rıdvan dilmen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
rıdvan dilmen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Ekim 2010

Olacak oğlak bokundan belli olur


Maç kaç kaç biter bilmiyorum, an itibariyle Azerbaycan 1-0 önde. Rezil mi rezil bir futbol oynuyoruz. Dün Hiddink, "Sanki dünya 1.siymişiz gibi konuşmayın" diye medyayı kalayladı.Kimseden ses çıkmadı.

Türk basını pusuya yatar, yatmayı da sever. Bu maç alınmazsa adama yedirirler o açıklamayı.

Hayır, O.Ç'ye yardımcı hoca getirmek için Hiddink'e ihtiyaç yoktu, o kadar para vermeye hiç gerek yoktu. Özer ve Selçuk sahada anlamsız bir biçimde. Bundesliga'da sezonun en iyilerinden Nuri Şahin oyunda yok.

Rıdvan efendi, her Fenerbahçeli futbolcu için "Aferin" diye yırtınıyor. Özer'i maçın en iyisi ilan etti dakika 20'de.

Umarım Azerbaycan bir-iki tane daha sallar ve maçı kazanır. Almanya'yı yenmek için belki dünya birincisi olmak gerekebilir ama Azerbaycan karşısındaki bu anlamsız kadro seçimi ve futbolla dünya birincisi olmaya ihtiyaç yok.

Hiddink'in Türkiye macerasının neden erken bittiğini şimdi anlamış bulunuyorum. Kimse kusura bakmasın ama Özer Hurmacı milli takımda ilk 11'de oynuyorsa yemin ediyorum herkes az-çok oynayabilir.

Erime süreci ufaktan kendisini çöküş sürecine doğru bırakıyor. Ne Avusturya'yı, ne de Belçika'yı yenebiliriz bu mantıkla.

Bu maçı alırız, almayız, önemli olan bu değil.

Ama Anadolu'da bir laf vardır milli takım için cuk oturuyor; "Olacak oğlak bokundan belli olur."

Bizde bir bok yok. Her maçta biraz daha ortaya çıkıyor.

MAÇ BİTİMİ YORUMU

Kasmayın beni fazla, başlıkta açıklamışım zaten. O.Ç, G.H ve özellikle tüm federasyon ailesi. Bursaspor'a kazandırılan 3 puanlar kadar mesaiyi biraz da Milli Takım için harcayıverin.

Hangi koçyiğit acaba Hiddink'e "Azerbaycan'ı yenmek için dünya birincisi olmaya gerek var mı?" sorusunu soracak?

Favorim Süleyman Rodop'tur, bu soruyu sorsa sorsa ancak o sorar.

Dünya Kupası'ndan sonra Avrupa Şampiyonası'nı da evden izlemeye devam. Almanya maçı sonrası söylemiştim, yineleyeyim; "Bekleyin Türkler fark yemeye geliyor."

Fotoğraf: ntvmsnbc

11 Ekim 2010

Galatasaray kahramanı olma fırsatını ıskalamak


Kuzenim pilotluk sınavı için Almanya'ya gitmişti. Cumartesi günü öğlen saatlerinde buraya döndü.

Uçakta kimler olduğunu söylediğinde, "Niye bombalamadın uçağı, Galatasaray kahramanı olma fırsatını kaçırdın" diye takıldım.

Öyle bir eylemde bulunsa Aslantepe'nin girişine heykeli yaptırılırdı muhtemelen.

Uçakta kimler mi varmış? Ercan Saatçi, Acun Ilıcalı, Rıdvan Dilmen, Burcu Esmersoy, Sergen Yalçın, Levent Kızıl. Birkaç tane vardı ama isimleri unuttum. Yemin ediyorum, Dream Team havası varmış uçakta.

O değil de, uçakta eğer ben olsaydım, inişimde ne yapar eder Ercan Saatçi ile kavga gürültü koparmaya çalışırdım. O fırsat kaçar mı hiç? Hiç olmadı arkadan ayağına basar, özür bile dilemez, onun sataşmasını beklerdim.

Eleman; bloğa bakınırsan hatırlat isimleri. Oldu mu?

20 Eylül 2010

Sadece acıyorum


İnsanın cahil olması kötü bir şey değildir. Ama cahilliğinin farkında olmadan her boku biliyormuş gibi konuşması cahilliğin de ötesinde aptallıktır. Daha önce pek çok kez söylemiştim, televizyonlardaki hiçbir televizyon spor programını izlemiyorum. Ne konuşulmuş, neler saçmalanmış takip ettiğim bloglardanr öğreniyorum.

