29 Kasım 2010

Ne zaman uyanacağız?


Vay arkadaş olaya bak sen. Trabzonspor Wikileaks'e düştü. Fotoğraftaki adam Başbakanlık örtülü ödeneğinden, bizzat Başbakan Erdoğan'ın emriyle, belediye bazında CHP'ye kaptırılan Trabzon'u yeniden kazanmanın bir ayağı olarak transfer edilmiş.

Yararlı olmuştur, olmamıştır, bunlar tamamen ayrı konular. Cezasahası'nda şahane bir yazı var, mutlaka okuyun.

Recep Tayyip Erdoğan, Nuri Albayrak, Sadri Şener, Faruk Özak'ın kare as oluşturduğu şahane (!) bir oluşum var.

Belediye seçimleri için Başbakanlık örtülü ödeneği kullanılıyor. Örtülü ödenek dediğin şeyde, gizli saklı, miktarı belli olmayan ve hesabı verilmeyen bir para. Kimin cebinden çıkıyor? Senin, benim, babamın, dayımın, amcamın emeği üstünden alınan paralardan.

12 Eylül'den sonra apolitize oldu bir nesil eyvallah, onu biliyoruz. Ama bir halk bu kadar mı ruhunu, yüreğini kaybeder. Etrafımızda olup biten tek bir şeye bile tepki veremez haldeyiz.

Her yalana, umut diye sarılıyoruz, her yalanı içimize sindiriyoruz. Her konuda pervasız bir iktidarla karşı karşıyayız. Makyevel'i bile utandıracak cinsten oyunlar oynanıyor.

Seçim kazanmak için kışın buzdolabı, yazın kömür dağıtımı filan hadi yine bir nebze anlaşılır bir durum diyelim. Ama bir spor kulubüne örtülü ödenekten para gönderilip, transfer yapılması mantık sınırlarını bile zorluyor.

Şeytanın aklına gelmeyecek şeyler bunlar. Şeytan artık vücut buldu, aramızda geziyor, hatta iktidara gelip, ülkenin neyi var neyi yok satıyor, satmak için yol yapıyor, o yolu da herkese yediriyor.

Aptal bile olamayacak bir ulus haline geldik. Beyinsiz, şeref yoksunu, koskoca bir ülke yarattılar, son 30-35 yılda.

Konuştuğumuz, tartıştığımız şeylere bir bakarsanız daha iyi anlarsınız. Acun'un eşinden boşanıp boşanmayacağını, bilmem hangi dizinin oyuncusunun götünü bacağını açmasını, loto talihlisinin ortaya çıkıp çıkmamasını filan tartışıyoruz.

Tartışanlar kimler? Asgari ücretle evini geçindirmeye çalışan memur, inşaat tepelerinde harç yapan işçi, üniversitede hukuk-siyasal bilgiler-mühendislik okuyan gençler. Koskoca bir toplum bunları konuşuyoruz, tüm önceliğimiz bunlar.

İnsanın içi acıyor cidden, kendi halkının aptallaşmasını an be an izlerken. Hatırlıyorum 1980'li yılları. Özal iktidarı dönemlerini. En ufak zam haberi bile manşetlerdeydi, insanlar o haberlerin üstüne oylarının rengini değiştiriyordu. Bugün geldiğimiz noktaya bakalım; artık o zamlar haber olmuyor, kısa, kutu haberler halinde veriliyor.

Bu halkı böylesi aptallaştıran, gözünün önündekileri tartışmaktansa kendi hayatının ucundan bile geçmeyecek konuları konuşturan basındır. Sanki bu ülkenin tek bir sorunu yokmuşcasına köşelerinde; şaraptan, aşktan, bahseden köşe yazarlarıdır bu halkın aptallaşmasını sağlayan.

"İnsan hikâyeleri verin, millet bunlara bayılıyor" diye toplumsal olaylar yerine, tek tek bireyler üstüne kurulu haberleri pompalayan genel yayın yönetmenleridir, bu halkın aptallaşmasını sağlayan.

