arjen robben etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
arjen robben etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Temmuz 2010

'74, '78 ve 2010 efsaneleri bırakın yerinde kalsın


1974 FİNAL KADROSU

Jongbloed
Krol
Suurbier
Haan
Rijsbergen
Van Hanegem
Neeskens
Jansen
Rensenbrink
Rep
Cruyff

1978 FİNAL KADROSU

Jongbloed
Brandts
Krol
Poortvliet
Jansen
Haan
Neeskens
W. Van de Kerkhof
R. Van de Kerkhof
Rep
Rensenbrink



MUHTEMEL 2010 FİNAL KADROSU

Maarten Stekelenburg
Gregory van der Wiel
John Heitinga
Joris Mathijsen
Giovanni van Bronckhorst
Dirk Kuyt
Mark van Bommel
Nigel de Jong
Arjen Robben
Wesley Sneijder
Robin van Persie


Yaşı 30'u devirmiş pek çok futbol tutkunu -ben de dahil-, dünya gözüyle Hollanda'nın Dünya Kupası'nı kazandığını görmek ister.

Dünyanın en çok takip edilen oyununa başka bir anlam yükleyen, o oyunun şeklini değiştirerek belki de, daha fazla insanın izlemesini sağlayan Hollanda'nın '74 ve '78'deki kadrolarına baktım az önce.

Hollanda'nın 1974 ve 1978 Dünya Kupası'nda finale çıkan kadroları ile bu akşam Soccer City'de finale çıkacak kadrolara şöyle bir baktım. Sonra bu akşam Hollanda'nın şampiyon olma ihtimalini düşündüm.

Cruyff, Neeskens, Rensenbrink, Rep, Krol, Haan, Van de Kerkhof kardeşlerle; Robben, van Persie, van Bommel, De Jong, Sneijder, Kuyt, Heitinga gibi isimleri yan yana koydum.

Dedim ki, kendi kendime; "Hollanda bu akşam şampiyon olmasın. '74 ve '78'deki kadrolar hep efsane olarak anılmaya devam etsin."

İspanya da, Dünya Kupaları tarihinin en güzel futbolunu oynayan şampiyonlarından biri olarak hafızalara kazınsın ve genç futbolseverlerin yeni efsanesi olsun.

28 Haziran 2010

Hollanda-Brezilya maçına erken bakış


Hollanda futbolunun yeri her futbolsever için ayrı olmuştur. Her büyük turnuvaya (1988 Avrupa Şampiyonası dışında) büyük umutlarla ve büyük beklentilerle gelirler, grup maçlarındaki futbolla taraflı tarafsız herkesi büyülerler. Ancak grup maçları sonrası tek ayaklı maçlar başladığı andan itibaren, tekleme emareleri kendini gösterir.

Hollanda'nın ikinci turda hesaplarını, Paraguay ya da İtalya'yı düşünerek yaptığı muhakkak. Fakat dünya kupaları tıpkı bugün olduğu gibi bambaşka defterlerin açıldığı karşılaşmalarla dolu.

Çok rahat geçebilecekleri Slovakya karşısında Stoch ve özellikle de Vittek'in karşı karşıya kaldıkları pozisyonlarda, 2010 Dünya Kupası'na damga vurabilecek bir sürpriz yaşayabilirlerdi. Olmaması direkt olarak tecrübeyle ilgiliydi. Rakip Slovakya değil de, çeyrek finaldeki Brezilya olsa ve Vittek ve Stoch yerine Fabiano ile Kaka'nın bu pozisyonlara girdiğini varsaysak, sonucun ne olacağını kestirmek az çok mümkün.

Robben, ilk turdaki sakatlığı sonrası tam performansla sahaya çıktığı Slovakya maçında, aslında dünya futbolunda biraz hakkı yenmiş bir adam olduğunu gösterdi.

Niye bilmiyorum, Robben'e hiç Messi muamelesi yapmadık ya da Ronaldo'ya gösterdiğimiz saygıyı göstermedik. Real Madrid'de bile istenmeyen adam oldu, bunun üstüne ne söylenebilir ki?