Akşam Jesusalmeyda'da gördüm, Rıdvan Dilmen'in neler yumurtladığını. Misimovic için "Zaten Bundesliga'yı artık kaldıramıyor diye ayrıldı", Insua içinse "Insua Liverpool'da da oynamıyordu" demiş.

Allah kendisine akıl fikir versin tabii. Bir insanın hayatına hiç kitap girmemişse, bütün gün altılı ganyan oynayıp, iddiaa bültenini elinden düşürmüyorsa bu adamı konu etmek bile hatadır, o hataya katlanarak birkaç şey söyleyeyim.

Rıdvan Dilmen'in kahvedeki adamdan tek farkı futbol oynamış olmasıdır. Ne kadar oynadığı tartışılır ya, neyse.

Hepimiz bir takımın destekçisiyiz, hepimiz kendimize göre az ya da çok tarafız, taraftarız. Rıdvan Dilmen'in de taraf olması, taraftar olması belli bir noktaya kadar anlaşılabilir. Formasını giydiği takımı görece olarak biraz daha şişirebilir, sevmediği bir takıma bindirebilir. Tamam burası Türkiye olduğu için biraz şiraze de şaşabilir.

Ama bu adamın üstündeki "Türkiye'nin en iyi futbol yorumcusu" etiketine karşıyım.

Aslında üzücü bir durum. Her maç sonrası çıkıp konuşuyor, yüz tane yorum yapıyor, bozuk saatin günde iki kez doğruyu göstermesi gibi, doğru şeyler de söylüyor. Fakat öyle bir şey var ki, acınası durumlara düşebiliyor, tıpkı şu Insua ve Misimovic örneklerinde olduğu gibi.

İşin boktan yanı, kendisi ne kadar cahil, ne kadar sığ olduğunun farkına varamayacak kadar da garip bir kişilik. Hakikaten acınası bir durum. Bir insanın tüm hayatının futboldan ibaret olması, futbol dışında konuşabilecek bir şeyinin olmaması.

Yılda 4 milyon dolar para alan bir adamın böylesi cahil olması insanları içten içe itiyor. Herkesin kafasında ampuller yanıp "Ulan Rıdvan bile bu kadar para kazanıyor. Ben niye kazanmayayım?" diye sorgulamalar içine giriyor.

Tabii ki para kazanmak güzel bir şey. İnsanın yaşamasına yeteceği kadar, kimseye muhtaç olmadan hayatını sürdürebileceği miktarda kazanması gayet hoş. Ama Rıdvan Dilmen, H.Ş, Hakan Ünsal gibi tiplerin bu işten hatırı sayılır derecede para kazanması sinir bozucu bir durum alabiliyor.

Ülkenin geldiği nokta bakımından şunu kesin bir biçimde söyleyebilirim. Ülke insanın spor yorumcusu seçimi de, siyasetçi seçimi de hep kendine en yakın, kendine en çok benzeyen biçiminde oluyor. O yüzden Rıdvan Dilmen hiçbir birikimi olmamasına karşın Türkiye'nin en çok kazanan spor yorumcusu oluyor.

Rıdvan Dilmen'in Galatasaray'a karşı düşüncelerini şöyle anlatayım, siz anlayın. "Kızım Galatasaray Lisesi'ne girmek istiyordu. O logoyu her gün görüp, anasına küfretmek istemediğim için göndermedim."

Kızmayın o yüzden, bu garibana. Misimovic, Insua, Elano, Keita filan hakkında söylediklerini önemsemeyin. Çünkü cahil ve cahilliğinin farkında değil. Acımak hoş bir duygu değildir ama ben kendisine sadece ve sadece acıyorum.

4 Ağustos 2010

25 milyona benden su


Tamam kabul ediyorum, adi bir adamım ama ne yapayım bunu görünce dayanamadım. Nasılsa yarın biz de elenirsek, kimse bana "Ama sen dün efendiliğini bozmamıştın o yüzden dalga geçmeyeceğiz" demeyecek.

Rıdvan'ı dinlemediğim için ne söylediğini bilmiyorum ama Stoch için "Son yılların en iyi transferi" demişti. Acaba bu maçtan sonra ne söyleyecek merak ediyorum. Belki de maziyi anıyordur "Bu takımda Anelka vardı, Appiah vardı, Tuncay vardı" diye.

Selçuk, Kazım, Stoch. Son 3 maçta, 3 kırmızı kart. Aykut'un 'Kocaman' bir hiçlik olduğunu görmek zor olmasa gerek.

Hiç yorum yapmamıştım Aykut Kocaman hakkında ama yeri gelmişken söyleyeyim. İsterse şampiyon yapsın takımı aynı fikirdeyim. Senelerdir bu ülkede çalışır, hocalık yapar. Daha bir biçimde başarının ucundan kenarından geçtiğini görmedim.

