Joao Alves De Assis Silva etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Joao Alves De Assis Silva etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Şubat 2010

Jo 3 hafta yok


Forvete talibim, an itibariyle. Yorum bile yapamıyorum artık Galatasaray'daki sakatlık hadiselerine. Ne desem boş. 3 yıldır garip bir şey var bu takımda, yeni geleni, eskisi, hiç sakatlanmayanı...

Fark etmiyor herkes sakatlanıyor. Nonda'nın gönderilmesi hataydı tekrar üstüne basıyorum. Arayacağız çünkü Dos Santos'la olmayacak, Arda ile hiç olmaz. Belki Keita, Lille'de bir dönem oynamıştı çünkü.

3 Şubat 2010

45 dakikalık izlenimden fazlası

Hemen baştan belirteyim, hasta ziyareti nedeniyle maçın tamamını izleyemedim, ikinci yarının başından itibaren izledim.

Bloğu sürekli takip edenler farkındadır muhtemelen. Dos Santos'un transferiyle ilgili bir şey yazmadım, babası dışında. Belli nedenleri vardı kendi açımdan, bugün bu nedenleri yazacağım. Ancak sakın kimse bugünkü performansından ötürü olduğunu düşünmesin. Zaten devre arası transferlerine belli bir tepkiyi açıkça koymuştum.

Şenliklerle karşılanan Dos Santos transferinin baştan bu yana hata olduğunu düşünüyorum. Hatanın birden çok nedeni vardı benim açımdan.

Birincisi Jo'nun transferiyle başladı. Jo'nun alınmasıyla belli oldu ki, UEFA Avrupa Ligi'nde forma giyemeyecekti. O yüzden beklentim, Atletico Madrid ve sonrası için oynayabilecek bir golcü alınması yönündeydi.

İkinci nedenim, Dos Santos'un bu kadar abartıldığı gibi parlak bir oyuncu oluşuna inancımın az oluşu. Belki bu cümleyi yazdığım için "Ulan tüh senin futbol bilgine" diyebilirsiniz ama Dos Santos'un Aydın'dan kat be kat üstün olduğuna inanmıyorum. Belki aralarında birkaç level (ama alt level'lar) fark vardır. Aydın'dan ne kadar olmayacağını düşündüysem Dos Santos için de aynı şeyi düşünüyorum.

Santos, açık alanda oynamayı seven, süratli bir kanat oyuncusu. Oysa Galatasaray gibi sürekli hücumu düşünen takımlar karşısında rakibiniz size öyle tarla gibi alan bırakmaz, hele de Türkiye Ligi'nde. O zaman, "Neden alındı?" diye sorguluyorum ister istemez.

Dos Santos, Barcelona'da en iyi olduğu dönemde bile bir fiziki üstünlüğü olmayan bir oyuncuydu. Antalyaspor maçında her pozisyonda yere düşmesi her ne kadar uzun dönemden bu yana maç eksikliğine bağlanacak olsa da, bugün yaşadığımız düşme sahnelerinin benzerlerinin sezonun geri kalanında da göreceğimizi düşünüyorum.

Üçüncü olarak da, Barcelona'nın böylesi genç yaşta bir oyuncuyu, bu genç yaşında elden çıkartması. Aptal değildir Barcelona yönetenleri, gelecek vaat eden bir oyuncuyu bu denli genç yaşında 'pat' diye satmaz.

İlk iki veriyi yan yana koyduğumda, Galatasaray'ın bu sezon önceliğinin şampiyonluk olduğunu görüyorum. Çünkü sizin golcü diye aldığınız adam Avrupa'da oynayamayacak ve bir yenisi de, o beklediğiniz golcü özelliklerine sahip değil.

