Christoph daum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Christoph daum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Ocak 2011

Kazım, Culio, Mutu yanında Daum ile Baybaşin'i de isteriz


Romanya Ligi'nden Arjantinli futbolcu almak süper fikir. Muhtemelen daha önce kimsenin aklına gelmemiştir. Benim mantığım düz çalışır. Bir Arjantinli 27 yaşında 3 sezondur Romanya Ligi'nde onun öncesinde Şili Ligi'nde oynamışsa Galatasaray forması giydirmem o adama.

Haliyle "Hagi istiyor" denilecek, ki öyle olduğu da kesin.

Culio'dan sonra Mutu'nun yolda olduğu haberleri geliyor. Kuzuları köpeklere yem eden Kazım'dan sonra kokainden 7 ay ceza alan Mutu gelirse tadından yenmez artık. Hayır, bu aptalca hamlenin Galatasaraylılar arasında yaratacağım tahribatın yanı sıra taşak oğlanı olmak da başka bir sorun.

Mutu'yu aldıktan sonra Daum'u da alsınlar. Birlikte maç sonraları Kazım'ın düzenlediği seks partilerinde krampondan kokain çekip, kelepçeyi ona buna takıp, birbirlerini parmaklarlar.

Tabii bu kadarla da yetinmek istemez ahlak düşkünü başkanımız. Taraftarın Adnan Sezgin'den bıkkınlığını gidermek için genel menajer olarak da Hüseyin Baybaşin'i alıversinler.

Cidden Culio kimdir ya? Becali yolsuz kaldı da, onu mu kalkındıracağız? Yani efsanelerimizi bir bir yerin dibine sokmak konusunda çok ustayız. Hagi'nin gelmesini sadece bu yüzden istemedim.

Hagi, Misimovic'i çatır çatır yedi disiplinsiz diye. Güvenilirliği, inanırlığı kaldı mı "Kazım'ı ben istedim" dedikten sonra? Kim inanacak artık Hagi'ye? Valla hâlâ inanan varsa fazlaca saf demektir ya da kendisini zorla inandırmaya çalışıyordur.

Kazım, Culio, Mutu; bu mudur bize layık olan oyuncu kümesi? Ben size ne olacağını söyleyeyim. Bu adamlar bir bir alındıktan sonra sezon sonu Hagi gider. Yeni teknik direktör gelir, bu adamların hiçbirini istemez.
Hepsi kıçımızda teker teker patlar. Ya beleşe veririz ya üstüne para vererek gönderebiliriz. Culio'nun tüm ömrü boyunca giyeceği en büyük forma Galatasaray formasıdır. Hoş, artık o formanın büyüklüğü de kalmadı. Bir ben giymedim, o dereceye kadar geldik.

Ulan Rijkaard'ın günahı neydi de, adamın istediği futbolcuları getirmediniz? Ahhh, çok özür dilerim Rijkaard'a 67 maç şans verildi. Sen kimsin de Rijkaard'a şans veriyorsun acaba? Bakalım senin ne kadarlık şansın kaldı?

19 Haziran 2010

Sen tazminatını bırakır mısın acaba?


Bugünkü Vatan Gazetesi'nde Feridun Niğdelioğlu imzalı bir haber var. Haberin ayrıntısına girmeyeceğim, okuyan okumuştur. Fakat haberdeki bir cümle fazlaca dikkatimi çekti.

"Çalışmadığı 2 yılın parasını alabilmek için küçüldükçe küçülen Daum, bugün ’sırat köprüsü’nden geçecek. 2000-01’de Leverkusen’i çalıştırırken kokain kullandığı ortaya çıkan ve Almanya’nın başına geçme şansını kaybeden Daum, aynı testi yine verecek!"

Şimdi Feridun Niğdelioğlu denen adama sorarlar, Daum bu mukaveleyi Fenerbahçe yönetimine silah soruyla mı yaptırdı? Daha Aragones konusunda tongaya basıp eşek yüküyle tazminat ödemişken, benzer bir tazminat maddesini mukaveleye koydurmak nasıl bir aptallıktır?