Daum'un gönderilmesi sürecinde, tıpkı Oğuz Çetin gibi ne kadar içten pazarlıklı olduğu ve Bilicavari bir biçimde kuyu kazıcı olduğunu gördük. Ali Şen cidden büyük adammış, geleceği görüp, kangrenli kolu kesip atmış. Aslında benzerinin Galatasaray'da da gerçekleşmesi gerekiyor.

Şaka bir yana, Türk futbolunun durumu içler acısıdır. Benim ilk futbolseverliğimin başladığı yıllara döndük. Yarın benzer durumlarla karşılaşırsak, kimse şaşırmasın.

Neyse yeni piyasaya sürmüşler, bu sıcakta iyi gider diye düşündüm. 25 milyona benden bir bardak su...

Yarın sabah yolculuk var. Kızmasın Fenerbahçeli dostlar, yarın da onlar kızdırır bizi...

Bu arada söylemezsem ölürüm. Fenerbahçe TV'den takip ettim maçı. Yani izlemedim. Altta yorumlar var, sms'le gönderilen. Maçın başından, ortasından ve sonundan üç taneyi paylaşayım dedim..

"Fenerbahçem, Young Boys sana rakip olmaz. 3-0 alırız maçı."

"Haydi Fenerbahçe 2-1 alırsın. Stoch ve Dia'dan gol bekliyorum."

"Yeter artık Gyan'ı istiyorum."


Haydi afiyet olsun.

Bu arada kaybeden Türk futbolu ama kazanan Bursaspor oldu. 15 milyon Euro'yu ceplerinde buluverdiler...

6 Nisan 2010

Telekulaktan, 'eyvallah'a yolculuk


Her televizyonda topluluk gördüğünde "Bugüne kadar iki-üç kez İddaa oynadım"diye sallarsın. Bilenler, tanıyanlar kumarbazlık çizgisinde olduğunu gayet iyi bilir.

Her programında doğruluktan, dürüstlükten söz edersin, futbol hayatında kendini ceza alanı içine uçan halı gibi çokça bırakmışlığını bolca izledim.

En yakın arkadaşlarından birinin telefonlarını dinlettiğin ortaya çıktı. Ne diyeyim ki, buna? Edecek tonla kelime var. Sadece şu nedenden ötürü bile, ben böyle bir durumda yakalansam bir daha değil televizyona çıkmayı, insan içine çıkamam.

Ama burası Türkiye. Hırsızlar cirit atıyor, katiller alem yapıyor. Sen yine çıkarsın televizyona yine yaparsın yorumunu, yine efendi adam, tarafsız adam şiarıyla ortalarda dolanırsın.

Bir insan, neden en yakın arkadaşının (en yakın olmasa da) telefonlarını dinletir ki? Daha bir hafta bile olmadı, halı sahada top oynadın.

Ya neyse, hakikaten hiç yazasım gelmiyor içimden. Dibine kadar çirkefliğin içindeyiz, toplum olarak. Futbolu, siyaseti, bakkalı, kasabı herkes birinin arkasına geçip düdüklemeye çabalıyor.

Yazdığım şey için kendimden utandım. 18 yaşında çocuğun biri dersane parasını ödeyemediği için annesinin hapise girmesine intiharla yanıt veriyor. Bu ülkede her gün onlarca insan intihar ediyor, biz haberci diye geçinip içlerinden en acılısı, en dramatik olanını cımbızlayıp koyuyoruz sayfalara.

Her gün onlarca insan borç-harç meselesinden intihar ediyor, bu ülke hâlâ Anayasa konuşuyor, Ergenekon, Balyoz derdine düşüyor. Bu Allah'ın belası ülkede insanlar hâlâ neleri tartışıyor, komşusu intihar ederken, yakını ölürken. Biz aynı derede kaç kez yıkanacağız? Ne zaman anlayacağız bazı şeyleri?

Bir süre yazmak istemiyorum bloğa..

22 Şubat 2010

Biri Rıdvan'ı durdursun artık

Eh be Rıdvanım, hani Neill Everton'da bile yedekti, Jo'ya Galatasaray'dan başkası talip olmazdı, Dos Santos şöyleydi, böyleydi...

Hani Aykut Kocaman ve Daum birlikteliği Fenerbahçe için harikaydı, bulunmaz fırsattı?

Hani Daum'un Türkiye'yi bilmesi ve tanıması Rijkaard'ın gelmesinden daha olumlu sonuçlar verirdi?

Samandıra'da ayak oyunları mı var? Alex hariç bütün Güney Amerikalılar gönderilmeli mi?

