imf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
imf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Mayıs 2010

Şu köpekteki haysiyet


Yunanistan, IMF boyunduruğuna karşı başkaldırıyor. Eylemlere toplumun hemen her kesiminden insan katılıyor, en çok da öğrenciler. Bu eylemlerin ardından ne hükümet kalır ne de başka bir şey.

Benzer bir virajdan geçişimizi anımsıyorum. Tepkisizliğimizi, hissizliğimizi, bir köşeye çekilip sinmemizi. Şu aşağıdaki köpeğin gösterdiği onurlu duruşu, bu ülkenin insanının gösterememesi, çileden çıkmama yetiyor.

Türkiye'deki öğrenci profiline bakıyorum, bir de tarih boyunca bok attığımız Yunanistan'dakine bakıyorum. Bir arkadaşları öldüğü için günlerce eylem yapan, Yunanistan'ı ayağa kaldıran, denizin karşı kıyısındaki bu gençlerle, denizin bu kıyısındaki gençler arasında, o kadar çok fark var ki. Hangi birinden söz etmek gerekir acaba? Benim için en önemli fark; onur, gurur, şeref ve haysiyet.

Bu ülkede onbinlerce üniversite mezunu genç, yıllardan bu yana işsizlikle boğuşuyor, istemediği işleri yaparak mutsuz bir toplum yaratılmasına neden oluyor ama biz en ufak bir tepki bile veremiyoruz. Sanırım Ege'nin karşı kıyısından öğrenmemiz gereken çok şey var.

Bir gün akıllanmak umuduyla...

10 Mart 2010

Basit matematikle milliyetçilik hesabı


Yazacağım rakamlar resmi rakamlardır. Ortalarda ezeli muhalif sıfatında dolanmayayım diye belirteyim dedim.

49 yıl içinde IMF'den aldığımız para 50 milyar dolar. Tam tamına 50 milyar dolar almışız 49 yıl süresince.

Borcumuz ne kadarmış peki 2010 itibariyle: 149.6 milyar doları ana para, 50.7 milyar doları da faiz olmak üzere 200.3 milyar dolar.

Şimdi al eline hesap makinesini hesapla. Hatta hesap makinesine bile gerek yok. Şu an sadece faiz borcu 49 yılda IMF'den aldığımız paradan daha fazla.

Toplama-çıkarma yapalım, yok yapmayalım. Devam edelim. Dedim ya, toplam 50 milyar dolar almışız ve de borcumuz 200.3 milyar dolar diye. Bu şu anki borcumuz. 49 yıldır IMF'ye ödediğimiz para da, 150 milyar dolar.

Oha demek istiyorum sadece. Sadece 50 milyar dolar al 350 milyar dolar borç ödemen olsun.

Şimdi bu ülke iyi yönetiliyor değil mi? Tekrar oha demek istiyorum, ki içimde kalmasın.

Ahmaklarla dolu bir ülkede, gerizekalılarla örülü bir coğrafyada, kuşun bile beyninin daha değerli olduğu bir enlem-boylamda birtakım sığırlarla aynı havayı bile solumak zoruma gitmeye başladı.

Bu borç benim cebimden de çıkıyor çünkü. Eşek gibi vergi veriyorum, maaşım kadar bir rakamı vergi olarak devlete veriyorum. Ne diye? IMF'ye olan borcun faizinin ödenmesi için.

Bu paralarla ne yapılıyor? Gemicik alınıyor, gemicik sahibi yavrucağın annesine hastane açılıyor, köşk sahiplerinin yavrucaklarına şirketler açılıyor, Ankaragücü'ne transfer yapılıyor v.s. v.s.

Şimdi sormak lazım, şu meşhurrrr yiğit milliyetçi klavye delikanlılarına. İstiklal Marşı ıslıklanıyor diye ayağa kalkıyorsun değil mi, ismi ABD menşeeili (Teksas) olan salak sürüsü, bütün Türkiye ayağa kalktı değil mi Diyarbakır'da olanlara?

