevi'nde öldürülen tutuklu cenazelerini izlemek için Alibeyköy'e gittiğinde 28 yaşındaydı. Gazeteci olmasına karşın, ilçeye girişine izin verilmedi. Mesleki refleksle, ısrar etti, orada olmak, birkaç kare fotoğraf çekmek, olup bitenleri yazmak zorundaydı.

Metin'i gözaltına aldılar. Acaba coplarla kaç kez vurdular? Kaç dakika boyunca, çevresini saran polislerin cop darbelerine maruz kaldı?

Eyüp Kapalı Spor Salonu'nda kendinden geçinceye kadar Metin'e vurdular. Sonra da cansız bedenini bir büfe yanına bıraktılar.

Sonrası mı?

Sonrası aşağılık yalanlarla örüldü. "Gözaltına aldık ama bıraktık. Çay bahçesinde sandalyeden düştü" dediler. Bu boktan yalana, herkesin inanmasını beklediler. Paniğe kapılan devlet, dönemin İstanbul Valisi Orhan Taşanlar aracılığıyla yalanın ucuna yalan ekledi ve "Gözaltına alınanlar arasında Metin Göktepe'nin olmadığın kamera görüntülerinen tespit edildi. İsmi de, gözaltı listesinde yok" dediler.

Bu yalanı daha fazla sürdüremediler ve bu kez "Duvardan düştü" yalanına insanların inanmasını beklediler.

Sürece bakar mısınız? Devlet seri halde yalan söylüyor, her açıklamada bir önceki yalanlarını yalanlayıp, başka yalanlarla vakit kazanmaya çalışıyorlar. Yapılan şey ne kadar aşağılıksa, şu süreç en az onun kadar aşağılıktı.

Sonra dava süreci başladı. Davayı ilden ile kaçırdılar, insanların takip etmesini engellemek için. Çünkü bir grup insan, Metin Göktepe'nin ölümünün peşini bırakmadı.

Dava sürdükçe sürdü, 6 polis 2 yıla yakın bir ceza aldı. Fakat Metin Göktepe davası herkese şunu gösterdi; yılmadan, yıkılmadan, örgütlü mücadeleyle sonuç alınabileceğini gösterdi.

Metin Göktepe, kendisinden önce ve sonra öldürülen gazeteciler için herkese ışık tuttu. Devlet ilk kez yaptığını kabullenmek zorunda kaldı.

Metin'in ölümü, devletin, o döneme kadar yaptığı ve üstünü kapattığı yalanları su yüzüne çıkarttı. "Duvardan düştü, sandalyeden düştü" gibi aşağılık yalanlara kimseyi inandıramayacağını anladı.

Gerçeğin peşinden giden Metin Göktepe, gerçeğin peşinden gidenlere yolu ne kadar sarp da olsa bir sonuç alınabileceğini gösterdi.

Bugün geldiğimiz noktada, artık gazetecileri öldürmek yerine, cezaevlerine atıyorlar. Mesleklerinin gereğini yerine getiremeyecek noktaya getirilen gazeteciler, ilkokul öğrencisi gibi azarlanıyor, işlerini nasıl yapmaları gerektiği yönetenler tarafından tarif ediliyor, uymayanlar tek kişilik hücrelerle, yargılaması bitmeyen davalarla, tutukluluk halleriyle 'terbiye' edilmeye çalışılıyor.

Cezaevleriyle tanıştırılmayanlar ise mesleklerini yapamaz duruma getirilip, patronlar tarafından işlerine son veriliyor.

Susanlar ve susmayanlar arasında tenis maçına benzer bir oyun var. Susanlar ayın 1'inde ATM'lere kartlarını sokup, maaşlarını çekerken, susmayanlar ise KCK, Ergenekon, Oda TV gibi davalarda süründürülüyor.

Aylardan Ocak, günlerden 8 Ocak, yıl 2012.

Metin Göktepe'nin öldürülmesinin ardından tam tamına 16 yıl geçti. Daha 'demokratik Türkiye'de gazetecileri yine sokak ortasında öldürüyorlar, demir parmaklıklar ardına gönderiyorlar, işten çıkartma korkusuyla ehlileştiriyorlar.