Bu arkadaşa aslında sorulacak bir tek şey var. Yarın öbür gün Vatan Gazetesi'nden tonla adam çıkartılacak. Acaba kendisi de işten çıkartılacak insanlar arasında olursa, tazminatını almadan "Yok abi, ben tazminatımı istemiyorum" der mi?

Küçüldükçe küçülmek ne demektir yahu? Nasıl bir ifadedir? Daum'u zerre kadar sevmediğimi sürekli takip edenler bilir. Ancak şu konuda sonuna kadar haklıdır.

Fenerbahçe yönetimi, tazminat maddesi koydurmasaydı o zaman. Hem bile bile lades olacaksın, hem 'Nasıl olur da para vermeden gönderebilirim' diye takla atacaksın.

Kusura bakmasınlar da, yok öyle yağma. Kulüpler akıllı olacak ve o tazminatların altına girmeyecek. Ya da aldığı adamı bir senede sepetlemeye çalışmayacak.

Feridun Niğdelioğlu'nun şu ifadesi, kendisinin kalın bağırsak işlevi gördüğü izlenimi uyandırdı bende.

Tekrar ediyorum, acaba kendisi işten çıkartılırsa tazminatını bırakır mı? Yoksa küçüldükçe küçülür mü?

17 Haziran 2010

Gücünün sınırı Ayhan Tumani'ye kadar


İki kelime etmesem olmazdı. Fenerbahçe yönetimi, mecburen Daum'la devam etme kararı aldı.

Aziz Yıldırım'ın acziyetinin göstergesidir bu karar. 10 milyon Euro'yu bulan tazminatı ödeyemedi ve mecburen Daum'la devam ettiler.

Daum'un, yönetimle yaptığı görüşme sonrası tek başına çıkıp basına açıklama yapması, yanında bir tek yöneticinin olmaması, aslında istenmediğini açıkça gösteriyor.

Fenerbahçe yönetiminin ve kooooooooskoca başkanının gücü Ayhan Tumani'ye yetiyor demek ki. Şampiyonlar Ligi'nden elenirse bu takım, çok şeyler yaşanır bu sene. Hele de, iyi bir başlangıç yapılmazsa lige, sirk izleriz.

Ayrıca Daum'a helal olsun. Haftalardır arkasından sallandı, ağzına gelen söylendi ama eşek gibi çalıştırtmaya razı etti kendini.

Aziz Yıldırım'ın büyüklüğü ancak Diyarbakır karpuzu büyüklüğü kadarmış onu anlamış bulunuyoruz. Gücü Ayhan Tumani'ye yetiyormuş..

4 Mart 2010

Podolski muhabir dövdü


Süper eğlenceli bir haber paylaşmam gerektiğini düşündüm.

Almanya'nın, dün akşam Arjantin'e 1-0 yenildiği maç sonrası muhabir, Lucas Podolski'ye şunu söyler:

"Bu akşamki en güzel hareketini, maç öncesi ısınma sırasında gösterdin"

Podolski, muhabir ile tartışmaya başlar ve elindeki mikrofonu kaptığı gibi muhabire vurur ve sonrasında dayanamaz takım otobüsünde "Hadi buraya gel" diye bağırır.

Doğrusu Türkiye'de böylesi bir cümleyi kurabilecek muhabir yok. Zaten kursa da, linç ederler adamı. Gözünü sevdiğimin memleketlerinde, neler neler soruluyor.

Seneyi hatırlamam ama fi tarihinde abim Daum'a "Siz Demokratik Alman kökenlisiniz. Khlestov ise Rus bir futbolcu. Sizin, Rus oyuncuya karşı ırkçılık yaparak oynatmadığınız söyleniyor. Bunu da konuştuğumuz bir takım yazarlar söyledi. Bu soruyu yanıtlar mısınız?" diye bir soru sormuştu, ortalık ayağa kalkmıştı.