AKP, CHP, MHP, BDP v.s. v.s. hepsinin aynı bokun soyu olduğunu görmeye başladığımızda, her şeyin çok geç olduğunu anlayacağız. Bugün iktidar gitsin, yarın şu saydıklarımdan biri gelsin. Emin olun fark eden çok şey olmayacak.

Binlerce yalan söyleniyor ve biz içlerinden birinin bile farkını varamıyoruz. Verdiğim vergi haram olsun hepsine, tek bir kuruşu bile böyle bir olay için kullanılmışsa haram olsun. Umarım kan ağlaya ağlaya, kan tüküre tüküre hesabını verirsiniz, bu yoksul halkın parasının.

Fikret Kızılok ne güzel yazmış be, "Sabahın tam üçündesin, dertlerin en gücündesin" diye.

Her şeye rağmen, hep bir umut var içimde. Yoksa bu boktan ülkede yaşamanın ne anlamı olur ki?

28 Kasım 2010

Onursuz, gurursuz, şerefsizler topluluğu


Merak ediyorum o koltukta ne var? Ya da Galatasaray küme kalma mücadelesi verirken mi siktirip gideceksiniz? Gerçi tablo şu an kümede kalma mücadelesi veren takımlarla hemen hemen eşit. 14 maçta 5 galibiyet, 2 beraberlik, 7 mağlubiyet ve eksi 4 averajla 17 puan. 17. sırada bulunan Sivasspor 11 puanda. Yani Galatasaray ciddi ciddi kümede kalma potasında duruyor.

Aslında sorun tabelada bulunduğu yerde değil, sorun Galatasaray'ın birkaç sezondan bu yana uyutulması. Yok GSBilyoner, yok Türk Telekom Arena, yok şirket birleşmesi, yok Galatasaray televizyonu.

Bana ne lan bunlardan. Millete Galatasaray ismini kullanıp bahis oynatmanızla mı gururlanacağım yoksa varını yoğunu Galatasaray'a akıtan, formasını alan, çoluğundan çocuğundan, hayatından eksiltip bilet veren adama televizyonu izletmek için bile para almanızdan mı?

Bunların hiçbiri beni ilgilendirmiyor. Ben sahada mücadele eden adamlar istiyorum, formasını dibine kadar terleten adamlardan söz ediyorum.

Çocuktum hiç şampiyonluk görmedim. Ama Hakan Balta gibi yavşaklar yoktu takımda, Servet gibi zekâsal açıdan sorunlu adamlar yoktu. Sarı İsmail vardı, Rambo Yusuf vardı, Erhan Önal vardı, Çaycı Ahmet vardı, Adnan vardı, Cüneyt Kaptan vardı, Sefer vardı.

Bunların arasında yetenekleri kısıtlı da olsa sahaya çıktığında terleyene kadar koşan, mücadele adamlar vardı.

Gel bak şimdi, para için oynayan godoşlarla dolu bir takım var. Hakan Balta'nın suratına lütfen bakın, ne kadar kendini vermiş. Servet'in suratına bir bakın ne için oynuyor? Pezevenkler Lamborghinilerle fink atarlar İstinye Park'larda, sahaya çıktığında öyle mal gibi bakıyorlar rakibin arkasından.

Salt para için oynayan adamlarla bir takım oluşturuldu. Servet denen lavuk aldığı paradan daha fazlası verilemediği ve verilemeyeceği için başka takıma gitmiyor. Niye gitsin ki herif, 2.5 milyon Euro alıyor. Paraya bak sen, 2.5 milyon Euro.

Barış denen herif 3. ligden geldi yıllık 1 milyon Euro alıyor. Ne zamanlama bilir, ne doğru düzgün rakibi karşılar, ne de kademe zekâsı var.

