kayserispor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kayserispor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Kasım 2010

Maç yazısı kıvamı


Bu haftalık böyle idare edin ve kusura bakmayın. Maça dair söyleyebileceğim çok şey yok. Çünkü istikrarsızlık, Galatasaray'ın istikrarı oldu; bir böyle, bir şöyle.

Schuster haftalardır Türkiye'deki futbol ortamından şikâyet ediyor ve kendisine sonuna kadar hak veriyorum. Boktan bir oyun haline döndürdüler futbolu. İtiş-kakış, boğuşma, bulursan salla bir tane.

Kayserispor'un oynadığı bu futbolla ligde şu anki konumunda bulunması sanki bir proje gibi. Geçen sene Bursa, bu sene Kayseri. Yok, yanlış anlamayın Bursaspor'a bok atmıyorum. Ama böyle futbol da olmaz.

Benim kuzenim böyle PES ya da FIFA oynuyor. Ben oynarım, o benim hatalarım üstüne kurar oyununu. Ve her seferinde de herife lanet okurum, "Şu oyunu adam gibi oyna" diye. O da bana her seferinde "Ben böyle oynuyorum sana ne" diye yanıt verir.

Onun konsol oyunlarındaki futbol oynamasından ne kadar sıkılıyorsam, Türkiye'deki futboldan da o kadar sıkılmaya başladım.

Maç yazısı burada okumak isteyenler tıklasınlar...

Haaaa unutmadan. Maçtan önce ortalığı geren Kayserililere de şunu söyleyeyim. Haddinizi bilin, kendinize rakip yaratmaya çalışmayın. Durum istediği kadar boktan olabilir Galatasaray'ın rakibi olamazsınız. Dilediğiniz kadar kıçınızı yırtabilirsiniz ama olmaz, kasmayın.

14 Temmuz 2010

Modern ve demokratik Türkiye


Dünya Basketbol Şampiyonası öncesinde Kayseri kent halkına yapılan uyarı

Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki: Şampiyonanın ramazan ayına gelmesi nedeniyle, vatandaşlarımızı bir kez daha uyarıyorum.

Yabancıların kültürü, giyinmeleri, yemeleri ve içmeleri bizden farklı. O nedenle şampiyona nedeniyle kentimize gelecek binlerce yabancının yediğine, içtiğine, giydiğine karışmayın.

Bu onların kültüne bağlı şeyler. Herkes bizim gibi yaşacak diye bir kural yok. Kayseri halkının Anadolu konukseverliğini göstereceğine inanıyorum.

Yabancı konuklarımızdan ilk kez bir ramazan ayını yaşayacaklar olacaktır. Onlara hoşgörümüzle yaklaşmalıyız.

Demek ki, böyle bir uyarı yapılmasına gerek varmış, modern ve demokratik Türkiye'de. Yorum yapmak istiyorum, yapamıyorum.

9 Şubat 2010

Ateş olsan cürmün kadar yer yakarsın


Arkadaş esmiş gürlemiş. Ben izlememiştim şimdi konu hakkında bilgim oldu.

Düdük astırıyormuş sanırım, Tolga Özkalfa'ya. Daha önce yapmışlar, şimdi de yapacakmış. Konuşmanın tamamında tehdit, güç göstergesi var.

Tam da AKP üyesi bir başkan profili çizmiş. Elinde güç varken, nasıl kullanacağının göstergesi. Şimdi bu arkadaşa sorarlar, "Sen belediye başkanı değil misin?", "Belediye başkanlarının spor kulüpleri ile organik bağlarının olması kanuna aykırı değil mi?", "Sen Ali kıran baş kesen misin?", "Elindeki siyasi gücü, hakem asmacada mı kullanıyorsun?" v.s. v.s. Bu sorular uzar gider.

Hayır, siz kimsiniz ciddi bir merak içindeyim. Kimi tehdit ediyorsunuz, ne için tehdit ediyorsunuz?

