abdullah gül etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
abdullah gül etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Temmuz 2014

Sakın Filistin için ağlamayın, bırakın biz ağlarız

 
Şimdi sırayla Mısır'da yürütülen İsrail ve Hamas arasındaki kalıcı ateşkes görüşmelerine bir bakalım.

17 Temmuz Perşembe günü, Mısır'da kalıcı ateşkesin sağlanması için İsrail ve Filistin, Mısır Cumhurbaşkanı Sisi'nin arabulucuğunda bir görüşme gerçekleştirdi.

Görüşmeye Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ve İsrail delegasyonunda İsrail Güvenlik Servisi Şin Bet'in direktörü Yoram Cohen ve bu senenin başlarında Filistin hükümeti ile sürdürülen ancak başarısızlığa uğrayan müzakerelerdede rol alan başbakan danışmanlarından Yitzhak Molcho bulunuyordu.

Reuters'ın öğlen saatlerinde geçtiği haberde, İsrailli bir yetkili, İsrail ve Hamas arasında Mısır'da yapılan görüşmelerde kapsamlı ateşkes sağlandığını söyledi.

Ancak Hamas Sözcüsü Sami Ebu Zuhri ise, böyle bir anlaşmanın söz konusu olmadığını söyledi ve ateşkes iddiasını yalanladı.

Mısır'ın Dışişleri Bakanı Sameh Şükrü, ateşkesin sağlanamaması üzerine yaptığı açıklamada Kahire'nin çabalarının Türkiye ve Katar tarafından baltalandığını devlet ajansı MENA'ya açıkladı.

Bu arada İsrail Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman da İsrail'i ziyaret eden Norveç Dışişleri Bakanı Borg Brende ile görüşmesi sırasında "Türkiye ve Katar'ın, Mısır'ın ateşkes önerisini kabul etmemesi yönünde Hamas'a baskı yaptıkları" iddiasında bulundu.

İşin ilginci Sameh Şükrü bu açıklamayı yapmadan iki gün önce, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Çankaya Köşkü'nde Katar Emiri Şeyh Al Thani'ni ile bir görüşme yaptı.

Görüşmeye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu, MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı İbrahim Kalın da katıldı.

Üstelik Al Thani'nin gece yarısı geldiği Türkiye'de Sabiha Gökçen Havaalanı'ndan alınarak, Başbakan Erdoğan'ın Dolmabahçe'deki çalışma ofisine helikopterle getirilerek, içeriği açıklanmayan ve programda olmayan bir saatlik bir görüşme gerçekleştirdi.

Mısır ve Türkiye arasında var olan iki yönetim arasında ciddi sorun olduğu su götürmez bir gerçek ancak Mısır Dışişleri Bakanı'nın açıklamaları, Katar Emiri Al Thani'nin Ankara ve İstanbul'daki temasları bir araya gelince, anlamlı duruyor.

Bu kadar tesadüfün birarada olması ancak aptalların inanabileceği türden. Çünkü akan kan, üstünden her gün miting meydanlarında naralar atılıyor, 'Eyyy İsrail' ile başlayan cümlelerle başlayıp, 'insanlık' ve 'vicdan' çağrıları yapılıyor. Peki bu kadar sert kükreyen başbakanın kabinesinin Dışişleri Bakanı, İsrail'in Gazze'ye kara harekâtı düzenlediği anda yaptığı resmi açıklama ne oluyor? "İsrail'in Gazze'ye düzenlediği kara operasyondan kaygılıyız."

Akp iktidarı her seçim öncesi, dökülen kandan, karışıklıklardan nemalanıyor. Bu kez, dökülen kanın adresi Filistin. Üstelik kalıcı ateşkese (İsrail'in daha önce 235 kez ateşkesi ihlal ettiğini ve bozduğunu da bir kenara yazalım, hafızalarda kalsın) yaklaşılmışken, Türkiye bu ateşkesi baltalayan taraflardan biri oluyor.

Kendi ülkesinde akan kan üstünden siyaset yapan Akp iktidarı ve onun başı Recep Tayyip Erdoğan'ın eline, tam da Ramazan'da inanılmaz bir fırsat geçti. Her zaman olduğu gibi bu fırsatı değerlendirmekten geri kalmıyor. Miting konuşmalarını her gün dinliyorum, yapılan temel vurgu, alabildiğine muktedir görüntüsü çizip "Monşer" diye aklınca dalga geçtiği Ekmeleddin İhsanoğlu'nu zayıf göstermek (Oyumu Ekmel'e vermeyeceğimi de açık açık belirteyim).