Metin Göktepe bugün yaşıyor olsaydı, yine inandıklarının peşine takılırdı. Belki KCK'den, belki Ergenekon'dan içeriye alınmıştı bile. Birkaç kişi dışında kimse ismini bilmeyecekti, tanımayacaktı, ne iş yaptığından bihaber olacaktı.

Metin her yönüyle çok şey öğretti bize; inanç, korkusuzluk, örgütlü mücadele, her türden baskıya dayanmak, ucunda ölüm olsa da gerçeğin peşinden gitmek.

İnsanları ölümle tanımadığımız, gazetecilerin mesleklerini özgürce, korkusuzca yapabildiği, cezaevleriyle tanıştırılmadığı bir ülkede yaşama umudumuzu korumak lazım.

7 Ocak 2012

Sabri'de devre 4'te biter


İlginç maç oldu, Sabri oynadığı ve oynamadığı süre içinde maça damgasını vurdu. Sabri'li ilk yarıyı 2-0 geride kapatıp, Sabri'siz ikinci yarıyı 4-2 kazandık. Bütün sorumluluğu Sabri'nin üstüne de yıkmak hoş değil elbet. Uzun süredir oynamıyordu ve hazır değildi. Adam bir de memleketinde deplasmana çıkmış, başında kavak yelleri esiyordur. İkinci golde havada o yelleri arıyor hali vardı. Bordeaux maçında attığı golün hatrına kıyak yapın.

Bazen insan beklemediği cümleler kuruyor, birazdan yazacağım da o türden. Maçı Fatih Terim'in 3 net ve doğru hamlesi 4'e getirdi. Sabri'ye bok atıyoruz da, Melo ve Engin çok mu iyiydi? İkisi de orta alanda döküldü, Samsunspor ilk yarıda bu iki arkadaş sayesinde, Galatasaray orta sahasında Ukrayna'ya vizesiz geçiş yapan Türk genci gibiydi. Her atılan topta 18'e kadar geldiler.

Ehh artık o noktadan sonra da, bırakın da savunmada hata yapılsın. Top oraya gelene kadar, kaç hata birbirine zincirleme eklenmiş, biz en son Sabri'yi görüyoruz. Sabri'yi savunmak adına söylemiyorum ama önümüzdeki görüntü buydu.

Terim'in ikinci yarıda Sabri'yi oyundan çıkartıp, Melo'yu savunmaya kaydırması ve Ujfaluši'yi sağa çekmesi Semih'in erken golüyle birleşince, iki doğru hamle daha yaparak Servet ve Sercan'ı oyuna aldı. O noktada tabii Samsunspor'un ilk yarı bitiminde yapması gereken orta alanı güçlendirmekti. En azından beraberlik kopartabilirlerdi ancak çok geç kaldı ve 2-2'de yaptı o hamleyi.

Sezon başından bu yana yırtınıyorum, yırtınmaya da devam edeceğim. Galatasaray'ın golcüden önce bir orta alan oyuncusuna ihtiyacı var. Engin'in takım içinde garip bir negatif elektiriği var. Sahada şamar oğlanı gibi gelen azarlıyor, giden azarlıyor.

Bu negatiflik dışında, Engin ancak rotasyonda kullanılabilecek bir oyuncu, o bölgede en az Selçuk kadar efektiflik katabilecek birine ihtiyaç var. Sezon başından beri orta alanda her çeşit varyasyon denendi, Engin sadece idare edebilir durumda görünüyor. Yapılabilecek nokta transferle, çok daha ürkütücü bir hal alabilir bu takım.

Fatih Terim'e bir parantez açmak gerekir. Maçın başında ciddi bir hata yaptı fakat takıntılı teknik direktörler gibi 'dediğim dedik, çaldığım düdük' şeklinde davranmadı. Bunu söylemek biraz salakça ama Sabri'yle çıkılacak 2. yarı çok boktan sonuçlar doğurabilirdi.

Teknik direktörler genelde hata yaptıklarını kabul etmez. Hata kabul etmek ciddi bir erdemdir, hele hele egoları bu denli gelişkin bir meslekte daha da önem kazanıyor. O yüzden alınan 3 puanda ciddi bir payı olduğunu söylemek gerekir.