Yarın öbür gün daha da palazlandıklarında yapacaklarının emareleri bunlar. Her lafın başında "Yaradılanı yaradandan ötürü severiz" derler ama kendileri için uygun olmayan herkesi tehdit ederler.

Altı üstü bir belediye başkanısın, 'ateş olsan cürmün kadar yer yakarsın' en nihayetinde.

Sezon sonunda Kayserispor şampiyon olursa, ne düşünecek insanlar? Valla ben bu açıklamalardan sonra bir parmak ararım o şampiyonluğun içinde.

Yeteri kadar külhanbeyi, tehdit unsuru var futbolda. Sen eksik kal olur mu?

6 Şubat 2010

Sinir bozucu futbol


En baştan , kendimce Galatasaray'ın durumunu özetleyeyim. Şahane bir aşçımız var, gayet güzel malzemeler var, fırın hazır, yemeği koyduk pişirmeye başladık ama nar gibi kızarmaya başlayan yemeği fırından çıkartıp, içine farklı malzemeler koymaya başladık. O malzemeler de yemeğin tüm tadını-tuzunu kaçırdı.

Bu maçın Antalyaspor maçından tek farkı, biraz daha mücadele edilmesiydi. Onun dışında, çırpınan, debelenen, bir takım görüntüsündeydi Galatasaray.

Maç başlamadan önce, yorumum 1 puan alınacağıydı, öyle de oldu. Kayserispor 10 kişi kalmasaydı, bu puanın da alınamayacağını düşünmüştüm.

Uzun zamandan bu yana böylesi bir Galatasaray izlemiyorum. Sahadaki oyuncuların bazıları sanki, futbola yeni başlamış gibiydi. Zeminin de etkisiyle zaman zaman iki pas yapamaz noktaya gelen oyuncuları görmek, insanı haliyle yoruyor izlerken. Üstelik Kayserispor da, öyle parlak günlerinden birinde değildi.

Çok uyumsuz bir takım haline geldi Galatasaray. Keita bomboş pozisyonda top bekliyor, gelmeyince çıldırıyor; Arda yanı başında duran Dos Santos'a pas vermiyor, Dos Santos sanki Galatasaray'ı 1 kişi eksik oynatmaya çıkmış sahaya v.s. v.s... Daha bir dolu olumsuzluk vardı. O yüzden cidden izlerken yıprandığımı hissettim.

Şu eksik, bu eksik demenin faydası yok. Sezon başında kadronun mükemmeliyeti konusunda hemen herkes hemfikirdi. Madem böyle bir kadro var, o zaman bahane arkasına sığınmanın anlamı yok.

Galatasaray iyi futbol oynamıyor. Bunu açık ve net biçimde söylemek gerekir. Her bahanenin arkasına gizlendiğimizde gerçekten biraz daha uzaklaşıyoruz çünkü.

Skoru değiştirmek için ele geçen iki fırsat tepildi. Bu pozisyonlarda ne Emre Çolak'ın ne de Elano'nun bir suçu yoktu. Bazen olmadı mı olmaz. Fakat yedek bankına baktığımda bir tane bile oyunun skorunu değiştirmeye çalışacak adam görmeyince insanın morali bozuluyor.

Özellikle Dos Santos üstünden gitmek istemiyorum ancak Emre Çolak'ı yedekte bırakabilecek hiçbir üstün vasfı yok. Sanki altyapıdan yeni çıkmış futbolcu Emre değil de Dos Santos gibi. Bu denli ısrar etmenin zaruriyetten olduğunun farkındayım ancak üçüncü maçta da gördük ki, olmuyor. Olur mu? Ben o noktada da şüpheliyim.

Puan kaybu ya da yenilgi çok önemli değil. Çok var daha, herkes puan kaybedecek öyle ya da böyle. Ama oynanan futbol sinir bozuyor.

Yine de Rijkaard-Neeskens ikilisi hepimizden iyi biliyordur neyin ne olduğunu. Durumu düzeltecek hamleleri yapacağını düşünüyorum. Başta da dedim, iyi bir aşçımız var. Güven duymaya devam edeceğiz. Başka şansımız da yok.