Bugün, tam da şu anda (saat 02.49) öldürülen Filistinlilerin kanı, Akp iktidarına bulaşmıştır. Cumhurbaşkanı seçilebilmek için her türlü yolu deneyip, alabildiğine Müslümanlık ve milliyetçilik vurgusu yaparak, rakiplerini altetmeye çalışıyor. Bugüne kadar bunda başarılı olduğunu gördük zira miting cv'si; Alevileri yuhalatmaktan, polis tarafından öldürülen Berkin Elvan'ın annesini yuhalatmaya kadar geniş bir yelpazeye sahip.

Bu yüzden, Filistin'de kan akması ve savaşın devam etmesi seçimlerin sonuna kadar kendisi için eşsiz bir fırsat. Öyle ki, kalıcı ateşkesi engellemek için devreye girmekten bile çekinmiyor. Tabii Filistin'de kan akmalı ki, kendisi seçim meydanlarında bağıra çağıra İsrail'i suçlayıp, 'Müslüman kardeşlerimiz öldürülüyor' diye ajitasyonun dibine vurmalı.

Bu yazdıklarımı isteyen komplo teorisi olarak değerlendirebilir, gerçekten de umrumda değil ama görüşme trafiğine bakınca, Türkiye'nin kalıcı ateşkesin olmaması için elinden geleni yaptığı görülüyor.

Bu ülkenin başına gelmiş en büyük felaket Akp'dir. İktidarda kalabilmek için her türlü çirkinliği sergileyen, kendi ülke insanın öldüren, onunla yetinmeyip, savaşı körükleyen ve barışın önünde engel olan bir siyasi iktidarın ve onun liderinin başkanlık sistemine geçilirse, olası sonuçlarını düşünmek bile istemiyorum.

Bugün Gazze diye ağlayıp duran ama öte taraftan da Akp'yi destekleyenler sakın ama sakın Filistin konusunda vicdani duruş sergilemeye kalkmasın. Bunların ne denli vicdanlı olduğunu gencecik çocuklar öldürülürken; 'gebersin piç', 'oh iyi oldu', 'şunların hepsi ölse' diye sevinç çığlıkları atarken gördük.

Filistin benim davam, Suriye'de öldürünlerin benim davam olduğu gibi. Irak'ta IŞİD'in kafasını kestiği insanlara da sahip çıkıyorum, Nijerya'da Boko Haram'ın yaptığı bombalı saldırıda ölenlere de ya da Kenya'da El Şebap'ın öldürdüğü insanlara. Hepsi benim davam.

Ölenlerin dini veya siyasi görüşlerine bakıp vicdan yapmadım, her bireye sadece ve sadece insan gözüyle bakıyorum. Kafa kesenlere gizliden destek verip, Yahudiler için 'Hitler az bile yapmış' demiyorum.

Vicdanlarınız ve insanlığınız nüfus cüzdanlarındaki din hanesinde takılıp kalmış. Sadece minicik bir satıra sığabilecek kadar insansınız, daha fazlası değilsiniz.

O yüzden sakın Filistin için ağlamayın, bırakın biz ağlarız.

Eğer ağlamayı düşünüyorsanız, Roboski'den başlayın, Berkin'den, Ali İsmail'den, Soma'daki madencilerden, son 6 ayda ölen 978 emekçiden başlayın. Yeter ki, başlayın...

Haa bu arada, 2013 yılının Nisan ayından beri Gazze'ye gidecekti, bizim yiğit oğlan. O iş n'oldu ya!

Not: Yazı küfürsüz oldu, daimi takipçilerden özür dilerim...

18 Aralık 2010

Kefil, sefil, zam, türban, şemsiye


Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Kayseri Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki'yi 'kefil' oldu.

İyi de, Kayıp Trilyon davasından yargılanırken, cumhurbaşkanı seçilme marifetiyle yırttığı bir ortamda; kim, kime, nasıl kefil oluyor anlaşılabilir bir durum değil.