Hakan Balta bu takımda sol bek oynuyor ama Insua oynayamıyor. Ne o kiralıkmış! Ulan oynayanların, kiralık olmayanların alayının vicdanı kiralık. Ne ruh var, ne zekâ var, ne yetenek var. Bir adam da hiçbir şey mi olmaz.

Dalyarak ikili şimdi çıkmış "Demek sorun Rijkaard'da değilmiş" diye yorumlar yapıyor. Sizin amınıza koyayım ben, yeni mi aklınız başınıza geldi.

Niye kızdığımı bilmiyorum çünkü zaten sezon başında şu an oluşan tabloyu görmüş ve söylemiştim. Her hafta kızıyorum, üstelik hiçbir umutla da izlemiyorum ama yine de kızıyorum.

Kızdığım şey; aldıkları skorlar, oynadıkları futbol değil. Götünü yırtıp ayda 800 TL karşılığında çalışan insanlar varken bu ülkede, bu pezevenkler yıllık 2 milyon Euro alıp, kıllarını kıpırdatmıyor. Esas kızdığım şey bu.

İbnelerin bir eli yağda bir eli balda. Yedikleri önlerinde, yemedikleri arkalarında ama sahaya çıktıklarında eli belinde sağa sola bakıyorlar.

Puşt herifler, bu ülkede insanlar madenlerin altlarında ölüyor, sizin bir mekânda bahşiş olarak verdiğiniz parayı kazanamadıkları için kendilerini asıyorlar, inşaat iskelelerinde 10. kattan düşüp ölüyorlar üç kuruş için. Yani emek veriyorlar emek.

Siz sahada dolanıyorsunuz. Neymiş, "Bana güvenilmediği yerde başarılı olamammış." Peh, amınıza koyayım sizin. 2.5 milyon Euro alacaksın, güven bekleyeceksin. Sonra da herkes haklı bulacak bu açıklamayı.

Onursuz, gurursuz şerefsizler topluluğu. Hepinizin kıblesi başkanınız. Nasılsa o da, bir bok becerememesine rağmen yeni gelinin sike sarıldığı gibi koltuğa sarılmış. Siz niye bırakasınız ki, haklısınız...

Not: Bir ekleme yapma ihtiyacı hissettim. Kimse kusura bakmasın ama Hagi'den teknik direktör olmaz. Keşke olsa ama olmaz. Ali Turan'ın sağ bek oynayamayacağını ve oynayamadığını görmek için daha kaç hafta beklemek gerekir bilmiyorum. Hakan Balta o takımda oynuyorsa ve Insua yedekse bu fikrimi değiştirmeye kimsenin gücü yetmez.

Hagi benim efsanemdir ve hep öyle kalacaktır ama ne yazık ki, teknik direktör olarak değil.

Hepinizin geçmişini sikeyim



1917'de ilk sabotaj yapılmıştı Haydarpaşa Garı'na aradan 93 yıl geçti şimdi başka bir sabotajla karşı karşıya.

'İstanbul'u anımsadığımda, gözümün önünde canlandırdığımda aklıma gelen birkaç yapıdan biri Haydarpaşa Garı.

Bu beladan nasıl kurtulacak, atlatabilecek mi bilmiyorum ama Haydarpaşa Garı'nın olduğu yere Ticaret Merkezi ya da 7 yıldızlı bir otel yapılacağı kulaktan kulağa konuşuluyor.

Bu güzel şehirdeki her şeyi yavaş yavaş bitiriyorlar. Otto Ritter ve Helmuth Cuno'nun kemikleri sızlıyordur muhtemelen. Bu güzel şehre hediye ettikleri eserlerinin göz göre göre yanmasından ötürü.

İnsanları yakıyoruz, binaları yakıyoruz, ormanları yakıyoruz. Yakmasak, sular altında bırakıyoruz. Tarihine, geçmişine, kültürel miraslarına bu kadar düşman, bu kadar hainlik yapan bir millet daha yoktur.