2 Şubat 2010

Kayserispor başka çareler üretsin


Bursaspor, senelerce uğraşıp Beşiktaş'tan kendisine rakip yaratmaya çabaladı ve en nihayetinde amacına ulaştı birkaç sene önce.

Şimdi benzer bir yöntemi Kayserispor yönetimi Galatasaray'a uygulamaya çalışıyor. Yaptıkları her açıklama, her söyledikleri Galatasaray'a laf dokundurma, aşağılamaya çalışma v.s. v.s. hepsi "Galatasaray bizim rakibimiz" demek için.

Tolunay Kafkas'ı çok severim, bu süreçte topa hiç girmedi, mantıklı ve akıllı bir adamın yapacağı gibi. Ama şu Süleyman Hurma ve yönetim kurulu daimi olarak açıklama yapıp duruyor.

Dünya üstündeki her futbolcu gibi Ali Turan da köle değil, istediği takımda oynama hakkına sahiptir. Gerekirse yarı devre futbol oynamamayı göze alarak, Galatasaray'da oynama isteğini açıkça göstermiştir. Ama Kayserispor yönetimi, "bık bık bık" konuşuyor.

Sözü özetleyeyim. Ali Turan gelecek, siz de kuruş alamayacaksınız. Gidip tüccarlık yapın, ot satın, bok satın ama insan satmaya çalışmayın, terbiyesiz herifler. Bağırta bağırta Ali Turan Galatasaray'ın futbolcusu olacaktır.

Adam ister Fenerbahçe'ye gider, ister Beşiktaş'a ister Galatasaray'a. Köleniz mi kardeşim bu adam.

Bu arada rakip olmak için saçma sapan kavgalar yerine, şampiyon olmaya çalışın. Bırakın bu Bursaspor taktiklerini.

8 Ocak 2010

Middlesbrough Premier Lig'de oynamıyor, değil mi güzellerim

Dün Anadolu Ajansı'na ait bir metni sayfaya koymuştum.

Bunun bir benzeri Kayserispor'un Middlesbrough'dan transfer ettiği Mohamed Shawky konusunda yaşandı.

Ajans, metinde Middlesbrough'nun Premier Lig takımı olduğunu yazdığı için, bugün irili ufaklı bütün haber portallarında "Kayserispor'a Premier Lig'den transfer" başlığı ya da içeriğiyle geçti.

Eyvallah, doğru düzgün para vermemek için yeni yetme elemanları editör yapıyorsunuz, bu adamlara haberin içeriğinin öneminden çok, 'hızlı' girilmesi konusunda direktif veriyorsunuz. Kusura bakmayın ama bu çocuklara biraz da, haberde nelere dikkat edileceğini, neler yapılması ve hangi kurallar çerçevesinde haber yapmaları gerektiğini öğütleyin.

Komik oluyor çünkü. Önüne gelen metni alıp, birebir olarak sayfaya taşıyacaksa ne anlamı var ki editör istihdam etmenin. Otomatik bir program yapın, ajanstan inen her haberi spot ve haber olarak bölüp yayına verin.

Hayır, bu çocukların da yarınlarını ipotek altına alıyorsunuz, böyle yaparak. Çünkü hiçbir şey öğrenmiyorlar, hiçbir şey bilmeden yapıyorlar. Haber portallarının neredeyse hepsi, gazetecilik mesleğinin utancı durumunda.

Bari ana sayfanıza koyduğunuz haberlerde biraz dikkat ve özen gösterin. Ama başınızdaki kişi de, habercilikten bihaberse yapabileceğiniz bir şey yok haliyle.

2 Ocak 2010

İngiliz kolonisi valisi Sülo

Yazıyı okumadan önce Süleyman Hurma denen heriften hiç hazzetmediğimi belirtmek isterim. Ona göre okuyun. Yani sevginiz varsa, içten bir bağlılık ve yakınlık duyuyorsanız önceden uyarayım..