Hayır, insanın sorası geliyor, Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül yargılanacağı zaman kendisine kim kefil olacak. Mehmet Özhaseki de, kefil olur mu acaba?

Ya da vatandaşın biri bankadan kredi çekmek istese, Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, vatandaşa da kefil olur mu? Yoksa vatandaş her zamanki gibi sefil mi olur?

İşin ilginci ülkenin Başbakanı hakkında kalpazanlık suçundan fezleke hazırlanmış. Yine aynı ülkenin Cumhurbaşkanı hakkında kayıp trilyon davasında yargılanma kararı var ama önce milletvekilliği ardından da cumhurbaşkanlığı makamı imdada yetişiyor.

Cidden arkadaş, nasıl bir ülkede yaşıyoruz biz? Bir ülkenin cumhurbaşkanı ve başbakanı hakkıda böylesi suçlamalar olacak ve bu isimler görevlerinde kalacak? Başka bir ülkede olsa, yemin ediyorum arkalarından teneke çalarak gönderirlerdi.

Yolsuzluk, kalpazanlık, para kaçırmak, sahte belge hazırlamak. Bunlar çok ama çok ciddi suçlamalar. İnsanların bu suçlamalardan aklanmadan, herhangi bir devlet görevinde bulunmaları bile, insana zûl gelir.

Ama rahat olun, seçim sattı mahaline giriyoruz. Ocak ayı ortalarında bilemedin Şubat başlangıcıyla birlikte şahane bir türban tartışması başlayacak ülkede.

Çünkü Ocak'tan itibaren zam yağmuru başlıyor. O yağmurun şemsiyesi tabii ki türban. Artık bokunu çıkartana kadar tartışır herkes. Siyasetçisinden basınına, eşiktekinden beşiktekine kadar konuşmayan kimse kalmaz.

Güneşli bir cumartesi günü, biz giren çıkanla idare etmeye devam diyelim. Benzin 4 lira olmuş -pardon 2 kuruş ucuzladı- Haydarpaşa Garı'na gitmeyen helikopterler İsrail'de orman yangınına gönderilmiş, referandumda 'özgürlük' türküleri çığrılırken, hemen sonrasında üniversiteliler şehir ortalarında polis işkencesine maruz kalmış, YÖK'ü kaldıracağız diye kıç yırtanlar, şimdi isim değişikliğine giderek işi halletme peşinde.

Amannn canım, bize ne değil mi? Siz bana türbandan haber verin.

7 Aralık 2010

Doğu Perinçek'ten WikiLeaks iddiaları


* 1. KANIT TELEFON GÖRÜŞMESİ*

Telefon görüşmesi, BOP Eşbaşkanı Tayyip Erdoğan ile İngiltere'deki işadamı Remzi Gür arasındadır. İki kez "20-25 gönder" diyor. Bu para İngiltere'den Amerika'ya nasıl yollanacak? Bankayla yollanacak. Niçin kendi banka hesabından göndermiyor da İngiltere'deki Remzi Gür ile gönderiyor?

*BURS DEĞİL, KENDİ PARASI*

Burada bir yardım talebi yok. Muhasebe müdürüne "gönder" diyor. Tayyip Erdoğan'ın kişisel ödemelerini Remzi Gür yapıyor. Erdoğan'ın banka hesaplarının adresi Remzi Gür. İşte bu Erdoğan'ın hesaplarının yurtdışında olduğunu kanıtlıyor. Hesapların bekçiliği ise mahkemeye düşüyor.

*2. KANIT KRİPTONUN SATIRARASI*

Kriptolarda Edelman kendi devletini bilgilendiriyor. "Senin Eşbaşkanının 8 tane gizli hesabı var" diyor. Aynı paragrafta 8 hesapla birlikte Remzi Gür'den de söz ediliyor. Çocuklarını okuttuğu bilgisi sakat diyor. Gizli kasa olmasının ikinci kanıtı budur. Remzi Gür, Hilal-i Ahmer mi? Çocuğuna 2 milyon dolara 100 metre gemi alıyor. Çocukları okutmak idare amirliği demektir.

*3. KANIT GİZLİ KASADAN RÜŞVET DAĞITMAK*

Remzi Gür, 2007'deki Cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında milletvekillerine rüşvet dağıtmaktan 10 ay hüküm giydi. Remzi Gür işadamı. Gül, cumhurbaşkanı seçilsin diye rüşvet dağıtıyor. Rüşvet amiri. Rüşvetin verilmesi de onun kasa olduğunu gösteriyor.