2-0'dan 4-2'ye maç çevirmenin bir başka özelliği de, bundan sonra oynanacak rakiplere gönderilen mesajdır. Futbol dediğin oyunda psikolojinin yadsınamayacak bir yeri var. Şu günkü skor, pek çok rakip için de, sevimsiz gelecektir. Sahaya çıkan takım, biraz daha boynu bükük olacaktır. Ve tabii ki, takım için de ciddi bir güven anlamına geliyor.

Ne yalan söyleyeyim puan kaybı beklediğim bir haftaydı. Devre 2-0 bitince en fazla 2-2 olur diye düşündüm ama Sabri gibi bir faktörü gözardı ederek, eşeklik ettim. Tek başına maçın skorunu belirledi. Bu da ne kadar büyük bir oyuncu olduğunu gösteriyor.

Küfretmeyin lan, taşak geçmiyorum ama adamı tek başına da günah keçisi yapmamak lazım. Her şeyin seri halde bokunu çıkartıyoruz, adamı o hale getirmenin anlamı yok.

Turgay Şeren gibi konuşmak geliyor lan ara sıra; "Sabri'yi severim iyi çocuktur ama kendisine dikkat etsin. Artık forma aslanın ağzında değil midesinde. Muslera da iyi kaleci ama iki top geldi ikisini de yedi. Selçuk'a da aferin yine sahada basmadık yer bırakmadı. Aferin Fatih, hatandan çabuk döndün."

Bir de Semih gol attı ya, acayip ötesi sevindim. Oğlu gol atmış baba sevinci yaşadım. O denli gururlu, o denli mutlu. Aslanımsın sen benim..

İyidir iyi, kazanmak güzel, deplasmanda kazanmak şahane, 2-0'dan 4-2 maç kazanmak fantastik.

6 Ocak 2012

Bok çukuru


Dün elim gitmedi yazmaya çünkü salt küfürden oluşan bir yazı olmasını istemedim. Bu demek değildir ki, küfür olmayacak. Şöyle bir durumda kimse benden "Ay iğrenç" filan dememi bekmelemesin mümkünse.

Yazının gelişiminde, bazılarının hoşuna gitmeyecek ifadeler okuyacaksınız. Beynimdekini saklayacak değilim, düşündüklerimdir hepsi, o yüzden dini hassasiyetleri olan yazıya hiç başlamasın bile.

Bolu'nun Mudurnu ilçesinde 8 aylık hamile 11 yaşında Z.Ç. isimli bir kız çocuğu fenalaşarak hastaneye kaldırılıyor. Doktorlar, çocukcağızın hastanede kalması gerektiğini söylüyor ancak birlikte olduğu adam, kızı yanına alarak hastaneden ayrılıyor. Bu tip durumlarda işlem yapılması gerekirken, hiçbir şey yapılmadan çocuğu alıp çekip gidiyor.

Bazı durumlar ve bazı olaylar neresinden tutarsan tut, elinde kalır cinsten oluyor. Tıpkı şu rezalette yaşandığı gibi.

Bu çocukla birlikte olan pezevenk, kızı bir yıl önce Ağrı'dan getiriyor. Demek oluyor ki, bu kız aleni olarak ailesi tarafından satılmış. Kızı Bolu'ya getiriyor, imamın karşısına geçiriyor. İmam da bir güzel 'nikâh' kıyıyor.

Öncelikle 10 yaşındaki çocuğa nikâh kıyan imamın gelmişi, geçmişi, soyu, sopu, şahsiyeti, kişiliği ne varsa hepsinin ta dibine sokayım. Ulan orospunun evladı, karşına çocuk gelmiş, hiç mi vicdanın sızlamaz, hiç mi için kıyılmaz? Bu nasıl bir iman anlayışı, bu nasıl insanlık lan!

Haaa ama o imamın peygamberinin eşlerinden biri de 9 yaşındadır. Onu bir tarafa yazmak lazım. İmam denen götverenin mantığına göre 10, 9'dan büyük oluyor. Bu da, evlendirilebilir anlamına geliyor değil mi?

Şimdi bu hadiseyi yazarken, Ahzab Suresi'ni konuşmamak ve şuraya yazmamak ayıp olur. Önce bir onları yazalım.