Profesyonel olarak kulüp menajerliği yapan bu adam, iki sezondan bu yana "İti ite kırdırmak" taktiğiyle, Kayserispor'un oyuncularını şahane bir biçimde satıyor.

Gökhan Ünal ve Mehmet Topuz transferlerinde görüldüğü üzere, Fenerbahçe-Galatasaray-Beşiktaş-Trabzon kare asından herhangi ikisini eğer fırsat yaratılırsa üçünü, punduna getirebilirse de dördünü, küçükken tıpkı abimle yaptığım gibi adeta yumurtaları birbirine tokuşturuyor.

Elbette ki, çalıştığı Kayserispor'un menfaatlerini ve çıkarlarını en iyi şekilde korumak birincil görevi. Ancak işin bir de hukuki ve insani boyutu var.

Hukuki boyut açısından Haziran ayında mukavelesi sona erecek bir futbolcunun menajeri, Ocak ayından itibaren istediği kulüple, istediği biçimde görüşebilir. Bu Hurma denen zat, işin bu yönünü gayet iyi biliyor. Fakat amaç ne? Amaç yumurta tokuşurmak. Değil mi ama? Ali Turan sözleşmesini bir uzatsa, Mayıs sonu itibariyle şahane bir kızıştırma taktiğiyle bedavaya gidebilecek bir adam normal değerinin kat be kat üstünden satılır.

İşin insani boyutuna geldiğimizde ise, bir futbolcuyu istemediği bir takımda oynatmak ne kadar doğru bir davranış biçimidir. Bu adam senelerdir senin takımında oynuyor, kaptanlığa kadar yükselmiş, emek vermiş. Ve artık oynamak istemiyor. Neden çünkü senin bir yılda verdiğin paranın 3 katını vermiş diğer kulüp (Elbette her şey para değil ancak ne yazık ki böyle de bir gerçek var).

Herhangi bir İngiliz kolonisinde değiliz, bu genç adamlar da köle değil. Sen kimsin de, hukuki açıdan istediği kulüple görüşme hakkı olan bir oyuncuyu, zorla takımda tutmaya kalkarsın? Eleman kendisini İngiliz Valisi zannetmekte muhtemelen.

Hayır, herifçioğlu Avrupa'da transfer nasıl yapılıyor ondan bile haberi yok. Bak Süleymanım, Hurmam. Bu işler genelde Ocak ayında bitiyor. Kulüpler transfer işlerini bizde olduğu gibi Haziran'da halletmiyor. Neden halletmiyor Sülo? Çünkü yumurta kapıya dayandığında cebinden çıkacak para, 2 kat artıyor. Senin gibi uyanıklar 4-5 kat artırıyor, o ayrı.

Yahu, kaldı ki sen maaşlı elemansın. Bugün kavga ettiğin kulüp, yarın öbür gün patronun olur, el pençe vaziyette beklersin. Şark kurnazlığının ne anlamı var?

Ali Turan Galatasaray'a gelir ya da gelmez, iş bu minvalde değil. Belki Kewell da gidecek. Galatasaray menajeri de böyle bir şey yapmaya kalksa, ona da aynı şeyleri söylerim.

Hangi devirde yaşıyorsun İngiliz Süleyman? Kölen mi sandın lan herkesi? Sen şimdi halledemezsen bu işi, yazın yaptığın gibi Ülkü Ocakları Başkanı'nı filan devreye sokar, bir odaya kapatır Ali Turan'ı; 'ikna' turlarına başlarsın.

Sana bir dörtlük yazardım, kafiyesi hoş ama şimdi ortaokul moduna dönmeyeyim. Neyse transfer işi nasıl bitecek bilmiyorum ama bu iş bitiminde sana mektup yollayacağım. Dörtlüğü oradan okursun.