Yahu, kafanızını kuma gömmekten kıçınız havada duruyor, o havada duran kıça neyin girip çıktığının farkında bile değilsiniz. Ülkenizi çok seviyorsanız, kafanızı kaldırıp bakın biraz, neler olup bittiğine.

Not: Sözüm Bursaspor taraftarına değildi sadece. Herkes kendini dahil etsin o gerizakalı grubuna. Ama ismi Texas olup, kendisine milliyetçi damgası yapıştırınca ağzıyla gülmüyor insan.

6 Ekim 2009

Teslimiyete karşı başkaldırı


Taksim'e giden, orada bulunan, ülkenin şerefini, onurunu yem edenlere karşı çıkan herkese selam olsun.

12 Ağustos 2009

O bir 'oligark' patron: Roman Abramoviç

Chelsea'nin sahibi Rus işadamı Roman Abramoviç'in sıfırdan zirveye çıktığı hayat hikayesi...

24 Ekim 1966'da Rusya'nın Saratov şehrinde doğan Roman Arkadyeviç Abramoviç şu anda İngiltere'de yaşayan en zengin kişi kabul ediliyor. Ağustos 2007 tarihli Forbes dergisine göre 18.7 milyar dolarlık serveti bulunuyor.

Rusya'da Çukotka bölgesinin daimi valisi ünvanını elinde bulunduran Abramoviç 2000 yılında seçildiği bu pozisyon için seçimden önce bölgede kendi cebinden 1 milyar dolardan fazla harcama yaptı.

HEM ÖKSÜZ HEM YETİM

Aslen Litvanyalı Yahudi bir aileden gelen Abramoviç'in büyük annesiyle büyük babası Sibirya'ya sürgüne gönderilmişti. Bir yaşındayken annesini 3 yaşındayken de babasını kaybeden Abramoviç öksüz ve yetim olarak büyüdü. Çocukluğu amcasının ailesinin yanında ve daha sonra büyükannesinin yanında geçti.

Askerliğini yaptıktan sonra Moskova Devlet Oto Transport Enstitüsü'ne kaydoldu. Ama burayı bitirmeden iş hayatına atıldı ve daha sonra Moskova Hukuk fakültesinden derece aldı.

İŞ HAYATI

1980'lerde Gorbaçov'un özel küçük işletmelerin açılmasına izin veren düzenlemesinden sonra ticari faaliyetlere başladı. 1992 ile 1995 arasında beş ayrı şirket kurmuştu. 1995'te Boris Berezovski ile birlikte Sibneft adlı büyük bir petrol şirketinin kontrol hisselerini ele geçirdi. Bu satış işlemi sırasında yolsuzluk yapıldığı ve şirket hisselerinin aslında olması gereken piyasa değerinin altında satıldığı söylenir.

1990'lar boyunca Abramoviç iş ortağı Eugene Shvidler ile sahip oldukları Millhouse Capital adlı yatırım şirketi aracılığıyla pek çok önemli şirketin hisselerini ve yönetimini ele geçirdi. Sieft adlı petrol şirketinin Gazprom'a satışından 13 milyar dolar kazandılar ve bunu yeni yatırımlar için kullandılar. Örneğin; Rusya'nın en büyük çelik şirketi Evraz Grup'un yüzde 41 hissesini aldılar.

2004 yılında İşviçreli dedektifler delil yetersizliği nedeniyle bir davanın peşini bıraktıklarında 4.8 milyar dolarlık bir sahtekarlığın izini sürmekteydiler. IMF'nin Rusya'ya verdiği borcun büyükçe bir kısmının Abramoviç'in kasasına girdiğinden şüphelenilmekteydi. ABD ve Rusya bu konuda bazı delilleri gizlediler. Dolayısıyla IMF fonlarıyla Abramoviç arasındaki bağlantı herhangi bir şekilde kanıtlanamadı.