Ahzab 50'de ne diyor önce ona bakalım: "50. Ey peygamber! Biz bilhassa sana şunları helâl kıldık: Mehirlerini vermiş olduğun eşlerini, Allah'ın sana ganimet olarak ihsan buyurduklarından sahip olduğun cariyeleri, amcalarının kızlarından, halalarının kızlarından, dayılarının kızlarından, teyzelerinin kızlarından seninle beraber hicret etmiş olanları, bir de mümin bir kadın kendini peygambere hibe ederse, peygamber nikâh etmek istediği takdirde, onu başka müminlere değil de sadece sana mahsus olmak üzere helâl kıldık. Onlara eşleri ve cariyeleri hakkında neyi farz kıldığımızı biliyoruz. Bunlar sana hiçbir darlık olmaması içindir. Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir."

51'de ne diyor ona da bakalım: "Onlardan dilediğini geri bırakır, dilediğini yanına alırsın. Sırasını geri bıraktığın kadınlardan dilediğini yanına almanda da sana bir günah yoktur. Onların gözleri aydın olup üzülmemelerine ve kendilerine verdiğin ile hepsinin hoşnut olmalarına en elverişli olan budur. Allah kalblerinizdekini bilir. Allah her şeyi bilir ve yumuşak davranır."

Devam edelim ve 52'ye de bakalım: "Bundan başka kadınlar sana helâl olmaz. Bunları başka eşlerle değiştirmek de olmaz. İsterse güzellikleri hoşuna gitsin. Ancak sahip olduğun cariyen başka. Allah her şeye gözcü bulunuyor."

Bu üç ayetten hareketle. Herkes kendi istediğini anlar ve kendi istediği noktanın üstüne vurgu yapar. Yekten peygambere saldırmak isteyen "Baba ya, tüm mümineler peygambere helal kılınmıştır" der. Bu saldırıya yanıt veren Müslüman da, "Lan oğlum parça parça okumayın. İçinden cımbızlamayın. Peygambere muhayyer (seçmece karpuzdur bu, bildiğin seçme anlamındadır) kılınan 9 eşten başka kadınlar helal değildir" diye savunur.

Hocam bak şimdi, 9 tane hatun almışsın, biri de 9 yaşında, sonra diyeceksin ki, "9 eşi dışındaki kadınlar helal değildir" diye savunacaksın. Bırak 9 kadınla evlenmeyi, saklambaç oynasak, sen 9'a kadar saysan ben uzaya çıkarım. 9 kadından ötesi de caiz olsaydı bari. Böyle savunma mı olur lan?

Ayşe'nin 9 yaşında evlendirilmediği de savunmalar arasındadır. 9 değil 18 yaşında evlendirildiği ve zifaf yaşadığı söylenir. Peki hocam, 9 yaşındaki bir çocuğu korumak kollamak için yanına alıyorsun. Kendi çocuğun yaşında bir kızı büyüyüp, serpilmesini bekliyorsun ve 18'ine geldiğinde de nokta atışını yapıyorsun. Bu nasıl bir mantık lan. Yanına evlatlık gibi çocuk alacaksın, yedirip, içirip, büyümesini bekleyip, sonra koynuna alacaksın. 9 yaşında evlenmesin de 18'inde evlensin. Bu savunma doğru mu kılıyor her şeyi?

Şu Mudurnu'daki olay nedeniyle sağda solda atıp tutan tiplerden bir tanesi, olayın bu yönüne bakmaz. Eleştiremezsin ki, peygamberi ya da söylediklerini. Bu aynı Fransa'da sağda solda alınan soykırım kararı gibi. Birilerinin "soykırım yoktur" deme hakkını elinden alıyorsun. Vardır, yoktur, orasını oturup konuşursun ama bir insana yasaklatamazsın "hayır" deme hakkını.

Böyle yazınca din düşmanı olursun, katlin vacip kıvama gelirsin. Danimarka'da adamın biri karikatür yaptı, hayatını siktiler herifin. Herkes, her şey eleştirilebilir olmalı, Buna dinler de dahildir.

Zaten yapılmıyor mu bu? Elbet yapılıyor. Müslüman din adamı başka dinlere eleştirilerde bulunur ama konu kendi dinine geldi mi "Hoooop dur bakalım" diye seti çekiverir. Eyvallah kutsala dokunmak hoş değildir de, e abi o zaman Budist adamla niye taşak geçiyoruz ya da ineğe tapan insanı niye yerin dibine sokuyoruz, ortam maymunu haline getiriyoruz? İnek o adamın kutsalı, doğru yanlış ama kutsal mı? Kutsal. O zaman yapmayacaksın, hep bana rabbena olmaz hocam.