Sağda solda 'Galatasaray 4-6-0 oynayacak' gibi ütopik cümleler okudum. Açıkçası ben böyle oynayan bir takım görmedim. Varsa haber verin izleyeyim, yoksa ve bunu ilk kez Galatasaray oynayacaksa bunun mantığını çözmeme yardım etsin birileri. Dünya üstünde böyle bir taktik ya da diziliş olduğunu bilmiyorum çünkü. (Olmadığını iddia etmiyorum, varsa örneklendirin)

10 gün önce Jo ve Dos Santos transferleri için düğün bayram edenlerin reflekslerinin, artık transfer endeksli başarıya kilitlendiğini düşünüyorum. Evet, kabul ediyorum ki, her yeni transfer Ahmed Barruso ya da Lutu bile olsa insanı heyecanlandırır. Ama Galatasaray taraftarı hiçbir zaman bu olmadı. Biz bu refleksi, başkalarında görmeye alıştık hep. Ve sevdiğim, benimsediğim bir taraftar refleksi değil bu.

Neyse Jo ve Dos Santos transferleri özelinde kelamımı anlattığımı düşünüyorum.

Antalya maçına gelecek olursak, devre arası yeni bir taktik, yeni oyuncular, ileriye bakmak gibi birçok şey duyuyor ve okuyoruz. Türkiye'de hiçbir taraftar ileriye bakmaz, o günü yaşar, o gün de hesap keser.

Denizli ve Antalyaspor maçlarındaki futbol; Kayserispor, Antalyaspor, Atletico Madrid (her iki maç) ve Beşiktaş maçlarında sergilenirse, kimse "Biz aslında sistem kuruyoruz, bu sistem için sabretmeliyiz" diye düşünmez. Tıpkı Nonda'ya yaptığı gibi, geçmişte Petre'yi s*ktiri çektiği gibi, hatta hatta Hagi'yi yuhaladığı gibi hesabı oracıkta kesiverir. Sonra da arkasından timsah gözyaşı döküp "Ah Rijkaard kalsaydı böyle olmazdı" diye hayıflanır.

Kara bir tablo çizmiyorum, müneccimlik de yapmıyorum, sadece olası ihtimaller üstünde duruyorum. Ben Denizlispor ve Antalyaspor maçlarında parlak bir futbol göremedim. Sezon başında oynanan futbola hiç benzemeyen, topun bolca ayakta tutulmaya çabalandığı ama becerilemeyen, zaman zaman kaosa yönelik bir oyun izledim.

Daha önce de yazmıştım, benim için sorun değil. Benim çocukluğum, Beşiktaş ve Fenerbahçe şampiyonluklarını görerek geçti, o dönemde Galatasaraylı olmayı seçtim. Ama tribündeki, o kendini takımın ve kulübün sahibi sanan, kitle psikolojisi iliklerine kadar işlemiş güruh en fazla 3 maç bekler. Sonra değil Rijkaard, Rinus Michels mezarından çıkıp gelse, yine de bildiğini okur.

Burada tabii ki, yönetim belirleyicidir ama insan psikolojisi gereği, kurban olmamak için başkasının kurban edilmesine de seyirci kalır hatta kurbanı kendi itiverir, vandalların önüne.

Tüm bunları yazarken, eksikler, gedikler, sakatların olduğunu da göz önünde bulundurmadığım düşünülmesin.

Son sözümü de söyleyeyim. Keita dönmeli, Elano adam akıllı forma giysin, Arda kör dövüşüne son vermeli, Servet o herkese tükürdüğünü yalatan haline dönmeli. Yoksa bu işin sonu parlak görünmüyor. (Kewell ve Baros'tan söz etmiyorum, çünkü onlar bu takımın en önemli iki oyuncusuydu)

Yine aynı şeyi yapacağım, kusura bakmayın. Son sözüm bu olsun. Dos Santos'un bonservisi sezon sonu alınmaz, o düğün bayram edilen adam beklentileri karşılayamaz.

Karşılarsa da, büyük bir mutlulukla özürümü dilerim, hiç gocunmadan. Tıpkı Servet'in gösterdiği performanstan sonra yaptığım gibi.

24 Ocak 2010

Nonda bunu hak etmemişti


O çok söz edilen vefasızlığın, söz edildiğinin ötesinde gerçek bir duygu olduğunu bilirim. Nonda penaltıyı kaçırdıktan sonra ceza sahası dışından vurduğu topun auta gitmesi ardından, yuhalayanlar gerçek bir vefasızlık örneği sergilediler. Ancak bir kişi vardı ki, tek bir hareketiyle bütün bu tepkileri tersine çevirdi. O adam Frank Rijkaard'dı.