Kültür Başkenti diye mavralar savuruldu, koskoca Kültür Başkenti'nin bir tane bile yangın söndürme helikopteri yok. Kültür Başkenti'nin en güzel binalarından birinin akıbetini hep birlikte göreceğiz.

Şerefsizler, hepinizin geçmişini sikeyim.



27 Kasım 2010

AA yalakalıkta kendini aştı


Noktasına bile dokunmuyorum metnin.

"Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın Antalya'nın Alanya ilçesinde yaşayan teyzesinin kızı Nurten Özçelik (82) vefat etti.

Alanya'daki evinde yaşamını yitiren Nurten Özçelik'in cenazesi yarın öğle vakti kılınacak cenaze namazının ardından Bektaş Mezarlığı'nda toprağa verilecek.
Bülent Arınç'ın teyzesi Zehra Uğur'un kızı olan Nurten Özçelik, geçen yıl ilçede 18 derslikli bir ilköğretim okulu yaptıran Hamit Özçelik ile evli ve 3 çocuk annesiydi."


Yıllardır bu işi yaparım, herhangi bir siyasinin annesi, babası, kayınvalidesi, kayınpederi ve kardeşi dışında Anadolu Ajansı'nın teyze kızı, hala oğlu, elti, enişte noktasında haber yaptığını görmemiştim.

Bülent Arınç'ın kümesteki tavuğu, eşikte, beşikte ne kadan tanıdığı varsa haber olacak mı acaba? Ne bileyim yakında Anadolu Ajansı'nda, "Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın sık sık alışveriş ettiği süpermarketin sahibinin eşinin, kız kardeşinin babası vefat etti" türünden haberler görür müyüz? Bundan kelli şaşırmam, haber olursa.

Lan cidden, tamam Bülent Arınç'a bağlısınız anladım ama bu kadar yalaka olunmaz ki. Yavşaklık sınırlarında geziniyorlar, kurum olarak.

Gerçi tabii, adamlar da haklı. Hepsini işe alan Bülent Arınç, doğal olarak da akanları yalayacaklar. Olmadı akması için uğraşacaklar.

Amına koydunuz lan Anadolu Ajansı'nın.

12 Eylül'le hesaplaşılmasını bekliyoruz


12 Eylül'de asılan gençlerin son mektupları ile Tayyip Erdoğan'ın 20 Temmuz'daki konuşmasını yan yana getirin. Hepsini koymayacağım mektupların, sadece birkaçı yeterli.

Tayyip, ağlamıştı 20 Temmuz tarihinde TBMM'de yaptığı konuşmada. Kendilerine devrimci diyen bu ülkedeki birtakım gerizekâlılar da destek vermişti referandumda 12 Eylül'le hesaplaşılacağı gerekçesiyle.

Bugün YÖK Başkanı'ndan açıklama geldi. 12 Eylül'ün en büyük ürünü YÖK'ün ismi ve logosu değişecek diye. Muhtemelen "YÖK'ü kaldırdık" diye teraneler okunacak değişiklikler sonrası.

Evet 12 Eylül'le hesaplaşmak isteyen başbakanın sözleri ve 12 Eylül döneminde asılan gençlerden birkaçının son mektupları... Referandumdan sonra hâlâ hesaplaşılmasını bekliyoruz.

Referandumda iktidara destek çıkan devrimciler acaba böyle bir beklenti içinde mi? Onu da merak ediyorum...

RTE: Belki şu anda anlatacaklarım biraz farklı olacak. Yakın siyasi tarihi, ama trajik bir siyasi tarihi önünüze etireceğim. Bakınız Necdet Adalı daha 19 yaşında bir lise öğrencisiyken, cinayet işlediği iddiasıyla 1977 yılında tutuklandı.

Bende o zaman bir siyasi partinin İstanbul Gençlik Kolları Başkanıyım. Suçsuzluğundan, serbest bırakılacağından o kadar emindi ki, cezaevinde arkadaşlarının firar girişimine katılmadı.