SİYASİ HAYATI

1999'da Abramoviç Rusya parlementosu Duma'ya seçildi. Seçim bölgesi Çukotka Otonom bölgesi, Rusya'nın uak doğusundaki fakir bir bölgeydi. Abramoviç burada 'Umut Direği' adlı bir sosyal yardım projesi başlatarak Çukotka halkına bilhassa çocuklara büyük oranlarda yardım sağladı.

2000 yılında bu bölgenin valisi seçildi ve bu bölgede bir kolej, bir hastane, bir kreş ve oteller yaptırdı. Havaalanını yeniledi, pek çok kasaba ve şehirdeki okulları onarımdan geçirdi.

Sibneft adlı petrol şirketi için burayı bir vergi cennetine çevirerek bölge ekonomisini kalkındırmak için burada petrol aramaları başlattı. Normalde görev süresi 2005 yılında doluyordu ve bir dahaki dönem valiliğe aday olmayacağını açıklamıştı. Ancak Başkan Putin kanunları değiştirdi ve özerk bölge valilerinin seçimle değil atamayla geleceklerini ilan etti. 21 Ekim 2005 tarihinde de Abramoviç'i bölge valisi olarak atadı. Bu görevi hala devam etmektedir.

CHELSEA'Yİ SATIN ALIYOR

Abramoviç Haziran 2003'te Chelsea klübünün kontrol hisselerinin sahibi oldu. Bu klüpte karar kılmadan önce muhtemelen satın alabileceği diğer klüpler hakkında da araştırma yapmıştı. Bu anlaşmayal İngiltere'de birden popüer odu. 2008 Şubat'ına kadarki dönemde klübe 587 milyon sterlinlik yatırım yaptı.

Satın aldığı sırada büyük mali sıkıntılar yaşayan Chelsea'yi dünya çapında ticari bir markaya dönüştürmek yolunda büyük adılar atılmasına önayak olan Abramoviç, aradan geçen sürede Chelsea'nin büyük başarılara imza atmasını sağladı.

Abramoviç'in Chelsea klübüyle olan ilişkisinin Avrupa futbolcu piyasasını altüst ettiği yaygın olarak söylenmektedir. Kulübe katkısının ne olacağı üzerinde fazla düşünmeden olağanüstü yüksek rakamlarla kendi istekleri doğrultusunda transferler yapmaya kalkan Abramoviç, 2005 yılında Milan kulübüne Shevchenko'yu almak için 89.9 milyon sterlinlik rekor bir miktar teklif etmişti. Shevchenko 2006'da nihayet Chelsea'ya geldi ama sadece 30 milyon sterlin karşılığında…

West Ham United oyuncusu Glen Johnson için de benzer bir 'aşırı ödeme' söz konusuydu. 2005 yılının sonunda Chelsea 140 milyon sterlin zarardaydı. Yıllar içinde bu zarar azaltılsa da 2010 yılından önce Chelsea'nin kara geçmesi beklenmiyor.

Chelsea'nin hemen her maçını izleyen Abramoviç'in maç sırasında yaptığı heyecanlı hareketler, Chelsea taraftarlarınca 'kulübe yönelik bir sevgi gösterisi' olarak algılanmaktadır. Maçlardan sonra futbolcuları soyunma odasına da eldiği ve bu yüzden Jose Mourinho ile arasında tartışmlar çıktığı yolundaki dedikodular basına yansıyınca 20 September 2007'de Jose Mourinho bir açıklama yaptı ve kulüp yönetimiyle vardıkları anlaşma sonucu Chelsea’den ayrıldığını bildirdi.

Mourinho sonrası, Avram Grant, Scolari ve Hiddink'le çalışan Abramoviç, en sonunda Carlo Ancelotti'de karar kıldı. Bu macera nasıl sonuçlanacak merak konusu...