gazete etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gazete etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ekim 2010

Finlandiya Başbakanı'nın bacakları



Sabah saatlerinde "Finlandiya'dan destek" başlığıyla ve içeriğinden hiçbir şey olmayarak verdiler haberi.

Birkaç saatten bu yana "Hayal kırıklığı ne kelime" başlığıyla veriyorlar.

Türkiye'ye haftada bir mutlaka Başbakan, Cumhurbaşkanı gelir ve AB için destek sözü verir.

Fakat konu Finlandiya Başbakanı Mari Kiviniemi'nin bacakları olunca, manşetlere taşınıveriyor. Bakın görün, yarın bütün gazetelerin ilk sayfasında olacaktır bu haber ve fotoğraf. Ve yine takip edin, Türkiye'ye pek çok Başbakan, Cumhurbaşkanı gelecek ama hiçbiri birinci sayfaya taşınmayacak. Çok çok, siyaset sayfalarında yer bulur, hepsi o.

Eyvallah, dünyanın her yerinde basın en amiyane tabirle "Et satar" ama Türk basını kadar seksist, kadını aşağılayan başka bir basın da yoktur.

Nedir bu açlık, nasıl bir sapkınlık, nasıl bir cinsiyet ayrımcılığıdır bu bilmiyorum. Bir çift bacak, bir haberi sattırmak için, böyle göze sokulur mu? Ya da böylesine aşağılık bir biçimde satılmaya kalkılır mı?

Bu arada fotoğrafın orijinali alttadır. Dediğim gibi yarın bütün gazetelerin birinci sayfalarına bakın. Bu fotoğraf, hemen hepsinde olacak mı olmayacak mı?

30 Ağustos 2010

İsteyen üstüne, isteyen içine alsın


Söylediğim şeyi pek çok kişi kıçından anladı. Muhtemelen ben derdimi anlatamadım. Herkes elbette gazeteci olabilir ama bunu yapmayı isteyen ve yeteneği olan adam yapabilir. Ben gazeteci diyorum, sen futbol yorumculuğu diyorsun.

Tekrar edeyim derdimi. Niye sadece futbol üstünden bu yapılır ya da hadi biraz daha genişleteyim, sadece neden spor üstünden bu yapılır. Çünkü konuşması en kolay konudur bu. Aşağılamıyorum ama kahvedeki adam, taksici, bakkal, kuruyemişçi, simitçi v.s. v.s. herkes ama herkes bu konuda ahkam kesebiliyor.

Rakam vereyim daha iyi anlarsınız belki. Fotomaç 235 bin, Fanatik 223 bin satıyor bu ülkede. En çok satan 10 gazete içindedir, bu iki gazete. Niye? Oturup düşündün mü hiç? Her gün onlarca adam transfer edilir, oturduğu yerden haber yaparlar ama bu rakamlara ulaşır.

Ercan Saatçi ne kadar gazeteciyse sen de o kadar gazetecisin. Hakan Ünsal ne kadar yorumcuysa sen de o kadar yorumcusun. Bundesliga'dan, La Liga'dan, Serie A'dan üç maç izleyip, "Zlatan'ın gelişi, AC Milan'ın bilmem ne yapmasını sağlar" demekle gazeteci olunmuyor. Derdim buydu, anlatmak istediğim yani.

Yoksa ister blogdan, ister haber altına yorum yazarak istediğin yere zıpla. Ama benim nazarımda gazeteciliğin ya da yorumculuğun Ercan Saatçi, Hakan Şükür, Selçuk Yula'dan farksızdır.

Hep açık konuştum, yine açık konuşacağım. Senden gazeteci olmaz, sizden gazeteci olmaz. Gazeteci mi olmak istiyorsun? Al sana aşağıda bir haber verdim. Bu haberi nereden görürsün? Nasıl başlık atarsın? Spotun nasıl olur? Haberi bin 200 vuruşa indirip, tek sütun fotoğrafla bana bir saatte ver.

Bir kez daha söyleyeyim. Götü yiyen spordan farklı bir dalda yapıversin şu işi. Hadi spor olsun ama futboldan başka bir branşta yapsın.

Katılıksa katılık. Gazete yöneteni üç kuruş daha az vermek için seni seçiyor. Senin oturduğun koltuk, bir başkasının oturması gereken koltuk. Sen üniversite bitene kadar takılacağım diye kıçını yırtıp gazeteci olmaya çalışan adamın yerindesin.