"Sadece kendi kutsalıma dokunulmaz" diye bir mantık yok. Ayrıca kimse kusura bakmasın da, tartışılmayacak, eleştirilmeyecek hiçbir şey de yok, bu hayatta.

Bana kimse 9 kadınla evlenmenin mantığını anlatamaz. Duldu, muhtaçtı filan bunları geçeceksin. Hadi hepsine eyvallah ama 9 yaşında yanına aldığın bir çocukla birlikte olmanın sağlıklı bir şey olduğunu hiç mi hiç anlatamaz.

Neyse şimdi bugüne dönelim. İmama laf söylüyoruz ya, o küçücük kız çocuğunu evlendirdiği için. Şimdi şunlara bakınca, adama küfür etmek de haksızlık gibi oluyor. Adama göre bir terslik yok bunda.

Evlenen adamdan önce buna izin veren o küçük kız çocuğunun babasının götüne 50'ye 50 kalas sokmak lazım. Bir baba nasıl olur da, 9 yaşındaki kızını, ebesinin amından gelmiş bir adama verir ya da satar? Şunda mantık arayanın mantığını sikeyim. Hiç öyle sosyolojik tahlillere filan girmeyeceğim. "Vay efendim insanları bu duruma getirenler utansın" filan demesin kimse bana.

Son olarak da, bu hadise karşısında, hastanede hiçbir işlem yapmayan adli makamlara seslenmek lazım.

"Memleketin savcısı, hakimi var" diye bir söz vardı eskiden. Haksızlığa uğramış, isyan eden insanlar bu cümleyi sık sık kullanırdı. Artık ne yazık ki, kimsenin ağzından çıkmıyor. Maaşallah herkesin silahı var, herkes kendi adaletini uyguluyor. Çünkü adalet dediğin şey, garip işlemeye başladı.
Bakıyorsun, domuz bağıyla insan öldürenler elini kolunu sallaya sallaya çıkıyor.
Bakıyorsun, katliam yapanlar, hiçbir şey olmamış gibi sokaklarda dolanıyor.
Bakıyorsun, Hüseyin Üzmez gibi çocuk yaşta kızlara tecavüz eden şeref yoksunları özgürlüğe kavuşuyor.
Bakıyorsun, gazeteciler haklarındaki suçları bile bilmeden cezaevine giriyor.
Bakıyorsun, seçilmiş milletvekilleri 'halkın iradesi' diye kıçını yırtanların iktidarında hapislere tıkılıyor.
Bakıyorsun, evinde 19 tane çakmak bulunan üniversiteli genç, 'hayatın olağan akışına aykırı sayıda çakmak bulundurduğu gerekçesiyle' diye cezaevlerinde çürüyor.
Bakıyorsun, poşu takmış üniversiteli Cihan, 2 yıldan fazla süre içeride tutuluyor.
Bakıyorsun, 3 yıldır toplanamayan deliller için insanlar tutuklu yargılanıyor.

Şu geldiğimiz noktaya bak. Ne kadar küfredersem küfredeyim yine de içimdeki isyanı karşılamıyor. Her şeye alıştırıldık, her şey sıradan hale geldi.

Yarın beni biri evimden alsa, "Bu ibnenin en büyüğüdür, KCK'nin başı, Ergenekon'un kıçı" diye bir suçlamada bulunsalar, hakkımda hiçbir şey bilmeyen insanlar "Vay lan yavşağa bak hem Ulusalcı hem Kürtçü hem ibne" diye atıp tutarlar.

Demokrasi, özgürlük diye diye ülkenin anasını siktiler. Ülkede adalete güven kalmadı, memleketin dört yanından her gün -abartmıyorum- yüzlerce tecavüz haberi yağıyor, eyleme çıkan herkes gözaltına alınıyor, üniversite kitlesine gözdağı vermek için neyle suçlandığını bilmeyen gençler cezaevlerine giriyor, daha şurada sayamayacağım kadar boktan iş yaşanıyor, biz de hepsini oturup izliyoruz.

