real madrid etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
real madrid etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Kasım 2010

Alınacak dersler, verilecek yanıtlar ve Mourinho'ya kapaklar


FC Barcelona: Valdés (altyapı), Alves (transfer), Piqué (altyapı), Puyol (altyapı), Abidal (transfer), Sergio Busquets (altyapı), Xavi (altyapı), Iniesta (altyapı), Pedro (altyapı), Messi (altyapı), Villa (transfer)

Real Madrid: Casillas (altyapı), Ramos (transfer), Pepe (transfer), Carvalho (transfer), Marcelo(transfer), Xabi (transfer), Khedira (transfer) Ronaldo (transfer), Mesut Özil (transfer), Di María (transfer), Benzema (transfer).

Endüstriyelleşmiş futbola verilebilecek en güzel örneklerden biridir şu yukarıdaki tablo. 'Transfer transfer' diye kıçını yırtan Türk taraftar profiline meram anlatmak için daha iyi bir karşılaştırma olamaz.

İki takımın karşılaştırmasına devam edelim. Bir takımın formasında UNICEF var, diğerinde ise bir bahis firması. Barcelona UNICEF'e katkı sunuyor, bahis firması Real Madrid'e. Sadece forma reklamlarına bakarak bile, endüstriyelleşmiş futbola nasıl şamar yapıştırılır görüyoruz.

Maçla ilgili bir şey söylemeyeceğim. Herkes izledi olan biteni. Messi'nin birkaç kendini bırakması dışında, tekme-tokat ve spor-sanat ikilemi arasında gidip gelen bir maçtı.

Sadece bu maç özelinden onlarca ders çıkartılabilir. Nasıl mı? Mesela bizim aptallar, maç sonlarında teknik direktörlerini çatır çatır eleştirirken, Valdez'in, Ronaldo'nun Guardiola'ya yaptığı terbiyesizliğe verdiği yanıt gibi.

Takım arkadaşına atılan bir tekmede, nasıl yekvücut olursun onu izledik. Bizimkiler, rakiplerle konuyu münazara ediyor, elinoğlu 11 kişi arkaşını yalnız bırakmıyor.

Futbolun, doğru yapılanma gerçekleştirildiği sürece basit bir matematiği var. Yeter ki, o yapılanmanın arkasında durmayı bil. Bizde olduğu gibi, "Hocanın arkasındayız" dedikten 3 hafta sonra adamı yollarsan olmaz bu işler.

Maçın rakımlarına bakalım. Barcelona 684 pas yapmış, Real Madrid 331. Topla oynamada Barcelona yüzde 67'ye yüzde 33'lük başarı sağlamış.

Jose Mourinho, haftalardır vıdır vıdır konuştu. Ağzında Inter maçından başka bir şey yoktu. Çekirgenin zıplama mühleti tek maçlıktı, onu da doldurdu. Gerçi maç sonundaki basın toplantısında hâlâ Inter günlerini yadediyordu ama bu mağlubiyetin şokunu atlatması biraz zor olur.

Mahalle karısı edası, ortalığı germe, dikkatleri başka yöne çekmek gibi basit taktikleri var Mourinho'nun. Bu maçtan sonra halen konuşabilecekse, kendisindeki midenin şirden olduğu kanaatine varacağım.

Türkiye'deki kulüplerin bu doğru yapılanmayı örnek alması şart. Başbakanlık örtülü ödeneklerinden para aktarılan, borç batağındaki kulüplere devletten sürekli yardım yapılan bir ortamda aklın, mantığın birleşmesi bu ülkedeki boktan futbol ortamını biraz arındırabilir, kirli oyunlardan.

Futbolu seviyorum ama Salazar'ın 3F'sinin bir ayağını oluşturan futbolu değil. Ülkede dönen her türden kirli işin perdelenmesini sağlayan futboldansa nefret ediyorum.

Çirkefliğimi yapmadan yazıyı sonlandırmam. Mourinho'ya emzik verelim, Madrid'deki maça kadar ağzında tutsun. Çünkü konuştukça daha antipatik hale geliyor. Adama kapağı böyle takarlar hacım.