E güzelim, sezon başından bu yana söylediklerinin hepsini yalamadın mı şimdi? Tükürdüğünü yalamak da derler halk arasında. Ne değişti peki? Galatasaray'la aranda 2 puan fark var altı üstü. 3 puan öne geçsin Fenerbahçe yine aynı nağmeleri tıngırdatırsın.

Türkiye'nin en iyi spor yorumcusu diye bir saçmalık attılar ortaya, herkese yedirmeye çalıştılar. Bir-iki yedi millet ama hayvan terli artık. Günün adamısınız hepiniz. Aziz Yıldırım başkanlıktan ayrılsın o kulüpten en ağır eleştirileri siz yapacaksınız yine, bugüne dek yalaya yuta övdüğünüz adamı yani.

Freni boşalmış kamyona dönmüşsün, bir mağlubiyetten sonra. Çıkmışsın, Galatasaray'ın transferlerini övüyorsun.

Neyse ben esas, "Güntekin Fenerbahçe eskiden böyle miydi? Nobre çıkar Anelka girerdi oyuna. Appiah vardı, Tuncay vardı. Nerede Mehmet Aurelio gibi savaşan oyuncular" teranesini bekliyorum.

Fenerbahçe, eğer Lille'e elenirse bu sene havluyu atar gibi görünüyor. Önceden ukalalık için söylemiyorum ya da böyle olmasını istediğim için değil fakat Emre'nin maç sonu röportajını izledikten sonra beyin olarak bittiklerini fark etmek çok zor değildi. Son şansları Lille maçı.

Galatasaray, Kayserispor ve Bursaspor arasında şampiyonluk yarışı tadından yenmez. Umuyorum Fenerbahçe de erken havlu atmaz ve 4'lü devam eder bu yarış. Fenerbahçesiz tadı olmaz.

Rıdvanım, hadi sana iyi günler. Yanlış saat bile günde iki kez doğruları gösterir. Akşam akşam, tam o hesap doğruları söyledin. Zaten biliyordun, ne gerek vardı ki kasmaya? Ne gerek vardı tükürdüğünü yalamaya?

Bütün suçu Güiza'ya yükleyip, kaçmaya kalkmasın kimse. Er ya da geç Aziz Yıldırım'ın bu külübün başındaki en büyük felaket olduğu görülmeli. Sadece o kulübün değil tabii. Türk futbolunun başındaki en büyük beladır. Ne zaman gider, herkes mutlu olur. Ben olmam, gayet memmunum. Kendisine ikinci yıldız takmak gibi bir niyetimiz var çünkü.



Bursaspor'a değinmeden olmaz. Beşiktaş'ı da Fenerbahçe'yi de geriden gelerek yendiler. Kupa maçında çok bariz hakları yenildi, Fenerbahçe'nin önünü açtılar. Seyircisi ile aram iyi değildir ama takım olarak ciddi bir şampiyonluk adayı oldukları kesin.

Fotoğrafın ismi "Timsah'ın zirve yürüyüşü" olsun. Hakikaten yürüyorlar.

16 Ocak 2010

Kullan-at yönetim modeli

Fenerbahçe kulübünün hastasıyım, değerleri açısından. Sakatlanan futbolcularına pazar sepeti muamelesi yapıyorlar. Pek çok örneği var; Washington, Appiah, Edu, Luciano, Hooijdonk...

Sahada oynarken, ilahlaştırılan adamlar birdenbire ıskarta durumunu düşüyor sakatlandıktan sonra. Bugün Alex ya da Lugano'nun ayağı kırılsa (böyle bir dileğim yok, sakın yanlış anlaşılmasın. umuyorum gayet sağlıklı bir biçimde futbol yaşamlarını sürdürürler) yarın mukavelelerini feshederler sonra da Kapıkule Sınır Kapısı'ndan şutlarlar.

Yapılan iş terbiyesizlik olmakla birlikte aynı zamanda da çok aşağılıkça bir tavır. Bu adamlar oynadıkları zaman formalarını en iyi şekilde terletmiş, takımlarının başarısı için gözünü budaktan sakınmamışlardır.

Vahşi kapitalizmin en iyi vücut bulduğu kulüp bu sebeple Fenerbahçe. Muhtemelen bu kararları alan adamlar, şirketlerinde çalışanlarına da benzer davranışlarda bulunuyorlar. Sözün ona, "Türkiyenin saygın iş adamları".

Bu gidenlerin ortak noktalarından biri de, gittikten sonra arkadan sallamaları. Galatasaray'da 'vefa', Fenerbahçe'de 'sevgisizlik' tartışmaları yaratılır, sık biçimde. İçini bilemem ama dışarıdan baktığım zaman, sadece şu yukarıda vuku bulan olayların olduğu yerde sevginin olabileceğini sanmam.