Bu arada hakikaten Daum'un da Rus futbolcu oynattığı tarihte görülmemiştir. Klasik Doğu Alman refleksi.

Neyse, böylesi diyalogların Türkiye'de yaşanması dileğiyle. Sindirmek lazım, hoşgörülü olmak lazım. Öyle lafta değil.

28 Şubat 2010

Daum gider Aykut gelir

Aslında yazılabilecek çok şey var İBB-Fenerbahçe maçına ilişkin. Alex'in atılmasının bir hata oluşu, Güiza'nın son adam giderken düşürülmesine çıkarılan sarı kart.

Daum'u getirenler, bugün yarın gönderir. Bir Cevat Güler etkisi yaratmak için de Aykut Kocaman takımın başına gelir. Aziz Yıldırım hep Galatasaray'ı birkaç yıl geriden takip eder çünkü.

Sağlam ağlama fırsatı çıktı kendisine, bu akşam Kulüpler birliği'nden istifa etmesini, ardından tekrar geri dönmesini, sonra sezonun sonunda istifa etmesini onun ardından da başkanlığa geri dönmesini bekliyorum. Bu kulüp ne zaman anlayacak berbat bir başkana sahip olduğunu merak içindeyim.

Neyse ben maça kaçtım, Allah Aziz Yıldırım'ı Fenerbahçe'nin başından eksik etmesin.

22 Şubat 2010

Biri Rıdvan'ı durdursun artık

Eh be Rıdvanım, hani Neill Everton'da bile yedekti, Jo'ya Galatasaray'dan başkası talip olmazdı, Dos Santos şöyleydi, böyleydi...

Hani Aykut Kocaman ve Daum birlikteliği Fenerbahçe için harikaydı, bulunmaz fırsattı?

Hani Daum'un Türkiye'yi bilmesi ve tanıması Rijkaard'ın gelmesinden daha olumlu sonuçlar verirdi?

Samandıra'da ayak oyunları mı var? Alex hariç bütün Güney Amerikalılar gönderilmeli mi?

E güzelim, sezon başından bu yana söylediklerinin hepsini yalamadın mı şimdi? Tükürdüğünü yalamak da derler halk arasında. Ne değişti peki? Galatasaray'la aranda 2 puan fark var altı üstü. 3 puan öne geçsin Fenerbahçe yine aynı nağmeleri tıngırdatırsın.

Türkiye'nin en iyi spor yorumcusu diye bir saçmalık attılar ortaya, herkese yedirmeye çalıştılar. Bir-iki yedi millet ama hayvan terli artık. Günün adamısınız hepiniz. Aziz Yıldırım başkanlıktan ayrılsın o kulüpten en ağır eleştirileri siz yapacaksınız yine, bugüne dek yalaya yuta övdüğünüz adamı yani.

Freni boşalmış kamyona dönmüşsün, bir mağlubiyetten sonra. Çıkmışsın, Galatasaray'ın transferlerini övüyorsun.

Neyse ben esas, "Güntekin Fenerbahçe eskiden böyle miydi? Nobre çıkar Anelka girerdi oyuna. Appiah vardı, Tuncay vardı. Nerede Mehmet Aurelio gibi savaşan oyuncular" teranesini bekliyorum.

Fenerbahçe, eğer Lille'e elenirse bu sene havluyu atar gibi görünüyor. Önceden ukalalık için söylemiyorum ya da böyle olmasını istediğim için değil fakat Emre'nin maç sonu röportajını izledikten sonra beyin olarak bittiklerini fark etmek çok zor değildi. Son şansları Lille maçı.

Galatasaray, Kayserispor ve Bursaspor arasında şampiyonluk yarışı tadından yenmez. Umuyorum Fenerbahçe de erken havlu atmaz ve 4'lü devam eder bu yarış. Fenerbahçesiz tadı olmaz.