O değil de, bir insan niye Real Madrid'i tutar ki? Küstahlığın, zenginliğin, kendini beğenmişliğin yanıtını şiir dinletisi tadında, Chopin bestesi kıvamında futbolla verirler. Gerçi yer yer tecavüzü andıran sahneler de yok değildi ya neyse. Küfürsüz bir yazı sonlandırma niyetindeyim. Real Madridli olsaydım bir hafta gözüme uyku girmezdi, yemin ediyorum.

Ya hakikaten eğer İspanyol değilseniz niye Real Madrid'i tutarsınız ki? Akıllı bir adamdan yanıt bekliyorum.

Özel not: Lan Umutcan, adama böyle çakarlar, Mourinho'ymuş. Hadi eyvallah...

26 Mayıs 2010

Jose Mourinho resmen açıklandı


Florentino Perez resmen açıkladı. Pellegrini gitti, Mourinho geldi.

Artık Real Madrid'den daha fazla nefret edebilirim, daha fazla tiksinebilirim ve Barcelona'nın aldığı galibiyetlerde iki kat fazla sevinebilirim.

11 Mart 2010

Parayla saadet olmaz


Bu yıl transfere 254 milyon Euro harcanmış.

Cristiano Ronaldo: 94 milyon Euro
Kaka: 67 milyon Euro
Benzema: 35 milyon Euro
Xabi Alonso: 30 milyon Euro
Albiol: 15 milyon Euro
Negredo: 5 milyon Euro
Granero: 4 milyon Euro
Arbeloa: 4 milyon Euro.

Demek ki neymiş? Parayla saadet olmuyormuş, başarı gelmiyormuş. El Pais en güzel başlığı kullanmış "Kupalar satın alınamaz" diye.

Daha önce örneklerini Türkiye'de de yaşamıştık. Futbolda artık çok şey değişti. Tabii ki, karşındaki takım sıradan değil ancak özgüven başka bir olgu.

Türkiye'de bizim takımlarımızın asal sorunu bu zaten, yani özgüven eksikliği. Rakamlara, isimlere bakmadan işini yapacaksın. Eğer Bursaspor bu yıl şampiyon olursa, değişik bir biçimini burada da yaşayabiliriz hem de herkesin suratına inecek bir tokat şeklinde.

Real Madrid'e atılan her tokat beni acayip mutlu ediyor. Hele ki, şmampiyonluğu da alamazlarsa Pellegrini'yi asarlar, aynı mantıkla devam ederler. Artık bu yıl da Rooney, Lampard, Terry gibi isimlerle yola devam ederler.

Çünkü Real Madrid'in geleneği bu. Ama Lyon'un da geleneği daimi olarak bu iğrenç takıma yenilmemek.

Bu arada fotoğraf, Şampiyonlar Ligi'ndeki kabus sonrası ilk antrenman. Maçtan önce ukala ukala konuşanlar dut yemiş bülbül kıvamında.

13 Şubat 2010

Sevimsizlik abidesi


Mutlaka fazlaca seveni vardır. Ama bir insan bu denli itici olamaz be birader. Futbolculuğuna lafım yok, olamaz da ama iticilik abidesi herif. Gitgide sevimsizleşiyor.

Hele, şu herifi yakışıklı bulanları hiç anlamış değilim. Cebindeki para ya da popülariten, karşıdan seni yakışıklı gösteriyor demek.

Yarın Galatasaray maçı da yok, sayfada bu herifin fotoğrafıyla sizi baş başa bırakma ihtimalim var. Şimdiden kusura bakmayın.

6 Aralık 2009

Baklava dilimli Ronaldo


Real Madrid, etinden sütünden faydalanmalı bu adamın. Misal; iç çamaşırı sektörüne giren kulübün, Ronaldo'yu manken olarak kullanması denk düşermiş.

O değil de, hayatı bu kadar didik didik ediliyor, herif alemden aleme sekiyor, düşüp kalkmadığı kalmadı ama vücudu bir acayip. Şu baklava dilimi dediklerinden.