Şu 10 yaşındaki kızı hamile bırakan puşta kızanlar var ya, bırakın masal anlatmayı. Ülkenin neresinden tutsan elinde kalıyor, hiçbirine ses çıkartmayıp, bir tane götverenin üstüne çullanıyorsunuz. Götü yiyen ona değil de, bu iğrençliğin çıkış noktasına çullanın.

Bugün sen, yarın ben, diğer gün bir başkası... Ülkenin içine düştüğü bok çukurunun haline bakıverin bir zahmet.

4 Ocak 2012

Sikerler öyle efsaneyi

Bu herifi kaç kez yazdım bilmiyorum. Milyon kez kurduğum cümleyi tekrarlayacağım; "Futbolculuğuna tek bir lafım yok. İzlediğim en iyi futbolculardan biridir."

Yazıyı okurken, bu argümanı aklınıza getirin sürekli. Çünkü bir noktadan sonra "O efsanedir, kimse dil uzatamaz" deniyor. Efsane diye götümüzü sikse, ağzımıza verse sesimizi çıkartmayacağız sanki.

Bu herif milletvekili seçildi. Siyasete atıldı yani. Birtakım gerekçeleri var elbet. Herifin kariyerinden ötürü acayip bir popülaritesi var. Bunu milletvekili yapanlar, bu popülaritenin kaymağını yemişlerdir muhakkak. Tabii bir de hocası var. Kız istemeye bile onay veren, enerji ihalesi filan alırken, kapıların kolay açılmasını sağlayan meşhur Pensilvanya Müftüsü.

Milletvekili oldu, seçilmiş birtakım milletvekilleri cezaevine girdi. Herife soruyorlar, Hatip Dicle'nin milletvekilliğinin düşürülmesi konusunda ne söylersiniz? diye. Bizimkisi yanıt veriyor; "Gündemi takip edemedim. Bunun değerlendirmesini bizim büyüklerimiz, bakanlarımız, tecrübeli büyüklerimiz yapıyordur. Ben bu konuda henüz erken olduğu için bir şey söylemek istemiyorum."

Hadi hayvanlık bizde kalsın, bu konudan eleştirdiğimizden ötürü, konuya hakim olmayabilir, taze vekil diye bunu unutalım.

Ulan, Türkiye'yi yerinden oynatan bir şike hadisesi yaşandı. Bu olaydan ötürü TBMM'de Şike Yasası görüşüldü. Arkadaş, futbolun içinden gelmişsin, bu olayları yüzde yüz yaşamışsın, şahit olmuşsun çık bir kelime konuş. Konuyla alakalı, alakasız her partiden insan konuştu. Bizim vefa manyağı, efsane futbolcu, taze milletvekili konuyla ilgili tek açıklama yapmadı.

Birader bu konu hakkında yorum yapmayacaksan hangi konu hakkında yorum yapacaksın merak ediyorum. Sporun, futbolun içinden gelmiş bir adam başka hangi konuda konuşabilir ki!

Milletvekili olmadan önce TRT'de yorumculuk yapıyordu. Aylık 56 bin TL kazanıyordu. Bir yıl için kazandığı para 728 bin TL'ydi. Bıraktın bu işi milletvekili oldun.

Milletvekilliği yetmedi. Sorulan sorulara, bir tek "Bilmiyorum", "O konuya çalışmadım", "Akşam elektrikler kesildi" şu yanıtları vermedi.

Birader, sen futbolcuyken, çatır çatır mesaj vermiyor muydun? "Kutlu Doğum Haftası'na yakışır derbiler" dilemiyor muydun? Her konuda lafın yok muydu? Al sana top, al sana zemin. TBMM'den başka yer mi bulacaksın konuşacak, edecek. Ne oldu? Dilin içeri mi kaçtı da, tek bir yorum bile yapamadın "Üzüldüm", "Keşke olmasaydı"dan başka.

Aradan zaman geçti, eleman bu kez Lig TV'yle sözleşmi imzaladı yorumculuk için. Bu görev için aylık 150 bin TL alacak. Ya küfür etmek istemiyorum ama ebenin amı dememek için de kendimi zor tutuyorum yeminle.

Bu nasıl bir açgözlülük, bu nasıl bir maymun iştahlılık, bu nasıl bir doymazlıktır.