Rıdvanım, hadi sana iyi günler. Yanlış saat bile günde iki kez doğruları gösterir. Akşam akşam, tam o hesap doğruları söyledin. Zaten biliyordun, ne gerek vardı ki kasmaya? Ne gerek vardı tükürdüğünü yalamaya?

Bütün suçu Güiza'ya yükleyip, kaçmaya kalkmasın kimse. Er ya da geç Aziz Yıldırım'ın bu külübün başındaki en büyük felaket olduğu görülmeli. Sadece o kulübün değil tabii. Türk futbolunun başındaki en büyük beladır. Ne zaman gider, herkes mutlu olur. Ben olmam, gayet memmunum. Kendisine ikinci yıldız takmak gibi bir niyetimiz var çünkü.



Bursaspor'a değinmeden olmaz. Beşiktaş'ı da Fenerbahçe'yi de geriden gelerek yendiler. Kupa maçında çok bariz hakları yenildi, Fenerbahçe'nin önünü açtılar. Seyircisi ile aram iyi değildir ama takım olarak ciddi bir şampiyonluk adayı oldukları kesin.

Fotoğrafın ismi "Timsah'ın zirve yürüyüşü" olsun. Hakikaten yürüyorlar.

29 Ekim 2009

Antu-Daum hareketi!


Bu takım televizyonlarının hiçbirini sevmiyorum. Galatasaray, Fenerbahçe filan fark etmiyor. Son derece gereksiz ve son derece anlamsız geliyor bana.

Fenerbahçe teknik direktörü Daum, dün Fenerbahçe TV'ye çıkıp, hafif atıp tutmuş, öncesinde de Rijkaard bir benzerini yapmıştı. Ancak Daum, ipin ucunu kaçırıp, bu Antu şaklabanlığını sözlerine taşımış. Yani Keita'ya atılan su bardağının Galatasaray tribünlerinden atıldığı saçmalığını.

Dün de yazmıştım "Görüntünün başı yok" diye, haklı çıktım ve Lig TV görüntüleri ortaya çıkarttı bu embesilce iddiayı. Ama Daum'un henüz haberi olmamış olacak ki, kendisine sorulan "Derbi maçtan sonra Rijkaard, maç öncesi futbolcular arasında yaşanan gerginlik le ilgili, 'Bu Fenerbahçe'nin bir stratejisiydi' dedi. Keita'nın kırmızı kart görmesiyle ilgili, tribünlerden atılan cisimler olduğunu iddia etti.

Keita'ya isabet eden cismin televizyon görüntülerden Galatasaraylı taraftarlar tarafından atıldığı ortaya çıktı. Sizin böyle bir stratejiniz var mıydı. Rijkaard provakasyondan bahsediyor?"
sorusuna "Hiçbir zaman öyle bir strateji uygulamam, hiçbir zaman futbolculardan böyle bir şey istemem. Tabii yenilgiden sonra büyüklük göstermenin ne kadar zor olduğunu biliyorum. Rijkaard ve Keita yanlış biliyor. Çünkü tespit edilmiş, su bardağı Galatasaray taraftarının olduğu tribünlerinden atılmış." yanıtını vermiş.

Eh, sen gidip, ne idüğü belirsiz bir sitenin iddiasına sahip çıkan, kendisine gazeteci diyen iki gerizekalının iddiasına sahip çıkmaya kalkarsan, böyle mal gibi kalırsın. Delinin biri kuyuya taş attı, ardından deli sürüsü gitmeye başladı.

DEZENFORMASYON

Bu arada Antu'nun dün yaptığı işi ABD ve medyası, Irak savaşı süresince yapmıştı. Adına dezenformasyon diyoruz. Türkçe ile ifade edeyim; yanlış bilgilendirme, yönlendirme.