Çalışmanın hatta çok çalışmanın karşılığı, kendisini Ronaldo olarak gösteriyor. Bu da, Ronaldo olmak isteyenlere örnek olsun. Demek ki, sadece iki çalım atıp, top sektirmekle olmuyor.

29 Kasım 2009

22 terbiyesiz adam ve 22 futbol sevdalısı


Haftalardır beklenen Barcelona-Real Madrid maçında "Futbola doydun mu?" deseler, gyaet net bir biçimde 'hayır' yanıtını veririm. "Peki Barcelona beklediğin gibi miydi?" deseler, yine aynı yanıtı veririm.

Hatta Real Madrid beklediğimden çok daha iyi çıktı. Ancak bir gerçek var ki, Barcelona daha takıma benzeyen ekip. Real Madrid kadrosuna baktığımda hep aynı şeyi düşünüyorum; "Yeneteklerle bezenmiş adamlardan 11 kişi oluşturulmuş."

Oysa Barcelona'da "Yeteneklerle bezenmiş 11 adamdan bir takım oluşturulmuş" cümlesini rahatlıkla söyleyebiliyorum.

Oyuncu ve oyun kalitesini bir kenara bırakırsak, sahada kırmızı kartlar olsa da, tartışmalar olsa da, Fenerbahçe-Galatasaray maçı ile şu maçı yan yana koyduğumuzda futbol oynamak isteyen 22 adam ve terbiyesizlik yapmaya çalışan 22 adam görüntüsü gözümün önüne geliyor.

Hani şu meşhur "Türkiye'de futbol filan oynanmıyor" geyiği var ya, futbol değil, iyi niyet ve insani açıdan kesinlikle doğru. Sonra boktan bir derbiyi, dünyanın en büyük derbisi diye yutturmaya çalışıyorlar. Yok ya...

Cidden, Türkiye'deki futboldan kişisel açıdan soğumuş durumdayım. Medyasıyla, futbolcusuyla, teknik direktörüyle, taraftarıyla... Hepimiz birbirimize benzemeye başladık, hepimiz kirleniyoruz bu ortamda.

Son söz Guardiola'ya olsun ama Türkiye'deki futbol diliyle. "Ne diye Zlatan'ı yedek bırakırsın. Sen futboldan filan anlamıyorsun. O takım kimin elinde olsa oynatır."

28 Ekim 2009

Hezimet sonrası ilk antrenman


4-0'lık hezimetin ardından çıkılan ilk antrenmanda suratlar asık. Haberi ilk duyduğumda derin bir 'oh' çektim. Dünyada iki takım bu kadar mide bulandırıcı çünkü.

28 Eylül 2009

Şampiyonlar Ligi final 1958

Tarih: 28 Mayıs 1958
Stat: Heysel-Stadion Brussel
Seyirci: 67 bin
Hakem: Albert Alsteen
Sonuç: 3-2

Real Madrid: Juan Adelarpe Alonso, Angel Atianza, Jose Emillio Santamaria, Rafael Lesmes, Juan Sansebastian, Jose Maria Zarraga, Raymond Kopa, Jose Iglesias, Alfredo Di Stefano, Jose Hector Rial, Francisco Gento -Teknik Direktör: Luis Antonio Carniglia-

AC Milan: Narciso Soldano, Alfio Fontana, Eros Beraldo, Mario Bergamaschi, Cesare Maldini, Luigi Radice, Giancarlo Danova, Nils Liedholm, Juan Alberto Schiaffino, Ernesto Grillo, Tito Ernesto Cucchiarino -Teknik Direktör: Hector Puricelli-

Goller:
Schiaffino (59) Grillo (77) AC Milan; Di Stefano (74), Rial (79), Gento (107)

21 Eylül 2009

Bu kalp seni unutur mu? -Hagi-


Bazı anlar unutulmazdır, Hagi'nin de Türkiye'ye gelmesi benim için unutulmazdı. 1990 ve 94' Dünya Kupası'nda futboluna âşık olduğum hatta bugün birçok kişiyi güldürece olsa bile "Maradona'dan bile iyi futbolcu" dediğim bir adam O.