Neyse sözün özüne geleyim. Senden, sizden şahane gazeteci olur. Ercan Saatçi'den ne kadar oluyorsa, o kadar olur ama.

Ev ödevini verdim, yapadur. (Artık kim üstüne alınıyorsa, ona gitsin)

ÖNDEN BUYUR

İsrail Yedioth Ahronoth gazetesine konuşan üst düzey TC Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, İsrail’in, BM soruşturma komisyonunun yardımıyla filo krizine çözüm bulması halinde Başbakan Netanyahu’nun Ankara’da memnuniyetle ağırlanacağını söyledi.

Türkiye’nin İsrail’e "uzlaştırıcı mesaj" gönderdiği belirtiliyor. İsrail Yedioth Ahronoth gazetesine konuşan üst düzey TC Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, İsrail’in, BM soruşturma komisyonunun yardımıyla filo krizine başarılı biçimde çözüm bulması halinde Başbakan Binyamin Netanyahu’nun Ankara’da memnuniyetle ağırlanacağını ifade etti.
İsrail’in önde gelen gazetelerinden Yedioth Ahronoth’a konuşan TC Dışişleri Bakanlığı üst düzey yetkilisinin, İsrail’e "uzlaştırıcı bir mesaj" göndererek iki ülke arasındaki kriz sona erdiğinde Başbakan Binyamin Netanyahu’nun Türkiye’de memnuniyetle karşılanacağını söylediği duyurulurken, "Türkiye, kameraların önünde İran ile güçlü bağları sergileyebilir ama hafta sonu sırasında İsrail’e barıştırıcı bir sinyal gönderdi" yorumları yapıldı.
Gazetenin internet sitesi Ynet, iki ülke arasındaki ilişkilerin filo baskından bu yana "aşırı derece gergin" olduğunu ancak hafta sonunda TC Dışişleri Bakanlığı’nın üst düzey bir yetkilisinin gönderdiği mesajın ilişkilerdeki yenileşmenin yakın olabileceğini ima ettiğini belirterek şöyle devam etti:
"Yedioth Ahronoth ile görüşmesinde yetkili, eğer İsrail, BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon tarafından kurulan uluslararası soruşturma komisyonunun yardımıyla başarılı bir biçimde Mavi Marmara krizine bir çözüm bulursa, Türkiye, topraklarında Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu memnuniyetle ağırlayacağını söyledi."
Dışişleri yetkilisi, "zaman geldiğinde, kriz çözülürse eğer, bu ziyaret mümkün olacak. Zaten, Netanyahu, Türkiye’yi hiç ziyaret etmedi" diye konuştu.

İsrail ile Yunanistan arasındaki artan işbirliğinin Türkiye’yi kaygılandırmadığını da ifade eden yetkili, "Bu iki ülke, dostlarımızdır. Eğer İsrail’de Yunanistan ve Türkiye’nin düşman olduğunu düşünen varsa, yanılıyorlar" dedi.
"Kriz’i çözmenin tek yolu, ilişkiyi düzeltmek, bize karşı ittifaklar kurmak değildir" diyen Türk yetkilisi, Türkiye’nin İsrail’in, krizi çözmek için uluslararası BM soruşturma komisyonundan yararlanmayı bileceğini umduğunu da vurgularken, "İlişkileri kurtarmanın en iyi yolu, bir nevi özürde bulunmak ve kurbanların ailelerine tazminat ödemektir" diye konuştu.

Buna karşın, Dışişleri yetkilisinin tazminat miktarı konusunda spesifik bir şey söylemediğini, bu konudaki kararın İsrail’e ait olduğunu belirtmekle yetindiğine dikkat çekildiği haberde aynı yetkilinin, Bakan Ahmet Davutoğlu ile İsrail Sanayi, Ticaret ve Çalışma Bakanı Binyamin Ben-Eliezer arasında Brüksel’de yapılan gizli toplantı sırasında özür ile ilgili bir "ön taslak mektubunu"nu hazırladıklarına ancak çabanın diğer bir üst düzey İsrailli bakan tarafından engellendiğine işaret ettiği de vurgulandı.

Türkiye’nin İsrail ile ilgili "temel tutumu"nu değiştirmediğinin de altını çizen Türk yetkilisi, Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İsrail’i ziyaret ettiğini, İsrail Cumhurbaşkanı Simon Peres’in de TBMM’ye hitap ettiğinin unutulmamasını istedi. Yetkili, şöyle devam etti:
"Türk hükümetinin İsrail karşıtı bir gündemi olsa, böyle şeyler yapar mıydık? İki dost arasında meydana gelen bu olay nedeniyle halen bu tuhaf durumdayız. İsrail bir düşman olsa o kadar önemsemezdik" sözlerini kullandı.

