brezilya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
brezilya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Haziran 2010

İlk turun ardından aklımda kalanlar


İlk tur maçları sonuçlandı. İlk maçlarda bezdik, sonrasında yavaş yavaş açıldık. Final tatsız bitti pek çokları açısından.

Futbol ciddi anlamda şansı faktörünü taşıyor. İlk turun en büyük sürprizini yaparak İspanya'yı yenen İsviçre turnuvaya veda etti. Oysa pek çoğumuzun tahmini İsviçre'nin Honduras karşısında bir galibiyet daha alarak, ikinci tura taşınmasıydı. Ama böylesi bir sonuç Şili gibi bir takımı ikinci turdan mahrum bırakacaktı ki, bu biraz haksızlık olurdu.

İsviçre-Honduras maçına çok fazla bakamadım, baktığım dönemlerde Honduras'ın 3'e 1 ya da 5'e 2'lerini gördüm. O yüzden ahkâm kesmek anlamsız. İlk maçta epeyce şansın yardımıyla İspanya'yı yenen İsviçre, Şili maçındaki ürkek oyununun kurbanı olarak eleniyor.

İlk maçlar bittiğinde söylemiştim, ilk turun en çok merakla beklediğim maçı İspanya-Şili'ydi fakat garip bir kırmızı kart oyunun bütün ahengini kaçırdı.

İspanya, Avrupa Şampiyonası'ndaki parlak performansının yanına bile yaklaşır düzeydi değil. Şili kalecisi Claudio Bravo'nun anlamsız ileri çıkışıyla maç aslında orada bitti.

Maçın başında o kadar hissettirdiler ki, bugün beraberlik bile istemediklerini, yedikleri golden sonra gardı düşen boksöre döndüler. İspanya karşısında böylesi cesur bir performans sergilemek, her takımın harcı değil. Bugün belki rakip Şili değil Brezilya ya da Almanya olsa daha ihtiyatlı bir oyunla rakiplerinin karşılarına çıkarlardı.

Benim bu dünya kupasında en rahatsız olduğum şey, hakemlerin kart standartı ve ceplerinden bozuk para çıkartır gibi kart çıkartmaları oldu. Tamam, yıldızlar korunsun, oyunun oynanmasına yönelik hamleler yapsın hakemler ama bu kadar da kolay kart gösterilmesin. Böyle olunca mücadele denen şeyden eser kalmıyor.

Aslan gibi kükreyen bir takımı maçın sonlarında pısırık bir kediye döndürdü, kırmızı kart.

İspanya'da oyuncular aynı oyuncular ama taşlar sanki yerli yerinde değil. Torres, Iniesta, Casillas gibi oyuncular, bırakın tam performansı yarı zamanlı çalışan durumunda bile değiller. Böyle olunca, daha silik ve anlık patlamalar yapan bir takım izliyoruz.

İspanya-Portekiz ve Şili-Brezilya maçları ciddi anlamda ikinci turların en iyi maçları olmaya aday. Şili her ne kadar tüyü yolunmuş tavuk gibi çıkacaksa da Brezilya karşısında, bu maçta aldıkları dersle daha mantıklı futbol oynamaya çalışacaklardır. Tabii burada Brezilya'nın ne oynadığı da önem kazanıyor.

PORTEKİZ-BREZİLYA

Herkes Uruguay-Meksika maçından beraberlik bekliyordu, benim beklentimse, dünyada dil ve kültür kardeşliği yapan üç ülkeden ikisinin (sonuncusu sömürge Angola) karşılaşmasından çıkacağı yönündeydi.

Brezilya'nın ilk tur boyunca oynadığı oyunlardan haz aldığımı söylemek mümkün değil. Buna biraz anti-Brezilya ruhum da eşlik etmiş olabilir. Fakat Zico-Socrates-Eder-Serginho-Paulo Isidoro-Falcão-Casagrande-Careca-Edinho gibi adamları izlemiş bir futbolsever olarak, bu Brezilya'nın futbolundan haz alınmayacağını da söylemeliyim.


Elbette futboldaki değişim yadsınamaz ancak tüm dünyaya stiliyle kendisine âşık etmiş bir ülkenin, bu kadar gerçekçi futbol oynamasını kabullenemiyorum. Beklediğim şey; üç-beş çalım, bacak araları, rövaşatalar değil fakat yarı '86 Rusyası (O Rusya da taş gibiydi ayrı mesele) gibi de bu kadar fiziki bir oyun istemiyorum, Brezilya'dan.
Futbol eğer sadece sonuç için oynanacaksa Brezilya doğru olanı oynuyor, bunu itirazım yok.