Ha, Fenerbahçe'de yok, Galatasaray'da var mı? Olduğunu sanmıyorum, en azından başarılı oldukları zaman, her şey yolundayken varmış gibi gösterilebilinir ama işler sarpa sardığında o sevgi yok olur gider.

ALEX, FENERBAHÇE'NİN OLUMLAYICISI

Neyse söyleyeceğim bu değildi zaten. Fenerbahçe'de 'sevgisizlik' kavramı ortaya ne zaman ortaya atılsa Alex imdada yetişiyor. Bu gibi durumlarda Alex hemen "Biz de her şey yolunda" türünde açıklama yapıyor.

Aslında tartışılan her konuda, Alex kullanılıyor. Taraftarın en sevdiği isim tabii. O ne derse, taraftar ona göre dinginleşir. (Yazının bu kısmını unutmayacağım, Alex gittiği gün neler söyleyecek büyük bir merak içindeyim)

Zaten genel bir tavır var böyle Fenerbahçe kulübü ve etrafında. Daha postun mürekkebi bile kurumadı. Gökhan Ünal konusunda "Ama bakın şimdi nasıl birdenbire Türkiye'nin en değerli golcüsü oluverecek" ifadesinde bulunmuştum. Rıdvan Dilmen, Gökhan için "Güiza ile birlikte Türkiye'de stoperlerin arkasına en iyi koşu yapan futbolcusu" ifadesini kullanmış.

Tahmin ettiği ve beklediğim bir şeydi. Bu ligde Sercan, Baros, Bobo gibi arkaya koşu yapan çok iyi isimler varken, Güiza-Gökhan Ünal ikilisi aniden 'en iyi ikili' oluveriyor.

RIDVAN'DAN, SEMİH'İN İPİNİN ÇEKİLDİĞİ CÜMLE

Üstelik Rıdvan tarafından daha önce en az yüz kere kullanılan "Semih Türkiye'nin en iyi santraforu" cümlesi hâlâ hafızalardayken Gökhan Ünal'ın gelişinin ne denli önemli olduğunu vurgulamak için "Fenerbahçe’de bence en uygun oyuncu alındı. Semih’in geçirdiği sakatlıklar sonrası eski formunu yakalamaması" denebiliyor.

Gazetecilerin sık sık kullandığı "Bilmem kimin konuşmasının şifresi" vardır ya, işte Semih'in de sezon sonu Fenerbahçe'de kalmayacağının şifresidir bu cümle.

Bu anlamda 'Yalan Rüzgârı' gibi bir kulüp Fenerbahçe. Kişilerin, insanların miadı var. Bir nevi kâğıt mendil. Kullan-at. Sadece Hooijdonk'a bile yapılanlar her şeyin kanıtıdır.

16 Aralık 2009

Hatırlatma servisi vol.1

Bundan böyle "Hatırlatma Servisi" isimli seriyi yayına koyacağım. Amaç Türkiye'de futbol yazarı olarak dolanan insanların dün ve bugün ne söylediklerini hatırlamak.

Türkiye'nin en iyi spor yorumcuları, en iyi yazarları olarak lanse edilen insanlarının; gün ve an itibariyle yazdıklarını bir nevi kanıt olarak sunacağız.. Maksat biraz da kıllık olsun tabii. Serinin ilki Rıdvan Dilmen'den geliyor.

24.08.2009 4-1'lik Galatasaray-Kayserispor maç yazısı: Kayseri takımı sol ayaklı Cangele’yi sağda, sağ ayaklı Gökhan Emreciksin’i solda oynatarak ters ayaklı futbolcularla rakibe üstünlük kurmaya, pozisyon üretmeye çalıştı. Ama öyle bir santrfor almışlar ki, belki yorum yapmak için çok erken ama çok sıradan geldi bana.

16.12.2009 Rıdvan Dilmen'in panel konuşması: Bu yılın en önemli transferi Kayserisporlu Makukula. Kayserispor ve Bursaspor bu sezon ilk üçü zorlar, ancak 3 büyükler dışında bir takımın şampiyon olabileceğini düşünmüyorum.

24.08.2009 Koala demiş ki: Hemen belirtmek lazım, Makukula Türkiye'de iş yapacak görüntüsü verdi. Fiziği güçlü, uzaktan sert şutlar çekiyor ve mücadeleden yılmıyor.

27 Eylül 2009

Rıdvan neşen daim olsun, anlayışın sana kalsın

Maç sonu görüşleri dinliyorum, mazoşist bünye itibariyle. Rıdvan'ı dinlemek yetti de arttı bile. "Türkiye, İspanya'ya benzemez", "Rijkaard'ın B planı yok. C planı hiç yok."