Oysa sahada yaptıkları, oynadığı takımlara etkisi tartışılmaz. Robben'i kendi kalibresindeki diğer yıldızlardan ayıran en belirgin özelliği, kendinden çok takımı için oynaması. Dripling yeteneği, 1'e 1'lerdeki etkinliği, sürati, ortaları, 26 yaşına gelmiş bu adamın, benzerlerinden hiçbir farkı olmadığını, hatta birçoğuna nazaran yetilerinin üstün olduğunu gösteriyor. Hep, hakkı yenmiş bir adam olduğunu düşündüm, hâlâ da aynı fikirdeyim.

Turnuva başlamadan önce "Favorim Hollanda" derken, iki ismi hedefe koymuştum Hollanda açısından. Biri Robben, diğeri ise Sneijder. Şu dört maç sonunda gördüm ki, belki Gullit ve Van Basten etkisinde değiller ama bir takımı şampiyon yapabilecek güçteler. Tabii, bu iki isme eklemlendirilecek oyuncular da mevcut. (Örn: Kuyt, De Jong, Van Bommel...)

Hollanda'nın bu Dünya Kupası'ndaki en temel eksiği, Van Nistelrooy tarzında bir adama sahip olmamaları. Ne yazık ki, Van Persie aynı etkiyi yapamıyor. Oyun stili olarak da, futbolcu tipi olarak da buna uygun değil. Klasik golcü tanımına uyan bir adamın, forvete oturtulması durumunda sanki daha başarılı olurmuş gibi hissediyorum ama bunların hepsi birer varsayım.

Çeyrek finalde önlerinde, bu kupada verecekleri en zor sınav var. Bu virajı geçtikleri taktirde, şampiyon olacakları düşüncem perçinlenecek. Aslında Brezilya için de benzer bir durum söz konusu. Bu kupada karşılaşacakları 31 takımın içinde kendilerine en ters gelebilecek rakiple karşılaşacaklar.

Brezilya'yı, Şili karşısında izledik. Akıl öyle menem bir şey ki, hiçbir şey yolunda gitmezken, bir anda onun sayesinde istediğinize ulaşabiliyorsunuz. 35 dakika boyunca, rakibin hata yapmasını bekleyen Brezilya'da Maicon, tam 34. dakikada orta yapacakken kafasını kaldırdı ve baktı. Pozisyonu biz göremedik ama TRT spikerine göre içeride 2 kişi vardı. Maicon şu kararı verdi ceza sahasına baktığında, "Şimdi orta yaparsam içeride 2 kişi var fakat topu rakibe çarptırıp kornere çıkartırırsam minimum 5 adamla ceza sahasında olacağız."


Belki şu yazıyı okuyan herkes "Oha birader amma yazdın" diyebilir ama pozisyonu tekrar izleyin. Yani o orta anını, Maicon'un bakışını ve topu bilinçli bir biçimde rakibine çarptırıp kornere çıkartırmasını. Kesinlikle böyle düşündüğüne eminim.

Evet işte, 90 dakikalık aksiyon içinde aklınızı kullandığınız bir an, kalan 55 dakikanın çorap söküğü olmasını sağlıyor.

Şimdi üste dönüp bakalım. Evet hem Hollanda hem de Brezilya, kendi açılarından bu kupada oynayacakları en zor takımla oynayacaklar. Brezilya, ilk kez topun sürekli kendinde kalmasını isteyen, sürekli ve şuursuzca değil (Bundan önceki turnuvalarda Hollanda'nın temel yıkılış sebebidir) bilinçli bir biçimde rakibinin üstüne giden, orta sahasını sağlam bir blokla koruyan; üstelik sadece kesici değil aynı zamanda topu oyuna sokmayı becerebilen bir orta sahayla karşı karşıya.

Açıkçası, Brezilya-Hollanda maçının genel olarak orta sahada kısır geçeceğini ve beklentilerin aksine çok zevkli ve kaliteli olmayacağını düşünüyorum. Benzer özellikler taşıyan iki takım oynayacak çünkü.