*4. KANIT GASPEDİLEN KÖŞK KASAYA*

Halis Toprak'ın 140 milyon liralık bir Aslanlı Köşk'ü var. Tam 117 milyon lira eksik bedelle 23 milyon liraya Remzi Gür'e satılıyor. Devlet, gizli kasanın cebine 117 milyon lira koyuyor. Yasadışı hesap böyle olur işte. 117 milyonu çıktı, alır götürür gizli kasaya koyarsın. O kasadan çocuk da okutulur rüşvet de dağıtılır.

*5. KANIT 1 STERLİNE KİRALANAN ARAZİ*

İngiltere'de Yunus Emre Kültür Merkezi açıldı. Abdullah Gül burayı ziyaret etti ve hizmetinden dolayı Remzi Gür'ü övdü. Arazinin Gür'e ait olduğu söylendi. Tapu kayıtlarına baktık böyle bir şey yok. Örtülü Ödenek'ten para aktarmışlar ve 1 sterline Remzi Gür'e kiralamışlar. Bir kanıt da bu...

*6. KANIT SIRDAŞ HESABI EDELMAN'DA*

5 sene boyunca bu bilgiyi ne bir yazıda ne de bir beyanda kullanmadım. Çünkü kanıtlayamamıştık. Ancak Edelman'ın kriptosu doğruladı. Belgede, "Edelman buz gibi bir ses tonuyla dosyayı muhatabının önüne sürdü. 5 hesapta 7 milyar dolar olduğu yazılıyordu" ifadeleri yar alıyor. Olay artık ispatlanmıştır. Çünkü bizzat Edelman'ın bu "sırdaş hesap" bilgisini, 30 Aralık 2005'de bir kriptoyla ABD Dışişleri Bakanlığı'na da ulaştırdığı ortaya çıkmıştır. Açıklanmayan konu, bu hesapların hangi tehdit ve şantajlarda kullanıldığıydı."

Not: Tamamı mahkeme tutanaklarındandır. Hiçbiri benim iddiam değil ama özellikle Aslanlı Köşk'ün satışı sırasında rakamlar arasındaki uçurum çokça yazılmıştı. Perinçek'in üstüne parmak bastığı nokta çok tutarlı gibi görünüyor.

16 Eylül 2010

Bireysel kurtuluşun dayanılmaz cazibesi


Sinem Örsçek, 4 Temmuz 2009'da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün yolunu kesti ve "İki üniversite bitirdim. İşsizim. Bu insanlar sizi neden alkışlıyor anlamıyorum. Bu ülkede neler oluyor bilmek istiyorum. Biri söylesin" diyerek, bir nevi kahramanlık yapmıştı.

O gün yapılan haberleri, yazılan çizilenleri o kadar iyi anımsıyorum ki. Facebook üstünde binlerce insan tebrik etti, "İşte birisi nihayet tepki verdi" diyerek, Türkiye'de muhalefet havarisi bile ilan edildi.

Zaman geçti Sinem'e Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün girişimiyle Antalya'daki 5 yıldızlı bir otelde iş bulundu. Sinem 6 ay içinde bir şirket yöneticisi ile evlendi ve işi bıraktı.

Sinem artık yırttı. Çünkü şirket yöneticisi bir eşi var. Abdullah Gül'ün karşısına çıktığı gündeki koşullar değişti.

Şimdi Sinem, kendi deyimiyle "Milli beka açısından en az 3 çocuk yapacakmış"

Üstelik isimlerine de 'Recep', 'Tayyip' ve 'Abdullah' koyacakmış.

İşte Türk halkının yapısı budur. Yani her koyunun kendi bacağından asıldığı bir ülkedir. Yırttığın andan itibaren her şey geride kalır. Hatta öyle bir kalır ki, iş cıvık cıvık bir yalakalığı dönüşüp, 3 çocuk yapıp, isimlerine de Tayyip, Recep ve Abdullah koymaya kadar gider.

Sinem işin kolayını bulmuş. Hep birlikte takip edeceğiz. Bu haber sonrası ne eşinin ne de kendisinin sırtı yere gelmez. Hatta ben yakın zamanda Akp'den siyasete de atılmasını bekliyorum.