Kendisini yargılayan hakim Necdet Adalı’nın masum olduğunu iddia etti. Necdet Adalı 22 yaşındayken, 8 Ekim 1980’de asılarak idam edildi.

Bir başka isim Erdal Eren. Daha 17 yaşındayken tutuklandı. 13 Aralık 1980’de, 18 yaşından küçük olmasına rağmen idam edildi. Keşke bazı parti liderleri vicdanlarına destek vererek dürüstçe konuşsa. Tam 30 gün sonra yine bir 12 Eylül günü bu işkencelerle, milletçe hesaplaşacağız.

ERDOĞAN YAZGAN'IN MEKTUBU

Sevgili ve değerli aileme

Bu size yazacağım son mektup. Sizlerle uzun bir zamandır cezaevinde görüşüyorduk. Hepinize olan sevgimi bilirsiniz. Bunu burada uzun uzun yazmayacağım, kanaatimce bu kadarı yeterli;

Kardeşlerim Güldoğan ve Hatice'yi bir anlık sinirlilikle kırdım, kusura bakmasınlar. Ahmet, Sabire, Fatoş ve Selma'ya da ayrıca çok selamlar. Hepiniz, her şeyimden mahrum hayatımda bana destek ve moral oldunuz. Sizlerin benim dünyamda ayrı bir yeri vardı.

Sizlere onurlu bir yaşamı miras bırakabildiysem ne mutlu bana. Şuan tek dileğim sizlerin sağlığının bozulmaması. Acı olacak ama dayanmanız gerek. Kimseyi suçlamayın, bu işin tek sorumlusu bugünkü yönetim ve devlettir.

Yani suçlu olan bizi asanlardır. Görüşlerimi ve neyi savunduğumu burada yazmayacağım. Çünkü sizler bunları biliyorsunuz. Yaşamım kısa ve onurlu oldu. Hepinizi candan kucaklar, ayrı ayrı öperim. Soran bütün dost ve akrabalara selamlar. Acele ediyorlar, kısa oldu. Sizi hep seven, oğlunuz ve abiniz.

MEHMET KANBUR'UN MEKTUBU

Değerli karıcığım. Biz tarihi son görevimizi yerine getirirken, seni görmek isterdim. Öyle sanıyorum ki hiç haber verilmedi. Veya göstermelik olarak, bilinçli, gecikeceğiniz şekilde haber gönderildi.

Bu namussuzlardan farklı bir şey de beklenmez. Göremedim diye üzülmene hiç gerek yoktur. Senden bunu beklerim. Ben hayatım süresince özellikle birlikte olduğumuz zamanlarda gerçek anlamda belli şeyler anlatmaya çalıştım.

Ve bu uğurda gücüm oranında üzerime düşen görevleri yerine getirmeye çalıştım. Son olarak da halkımın mutluluğu uğruna canımı severek feda ediyorum. Bu görevimi yerine getirirken size ve halkıma layık olmaya çalışacağım.

Son nefesimi verirken dahi köhne düzenin celladına fırsat vermeden halkımın mutluluk sloganını haykıracağım. Bundan hiç kuşkunuz olmasın. Senin bundan sonra özel yaşamın hakkında bir şey söylemek istemiyorum.

Sana güveniyorum. Tek başına yapayalnız kalsan dahi doğruluktan, dürüstlükten ayrılmayacağına, namusluca yaşamını sürdüreceğine inanıyorum.

Ayrıca sana ve halkıma armağan ettiğim Murat’a da yeterli ilgi göstereceğine, halkına yararlı olacak şekilde yetiştireceğine eminim. Akyazı onurumuz. Yolumuz Akyazı’da düşenlerin yoludur. Devrimciler öldü, yaşasın devrim. Kahrolsun faşizm. Tek yol devrim.