Portekiz'i hiçbir zaman sevmedim, kabullenemedim, bunların değişeceğini de düşünmüyorum. Bir maç boyunca Ronaldo'nun neredeyse kendi yarı sahasından şut çekmesi, yaratıcılıktan uzak bir takım, pek fazla şirin gelmiyor. Portekiz seyretmektense, yüz kere Şili maçı izlemeyi yeğlerim.

İLK TURUN 'EN'LERİ
Adettir yapılır. Bunlar tamamen benim seçimlerim haliyle. Beğendiğim, ve beğenmediklerimi yazmak istedim..

En iyi kaleci: Diego Benaglio
En iyi savunma oyuncusu: Arne Friedrich
En iyi kanat beki: Philipp Lahm-Maicon
En iyi orta saha oyuncusu: Enrique Vera-Jorge Valdivia-Mesut Özil
En iyi forvet: Róbert Vittek-Diego Forlan
Hayal kırıklığı yaratanlar: İtalya-Fransa-Kamerun-Frank Lampard


En büyük sürpriz: Yeni Zelanda-Güney Kore
En güzel gol: Dennis Rommedahl (Kamerun maçındaki gol)-David Villa (Honduras ve Şili maçlarındaki goller)
Yarın ikinci tur başlıyor. Maçlarda eğer erken goller olmazsa, bol bol gerileceğiz. Bu arada dün yazamadım kusura bakmasın, takip edenler. Gönül koymayın.

23 Eylül 2009

Taç atışını sevsinler senin



Bizim Sabri daha normal taç atışını beceremiyor, Brezilyalı ablamız fantazisine kaçıyor.

6 Eylül 2009

Sen tırnaklarını, biz kafayı yedik



İzleyen herkes dili döndüğünce Arjantin-Brezilya maçı için yorumlarda bulunmuş, ben de aynısını yapacağım.

Baştan belirteyim; Brezilya'yı sevmem. 1982 Dünya Kupası'nda kalbime gömdüm, orada bıraktım. Ondan sonra da ne bir Brezilyalı futbolcudan hazzettim (Taffarel istisnasıdır) ne de benimseyebildim. Oynadıkları futboldan öte; tavırlarını, şımarıklıklarını sevmiyorum kısacası.

Maça gelirsek, maçtan önce "Haydi Arjantin'im devir şu Brezilya'yı" şeklinde gayet masumane ve saf bir biçimde Arjantin'in kazanması dileğinde bulunmuştum. Ancak takım kadroları ve Arjantin'in hedefe yan toplarla gitme merakını görünce bu saf ve temiz duygular yerini derin bir umutsuzluğa bağladı.

Öncelikle, iki takım arasında zaten yan toplarla gelen iki golün de gösterdiği gibi epey bir fizik farkı var. Bu fizik farkına rağmen, Maradona'nın bütün bir oyun kurgusunu yan toplara bırakması bir nevi delilikti.

Zaten baştan beri Maradona'nın iyi bir teknik direktör olduğunu düşünmüyorum. Şu meşhur "İyi futbolculardan iyi teknik direktör olmaz" sözünü doğruluyor ne yazık ki Maradona.

Elbette, elinizde Messi gibi bir oyuncu varken, tüm oyunu üstüne yıkmak doğal bir durum ancak Arjantin Milli Takımı'nın orta sahası rakibe oranla çok zayıf. Aynı durum, kaleci, defans ve forvetler için de geçerli. Ehh, hal böyle olunca futbolun doğruları Brezilya'yı işaret etti.

Aslında maç boyunca Brezilya da, çok etkin bir oyun sergilemedi. İki duran topla durumu 2-0'a getirdikten sonra işi bitirdi.

Sonuçta; Arjantin, 2010 Güney Afrika yolculuğunu tehlikeye atarken, Brezilya ise işi bitirmiş oldu. Eğer Arjantin 2010'a gidemezse, bir futbolsever olarak Messi'sizliği içime sindiremem. Arjantinsiz bir Dünya Kupası'nı ise izlemek bile istemem. Eğer böyle bir durum olursa, Maradona'yı çarmıha germek lazım.


Şu fotoğraf benim açımdan maçın özetidir. Lucio ve Luisao arasında tost olup ezilen Tevez yani. Pigmelerden kurulu bir takımın başarılı olduğunu görmedim hiç. (Okan-Suat-E.B. istisnadır)