İki takımın defanslarını karşılaştırdığımızda kesin bir üstünlük var. Onun ismi de Maicon. Hiçbir turnuvada bu kadar baskın ve dominant bir kanat beki izlediğimi hatırlamıyorum. Oyunun skoruna her saniye etki edebilecek, rakibin sol kanadını canından bezdirebilecek, neredeyse her yaptığı orta isabetli olan bir adam.

Dunga kuvvetle muhtemeldir ki, kazanma planlarını 35'lik van Bronckhorst'a karşı kuracaktır. Bu, takımı açısından en doğru ve en akılcı taktik olacaktır.

Diğer tarafa gelince, Bert Van Marwijk eğer van Bronckhorst'u Maicon'la, kaderine razı bırakırsa, kendi açısından en yanlış tercihi yapmış olur.

Doğrusunu söylemek gerekirse, bu turnuvada kime gönül verdiysem, diğer tarafın kazanmasını izlemek zorunda kaldım, birkaç karşılaşma dışında. Hollanda-Brezilya maçında gönlümün kefesi açık ara Hollanda derken, aklımın kefesi ise Maicon etkisizleştirilebilirse (zor kelimeymiş ya da ben zorladım) Hollanda'nın kazanacağını söylüyor.

Şili ve Slovakya için mutlaka bir şeyler söylemek gerekir. Slovakya, kendi açısından çok parlak bir turnuva geçirdi. Sadece 3-2'lik İtalya maçı için bile, ülkede birkaç belgesel çekilebilir. Vittek bu turnuvada Slovakya forması değil de; Hollanda, Almanya forması giyse Salvatore Schillaci etkisi yaratabilirdi. Bu bakımdan 2010'un kazananlarından birinin Ankaragücü olduğunu söylemek mümkün. Stoch'a gelince, ciddi anlamda yetenekli olduğu su götürmez fakat asla ve asla şapkadan tavşan çıkartabilecek bir futbolcu değil. Fenerbahçe ve Galatasaray arasındaki kavganın son derece gereksiz olduğu, bu kupada görülmüştür.

Şili bu turnuvanın futbolsever açısından hemen herkesin gönlünü kazanmıştır. Futbola pozitif bakan, futbol oynamaya çalışan ve izleyeni pişman etmeyen bir takımdı. Ama onların da kaderi, son dünya kupalarında parlak futbol oynayan takımların başına geldiği gibi oldu ve ikinci turda elendiler. Yine de, kısır ve zevksiz geçen ilk turların en iyi takımlarından biriydiler ve bizleri heyecanlandırlar. Akılda kalmaları bile çok önemli...

23 Ocak 2010

Val Gaal ve Robben'in, Yılmaz Vuralvari sevinci


Bayern Münih'in, Werder Bremen'i deplasmanda 3-2 yendiği maçta Robben'in 78. dakikada attığı golden sonra iki Hollandalı'nın sevinci.

Van Gaal'i ilk kez böyle gördüm doğrusu, biraz şaşırdım. Çok zor bir süreçten geçti ve şu an için emin adımlarla yoluna ilerliyor.

Direkten dönen bir adamın böyle sevinmesine neden "şaşırıyorsun" derseniz verebileceğim bir yanıt yok.

Ancak çok soğukkanlı bir adam olarak tanıyordum, demek ki insanın zembereği bir kez boşaldı mı böyle oluyormuş.

29 Ağustos 2009

Robben-Ribery tam yol ileri


Farkındayım, son günlerde çok fazla sayıda Ribery ve Robben fotoğrafı ve postu gördünüz ama bu kez elimizde olmayan sebeplerden ötürü.

Robben, Bundesliga'ya hızlı bir giriş yaptı. Ayağının tozuyla oynadığı Wolfsburg karşılaşmasında 2 gol atarak, takımının 3-0 galip gelmesinde büyük pay sahibi oldu.