NECATİ VARDAR'IN MEKTUBU

Sevgili ağabeyciğim Süleyman,

Mektubuma başlamadan evvel sana ve Vardar ailesine özlem, hasret ve sevgilerimi iletir, en güzel günlerin sizlerin olmasını dilerim. Nasılsın abi? iyi misin? iyi olmanı candan temenni ederim.

Sen de kardeşin Neco’yu sorucak olursan iyiyim. Sana çoktandır mektup yazmak istedimse de olmadı. Gönül isterdi ki bu satırlarımı cezaevi mapus hücresinde değil, Doğa ile tabiatın, deniz ile ormanın, sevgi ile insanların, Özgürlük türküleri söylediği bit ortamda yazmak isterdim.

Hepinizin yaşamının iyi olması dileğiyle. Savaşsız sömürüsüz bir dünya için savaştık. Onun için ölüyoruz. Biz bu davaya baş koyduk. Başımız devrime, halkımıza, partimize feda olsun.

Kahrolsun faşizm. Yaşasın Kürt ve Türk Halklarının mücadele birliği. İdamlar bizi yıldıramaz.

AHMET SANER'İN MEKTUBU

Yaptıklarımdan hiçbir pişmanlık duymadım. Şunu bilin ki dünyaya gelirsem mücadeleleri aynı şeyleri bir daha yapardım. Onun için kimsenin üzülmesini istemiyorum. Kimse üzülmesin.

Ben pişman değilim. Amerikan emperyalizmine ve onun uşaklarına karşı mücadele verdim. Verdiğim mücadele doğru bir mücadeleydi. Bundan dolayı üzüntü duyuyorum.

26 Kasım 2010

Bugün ya da yarın, er ya da geç



AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Nükhet Hotar: Dünya ülkelerinin bir çoğunda insanlar günlük 1 doların altında yaşarken, ülkemizde artık bu rakamda yaşayan insan kalmadı. Bu yoksullukla mücadelede çok büyük bir başarıdır.

Nasılsa Bakanlar Kurulu kararıyla milli geliri 15-20 imzayla 2 bin 500 dolar birden artırıyorsunuz. Haklı ablamız, Türkiye'de 1 doların altında yaşayan kimse kalmadı.

Sokaklarda yaşayan insanlar yok artık, pazar yerlerinde akşam karanlığı bastığında sağa sola atılmış çürük meyve ve sebzeleri toplayan insanlara rastlamıyoruz, evine ekmek götüremediği için kendini tren önüne atanlar, asanlar hiç yok değil mi?

Yoksulluğun pranga gibi ayaklarına yapıştığı, demirden bir kelepçe gibi bileklerine yapıştığı insanlar yok artık değil mi?

1 doların altında yaşayan kimse kalmamış. Bunu balkon demirine kendini asan Mehmet'in kızına, tren önüne atlayan Hamza'nın oğluna, fare zehiri içen Emine'nin çocuklarına anlatsanıza.

Bu yoksul halktan aldıklarınızı mutlaka geri vereceksiniz. Ölen insanların vebalini ödeyeceksiniz. Bugün ya da yarın, er ya da geç. Hesap günü elbet gelir.









Alyonna mıydı o şeyin adı?



Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül'e göre Allianoi antik kentinin ismi 'Alyonna mıydı o şeyin adı'.

Kendi ülkesinin tarihine, geçmişine, mirasına bu kadar yakın insanlar tarafından yönetiliyoruz işte. Sorsan ABD firmalarının ismini takır takır sayar, sorsan İsrail şirketlerini fire vermeden söyler.

Bu adamlar tarafından yönetilmek mi kötü yoksa bu adamların yönettiği ülkede yaşamak mı hâlâ karar veremedim.