Bu ülkede ne yazık ki, bu yüzden kitlesellik olmuyor. Herkes bireysel olarak yırtmanın peşinde. Bireysel açıdan refaha ulaştığınız an, bulunduğunuz kitlenin içinden sıyırırsınız kendinizi. Hatta artık onları aşağılayabilirsiniz de.

İşin yapış yapış yalakalık kısmına girmeyeceğim, kendine bunu yediren insandan zaten bir bok olmaz.

Sinem'e çağrım şu; çocuk isimlerini, Recep, Tayyip ve Abdullah olarak düşünmüşsün ama eğer kız olursa Hayrünnisa, Emine ve Sümeyye de koyabilirsin.

Sinem uyanık ama isim konusunda biraz şaşırmış garibim.

Niye yazdım? Çünkü bu ülke Sinem'lerden oluşuyor. Bu ülkede Sinem gibi zengin kocaya kapağı atmaya çalışan tonla hatun var. Bir biçimde yırtmak için kendini bile satabilecek tonla insan var. O yüzden referandum sonuçlarına kimse şaşırmasın.

Yırtmak iyi geliyor gelmesine ama insanın onurunu yırtıp atması şerefini beş paralık etmesi çok adice geliyor bana.

Bak gördün mü, yine midem bulandı. Ben kusmaya gidiyorum...

24 Eylül 2009

Ahirette görüşmen gereken kişi Esra Elbirlik


Hakan Şükür, bildiğimiz aynı Hakan Şükür. Belli bir dönemden bu yana aynı çizgisini sürdürüyor. Her konuşması, her hareketi yönlendirme kokan, kendi beyin kıvrımlarından geçmeyecek sözler. Yeri gelmişken söylemeliyim, babasını menajer yapan adamı zaten ciddiye almam.

Bugün yine bir dolu zırva ile gündeme oturtmuş kendisini. Ne zaman unutulmaya yüz tutsa yaptığı şeydir, eskiden beri. Ne zamandan bu yana yumurtlamıyordu, o yüzden de konuşuluyordu. Bir dönem daha konuşulmak için yeterli derecede konuşmuş.

Hakan Şükür kendisini Müslüman ve inançlı biri olarak addediyor. Müslüman olmasına Müslüman da, insanlıktan zerre nasibini almamış bir karakter ne yazık ki.

"Galatasaray, 2. Metin Oktay'ı kaldıramazdı" diye buyurmuş, Hakan hazretleri. Metin Oktay isminin aynı cümle içinde geçmesi bile içten içe kendisinde orgazm etkisi yaratıyor. Tüm derdi buydu, onu yönlendiren insanların isteği. Galatasaray gibi bir camianın içine, Müslüman kimliği ağır basan, bir kişiyi yerleştirmek.

Planlar tutmadı, istenilenler olmadı. 'Zor oyunu bozdu' sizin anlayacağınız. Daha önce de söylemiştim bir kez daha söyleme gereği hissediyorum. Hakan Şükür'ün, Galatasaray'daki futbolculuk misyonuna başka sıfatlar ekleme gereği hissedildi.

Kitleleri bu denli heyecanlandıran ve arkasında koşturan sporun içinde, cemaatler yer almak istiyor, bunun lamı cimi yok. 'Böyle değil' diyene, güler geçerim. 10-15 yıl önce mazlum edebiyatı yapanlar bugün artık, milyon dolarlık holding sahipleri oldu. Girmedikleri ve ele geçirmedikleri yerler o kadar az ki. Şimdi kendi deyimleri ile "Fethedilecek bazı kaleler kaldı."

Hakan Şükür, bilinçli ya da bilinçsiz bu kaleleri fethetmeye çalışanların yeniçerisi durumunda. Geçirdiği evrimi gayet yakından gördüğüm ve takip ettiğim için, kendi kapasitesinin bunu bilinçli tercih ettiğini düşünmüyorum.

Sanırım hâlâ hafızalardadır "Kıyma ile mıyma arasındaki fark nedir?" gibi embesil sorular sorup, Akın Sel'le birlikte kahkahalara boğulduğu yıllar. Sözün özü Hakan'ın beyin kapasitesi, fethedilmesi gereken kalelerin olup olmadığına yeterli değil.