Hemen her yerde aynı tartışma dönüyor Robben geldi Ribery'e yol göründü mü? Yoksa ikisi birlikte kanatlardan uçuracak mı Bayern Münih'i? Her ne olursa olsun Bayern Münih fantastik bir transfer yaptı. Hamle ve zamanlaması açısından.

Bundesliga'da haftanın maçlarında ise Schalke'nin Freiburg'a 1-0 yenilmesi ve Stuttgart'tın Nurnberg'le 0-0 berabere kalması dışında sürpriz olmadı. Ehh bir haftada iki sürpriz zaten yeterli olur.

Skibbe'nin takımı Eintracht Frankfurt Dortmund karşısında yenik duruma düşmesine karşın 4. haftada da yenilmedi.

BUNDESLİGA'DA ALINAN SONUÇLAR

Monchengladbach 2 - 0 Mainz
Bayer Leverkusen 2 - 1 Bochum
E.Frankfurt 1 - 1 Borussia Dortmund
Hannover 0 - 1 Hoffenheim
Schalke 0 - 1 Freiburg
Stuttgart 0 - 0 Nurnberg
Bayern Munich 3 - 0 Wolfsburg

28 Ağustos 2009

24 Ağustos 2009

Avrupa'dan transfer dedikoduları

Manchester United'ın, Real Madrid'in gözden çıkardığı Hollandalı oyuncu Arjen Robben'i transfer etmek istediği haberleri iyiden iyiye yazııp çizilmeye başladı.

MANU'nun bu transfer için 25 milyon sterlin teklif edeceği de söyleniyor. Ronaldo gittikten sonra, takıma patlama gücü olan bir oyuncu almak isteyen Alex Ferguson'un Robben konusunda ısrarlı olduğu da söyleniyor.

JUVE, RAFINHA VE GROSSO'DA SONA GELDİ

Şike iddiaları nedeniyle ligden düşürüldükten sonra ve ancak bu sezon kendisine gelebilen Juventus, Schalke 04'ün Brezilyalı kanat oyuncusu Rafinha transferini bugün noktalamak üzere.

Daha önce bu transfere onay vermeyen Magath'ın da 8 milyon Euro'luk teklif sonrası yumaşadığı ifade edildi.

Öte yandan Juve'nin hedefindeki diğer isimler Fabio Grosso ve Massimo Oddo. Bu iki oyuncudan birinin de takıma dahil edileceği gelen haberler arasında.

30 Temmuz 2009

Liverpool teslim olmak üzere

Real Madrid'in ısrarla istediği ve vazgeçmediği Xabi Alonso transferinde sona yaklaşıldığı haberleri İngiliz basınında geniş yer buldu.

Liverpool'un Alonso'nun yerine alacağı oyuncu ile anlaşma zemini ararken, iki kulübün 30 milyon sterlin karşılığında el sıkışabileceği haberleri geliyor. İspanyol Marca gazetesi de, Perşembe gecesine kadar bu transferin biteceği haberini okurlarına duyurdu.

Liverpool ise Xabi Alonso'dan doğacak boşluğu Wigan Atletic'den Lee Cattermole'la doldurmak istiyor. Cattermole'un, Anfield Road'da gitmek istediği uzun süredir biliniyor.

Teknik direktör Rafa Benitez'in Xabi Alonso'nun Real Madrid'e gitmesi durumunda Valencia'dan David Silva'yı almak için girişimlerini hızlandıracak.

ROBBEN ROMA'YA, SNEIJDER AC MILAN'a

Real Madrid bir yandan futbolcu alımını sürdürürken, kadrosunda 'temizlik' operasyonunu da başlattı. Hollandalı iki oyuncu Wesley Sneijder ve Arjen Robben'i Serie A'ya göndermeyi planlayan İspanyol kulüp bu iki oyuncunun yanı sıra bir diğer Hollandalı Jan Huntelaar'ı da takımdan kopartmak istiyor.

Avrupa'da transfer piyasasının bu denli hareketli olduğu yıllar çok olmamıştı. Bu yıl hemen herkes kadrosunu büyük yıldızlarla takviye ediyor ya da takas yoluyla renk değişimine gidiyor.