Öğlen saatleriydi, o dönem ATV'de Galatasaray muhabiri olan abim telefon açtı eve ve "Oğlum şu an havaalanındayız, bil bakalım kimi aldınız?" sorusuna bir çırpıda saydığım isimlerden hiçbiri değildi Hagi. Çünkü O'nun buraya gelme ihtimalini hiç düşünmüyordum bile.

Sonra abimin "Oğlum senin için dünyanın en iyi futbolcusu kim? İşte o geldi" cevabına "Hadi lan, Hagi geldi de bari. Git kekleyecek başkasını bul." dediğimi hatırlıyorum.

Türkiye'ye gelişiyle bir takımın, bir ülkenin ve kendisinin kaderini değiştiren o büyüleyici futbolcunun önünde saygıyla eğilirim.

Lakabı: Karpatların Maradonası
Forma Numarası: 10
Oynadığı takımlar: Farul Constanta, Sportul Studentesc, Steaua Bucureşti, Real Madrid, Brescia, Barcelona, Galatasaray
Kariyeri boyunca attığı gol sayısı: 514 maçta 245 gol
Milli Takımlarda attığı gol sayısı: 125 maçta 35 gol
Milli Takım Başarıları: FIFA Dünya Kupası Finalleri (1990, 1994, 1998), Avrupa Şampiyonası (1984, 1996, 2000)
Kulüp Başarıları: Steaua Bükreş-Şampiyon Kulüpler Kupası (1987) Romanya Ligi (1987, 1988, 1989), Romanya Kupası (1987, 1988, 1989) Real Madrid-İspanya Süper Kupası (1990), FC Barcelona-İspanya Süper Kupası (1994), Galatasaray-UEFA Kupası (2000), UEFA Süper Kupası (2000), Türkiye Ligi (1997, 1998, 1999, 2000), Turkiye Kupası (1999, 2000).

DÜNYA KUPALARINDA VAR OLDU

Hagi 10 yaşında Romanya'nın Constanta takımının alt yapısında, komünizmin ülkeye getirdiği disiplinle yetişti. 17 yaşına geldiğinde profesyonel bir futbolcu olarak Constanta'dan Sportul Studentesc'e transfer oldu.

1985 yılında Romanya'nın en iyi oyuncusu seçildi. 1 yıl sonra da dünya arenasına açılacağı Steaua Bükreş'e transfer olarak bu takımla 3 lig şampiyonluğu bir de Avrupa Süper Kupası'nı kazandı.

Sovyetler'in dağılmasıyla başlayan süreçle beraber, "Demirperde"nin harika çocukları birer birer Avrupa kulüplerinin yolunu tuttu. Özellikle 1990 İtalya Dünya Kupası’nda Romanya ile sergilediği harika futbol Hagi'nin ilk durağının Real Madrid olmasını sağlamıştı. Real ile 64 maça çıkan Hagi 15 gol atma becerisini gösterdi.

Yetenekleri tartışılamaz Hagi takıma uyum sağlayamayınca İtalyan Brescia'ya transfer oldu. Milli Takım'da 1994 ABD Dünya Kupası’ndaki parmak ısırtan futbolu, golleri ve özellikle hafızalarda yer eden Kolombiya’ya 45 metreden attığı muhteşem gol ona İspanya kapılarını ikinci kez açtı.

Real Madrid'de çok sıkıntı çeken ve ırkçı tavırlara maruz kalan Hagi, intikamını en büyük rakipleri Barcelona'ya trasfer olarak aldı. Hagi'nin tek isteği Barca'da başarılı olup kendini ispat etmekti. Ama Romen yıldız istediği ortamı yine bulamadı.


FUTBOLU BIRAKMAK İSTERKEN YOLU TÜRKİYE'YE DÜŞTÜ

Hagi, iyi bir takımdan teklif gelmediği takdirde futbolu bırakmayı düşünüyordu. 30'lu yaşlara girmiş, ama ne mutluluk ne de kupa bulmuştu, Avrupa macerasında. İşte tam bu dönemde Galatasaray'ın devreye girmesi hem onun, hem de sarı-kırmızılıların kaderini değiştiren an oldu.