Spor basınımız Galatasaray aleyhine ve Fenerbahçe lehine olmak üzere sıkça kullanıyor bu metodu. Bu verilen 3 şampiyonluk sözü ile paralel biçimde ilerliyor haberler. Yakındır "16" hareketini başlatmam..

23 Ekim 2009

Keita, Keita, Keita, Keita...


Bükreş takımları için zorlu bir gece oldu. Steaua evinde Fenerbahçe'ye boyun eğerken, Dinamo Bükreş de, Ali Sami Yen'den tatsız anılarla ayrıldı.

İşin Fenerbahçe boyutunu izlemediğim için yorumlayamayacağım ancak Galatasaray tarafından bakacak olursak, Keita ve Keita çıktıktan sonra iki ayrı maç izledik.

Tabii ki; skorun 4-0'a gelmesi, hafta sonu oynanacak Fenerbahçe maçı hesaba katıldığında Galatasaray'ın tempo düşürmesi ve biraz da oyundan düşmesi mantık sınırları içinde değerlendirilebilir.

Türkiye'de bugüne dek, her dakika izlesem sıkılmayacağım tek adam olmuştu, o da Hagi'ydi. Şimdi Keita sahne aldı. Kimse bu sözden, Hagi-Keita kıyaslaması çıkarımı yapmasın ama..

Keita'yı oyunun her anında izlemek, topla buluştuğunda "Acaba bu kez ne yapacak?" demek, yetişemeyeceği bir topu düşünmek imkânsız. Türkiye'ye gelmiş en heyecan verici ve en adrenalin boşaltımı sağlayan futbolcusu bu adam olmalı. Çünkü yaptıklarını akıl ve mantık korelasyonunda irdelemek mümkün değil.

En olmadık yerlerde, en olmadık işleri yapıyor ve topla her buluşması izleyen açısından adeta bir rüya kıvamına giriyor.

Dinamo Bükreş maçı 4-1'le geçildi. Böylesi maçların analizinin yapılmasını saçma buluyorum. Bir iki kelam etmek gerekirse. Öncelikle sıklet farkı var iki takım arasında; kaleciden forvetine kadar, adam-adama karşılaştırılabilecek tek bir oyuncusu yok. O yüzden ne desem boş. İstediği gibi oynadı Galatasaray, istediği sonucu aldı, sonra rölantide bir-iki yürek hoplattı o kadar.

Nonda cidden saygı duyulacak bir futbol insanı. Oynasa, oynamasa, hakkında dedikodu çıksa, ne olursa olsun sahaya çıktığı anda tüm bunları unutuyor ve unutturuyor. Gereken zamanlarda gereken yerde olmanın ödülünü 2 golle aldı.

FENERBAHÇE MAÇINA DAİR BİRKAÇ KELİME

Bu maç gösterdi ki, Fenerbahçe-Galatasaray karşılaşmasında Daum tüm oyun planını Keita üstüne yıkacaktır. Bütün hesabı kitabı onu durdurmak üzerine olacaktır. Bu yüzden, Arda ve eğer oynarsa Kewell'ın o maçta etken olmasını bekliyorum. O maça dair kelimeler Pazar gündüze kalsın, şimdilik mutluluk baki kalsın...

21 Eylül 2009

Rakip istiyoruz derken İlker Meral'i kastetmedik


Galatasaray, evrimini tamamlamamış canlı hakem İlker Meral'in yoğun ve güçlü tavrına karşılık Kasımpaşa'yı 3-1'le geçerek 6'da 6 yaptı. Zaten beklenen buydu ancak evrimini tamamlamamış canlı hakem İlker Meral, Galatasaray'ın 6'da 6 yapmaması için elinden geleni yaptı.

Ancak hakeme rağmen de, Galatasaray sezonun en kötü ve en telaşlı futbolunu oynadı. Karşılaşmada göze çarpanlardan bir demet...