Dışişleri Bakanlığı yetkilisi ayrıca, "Şimdi bir tırmanmayı önlemeliyiz ve sözlü kışkırtmanın yatıştıracağını ummalıyız. Hükümetimiz, durumu düzeltmek için ellerinden gelen her şey yapıyor, eğer İsrail ile bağlarımızı koparmak istesek çoktan yapardık" dedi.
Yetkili, Mavi Marmara baskınından önce Türk hükümetinin, filo düzenleyicileri ile temasta olduğunu, onların da "Gazze’ye yönelmeyip bunun yerine de Ashdod veya El Arish’a demirlemeye söz verdiklerini" bu bilgilerin de İsrail’e iletildiğini söylediği kaydedilen haberde aynı yetkilinin "İsrail’den bir askeri eylemde bulunmamasını istedik ancak İsrail ordusunun zorba gibi davrandı. Belki, sizin Dışişleri ile Savunma bakanlıkları arasında iletişim eksikliği vardı" sözleri de aktarıldı.
Bu arada, İsrail’in, İHH’nin bir terör örgütü iddiasını tamamen reddeden Türk yetkilisi, "Ülkemiz terörden çok çekiyor ve terör örgütlerini sevmiyoruz. Teröristlerle bir bağları olsa biz bilirdik. İki taraf arasında bir çatışmayı önlemek için ellerimizden gelen her şey yaptığımıza inanıyoruz" sözlerine ekledi.

17 Temmuz 2010

Herkes bildiği işi yapsın


Bu sığırlarla (bak şimdi hayvanseverler ayağa kalkar, nasıl olur da sığıra benzetirsin diye) ağzına sıçtığımın ülkesinde, patron ve patron kılıklı insanların temel bir özelliği var. Nedir o: "Ben nasıl düşünüyorsam, mutlak doğru budur."

Herkes her boktan anlıyor. Genel yayın yönetmeni ile konuşuyorsun; herif sinemayı çok iyi biliyor, müzik konusunda müthiş birikimli, aşkın tarifini ondan alırsın, politika haberi ondan sorulur, her türlü spora hakimdir. Bu liste sonsuza doğru uzanıyor.

Ulan angut; (angut da bir kuştur, hayvanseverler ayağa kalkmasın. angut gibi bakmak, angut'un güzel bakışlarından gelir) madem her boku biliyorsun, niye o zaman "mıy mıy mıy" ortalarda dolanıyorsun? Yap tek başına görelim.

Herifin beyninin içinde dönen neyse, ondan başka bir şeyin asla doğru olma ihtimali yoktur. Çünkü etrafındaki üç-beş yalaka, "Aman paşam, aman beyim" diye götünü yalıyor. O yüzden, üst pozisyonlara gelen tipler, genelde yavşaklardan türer. Hiçbir şeye itiraz etmez, her şeyi onaylar, sürekli pohpohlar üstündekileri.

Herifi iki dakika dinle; doktordan iyi doktor, avukattan iyi avukat, mühendisten iyi mühendis. Herif ameliyet eleştiriyor, var mı daha ötesi

Benim nereden söz ettiğim belli, adres belli yani. Bu kadar her boku bilen adam pozisyonunda olacaksın, etrafta afilli afilli dolanacaksın ama gittiğin her gazetenin tirajından keskin düşüşler yaşanacak. Yaşanır tabii, etrafında senin sözüne 'hayır' diyecek adam mı var? Doğru bildiğini savunan kaç tane adamı yanlarında barındırıyorlar.

Bu ülkede, kimse iyi bildiği işi yapmıyor. İyi bildiğini sandığı işi yapıyor. Ehh, durum böyle olunca, bok gibi gazeteler çıkıyor, bok gibi televizyon programları yapılıyor, en berbat diziler süslenmeye çalışılıyor, 5 sayfa bile okunmayacak kitaplar yazılıyor.....

Herkes bildiği işi yapsın, hatta en iyi bildiği şeyi. Yok yapamayacaksa da, etrafta her şeyi bildiğini sanan sik kafalılar gibi dolanmasın.