Vanspor maçıyla başlayan Galatasaray dönemi her geçen gün güzelleşti Hagi için. Türkçe öğrendi, herkesle uyum içinde çalıştı ve en önemlisi içindeki liderlik ruhunu takım arkadaşlarına kabul ettirdi.

O sezon 34 maçta 2789 dakika forma giydi, 14 Lig, 1 Avrupa Kupası ve 2 Türkiye Kupası olmak üzere 17 gol kaydetti. Hagi Galatasaray'da aradığı herşeyi; mutluluğu, sevgiyi, başarıyı ve de şampiyonluğu...

TÜRKİYE O'NU, O TÜRKİYE'Yİ ÇOK SEVDİ

Türk futbolunu Avrupa'ya tanıtıyordu Hagi. "Karpatların Maradona"sı Türkiye'deki ilk sezonunda şampiyonluk görmüş, ikinci yılında ise Şampiyonlar Ligi arenasına çıkmıştı. Türkiye'de iki şampiyonluk daha yaşayan Hagi'nin aklında tek şey vardı: Avrupa'da başarı.

Ama Şampiyonlar Ligi grubundaki iki Chelsea maçı herkese yine Avrupa hayalinin yine sona erdiğini düşündürdü. Ancak önce Hertha Berlin'i Almanya'da, ardından da son 5 dakikada gelen 2 golle Milan'ı Ali Sami Yen'de yenen sarı kırmızılılar gruptan çıkamasa da UEFA Kupası'ndan devam hakkını elde etti.

Aylar sonra Hagi ve arkadaşları Kopenhag'da UEFA Kupası'nı havaya kaldırmış, futbol hayatının sonbaharını yaşayan Hagi de, "Artık tamam" demişti.

Kafasında futbolu bırakmış olan Hagi, Galatasaray'daki son sezonunda istikrardan yoksun olsa da attığı inanılmaz gollerle vedasını yüceltti. Fakat hakem Erol Ersoy'la kavga etmesi ve kırmızı kart görünce sergilediği akıl almaz davranışlar, onun gerçekten de dayanacak halinin kalmadığının ispatı oldu. 6 maçlık cezadan faydalanan Hagi "kahraman" olduğu ülkesi Romanya'da ilk jübilesini yaptı.

36 NUMARALI RAKET GİBİ SOL AYAK

Mevki olarak orta sahanın ortasında, ileriye dönük orta saha ve sol kanat oyuncusu olarak görev yapan Hagi, zaman zaman forvet olarak ta görev yapmıştır.

Aktif futbol yaşantısında 10 numaralı formayı giyen futbolcunun en önemli özellikleri; 36 numaralı sol ayağını raket gibi kullanması, son derece gelişmiş futbol zekası, büyüleyici futbol tekniği, oyun kuruculuğu, yaratıcılığı, görülmemiş çalımları, son derece isbabetli pas ve asistleri, uzaktan sert ve falsolu şutlarıdır.

Saha içindeki liderliğine gölge düşüren tek dezavantajı ise saha içinde agresif ve çabuk sinirlenen yapısı ve bundan dolayı sık ceza almış olmasıdır.

Hazırlayan: Umut Tipi


The King Is Georghe Hagi!! Hagi Complication - Amazing Soccer Scenes - Click here for funny video clips

16 Eylül 2009

Şampiyonlar Ligi final 1957


Tarih: 30 Mayıs 1957
Stat: Santiago Bernabeu
Seyirci: 124 bin
Hakem: Leo Horn
Sonuç: 2-0

Real Madrid: Juan Adelarpe Alonso, Manuel Torres, Marcos Alonso, Rafael Lesmes, Miguel Munoz (kaptan), Jose Maria Zarraga, Raymond Kopa, Enriuqe Mateos, Alfredo Di Stefano, Jose Hector Rial, Francisco Gento -Teknik Direktör: Jose Villalonga-

AC Fiorentina: Giuliano Sarti, Ardico Magnini, Sergio Cervato (kaptan), Aldo Scaramucci, Alberto Orzan, Armando Segato, Julio Botelho, Guido Gratton, Guiseppe Virgili, Miguel Angelo Montuori, Maurilio Prini -Teknik Deriktör: Dr. Fulvio Bernardini-

Goller: Di Stefano (penaltı), Gento

15 Eylül 2009

Şampiyonlar Ligi final 1956


Şampiyonlar Ligi bu akşam başlıyor. Dünya ve Avrupa Kupası'ndan sonra futbolun en çok ilgi çeken organizasyonlarından biri.