Sonra kilit cümle geliyor; "Galatasaray şöyle iyi, böyle iyi. Ne oldu ha? Kötü oynayan Fenerbahçe 21. İyi oynayan Galatasaray 19"

Fenerbahçeliliğine, tarafsız diye yutturulmasına filan lafım yok. Şu yukarıdaki cümle çeldi aklımı. "Ne oldu ha? Kötü oynayan Fenerbahçe 21, iyi oynayan Galatasaray 19."

Türk futbolunun, bu zihniyetteki insanlarla ilerleyebildiği nokta, Bosna Hersek'in yenilgilerine dua etmek yani 'el ..... gerdeğe girmek'. Bu düşünce yapısı yüzünden 3-0 yenilgilerde havalara zıplayacak duruma geldik, bu düşünce yapısıyla 8-0'larda dizlerimizi dövdük.

Ne oynandığının önemi yok nasılsa değil mi? Sizi gidi Makyavel tohumları sizi. Sonuca gider her yol mübah değil mi? Sizin matematiğiniz 21-19= 2'den ibaret. Ligin sonunda üstteysen haklısın, alttaysan hatalısın.

Rıdvan Dilmen işin kolayında tabii. Teknik direktörlüğünü biliriz. MTK'ları filan unutmuş değiliz, her ne kadar balık hafızalı toplum olsak da. Şimdi salla sallayabildiğin kadar. Kendi B planları ve C planları o kadar çoktu ki, birkaç haftada 'eline verdiler' yani bavullarını.

İtirazım, söylediklerine değil, her deli zırvalar. Tüm itirazım, tarafsız spor yorumcusu diye yutturulmasına aslında. Programı izlemeyenler izlesin. Gülücükler, nefes nefese kalmış heyecanlı bir anlatım v.s. v.s.

Şimdi benim iddiam şudur; sezon bitmeden Rıdvan şu cümleleri söyleyecek: "Eskiden böyle miydi Fenerbahçe? Anelka çıkar Nobre girerdi. Aurelio orta sahayı dikine kat ederdi." gibi 3 yıldır ezbere alınmış cümle bütünleri.

Boktan bir futbol oynayıp şampiyon olmaktansa, izlenilebilir bir futbol oynayıp şampiyonluğu kaçırmayı yeğlerim. Benim futbol anlayışım bu. Ama burası Türkiye; kazananın her zaman haklı olduğu ülke yani.

Not: Şu Bahri isimle maç yayıncısı kurumun muhabirine acilen seviye tespit sınavı yapılarak, IQ'su ölçülmeli. Soru olarak sorduklarını değil sokaktaki adam, en embesil insan bile soramaz. Tonla para verip, maçları izliyoruz ama adam gibi muhabir ve spiker göremiyoruz. Kendisi hakkında post yazmak istemedim, gereksiz yere bloğu işgal etmeyeyim.

27 Ağustos 2009

Paramesyum Gürcan 'sen alışıksın'

Bazen insan kendini tekrar eder gibi hisseder. Ama işte öyle anlar oluyor ki; duramıyorsun yerinde, kendine hakim olamıyorsun. Gecenin bir vakti ayakta olunca da, böyle şeyleri yaşıyorsun.

Gürcan denen ve yazdığını sanan Paramesyum engin ve ulu fikirlerini döktürmüş yine. Konu yine aynı; aslında Galatasaray'ın çok şişirildiği ve yorumlardan daha kötü bir takım olduğu, Fenerbahçe'nin de kimse tarafından görülmese de Galatasaray'dan daha iyi bir takım olduğunun altını çiziyor.

Şimdi bu Paramesyum'a cevap vermek hata ama kimsenin bilmediklerini bir biçimde biliyorsan da söylemek lazım.

Önce bu Paramesyum'un tezlerine bakmak lazım tabii. Sonra nasılsa bir cümle yazıp hepsini çürüteceğiz. Önce, Galatasaray'ın hücum zenginliği olmadığını "Ama hocam hücum yönü zengin diyorsunuz ama hep duran toplardan gol atıyorlar" biçiminde, muhtemelen dinleyenlerin kıçıyla güldüğü bu cümleyi kurdu.

Bunun fazla komik olduğunu kapasitesi dahilinde anlayınca şimdi konu "Galatasaray daha takım gibi olmasına rağmen, skor performansının altında tek bir isim yatıyor; Arda Turan. Arda olmadığında veya formsuz olduğunda aynı ciddi kuşkularım var.

Galatasaray baskı kurmaya, oyundan zevk almaya çalışan oyunculardan oluşuyor. Fakat anahtarı elinde tek bir oyuncu tutuyor."
noktasına getirmiş.