Jo'nun saha kenarından, içine hareketlenmesinin öncesinde muhtemelen herkes Nonda-Jo değişikliği bekliyordu. Ama Rijkaard ben dahil herkesi yana yatırarak Elano'nun yerine Jo'yu oyuna aldı. Gerçi, her ne kadar golün asistini yapmış olsa da ben Arda-Jo değişikliğine daha çok sevinirdim.

Nonda, sadece attığı o kafa golü için bile, yuhalanmayı hak etmiyor. Üstelik, ligin ilk yarısı boyunca, takımın her sıkıştığı dönemde kenardan oyuna dahil olarak, zaman zaman maçların seyrini değiştirdi. Ama insanoğlu böyledir; yenisi gelince, eskisini bir kenara atıp bırakırız. Tıpkı küçük çocukların yeni ve eski oyuncaklarına davrandığı gibi.

Kolay değil, yaklaşık 5 günden bu yana, menajeri vasıtasıyla bu adama kapıyı gösteriyorsunuz ve daha her şey orta yerde dururken, Nonda'nın performans göstermesini bekliyorsunuz. Elbette Nonda bir profesyonel ama öncelikli olarak bir insan. Tüm bunlardan fazlasıyla etkilenmişti. Bu yüzden, penaltı pozisyonunda topun başına giderken "Kaçırdık" dedim kendi kendime.

Maça dönersek, bu zor koşullar altında oynayan tüm oyunculara teşekkür etmek gerekir. Bizi futbolsuz bırakmadılar bu soğuk pazar gününde. Bu koşullarda oynamak, topa vurmak, pas vermek v.s. v.s. hepsi çok zordur. Taraftar, o zemini karla kaplı görmez, yapılabilecek en ufak hatayı bile affetmez.

CANER TEK KİŞİLİK TAKIM GİBİYDİ

Galatasaray aslında daha 3. dakikada Caner'in şahane ortasında Nonda'nın kafasıyla öne geçip, işi bitirebilirdi ama olmadı. Caner demişken, es geçmemek gerekir. Bugün 90 dakikalık oyunun en iyisiydi açık ara farkla.

Yaptırdığı penaltıdan sonra kendi kendime "Ulan sanki sahada sadece o oynuyor" dedim. Topla her buluşması tehlike oldu, her kanat bindirmesi etkiliydi ve bir kanat oyuncusunun yapması gereken her şeyi yaptı.

NEILL TRANSFERİ TAM 12'DEN HEDEFİ VURMUŞ

Tabii böylesi yeni transferler takıma gelince, gözler onlara daha bir takılır. Önce Neill'a gelelim. Açıkçası benim beklentimin çok üstündeydi. Sahada nerede durması gerektiğini bilen, savunmadan şişirme toplarla çıkmayan, aklını kullanabilen bir savunma oyuncusuna fazlasıyla ihtiyacımız vardı.

Neill ilk maç itibariyle bu ihtiyacı karşılamış gibi görünüyor, üstelik daha ilk maçında. Öyle herkesin dillendirdiği gibi ağır bir adam olmadığını da bu zeminde görmüş olduk. Şimdiden iddia edebilirim; Galatasaray ilk yarıda 21 gol yemişti, ikinci yarı, yenilen gol bu sayının altında kalır.

RİJKAARD'IN PLANININ 'SAĞ'I TUTMADI

Arda, böylesi bir zeminde nasıl oynanmamalının dersini verdi sanki. Bu kadar ağır sahada, çalım yapmak, topu bu kadar çok ayağında tutmak sakatlığa davetiye çıkartır, o yüzden golün ortası ondan gelmesine karşın, beğendiğimi söyleyemem.

Rijkaard, hafta içi Galatasaray TV'ye yaptığı açıklamada, oyunu kanatlardan oynamak istediğini ve birtakım taktiksel değişiklikleri gidilebileceğini söylemişti. Böylesi bir oyunla sahadaydı Galatasaray ancak ne yazık ki, sol kanadın çok iyi işlemesine karşın sağ kanadı hiç işlemedi; Keita'yı aradı gözlerim.