Bugünden başlayarak, her Şampiyonlar Ligi gününde, kupa tarihinin final kadrolarını, statları, hakemleri ve -eğer bulabilirsem- şampiyonların fotoğraflarını görebileceksiniz. 1956'dan başlayalım.

Tarih: 13 Haziran 1956
Stat: Parc des Princes
Seyirci: 38 bin 239
Hakem: Arthur Edward Ellis

Real Madrid: Juan Adelarpe Alonso, Angel Atianze, Marcos Alonso, Rafael Lesmes, Miguel Munoz (kaptan), Jose Maria Zarraga, Jose Iglesias, Jose Ramon Marsal, Alfredo Di Stefano, Jose Hector Rial, Francisco Gento -Teknik Direktör: Jose Villalonga-

Stade de Reims: Rene Jacquet, Simon Zimny, Robert Jonquet (kaptan), Raoul Giraudo, Michel Leblond, Robert Siatka, Michel Hidalgo, Raymound Kopa, Rene Bliard, Jean Templin -Teknik Direktör: Albert Batteux-

Goller: Di Stefano, Rial(2), Marcos Alonso; Leblond, Templin, Hidalgo.

30 Ağustos 2009

İlk maç hatırası



Ayaktakiler: Iker Casillas, Karim Bedzema, Ezequiel Garay, Xabi Alonso, Kaka, Cristiano Ronaldo

Çömelenler: Raul Albiol, Marcelo Vieira Da Silva, Raul Gonzalez, Alvaro Arbeloa, Lassana Diarra.

Sezonun ilk maçının 11'i. İlk maç sıkıntılı geçti. Yeni bir kadro, yeni bir takım; haftalar ilerledikçe, ne gibi değişiklikler olacağımı merak ediyorum. Raul gitmeden huzur yok size.

29 Ağustos 2009

Marka değerinin fotoğrafsal açılımı



Real Madrid'in 80 milyon Euro karşılığında transfer ettiği Cristiano Ronaldo için Çince, Arapça, Japonca ve bilimum dillerde forma bastırılmış vaziyette.

Türkiye'de olsa hemen "Ronaldo'nun parası formadan çıktı" türevi haberler yapılırdı. O paraya çıkmaz birader. İstersen Hititçe ve Urartuca bastır yine de çıkmaz.

İsmin Real Madrid olunca, her dilde forma çıkartma şansın oluyor haliyle. Sanırım marka değeri bu oluyor.

La Liga'yı izlemeye gerek yok!



Barcelona Süper Kupa'yı da alarak, bu yıl 5'te 5 yaptı. Yani bir elin parmakları kadar, yani bir tokat gibi Real Madrid'in yüzüne çarptı tüm kupaları.

Daha önce de belirtmiştim. Kaka, Ronaldo, Benzema, Xabi Alonso ya da Ribery. Keşke Real Madrid'e istediği -Barça futbolcuları hariç- oyuncuyu alabilme opsiyonu tanınsa ve La Liga'yı bir de öyle izlesek.

La Liga başlıyor. Barcelona geçen yıla benzer bir sonuç alacak. Bir takımdan çok oyuncu sirkini andıran Real Madrid'de ise sezonun ortası gelmeden önce Pellegrini'nin görevine son verilir sonra gelecek yıl için transferlere başlar.

Çünkü Real Madrid'in algıları yanlış. Onlar da, transferden mutlu olan, her şeyin birkaç yıldızla çözümlenebileceğini düşünüyor. Oysa ki, anlamadıkları çok şey var. Üzüldüğüm kişilerse, İspanyol olmayıp da Real Madrid taraftarı olanlar. İnsan niye kendine acı çektirir ki..