Hakan Şükür ve benzerleri, yüzde 99'u Müslüman bir ülkede yıllarca, en kötü mazlum rolünü oynadılar. Hoş, ellerinde bu kadar güç ve para varken, halen aynı şeyi yapıyorlar ya, neyse.

"İnanç da sonunda iyi bir motivasyondur, belki arkanıza aldığınız bir rüzgârdır. Bunlar bile zamanında kamuoyuna çok daha bir farklı şekilde yansıtıldı. Fettullah Gülen’i ise kızlarımla Orlando’ya gittiğim dönemde ziyaret ettim" diyor, Hakan Şükür.

Sanki dinini yaşaması yasaklandı, sanki namaz kılmasına itiraz edildi, sanki zorla ateist bir hayat yaşatılmaya çalışıldı beyzadeye. İsmet Paşa'nın "Namuslular namussuzlar kadar cesur olmadıkça o ülke için kurtuluş yoktur" sözünü çok severim. Bu yüzden de, Hakan Şükür vıdıvıdı ederken, başkalarının susmasını kabullenemiyorum.

Keşke, anlatsalar nasıl zorla namaza götürüldüklerini, keşke anlatsalar oruç tutmaya zorlandıklarını da, şu kamuoyu denen olgu öğrenebilse birtakım şeyleri ama nafile.

Şimdi en kilit cümleye gelelim; "Kendi isteğimle olsa, belki futbolu daha önce bırakacaktım. Onların isteğiyle bırakmış olmak üzdü. Bir de içten vurulmak. Başarılarınızı kıskanan, isminizin camiayı aştığını düşünenler kabul edemedi. Tarihimizde içten vurulmalar çok var, herhalde büyüklerimiz çok tarih okumuş.

Bunları yapanların duygusuz olduğuna, kalbinin, inancının olmadığına, başka kimseyi düşünmediğine inanıyorum. Yüksek yerlerdekilerin kendilerini görmesi zordur. O makamların şatafatı çoktur. Kendinizi görmek zordur, ne zaman ayrılırsınız, o zaman görürsünüz. Burada görmezseniz, ahirette görürsünüz. İşte ben oradaki karşılaşmayı sabırsızlıkla bekliyorum."


Hakan, ahirette birileriyle hesaplaşması gereken en son kişi sen olursun muhtemelen. Evlenmek için tarikat ve cemaatleri devreye soktuğun hatta yetinmeyip dönemin Başbakanı Tansu Çiller vasıtasıyla evlenmeye zorladığı Esra Elbirlik vardı ya. İşte O Esra Elbirlik'le hesaplaşman gerekecek ahirette öncelikle.

Bakalım ahirette, hesabını verebilecek misin bazı şeylerin. Senin gibiler, günahlarının affedilmesi umuduyla kabe benim, umre senin gezip durursunuz ama bazı günahları affetmek insan olmak şartı vardır. Müslümanlık, dininizi öğrendiğiniz ağlak imamların anlattığı gibi değildir, onları peygamberleştirmek hiç değildir.

Adam olsan susardın, ama adam olmadığını 1999 yılında bir deprem sonrasında kanıtladın fazlasıyla. Bırak futbolu, Galatasaray'ı, kariyeri de; nasıl insan olunur onu öğren önce. Git şimdi Orlando'daki ağlak imamın dizinin dibine, günah çıkart.

12 Ağustos 2009

Tesadüfe bak sen!

Çaykur Rizespor ve Fenerbahçe, yeni Rize Stadı'nın açılışı için bir maç yapıldı. Maçın önemi filan yok. Bu ülkede son zamanlarda iki stad yaptırıldı (ya da yenilendi) bu büyüklükte.

Biri Kayseri Kadir Has Stadı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün memleketi olan Kayseri yani.


Diğer bir stad ise Rize'ye yaptırıldı. Hani Başbakan Erdoğan'ın memleketi olan Rize. Tesadüfe bak sen!



Her iki ilde de alınan oy oranları, Türkiye'nin en yükseği. Hat-trick yapmak için Erzurum sırada. Neyse ki, onun bahanesi var. Üniversitelerarası Kış Spor Oyunları...

Oyun içinde oyun. Ver 'oy'unu, oyna 'oy'unu...