1- Ali Güneş denen arkadaşın, oyundan alındığı dakikaya kadar 2 kez net kırmızı kart görmesi gerekirken, oyunda kalmasını bir hakem mucizesi olarak futbol tarihine geçmesini öneriyorum. Önce çizgiden eliyle top çıkarttı 'devam' dendi. Sonra Kewell'ı son adam durumundayken düşürdü, sarı kart gördü.

Hadi diyelim, ilk pozisyonu kesitte olmasına rağmen insan görünümlü canlı İlker Meral görmedi, peki ikinci pozisyonda faulü verip kırmızı kartı vermemek ne oluyor, anlamış değilim.

2- Yıllardır şehir efsanesi ve dillere pelesenk olmuş "Canım, Ayhan hep yan ya da geriye oynuyor" geyikleri son bulsun. Kimse bu cümleyi ağzına almasın. Ayhan olmayınca, Galatasaray'ın orta sahasında Kapalıçarşı misali, gelen gidenin haddi hesabı olmuyor.

Mehmet Topal ve Mustafa Sarp benzer özellikler taşıyan oyuncular ve baskı altında top çıkartamıyorlar.

3- Caner transferinin içime sinmediğini söylemiştim. Eğer sol bek olarak Hakan Balta'ya alternatif oluşturması bekleniyorsa, biraz zor. Çok parlak olmayan Galatasaray'ın en kötüsüydü. Defanstan bütün topları şişire şişire balona çevirdi. Oysa Galatasaray'ın oyun planında bu yok.

4- Dün Daum basın toplantısında, Galatasaray'a laf atarak, "Biz play station oynamıyoruz" demiş. Haklıdır Türk aşığı, minare sevdalısı (!) Daum. Biz de play station oynamıyoruz, Kasımpaşa'nın bugünkü oyununa bakacak olursak bizim oynadığımız daha çok Max Payne tarzı bir aksiyon.

5- Elano'ya yer açılması için yedeklenen Keita, maçın 3-1'e getirilmesinde büyük pay sahibi oldu. Rijkaard'ın seçimlerini sorgulayacak futbol bilgisine sahip değilim ama kişisel olarak gönlüm Keita'nın sahada olmasını istiyor.

6- Teknik Direktör Rijkaard, oyunun her alanında ve her bölgesinde maça hakim. Kırmızı kart görebilecek Keita'nın pozisyonunda bile olaya müdahale ederek, bunu gösterdi. Baros-Elano/Nonda-Keita değişikliği ile de maçın 3-1'e getirilmesini sağladı.

7- Galatasaray sezon başından bu yana ilk kez geriye düştü. Bu beklentilere de cevap verilmiş oldu. Muhtemelen bundan sonraki beklenti; "Galatasaray her maç 3 gol atıyor. 3 gol atmadığı bir maçta bakalım nasıl oynayacak" olacaktır.

8- Sarı-kırmızılı takım, sezon başından bu yana ilk kez kontrolünü belirli zamanlarda kaybetti. Genel bir panik havası değil ama, o derli toplu görünen ve ısrarlı bakmadan, uzanmadan geliştirdiği mantıklı futbolu bir kenara itti.

Neyse ki, bu 10-15 dakika kadar sürdü ve yandan Rijkaard ve Neeskens'in uyarıları sonunda yine normale dönüldü.

9- İnsana benzeyen canlı türü İlker Meral'e özel bir not düşmek gerekir. Maç boyunca verilmeyen geri pası mı dersin, iki kırmızı kart mı, penaltı mı, 4 elle kesilen ama devam edilen pozisyon mu dersin; ne ararsan vardı.

Bir kaçırdın insansın, iki kaçırdın insansın, üçkaçırdın insansın ama daha fazlasına insanlık sıfatı pek hoş kaçmıyor. Benimle, onun arasında bir fark olması lazım. O fark da insanla hayvan arasındaki fark oluyor. Bu kadar kötü niyetli, bu kadar beceriksiz bir hakem daha görmedim.