16 Haziran 2010

Ne iğrenç insanlarsınız siz


Her gün kahve içtiğiniz, iki kelimenin belini kırdığınız bir insanın işten çıkartıldığını öğrenmek insana fena koyuyor.

İşten çıkartıldığını o adama söylemeyip, boktan bir medya dedikodu sitesinden öğrenmek daha da bir içine oturuyor insanın. Sabah toplantısında, yaşananlar sanki gayet doğalmış gibi "Aslında pazartesi söyleyecektik" demek ise yavşaklık sınırlarını zorlamakla eşdeğer bir durum.

Oldum olası, şu medya dedikodu sitelerinden hazzetmedim. İnsanların, şirketlerinde olup bitenleri jurnallemesi, her 15-20 dakikaya bir o sitelere girip "Acaba ne olmuş" diye merak etmesi, başlı başına garip ve anlamsız.

Bu piyasada, bu işten çıkartmalarla ilgili en tatsız anılar Sabah Gazetesi'nde yaşanmıştır. İnsanların sabah, kartlarını okuttuklarında o turnikeden geçememelerine şahit olmadım hiç. Ama bu tatsız hikâyeleri bol bol duydum.

Nasıl bir yavşaklıktır; bir insanın işten çıkartıldığını söylemeden, o dedikodu sitesine haber uçurmak. Nasıl bir ruh hali, bunu insana yaptırabilir, aklım ermiyor.

Aylardır sabahın köründe işe gelip, iki kişi ile iki sayfa çıkartmak öyle kolay bir iş değildir. İşten çıkartılan adamın yetersizliği söz konusu değil, iyi çalışmama gibi bir durumu da yok. Ama doğru düzgün tecrübesi olmayan, iki günlük bir karıyı bilmem ne müdürü diye işe alıyorsun. Bir de allanıp pullanıyor, bilmem hangi gazetecilik okulunu bitirdi diye.

Bu iş lanet ve tiksinç bir iş, acımasız hem de çok.

Bu arada, şu medya dedikodu sitelerini yapan ibnelerin, nasıl mideleri, nasıl vicdanları ve nasıl bir kişilikleri var ciddi anlamda merak ediyorum. Hangi orospu çocuğu, birilerinin işten çıkartılmasını 'haber' diye vererek, o işten para kazanır ve hangi orospu çocukları, işten çıkartılan arkadaşının omzuna dokunup "Siktir et" diyeceği yere, bilgisayar başına koşup, kovulma haberini jurnaller.

Ulan ne iğrenç insanlarsınız siz...

27 Ekim 2009

Gerizekalı 'gazetecilik' örneği


Habertürk ve benzerleri bayılıyor bu haberlere. Bilmem ki, şu kadar dakika oynadı, bu kadar gol attı, aldığı para şu. O zaman dakikası şu kadar Euro.

Performansı tartışılacak her oyuncu için yapılıyor. Bıkmadan, usanmadan, tekrar tekrar, deli bilmem neresiyle oynar gibi hiç durmadan bu haberi okuyoruz. Bizler de hazırlayanlar kadar gerizekâlıyız ki, bunları tekrar tekrar okuyoruz.

Bıkmadı mı kimse bilmiyorum. Derbi maçı sonrası yalan haberin, şaklabanlığın, dezenformasyonun haddi ve hesabı yok. "Daum, Arda yedek olur" dedi, öbürü bilmem ne olur dedi.

Son Kadıköy galibiyetini gören Galatasaraylı futbolcular ve o maça dair daha ne kadar boku çıkartılır da, haber buluruz diye uğraşıyorlar hâlâ. 10 gündür aynı haber değişik versiyonlarla sunuluyor. Hayır, bunun kompleksi bende yok; ama yaratılmaya çalışılan bu.

Bu ülkede bir gazete bile milyon sayısına ulaşamıyor, o yüzden internet sitelerinde porno, seks, fuhuş haberlerinden başka haberler okunmuyor. Hakikaten adam değilsiniz, "onu, buna kırdıralım; ötekini, diğerine".

İki kelimeyi biraraya getirmeyi beceremeyen, toplum içinde konuşamayan birtakım embesil ve idiotları klavye başına oturtup gazetecilik oynatırsanız sonuç bu olur.

Açtırmayın ağzımı şu 16 dakikalık travmayı çıkartırmayın raflardan. Salya sümük ağlayan futbolculardan, taraftarlardan söz ettirmeyin. O psikolojik travmayı, nice koç yiğitlerin harap olduğu hadiselerden mi söz edelim...