Yani bu halen Elano, Keita, Kewell gibi oyuncuları kaale almıyor. Bunlar yaratıcı değil. Sadece Arda yaratıcı. Güzel tamam, bir Paramesyum (Bilmeyen Google'a baksın) bunu düşünmüş olabilir. Önyargılarından da vazgeçmediğini anlıyoruz bu Paramesyum'un.

KONUNUN ÖZÜDÜR

Şimdi esas bu konuyu neden yazdık, bu Paramesyum nasıl biridir onu tek bir cümle ile yazmaya geldi.

"Sevgili Paramesyum; sen değil miydin daha Zico'nun Türkiye'deki ilk haftalarında Rıdvan Dilmen'e telefon açıp 'Rıdvan lütfen programda geçir şu herife. İstemiyorum bu takımın başında kalmasını. Her hafta hepimiz geçirirsek Aziz Yıldırım bunu yollar' diyen.

Sonra sen değil miydin 'Zico'nun en önemli özelliği kendini hep geliştirmeye yönelik, komplekssiz bir karaktere sahip olması. Büyük hoca olma yolunda ilerliyor' diye tükürdüğünü yalayan."

Bak şimdi, sen yaz yazabildiğin kadar; bu tükürdüklerinin hepsini yalayacaksın zamanı gelince. Hem de şapır şupur yalayacaksın.

Ama alışıksın sen yalamaya, geçmişinde yaladıklarını hesaplasak metrelerce cetvel bulmak lazım, onu da bulamayız muhtemelen. Ama unutma yazdıklarını, sakın unutma hem de. Çünkü unutmayacak çok insan var.

Hayır, Galatasaray ligi 6. ya da 7. de bitirebilir, sorun art-niyet, sorun kıskançlık, sorun kendisinde olmayanı gördüğünde bok atmak.

17 Ağustos 2009

Hayalet o, hayalet

Rıdvan Dilmen, Fenerbahçe'nin Sivasspor maçı sonrasında yaptığı yorumda, "Uzun bir süredir, Zico döneminden bu yana serin havalarda bile böyle yüksek tempoda bir maç izlemedi Fenerbahçeliler.

Son yıllarda ver sağa, ver sola, at geri oynamaktan sıkıntı veriyordu. Bu gitmiş, sürekli öne oynamayı düşünen bir takım gelmiş. Hatta geçen haftaki Denizli maçından bu yana üstüne biraz daha koymuş Fenerbahçe"
cümleleriyle, sarı-lacivertli takıma övgü yağdırmış.

Aynı Rıdvan Dilmen, cumartesi akşamı oynanan Galatasaray-Denizlispor maçı sonrasında ise, "Galatasaray biraz tempo yaptı ve üç ilginç gol buldu. İlginç diyorum, galibiyet golü kafayla sahanın en kısa futbolcusu Arda’dan geldi.

Üzerine Keita’nın yaptırdığı bir penaltı golü Denizlispor’un gardını düşürdü. Ardından Keita, Baros’a boş kaleye attıracakken, Denizlispor savunması işi garantiye aldı ve Burak kendi kalesine attı. Denizlisporlu oyuncu şanssızdı ama sonuçta ilginç gollerle Galatasaray zorlanmadan kazandı.

Daha ligin başı ancak Denizlispor için tehlike sinyalleri yanıyor. Aman Ali İpek başkan transfer yap. Zaten fikstür antrenör kovdurur, zor toparlanırsınız. Minimum üç oyuncu gerek. İyi niyet yetmiyor futbolda. Tedbir alınması lazım."


İki yorum arasındaki fark şu, futbolseverlere 'tarafsız' diye sunulan Rıdvan Dilmen'in aslında 'taraf' olduğu. Bu gayet normal, çünkü hayatta taraf olmayan bertaraf olur. Ama bir takım hakkında hiç iyi şey konuşulmaz mı be kardeşim? Bu 4 yıldır böyle. Galatasaray'ın kazandığı maçı hatırlamıyorum ben, ısrarlı bir biçimde rakip kaybeder.

Rıdvan Dilmen diyor ki, "Elano iyi çıkarsa". Bir hafta önce de "Keita fena oyuncu değilmiş" Hacım kusura bakma da, daha Elano'yu Keita'yı izlemediysen, yapma o işi. Zaten yapmaman lazım. Cümleler hep aynı "Bu gol halı sahada yenmez", "Çok iyi işler yaptı" -bu ayrı bir yazı konusu, herkesin ağzında aynı cümle-, "Arzulu göründü". 20 cümleyle yazı yazıp, etrafına isimler serpiştir, biraz da futbol terimi koy. Ohhh mis.

Gecenin bir saatinde oturmuş televizyona bakarken, Gürcan Bilgiç denen şahıs da aynı şeyi söylüyor "Galatasaray kazanmadı, Denizlispor kaybetti."