Bunların en son türleri Ali Aydın ve Muhittin Boşat gibi varlıklardı. Kendisini onlarla birlikte Darıca Hayvanat Bahçesi'nde ziyarete geleceğim.

10- O boktan statta 120 TL'ye maç bileti satmaya çalışan, şark kurnazlarına söylenecek çok şey var. Küfür etmeme kuralımı bozmayacağım bunlar için de.

Ama bu arkadaşların da, doğal ortamları olan vahşi doğaya salınmasını salık veriyorum. Serengeti olur, İzmir Doğal Yaşam Parkı olur fark etmez.

Ekleme not: Nonda var ya, hakikaten seviyorum seni. Gol attığın için değil ama. Efendiliğin için, it gibi çalıştığın için, yedek kalıp hiç sesini çıkarmadığın için ve adam olduğun için.

Ekleme not 1: Bloglar arası gezinirken gördüm. Hakem konuşmak sanki ayıplanacak bir durum. Kusura bakmayın ama bir hakem maçın içine ediyorsa o hakem konuşulur, hem de dibine kadar.

Haksızlığa ses çıkartmaya çıkartmaya ülkenin geldiği durumu gayet iyi görüyoruz. Kime yapılırsa yapılsın sesimi çıkartırım. Hakem maçın faktörü değildir, hakem maçta görülmez kural budur.

25 Ağustos 2009

Diyarbakır'da yaşananlar, Daum ve Emre



Diyarbakırspor-Fenerbahçe maçında ve sonrasında yaşananları bütün Türkiye çıplak gözle seyretme şansı buldu. Bu ülkede kendilerine taraftar adı verenlerin, renkler ve şehirlerden bağımsız olarak vandalizmin geldiği noktaları gösterdi.

Şimdi herkeste aynı terane, "Diyarbakır'da hep oluyor." Evet Diyarbakır'da olan şeyler ya peki İstanbul'da, Ankara'da, Trabzon'da, İzmir'de olmuyor mu?

TSYD İzmir Şubesi'nin düzenlediği turnuvada Karşıyaka-Göztepe maçında gencecik bir adam bıçaklanarak öldürülmedi mi? İstanbul'un göbeğinde İnönü Stadı'nda 16 yaşında bir çocuk öldürülmedi mi? Fenerbahçe-Everton hazırlık maçında Olimpiyat Stadı'nda bir kişi bacağından vurulmadı mı?

Bütün bunlar Türkiye'nin en büyük şehrinde yaşandıysa o zaman şimdi atılan faşizan çığlıklar niye? Niye herkes Diyarbakır ve şimdilerin gündemi olan Kürt açılımıyla bağdaştırıyor konuyu.

Herkes aynı argümana sahip; "İstiklal Marşı ıslıklandı". İstiklal Marşı'nı ıslıklamak, her ne kadar o stattakilerin hatasıysa, aynı zamanda da o marşı bir millete daha çocukluk yaşlarından itibaren her pazartesi ve cuma günleri zoraki söyleterek, soğutanların da hatasıdır. Ya da o marşın ulusun benliğinin vazgeçilmezleri olduğunun doğru düzgün öğretilememesi.

Çünkü 'ötekileştirme' kendinden olmayanı kendisine benzetme toplumun iliklerine kadar işlemiş. Bugüne geçerli bir durum değil ki bu. Osmanlı'dan bu yana süregelen bir devlet anlayışı. Kitaplarda öğretilen o "Osmanlı inançlara saygı duyardı" da zaten bir masaldı.

Herkesin, savaş baltalarını eline alıp beklediği bir dönemde bunların yaşanması olayı, olduğundan daha fazla hassas bir noktaya getiriyor. Yoksa bir şehri geçmişinden ötürü sorgulamak ve yargılamak düpedüz faşistliktir. Faşistlik sadece Hitler'in ya da Franco'nun yaptığı şey değil. Faşistlik kendi gibi olmayan herkesi, kendine benzetmek çabası ya da kendinden olmayanı ötelemektir de.