Kimi, niye okuyorum?


evrensel blok: Asi tavrından ötürü.

galatasaray formaları: Herkesten farklı bir iş yaptığı için.

kayıp zamanın peşinde: Müziği sadece dinlemekle yetinmeyip, yaşadığı için.

eren loğoğlu: Kendime benzettiğim için.

güneşli pazartesiler: Söyleyecek ve dinletecek sözü olduğu için.

tribünsel sevda: Kendime yakın bulduğum bir Fenerbahçeli olduğu için.

stalker: Anarşist görünmek için Beşiktaşlı değil, ruhu anarşist olduğu için.

cekoslovak: Çok sevdiğim bir dost ve spor bilgini olduğu için.

hepsi detay: Yazmak için yazmadığı için.

chao grey: İçtenliği ve samimiyeti için.

sportif cümleler: Durup, dinlenmeden emek sarf ettiği için.

stereo cipolla: Mantıklı ve dürüst olduğu için.

rovaşata: Tatlıları için.

Bir hafta sonra bu listeye dahil olması gereken ikinci grubu da yazacağım. "Niye parça parça?" derseniz, verecek bir cevabım yok ama sadece bunlarla sınırlı değil sıkı takip ettiklerim.

Hepimizde benzer tepkiler oluyordur, bazen çok severek okuduğumuz bir adamın yazdığı tek bir cümleye sinir olmak, "Ulan bu da olur mu?" diyeceğimiz türden yazılar yazdığını görmek gibi.

Önceleri bu kadar insanı takip etmiyordum, zamanla kartopunun çığa ulaşması gibi artmaya başladı. Bazen eliyorum, bazen yenilerini ekliyorum.

Gün içinde 15-20 dakika koşturmadan kaçtığım anlarda sayfaları açıp, kendimi ödüllendiriyorum.

Hiçbir beklenti gütmeden, kendinden ve zamanından vererek düzenli bir biçimde emek veren herkese teşekkürler...

25 Kasım 2010

Var mı lan böyle lider?


Bakanlar Kurulu’nun 2011 Yılı Programı’nda yer alan "Fert Başına Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH)"ya ilişkin bazı rakamlarda yaptığı düzeltme sonrası Satın Alma Gücü Paritesi’ne(SGP) göre kişi başına milli gelir, 2 bin 354 dolar artışla 15 bin 392 dolara, SGP bazlı toplam milli gelir de 171,1 milyar dolar artışla 1 trilyon 119 milyon dolara çıktı.

Düzeltmeden yapılan hesaplamalara göre, 2011 Programında daha önce bu yıl için 13 bin 38 dolar olarak hesaplanan SGP'ye göre kişi başına milli gelir, 2 bin 354 dolarlık artışla 15 bin 392 dolara yükseldi.

Ya bir de laf ediyoruz bu hükümete. Adamlar bir günde milli geliri 2 bin 500 dolar yükseltiyor. Nasıl Rabbim yumurtaya can veriyorsa, hükümetimiz de bütün Türkiye'nin milli gelirini birkaç dakikada 2 bin 500 dolar yükseltiveriyor.

Tayyip mucizesi yaşanıyor, kimsenin umrumda bile değil. Başbakanımıza, Arap Bankalar Birliği tarafından "Yılın Lideri" ödülü veriliyor, biz buralarda eleştiriyoruz, bu büyük dünya liderini.

Arap Birliği diyorum bak, ödül diyorum, Yılın Lideri diyorum.

Şimdi tabloya bakalım, özelleştirme tablosuna.

Türk Telekom: Lübnanlı Oger'e verildi.
İETT Garajı arazisi: Dubai Şeyhi El Maktum'a satıldı.
Avea: Lübnanlı Oger Telecom
Adabank: Kuveyt bankası The İnternational Investor’a satıldı.
MNG Bank: Lübnanlı Hariri ailesine satıldı.

Bunların dışında Şeker fabrikaları, Atatürk'ün Yalova'daki çiftliği, İstanbul Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet Köprüleri, otoyollar da Araplara özelleştirilmek için sırada bekletiliyor.

Şimdi siz söyleyin; Arap Bankalar Birliği Yılın Lideri ödülünü Tayyip Erdoğan'a vermeyecek de kime verecek?