Not: Bora-MAN yorum yazdıktan sonra okudum ben de. Yücel Şahin denen embesil yaptığı sözlerine "Dalga geçtim" şeklinde açıklık getirmiş. Bu gerizekâlıya küfretmek istemiyorum (Evet, içimden ettim). Ama burası Türkiye işte, bunlar da angut yönetici modeli. Bu açıklamayla tüm Türkiye tanımış oldu kendisini. Aziz Nesin'in yüzde 60'lık oranını yukarılara çekmek için çaba veriyorlar. Lan Yücel, bu transfer işi bitsin sana da mektup yollayacağım. İçindekileri en uygun yerine sokarsın.

19 Aralık 2009

Gol için yaratılmış

Makukula ilginç bir adam, biraz önce Antalyaspor'un kullandığı kornerde, topukla kendi kalesine çok şık bir gol attı.

Hakikaten gol için yaratılmış. Tıpkı Galatasaray maçında olduğu gibi bir de Antalyaspor kalesine gol atmasını bekliyorum.

Golcü şansı mı desem, şanssızlığı mı bilemiyorum ama adam vurdu mu kale ayırt etmeksizin golü atıyor...

6 Aralık 2009

Herkese günaydın beyler!

Biraz önce bloglara bakındım. Herkes Kayserispor'u yazmış. İşte tam da bu yüzden Türk futbolu adam olmaz, tıpkı medyadan farklı olduğunu savunun blog yazarları yüzünden.

Haftalardır bu ligin en iyi futbol oynayan takımlarından biri. Gol yemiyorlar, hiçbir oyuncuya gebe kalmadan sistem içinde oynuyorlar. Geçtiğimiz yılların Sivasspor örneğinden çok farklılar yani.

Tolunay Kafkas bu ligin en düzgün insanlarından biri, hocalık vasıfları dışında. Oynattığı futbol bana Kalli'nin ilk Galatasaray dönemini anımsatıyor. Takıma baktığımızda hangi oyuncu Fenerbahçe'de, Galatasaray'da ya da Beşiktaş'ta ilk 11 oynar, söylemekte güçlük çekersiniz -muhtemelen tek isim Makukula olur-.

Söylediğim gibi, Türkiye'de futbol ortamı, "Ben farklıyım" diyen adamların bile farksızlığı ve renksizliği yüzünden bir adım ilerlemez. Bir şeyi görebilmek için gözünüzün tam içine sokulmasına gerek yok. Bazen o kendisini çok önceden belli eder.

Tabii ki, kimsenin ne yazdığını sorgulamak değil niyetim ancak Kayserispor daha liderliğe yükseldiği anda Arşimet'in "Evreka! Evreka!" dediği gibi bir anda harekete geçmek ve alttan alta "Ulan şu basında benim gibi yazan bir tane adam yok" düşüncesini birtakım spektaküler kelimelerle dile getirmek gerçekçi olmuyor.

Yani sözüm şu ki, aslında görülmeyeni görmek gerekiyor. Gerçek gözümüzün önünde belirmeden...

19 Ekim 2009

Kimse Kayserispor'un farkında değil mi?


Galatasaray'a 4-1 yenildikleri maçtan sonra 5 maçı kazandılar, 1 maç ta berabere kaldılar. Kazandıkları maçların hiçbirinde de gol yemediler. Makakula bu 5 maçın 4'ünde gol attı.

Rijkaard'ın B planı, Fenerbahçe'nin serisi, Beşiktaş'ın protestolarını konuşmaktan, kimsenin dikkatini çekmiyor sanırım. Spor basınını eleştirip, onlar gibi hareket eden, blog yazarları da dahildir bu eleştiriye, hatta kendim de. Yatıyoruz, kalkıyoruz, aynı şeylerin üstünden geçiyoruz defaetle. Yani aslında aşağı-yukarı hepimizin kıblesi aynı. Farklı yerlere bakmakta fayda var.

Tolunay Kafkas'ın takımı zaten iki yıldır az gol atmasının yanında minimum düzeyde gol yemeseyle ünlü. Önce Gökhan Ünal, sonra Mehmet Topuz'u kaybettiler ama yollarına devam ediyorlar.