Kaldı ki, Denizlispor da kaybedebilir gayet doğal bir durum. Yani bu ak ve beyaz demek gibi bir şey. Şahsen, Denizlispor maçında, ligin başı olması ve hava sıcaklıklarına karşın ben gayet tempolu bir Galatasaray izledim. Özellikle de ikinci yarıda baş döndüren bir biçimde rakip üstüne gittiler.

Senelerdir aynı hikâyeleri okuyup, duruyoruz. Galatasaray kazanmıyor, rakip kaybediyor; Galatasaray şampiyon olmuyor, rakipler hediye ediyor. Zaten bu ligde Galatasaray diye bir takım yok. O sarı-kırmızılı formalar altında gördükleriniz hayalet. O yüzden bu kadar korkuyor bazı tipler sanırım.

10 Ağustos 2009

Türkiye'de futbol yorumculuğu



Dün akşam, televizyonlarda futbol programları arasında gezinti yapıyorum. Her dakikası eğlenceli, her saniyesi insanı dehşete düşüren cinsten.

Hiçbirinin Türkiye Ligi dışında bilgisi yok (istisnaları saymıyorum). Sinan Engin çıkmış diyor ki, "Hugo Broos Belçika'nın önemli futbolcularındanmış." Ehh be birader, yaşın benden büyük, aynı dönemlerde futbol oynamışsınız, hiç mi ilgilenmedin, hiç mi izlemedin? 1986 Meksika Dünya Kupası'nda dünya 4. olan efsanevi takımın defansında oynadı bu adam. Jean-Marie Pfaff, Gerets, Broos, Vanderelst, Vandereycken, Scifo, Vercauteren, Ceulemans, Veyt, Vandenbergh, Czerniatynski. 4-3'luk SSCB maçını o dönemlerde yaşayan hangi futbolsever hatırlamaz ki?

Bu adamlar futbolculukları dışında ne yaptılar merak içindeyim. Hatun peşinde koşmak, araba satın almak. Eeee hayat bu mudur? Hiç mi ilgi alanı olmaz insanın. Her şeyi bir kenara bırak, yaptığın meslekle ilgili dünyada ne oluyor, ne bitiyor ilgilendirmiyor mu sizi?

Sonra Ahmet Çakar, "Arda attığı gol ve 2 asist dışında ne yaptı?" diyor. Hoppala paşam, malkara keşan. Amuda kalkıp, ağzınla kuş tutamadı haklısın. Galatasaray maçta 3 gol atmış, 3'ünde de imzası var çocuğun. Daha ne yapması gerekiyor acaba? Hava sıcaklığı, daha ligin başı olmasına karşın 3 günde maç yapılmasını söylemiyorum bile.

NTV'de Rıdvan Dilmen var sonra. "Keita'yı ilk kez izledim, beğendim". Of ki of. Keita'yı ilk kez izlediysen Fransa ligini izlemediğini varsayıyoruz. Ehh hadi kabul edilebilir bir durum diyelim. Şampiyonlar Ligi maçı izlemediğini anlıyoruz. Eh o akşam işin vardı onu da izlemedin. Dünya Kupası'nı da mı izlemedin be adam.

Gittiğin ve yerinde izlediğin Dünya Kupası'nda Fildişi Sahilleri diye bir ülke var hani. O takımın ilk 11'inde oynuyor. Bu işten para kazanan bir adamın, böyle bir lüksü yok. Tabii ki, 24 saati futbolla geçmeyecek ancak Keita'nın da kim olduğunu bileceksin. Hiç bilmiyorsan, bu adam hakkında yarın yorum yapacaksın, az biraz araştır bari. Ayda 30 bin dolar para alacaksın, bunları bilmeyeceksin. Burası Türkiye haklısın.

Sonra Fox'ta bir abla vardı. "Keita numaradan kendini atmış olabilir mi?" dedi. Ağzımı bozmamak için yoğun gayret sarf edeceğim ama "Senin insanlığına tüküreyim" demekten de kendimi alamıyorum. Evet numaradan attı ama iyi beceremediği için dili soluk borusuna kaçtı.

Gerçekten yaptıkları iş konusunda kara cahil konumunda, birkaç kelimeyi ezbere alıp aynı sözcüklerle benzer cümleler kuran bir güruh söz konusu. 34 hafta boyunca olumlu ve olumsuz cümleleri var. Ona göre konuşuyor adamlar. Bilgi, araştırma gibi olgular hak getire. Sonra "Arda, Messi'nin ayağı olamaz" türünden, deli saçması şeyler söyleniyor. Biz de oturup izliyoruz. Hemen savunmamı yapayım "malzeme topluyorum" yoksa katlanılacak türden değil.