1984'ten bu yana futbol izliyorum ve Rijkaard-Gullit-Van Basten üçlüsünün olduğu AC Milan ile bu Barcelona gibi keyif veren, eğlendiren, işini yapan bir oyuncu topluluğu görmedim. Böyle takımlar 30-40 yılda bir geliyor. Şanslı bir nesil çünkü bu Barcelona'yı izliyorlar.

25 Ağustos 2009

1 Ağustos 2009

Alonso gidiyor, David Villa geliyor

Liverpool, Real Madrid'in ısrarla istediği Xabi Alonso transferine yeşil ışık yakarken, bu transferden sağlanacak kaynakla İspanya Milli Takımı ve Valencia'nın parmak ısırtan golcüsü David Villa'ya yönelecek.

Liverpool menajeri Rafael Benitez, milli takımda büyük uyum gösteren Torres-Villa ikilisini Anfield'da görmek istiyor.

Real Madrid'in Xabi Alonso için gözden çıkardığı 30 milyon sterlinlik teklifin her an kabul edilebileceği belirtilirken, Valencia cephesinde ise Villa transferine nasıl baktığı konusunda bir yorum gelmedi.

İKİNCİ TERCİH AQUILANI

Liverpool'un bir başka gözdesi ise Alberto Aquilani. David Villa transferi gerçekleşmezse Roma'nın finansal durumu da göz önüne alınarak, reddedemeyeceği bir teklifle Aquilani için Liverpool yolu görünecek.

Real Madrid'in tadı yok

Cristiano Ronaldo, Kaka ve Benzema gibi flaş transferlere imza atan Real Madrid, Barış Kupası yarı final maçında İtalyan ekibi Juventus'a 2-1 yenilerek, elendi.

Madrid'in eski oyuncusu Cannavaro'nun maçın daha başında bulduğu golle 1-0 geriye düşen Real Madrid, 41. dakikada Ronaldo'nun penaltı golüyle durumu 1-1'e taşısa da, 49'da Salihamidzic'in golüne engel olamadı ve 2-1 yenildi.

REAL S.O.S VERİYOR

Yaptığı transferlerle tüm dünyanın konuştuğu takım haline gelen Real Madrid'in tüm maç boyunca defansif anlamda eksiklikleri göze çarptı.

Futbolun artık daha defansif kurgular üstüne inşa edildiği ve gol yememenin, gol atmadan önce geldiği günümüz futbolunda, Real Madrid'in orta sahasında ve defansında ciddi sıkıntılar var. Zaten Pellegrini bu yüzden Xabi Alonso konusunda bu kadar ısrarcı (Eli kulağında bitmek üzere transfer 30 milyon sterline anlaşıldı). Çok muhtemeldir ki, El Galacticos defansına da takviye yapmak isteyecektir.

FUTBOL TERCİHİNİZ NE?

Hangisi doğru diye sorgulamadan edemiyor insan. Yani sonuca gitmek uğruna berbat bir futbol anlayışına teslim olmak mı yoksa her maç yürekleri ağıza getirecek ve her sonuca açık hücum futbolu anlayışı mı? Kişisel olarak tercihim, yüreğimin ağızıma gelmesi olurdu.

Ancak sadece futbolda değil hayatın her anlamında herkesin beklentisi sonuca ulaşmak. Nasıl ya da ne şekilde ulaştığınızın da bir anlamı yok. Yeter ki, istenilen hedefe ulaşın.

KUPANIN DİĞER FİNALİSTİ ASTON VILLA

Barış Kupası'nda yarı finalin diğer ayağında ise Aston Villa ve Porto arasındaki maçta gülen taraf 2-1'le İngiliz ekibi oldu.

Emile Heskey ve Sidwell'le 2-0 öne geçen Villa, maçın son dakikasında Hulk'un golüne karşın maçı 2-1 kazandı.

30 Temmuz 2009

Liverpool teslim olmak üzere

Real Madrid'in ısrarla istediği ve vazgeçmediği Xabi Alonso transferinde sona yaklaşıldığı haberleri İngiliz basınında geniş yer buldu.