Hayatının belli bir döneminden sonra insanlara, öğütler veren, sevgi tomurcuğu modelini alan adam, futboldan milyon dolarlar kazanıyor yetmiyor, TRT'de yorumculuk yapıyor yetmiyor, enerji ihalesi alıyor yetmiyor, Meclis'e giriyor yetmiyor ve sonunda aylık 150 bin TL'ye Lig TV'ye yorumcu oluyor. Yeter mi? Yetmez amına koyayım yetmez. Bu da yetmez, bu da kesmez kralı.

Ben böyle diyorum ya, tonla adam küfür edecek, "Kral Hakan Şükür, seni çekemeyen, bütün ibnelerin suratına tükür" filan yazacaklar. Lan; hadi ben ibneliği kabullendim, hadi kendisini çekemiyorum da ama suratıma tükürmesi için taşaklarının fil kadar olması lazım. Şu kadar olaya rağmen çıkıp bir de eleştirenlerin yüzüne tükürecek. Ama bu ülke öyledir, yüzüne tükürülecek adamlar, yüzüne tükürür.

Oğlum azıcık samimi olun lan. "Biz dini hassasiyetlerinden ötürü, Pensilvanyalı Amca'dan olduğu için seviyorum" deyin. Yok futbolmuş, yok golmüş. Kimi yiyorsunuz!

Taraftarlık denen olgu bu yüzden gereğinden fazla boktan oluyor. Herif Galatasaraylı diye ne yapsa savunacağız sanki. Nesini savunayım bu herifin, neresinden tutup da savunayım. Gol attığı, şampiyonluklarda imzası olduğu için 'eyvallah' mı diyeceğiz her şeye.

Benim için dünyanın en bok adamı, senin için kıymetliyse öyle düşünmeye devam et. Kimsenin fikrini değiştirmek gibi bir niyetim yok ancak kendi fikrimi de ifade ediyorum işte.

Herifin yaptığı bir tane iş, elle tutulmuyor. Dokuz sülalesine yetecek dünyalığı yapıp, bir adam doymuyorsa, kimse bana onun iyi, güzel, dürüst, namuslu bir adam olduğunu anlatmasın.

Bu fikriyattaki heriflerin alayı zaten böyle. Konuşurken, hoşgörü, iyi niyet, karşılıklı sevgi, saygı zart zurt ama iş akçeli işe gelince yemedikleri nane kalmıyor. Bunların hepsi ağızlarından neyi düşürmüyorsa, bil ki, o değerlerin eksikliğini çekiyordur.

Kimse kusura bakmasın da, sikerler böyle efsaneyi. Benim efsanem değil, olmadı, olamaz, olamayacak da. Kim istiyorsa alsın evinin baş köşesine buyur etsin efsane olarak.

Bir de arkadaş, o bantla mı doğdun amına koyayım!

3 Ocak 2012

Papaza bağlanan maç yazısı


Ligin ne başladığını anladık, ne devre arasını, ne de ikinci yarısını. Oyuncuya bağlı futboldan oldum olası hazzetmemişimdir, o yüzden Melo yoksa yerine oynayacak adamın, takımda sırıtmaması lazım. Ama ne yazık ki, Webo'nun kırmızı kartına kadar, özellikle defansif açıdan Melo'nun olmaması kendini fazla belli etti.

Emre Çolak biri fantastik, diğeri rakip yardımıyla 2 gol attı ve maçın adamı oldu. Ne yalan söyleyeyim, kendisinden ümidimi çoktan kesmiştim. Saha içindeki tavırları, durağan futboluyla en fazla kadro rotasyonunda yer alabileceğini düşünüyordum.
Fenerbahçe maçında formayı sırtına geçirmesiyle yavaş yavaş ritm tuttu, bugün attığı goller dışında, rakibin 10 kişi kalmasıyla orta sahada dağıttığı ve kaptığı toplarla alkışı hak etti.

Ama işte sütten ağzı yanmış, yoğurdu üfleyerek yemeye alıştığımdan, "Helal aslanım" diyemiyorum. Yoksa altyapıdan çıkmış, sahada top oynayan adamlara muhtaç olduğumuzu gayet iyi biliyorum. Yine de, bugünkü oyunuyla ışığı verdi. Umuyorum tünelin içinde kaybolan cinslerden değildir.