Sistem takımı olmak böyle bir şey olsa gerek. En büyük iki yıldızın gidiyor fakat etkilenmiyorsun bile. Belki başdöndürücü bir tempo ile oynamıyorlar, belki çok zevkli çok heyecanlı geçmiyor maçları, yine de izlemeye değerler.

İki yıldır efsane haline getirilmiş Bülent Uygun'a dizilen methiyelerin yüzde 1'ini bile almıyor Tolunay Kafkas. Çünkü eyvallahı yok kimseyle, çapraşık ilişkilerin adamı değil, mafyayla görüntülenmiyor, gazetelerde yer alayım diye eblehçe açıklamalar yapmıyor. Helal olsun demekten başka bir söz düşmüyor. Adam gibi bir adam, doğru, düzgün ve net.

4-1'LİK GALATASARAY MAÇI SONRASI ERMAN'IN SÖYLEDİKLERİ

Hemen flasback yapıyorum 4-1'lik Galatasaray-Kayserispor maçında büyük futbol bilgini Erman Toroğlu'nun yorumuna dönüyorum, "Bu Kayserispor helva gibi olmuş hocam. Ne basıyorlar, ne koşuyorlar. Öylece Galatasaraylı futbolculara baktılar maç boyunca. Böyle giderse düşmemeye oynarlar. Bu aldıkları Makakula da, Türkiye'de iş yapmaz."

Futbol ulemamızın söyledikleri buydu işte. Eşek yüküyle para verip, maçları izliyoruz fakat yorum yaptırdıkları adam bu. Türk futbolu tabii adam olmaz.

23 Ağustos 2009

Yoksa Kayseri takım değil mi (!)



Bugüne kadar oynadığı hiçbir takımın rakip olarak görülmediği Galatasaray, Kayserispor'u da 4-1 yenerek uğurladı Ali Sami Yen'den. Elano'nun golüne kadar ikinci yarının başlarında sıkıntı yaşayan sarı-kırmızılı takım, bu sezon orta alanda en fazla top kaybı yaşadığı maçını oynadı. Ancak şu var ki; Mustafa Sarp gerçekten senelerce görüş dışı kalmış ve çok yazık olmuş.

Denizlispor maçından sonra "Acaba Galatasaray'ın 11'i nasıl olacak?", "Rotasyon nasıl işleyecek?" derken, teknik direktör Rijkaard, rotasyonu rövanştaki Talinn maçına sakladığını Perşembe günkü kadroyla sahaya çıkarak yaptı.

KAYSERİ HÜCUMU DÜŞÜNDÜ

Kayserispor'da ise Tolunay Kafkas, beklenenin dışında Troisi, Makukula, Cangele ve Gökhan Emreciksin gibi hücum gücü yüksek oyuncularla sahaya çıkarak, Galatasaray'a boyun eğmeye değil, kafa tutmaya geldiğini gösterdi.

Galatasaray, formsuz golcü Milan Baros'un karambolde bulduğu golle öne geçerek, rahat bir galibiyet alacağı sinyalini verse de, Makukula kornerden eşitliği sağladı.

Maçı izlemeyenler için şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki; Galatasaray bütün bir maç boyunca yan topların hepsinde rakibinden daha zayıf kaldı kendi birinci bölgesinde. Benim saydığım 7 topta Kayserisporlu oyuncular vurdu topa.

Ancak Makukula 4 dakika sonra Galatasaray kalesinde yaptığı işin benzerini kendi kalesinde gerçekleştirerek, takımının soyunma odasına 2-1 mağlup girmesini sağladı. Hemen belirtmek lazım, Makukula Türkiye'de iş yapacak görüntüsü verdi. Fiziği güçlü, uzaktan sert şutlar çekiyor ve mücadeleden yılmıyor.

KEITA-ELANO DEĞİŞİKLİĞİ MAÇI KOPARDI

İkinci yarıya Keite-Elano değişikliğine giden Frank Rijkaard, 63. dakikada gol geldiğinde en çok sevinen isim olmuştur şüphesiz. Çünkü verdiği kararın ne denli doğru olduğunu herkes gördü. -Tabii bir de, Haldun Üstünel çok sevindi.-

45-62 dakikaları arasında, bu sezon izlediğimiz en vasat Galatasaray'ı izledik. Orta alanda fazlaca top kayıpları yapan, hücumda etkinlik gösteremeyen İstanbullu sarı-kırmızılı takım, Elano'nun harikulade golüyle de maçı bitirdi.