Liverpool'un Alonso'nun yerine alacağı oyuncu ile anlaşma zemini ararken, iki kulübün 30 milyon sterlin karşılığında el sıkışabileceği haberleri geliyor. İspanyol Marca gazetesi de, Perşembe gecesine kadar bu transferin biteceği haberini okurlarına duyurdu.

Liverpool ise Xabi Alonso'dan doğacak boşluğu Wigan Atletic'den Lee Cattermole'la doldurmak istiyor. Cattermole'un, Anfield Road'da gitmek istediği uzun süredir biliniyor.

Teknik direktör Rafa Benitez'in Xabi Alonso'nun Real Madrid'e gitmesi durumunda Valencia'dan David Silva'yı almak için girişimlerini hızlandıracak.

ROBBEN ROMA'YA, SNEIJDER AC MILAN'a

Real Madrid bir yandan futbolcu alımını sürdürürken, kadrosunda 'temizlik' operasyonunu da başlattı. Hollandalı iki oyuncu Wesley Sneijder ve Arjen Robben'i Serie A'ya göndermeyi planlayan İspanyol kulüp bu iki oyuncunun yanı sıra bir diğer Hollandalı Jan Huntelaar'ı da takımdan kopartmak istiyor.

Avrupa'da transfer piyasasının bu denli hareketli olduğu yıllar çok olmamıştı. Bu yıl hemen herkes kadrosunu büyük yıldızlarla takviye ediyor ya da takas yoluyla renk değişimine gidiyor.

29 Temmuz 2009

Kulakların çınlasın Bülent Tulun

Bayern Münih Başkanı Frank Beckenbauer, Real Madrid'in ısrarla istediği Franck Ribery'nin fiyatını 94 milyon Euro olarak açıkladı.

Münih ekibiyle 2011'e kadar sözleşmesi bulunan Fransız yıldızın, takımda kalmak istediğini belirten Beckenbauer, piyasa koşullarına göre bir fiyat belirlediklerini söyledi.

SİZLERİ ANMADAN OLMAZ

Ribery ismi ne zaman ve nerede geçse her Galatasaraylı'nın içinde bir şeylerin hareketlendiğini bilmek zor olmamalı. 150 bin dolar için dünyanın en etkili futbolcularından birini bedavaya kaptırmak, en hafif ve kibar tabiriyle ihmalkârlık.

Şimdilerde Lig Tv'de yorumculuk yapan Bülent Tulun, Türk toplumunun balık hafızasından yararlanarak, sürekli atıp tutuyor. Gelen hocaya, transferlere, oyuncu kalitesine, yönetime v.s. v.s. Eh be adam, "Şu anda bu spekülatif rakamı bir kenara bırakırsak en az 50 milyon Euro'luk bir oyuncuyu nasıl olur da kaptırırsın" demezler mi? -aslında çok daha fazlası aklımdan geçiyor ama söyleyemiyorum-

Bu kadar mı rahat rahat eleştirilir, biri çıkıp bu adama sormaz mı "Sizin döneminizdeki şu olay nasıl oldu?" diye. At Bülent at, kale boş....

Not: Fotoğraftaki iki isim de tanıdık gelmedi mi?

Liverpool'da yaprak dökümü


Real Madrid ve Liverpool, Alvaro Arbeloa'nın transferinde 4.5 milyon sterlin karşılığında anlaşmaya vardı.

2007 yılında Deportivo'dan 2.6 milyon sterlin karşılığında Anfield yolunu tutan İspanyol oyuncu, Glen Johnson transferi sonrasında takımdan ayrılmak istediğini birkaç kez açıklamıştı.

Real Madrid, Liverpool formasıyla 99 maçta 2 gol kaydeden Arbeloa'nın ardından Xabi Alonso'yu da almak için büyük çaba sarfediyor. Önümüzdeki günlerde Alonso'nun da Real Madrid'e gitmesi sürpriz sayılmaz..

DOSSENA DA, NAPOLİ YOLCUSU

Liverpool kulübünden bir ayrılık haberi de Dossena'dan geldi. Napoli'nin 4.3 milyon sterlinlik teklifi kabul edildi. Napoli Başkanı Aurelie De Lauerentiis, transferin an meselesi olduğunu açıkladı.