Adam ülkesinde ne var ne yok satmış. Eh bunların hatırı sayılır bir bölümünü Araplara servis etmiş. Tabii ki, Yılın Lideri olacak.

Bakmayın siz arada İsrail'e atıp tuttuğuna, onlara da bolca ülke fabrikası, kuruluşu sattı. Yarın İsrail de ödül verir Tayyibime.

Yeter artık, bırakın kıskançlığı, bırakın çekememezliği, Fatih Sultan Mehmet'ten beri böyle lider görmedi bu ülke.

Hakikaten görmedi lan. Aşağıdaki listeye bakın anlarsınız. Özelleştirme yapılan kurumlar.

TELEKOM
ERDEMİR
İSDEMİR
PETKİM Petrokimya Holding A.Ş
Divrigi Demir Madeni
Hekimhan Demir Madeni
İskenderun İsdemir Limanı
Ereğli Erdemir Limanı
ÇELBOR
Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü (Tasfiye edildi)
TÜPRAŞ Blok Satış
TÜPRAŞ USAŞ Hissesi
TÜPRAŞ 18 Taşınmaz
Amasya Şeker Fabrikası
Kütahya Şeker Fabrikası
Adapazarı Şeker Fabrikası
ESGAZ, BURSAGAZ
ETİ Elektrometalurji A.Ş.
ETİ Gümüş A.Ş
ETİ Bakır A.Ş
ETİ Krom A.Ş
Çayeli Bakın İşletmesi A.Ş.
K.B.İ. A.Ş. Samsun İşletmesi
K.B.İ. A.Ş. Murgul İşletmesi
Seydişehir Eti Alüminyum A.Ş.
Çeşme Limanı
Kuşadası Limanı
Trabzon Limanı
Dikili Limanı
Şehir Hat. Hiz. ve Gemiler
Sümer Holding-BUMAS
Sümer Holding.-Merinos Halı Markası
Sümer Holding.-Eryağ A.Ş.
TEKEL Alkollü İçkiler San. ve Tic. A.Ş,
TEKEL İkiz Kuleler
SEKA- Afyon, Balıkesir, Aksu, Kastamonu, Karacasu, Akkuş Yibitaş Torba İşletmesi,
HAVELSAN A.Ş.
ASPİLSAN Askeri Pil San. ve Tic. A.Ş.
MEYBUZ A.Ş.
İstanbul ve Kütahya'da 3 Arsa ve çeşitli İllerde 24 Taşınmaz
USAŞ Hissesi ve USAŞ'ın 11 Lojmanı
TÜGSAŞ A.Ş. Gemlik Gübre San. A.Ş.
SAMSUN Gübre San. A.Ş.
İGSAŞ
SÜTAŞ
KTHY
EBÜAŞ - 6 adet Taşınmaz
Deniz Nakliyatı T.A.Ş. 3 Tanker
Başak Sigorta A.Ş.
Hilton Oteli
Araç Muayene İstasyonları
T.C.D.D. İzmir Limanı
T.C.D.D. Derince Limanı
Sümer Holding A.Ş.'ye ait Mazıdağı Fosfat Tesisleri
Sümer Holding A.Ş. NİTRO-MAK Makine Kimya Nitro Nobel Kimya Sanayi A.Ş. Sümer Holding A.Ş. Barit Öğütme Tesisi.

Bunlara yenileri eklenecek bu dönemde. Hele de seçimden tek başına iktidar çıkarlarsa. Var mı lan böyle lider?

Sizi gidi kıskançlar, sizi gidi çekemezler sizi...

Günün anlam ve önemi..


Ölüm yıldönümü bugün. Daha önce sayfada yer almıştı. Ne vakitti hatırlamıyorum. George Best'le ilgili hazırlanmış lezzetli bir yazı. Bakmadan geçmeyin...

Futbolun asi çocuğu Best