Jo çok uzun bir süre oyunda kalmadı. Yaptığı birkaç olumlu hareketle değerlendirmek güç. Ama şu var; hava toplarında etkili olacağı her halinden belli oluyor.

Gaziantepspor 10 kişi elinden geleni yaptı. Açıkça söylemek gerekir ki, Ahmet Arı'nın atıldığı pozisyonda Caner açık bir faul yapmıştı, yardımcı bunu vermedi. Bu yüzden genç futbolcu, bir profesyonele yakışmayacak biçimde takımını 10 kişi bıraktı.

Sonuçta, zor koşullarda alınmış 3 puan her zaman iyidir. Tek üzüntüm Nonda'nın yuhalanması oldu. Başta da belirttim, Nonda bunu hiç hak etmedi. Bu sorunun bir an önce çözülmesi gerekir. Ya gönderilsin (ben kalmasından yanayım), ya da sezon sonuna kadar kalacağı beyan edilsin. İki arada, bir derede kimseden performans beklenemez.

21 Ocak 2010

Brezilyalı, Jo, transfer v.s. v.s.

UEFA Avrupa Ligi'nde oynamayacak olmasına karşın, Galatasaray Brezilyalı Jo'yu 6 aylığına transfer etti.

Doğrusunu isterseniz, Brezilyalı oyunculara çok sıcak bakmıyorum Galatasaray adına. Sadece Lincoln ve Felipe'den ötürü değil. Disiplinsizlikleri, zaman zaman fazlasıyla rahat tavırları ve takım içinde sayıları birden fazla olduklarında, sanki takım yokmuş gibi davranmalarından ötürü pek de içim elvermeden izliyorum kendilerini.

Fakat bu kez durum biraz farklı. Baros'un en az 2 ay daha olmaması, Nonda'nın sıkça tekrarlayan sakatlığıyla Galatasaray bir anda forvetsiz kaldı. Zaten bu yüzdendir ki, UEFA'da oynamamasına karşın Jo kiralandı.

Bu aslında biraz da, amacın Avrupa'dan çok lig şampiyonluğu olduğunu gösteriyor. Yoksa bile bile lades denmezdi. Bu kafa yapısına fazlaca alışkın değildir Galatasaray taraftarı ancak Aziz Yıldırım'ın 3 şampiyonluk sözünden sonra sanki Galatasaray taraftarı için de, şampiyonluk daha bir önem kazandı.

Jo'ya gelince. Parlak bir devre geçirmedi, golsüz tamamladı koskoca ilk yarıyı. Lincolnvari bir hareket yapınca, haliyle orası Türkiye değil kadro dışı bırakıldı.

Kiralık oyuncu alındığında 'iki ucu çoklu denklem' gibi gelir bana. İyi oynasa sezon sonu elinizden kayıp gitmesini izlersiniz, iyi oynamasa "Zaten 6 aylığına gelmişti" diye züğürt tesellisinde bulunursunuz.

Herkesin beklentisi CSKA'daki Jo'yu izlemektir muhtemelen. Hangi Jo'yu izleyip izleyemeyeceğimizi bilmiyorum ama Galatasaray gibi bir takımda forvet oynayan bir adam 17 maçta minimum 8 ila 10 gol arası atar. Tabii hangi maçlarda atacağının da büyük önemi var.

Sonuç olarak Galatasaray zorunluluktan bir transfer gerçekleşti. Kendi adıma öyle çok da olumlu baktığımı söyleyemem ama birtakım önyargılarımı da masaya yatırarak söylüyorum bunu. Umuyorum sakatlık geçirmeden, eski günlerini izleyeceğimiz bir Jo görürüz.

Bu arada formasına Jo yazdıracak insanlara özel bir kıyak yapmalı kulüp. Zira hem 'J' gibi hiç kullanılmayan bir harf forma arkasında olacak hem de iki harfli bir oyuncunun sırta yazılması kolay olur.