Galatasaray'ın temel sorunu kanat oyuncuları. Kazım'ın maç genelinde sergilediği performans değil de, geldiğin günden bu yana oynadığı futbol, Galatasaray'a çok uygun değil.
Disiplinsiz diye herifin üstüne yüklenmek istemiyorum ama saha içinde insanları delirten özellikleri var. Fenerbahçe maçında vermediği pastan sonra bu maçta da Baros ve Engin'i çıldırtmayı becerdi.

Savruk, kopuk, huzursuz bir profil çiziyor. İşler iyi giderken bunlar çok göze batmaz ama iki istenmeyen sonuçta, kurban oluverir, bunun farkında değil. Farkına varana dek, kendisini önce yedek kulübesi sonra da kulüp dışı bulursa hiç şaşırmasın.

Webo atılana dek iyi değildik, bunun üstünde durmak gerekir. Rakibe, kendi evinde bu kadar rahat alan vermek, futbol oynamasını izlemek, bir süre sonra Arena konukları için işleri daha rahat hale getirir ki, dozajı artan bir ligde çok iyi bir sinyal değil bu. Bu arada, bok atan var mı bilmiyorum ama pozisyon net kırmızı kart, Webo'nun yaptığı da hayvanlığın daniskası.

Baros'un attığı gol ne kadar ofsaytsa, Riera'nın Hakan Balta'ya attığı ve kaleciyle karşı karşıya kaldığı pozisyon da o kadar ofsayt değildi. "Hakem de insandır, hata yapar" argümanının sevmem. Bir işi yapıyorsan ya adam gibi yapacaksın, ya da yapmayacaksın. Eyvallah hata olur olmasına da, aynı maçta aynı hakem üst üste hata yapınca insan isyan ediyor haliyle.

Baros ve Elmander uzun zaman sonra uyumsuz göründüler. Elmander maça kötü başladı, kötü bitirdi. Evet, takımın bir golcüye ihtiyacı var ama bu Elmander-Baros ikilisinin yetersizliğinden değil, bu adamları yedekleyecek ve rahatsız edecek oyuncular olmamasından. Yoksa hâlâ aynı şeyi savunuyorum. Zaten Avrupa'ya gitmiyorken, bok gibi para verilecek bir golcüye karşıyım.

2 yıl önce 7 milyon Euro istenen Sercan'ı sahada gördükçe, bu piyasanın ne kadar boktan olduğunu biraz daha iyi anlıyor insan. Herifi ne zaman izlesem U-16'dan yeni çıkmış, genç misali top oynuyor -yani oynayamıyor-.

Ne yaptığını kendisi de bilmeden sahada, kafası kesilmiş tavuk gibi dolanıyor. Patladı patlayacak derken yaşı 30'a dayanır bunun. Senede bir bilemedin iki maç oynar, her maç da o oyunların hayalini kurarız ve bu arkadaş gönderilir. Ters giden bir şeyler olduğu kesin. Galatasaray'da oynadığının farkına varacak.

Elin Elmander'i, Ujfaluši'si fazladan idman yapıyorsa, herkesten önce gelip, herkesten sonra çıkacaksın idman sahasından. Yoksa bu kafa yapısıyla çok fazla kalabileceğini düşünmüyorum. Haa, kalırsa da ben göt olurum ama o göt olma duygusuyla da acayip mutlu olurum.

Finali Selçuk müthiş yaptı. Ayak içini dehşet kullanıyor, orta saha biraz daha kıvam tutarsa, Selçuk'u izlemek başka bir zevk olacaktır. Şu an halen, benim beklediğim Selçuk değil ancak şu haliyle bile skor tabelasına çok ciddi katkı sağlıyor.

4'ten çok daha fazlası olabilirdi ama olmadı. Ahım şahım olmayan bir oyunla kazanmak güzel de, papaz her zaman pilav yemiyor. Gerçi kendisine devrimci süsü vermiş sosyal demokratımsı çizgisi olan liberal bir papaz var, pilav yerine yarak yiyecek onun da olaydan haberi yok.

Olayı papaza bağladım ya, kendimi takdir ettim. Kulağını gösterirken, götünü parmaklamaya benzedi. (Yanlış anlayanı oyarım)

Oğlum o değil de, Fatih Terim iyiden iyiye Atatürk'e benzemeye başladı. Bir ara ekranda gördüğümde "Atam!" diye ayağa kalkasım geldi, o derece..