Elano oyunda kaldığı 45 dakika boyunca yaptığı tek bir hareketle belki ilerleyen dakikalarda zorlaşabilecek maçın kilidini çözdü. Her halinden belli ki, daha 90 dakikayı kaldırabilecek kapasitede değil.

DAHA ÖNCE NERELERDEYDİN MUSTAFA SARP?

Mustafa Sarp'a ayrı bir parantez açmak gerekir. Gerçekten de, sahanın her bölgesinde vardı. Toplara müdahaleleri, zaman zaman hücuma katkısı, defansla yardımlaşması tek kelimeyle harika. Transfer edildiğinde "Sakatlıklar doğunca işimize yarayabilir" düşüncesi, şimdi yerini çok başka düşüncelere bıraktı.

28 yaşına gelmiş, futbolculuk kariyerinin en iyi dönemi sayılacak bir zamanda Galatasaray'a gelmesi, hem kendisi hem de takımı için büyük kazanç. Yedekte bekleyen Mehmet Topal, Barış Özbek ve Linderoth'un işi O'nun varlığında kolay değil.

Arda Turan maçın ilk dakikasından 90. dakikada Baros'a attırdığı gole kadar, sağda-solda-ortada-geride yani sahayı enlemesine ve boylamasına her biçimde katteti. Türk futbolu için gerçek anlamda bir nimet.

SABRİ ŞAŞIRTIYOR (!)

Ve takımın en antipatik ve en istenmeyen adamı Sabri Sarıoğlu. Bugün son dakikalarda yaptığı iki top kaybı dışında çok iyiydi.

Özellikle maçın daha 1. dakikasında Leo Franco'nun kaybettiği topta doğru yerde, doğru zamanda bulunması Galatasaray'ın maça 1-0 yenik başlamasını engelledi.

Geçtiğimiz yıllardan hatırladığımız o itici, sürekli hakeme itiraz eden, rakipleriyle kavga-dövüş futbol oynayan adam yerine gitmiş, sanki PAF takımdan yeni çıkmış genç edasındaydı. Hep doğru yerlerdeydi ve -her ne kadar ortaları isabetsiz olsa da- hücuma genişlik kattı.

Baros formsuz başladığı sezonda halen hazır olmamasına karşın 2 gol bularak, üstündeki kara bulutları dağıttı. Bundan sonra daha iyi bir Baros izleyeceğimizi düşünüyorum.

ALDATMACA SONA ERDİ

Sonuç itibariyle, haftalardır söylenegelen "Galatasaray, daha ciddi rakiple karşılaşmadı" aldatmacası Kayserispor maçıyla sona ermiştir. Kimse çıkıp "Kayseri eski Kayseri değil" demesin. Galatasaray ciddi bir rakip karşısında da 4 golü bulabileceğini hatta daha fazla pozisyonu da bulabileceğini açık ve net biçimde gösterdi.

Galatasaray'ın, Kayserispor maçında en büyük zaafı yan toplar ve gereksiz top kayıpları oldu. Ama Neeskens ve Rijkaard bu işi çözecektir, buna inancım tam.

KÜFÜRSÜZ ALİ SAMİ YEN MASALI

Galatasaray taraftar gruplarından UltrAslan'ın sezon başlamadan önce yaptığı "Küfürsüz Ali Sami Yen" açıklamasının içinin ne denli boş olduğunu da görmüş olduk bu maçta. 80. dakikadan sonra Beşiktaş aleyhinde yapılan tezahürat bu ülkede küfürün statlardan silinemeyeceğnin açık bir göstergesi.

Zaten böyle olacağını biliyorduk da, bari boş ve anlamsız açıklamalar yapılmasa.