Senelerdir bu takımın oyuncuları ve taraftarları neredeyse her statta, hani o kendini sahte solculukla aldatan Çarşı grubu tarafından bile "PKK dışarı" sloganlarıyla karşılandı. Diyarbakırspor nerede gol atsa bu sloganı duydu futbolcuları ve taraftarları. İşte gerçek faşizm budur.

VICIK VICIKSIN DAUM

Maçtan sonra basın toplantısında Christoph Daum'un açıklamaları ise kelimenin tam anlamıyla iğrenç, tiksindirici ve mide bulandırıcıydı.

Türk toplumunun alışkanlıklarını, zaaflarını, hassasiyetlerini ezbere almış olan ve bu yüzden de "Daum bu ligi iyi tanıyor" türü saçmalıklara maruz kaldığımız bu adam, her ne hikmetse maç sonu "Ben Atatürk fanatiğiyim. En büyük Atatürk" gibi bir açıklama yaparak, Türk spor tarihine geçmeyi de başarmıştır.
Daha önce "Camilerde huzur buluyorum" diyen bir adamın Almanya'daki yüzlerce camiden hiçbirinde poz vermeyip, Türkiye'ye geldiğinde huzur bulmak için camiye gitmesi aslında kişiliği için bize ipucu veriyor. Ya da ısrarlı bir biçimde İstiklal Marşı'nı söyler gibi yapması...

Maç sırasında yakasında Atatürk rozeti bulunmayan ama her ne hikmetse basın toplantısında yakasına konuveren Atatürk rozeti ve açıklaması da bu cami örneğinin bir başka biçimi. Çünkü herkes gayet iyi biliyor ki, Daum yakasına Atatürk rozeti takan biri değil para için reklam alan biridir.

Çok merak ettiğim şey acaba bu stat olayları İzmir'de yaşansa yakasına Atatürk rozeti takılacak mıydı? Ya da bu açıklamayı yapacak mıydı? Tabii ki yapmayacaktı. Bu yüzden bu vıcık vıcık adamdan hoşlanmıyorum. Sanki bir dinamitin fitilini ateşlemek ister gibi olmadık bir yerde olmadık bir açıklamayı yapmasının başka ne tip bir açıklaması olur yoksa.

Bugüne dek, hiçbir maç sonu Atatürk hakkında yorum yapmayan bir adam niye Diyarbakır'da bu açıklamayı yapar ki? Uzaktan kumanda ile yönetilen milyonlarca Euro için Almanya'dan buraya takla atarak gelmeye hazır bir garibandan başkası değil Christoph Daum.

EMRE'NİN HAREKET SERBESTLİĞİ (!)

Ve Emre Belözoğlu.... Futbolda görmek istemediğim türden bir adam. Sahada rakibine boyun kesme hareketinden, İngiltere'deki ırkçı iddialara; İsviçre maçında yaşanan pisliklerden, gazetecilere kol göstermeye kadar uzanan geniş bir yelpazeye sahip kendisi.

Ancak bir başka özelliği de, sahadaki hareket serbestliği. Mesela Fenerbahçeli başka bir oyuncu hakeme kolunu salladı diye sarı kart görürken, Emre denen şahıs hakemi rahatlıkla itebiliyor ve kart bile görmüyor. Nedir bu adamın dokunulmazlığı, kim ya da kimler tarafından himaye ediliyor, bir muamma. -aslında bilinen bir gerçek-

Türk spor tarihinde yapılmış ve yapılabilecek tüm çirkinlikleri birkaç seneye sığdırabilecek kadar da yetenekli (!) Ve bu yeteneklerini gösterirken, kimse çıkıp bir şey söyleyemiyor.

İşin daha da ilginci bu adam Milli Takımın kaptanı. Sadece bu yüzden bile bu Milli Takım maçlarını izlemekten kaçar oldum. Ta ki, o bant ondan alınana kadar.