hürriyet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hürriyet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Şubat 2010

Bu nasıl bir müjde anlayışıdır!

Biraz önce DHA geçti şu metni "Lille'den Fenerbahçe'yi sevindirecek haber geldi. Fransız ekibin Brezilyalı forvet oyuncusu De Melo'nun yarınki maçta forma giymesi zor."

Benzer haberleri sürekli görüyoruz. Yaşamını futbol oynayarak kazanan, belki bu parayla hasta babasının tedavisine yardımcı olan, belki yüzlerce şampanya patlatan bir adam. Ne olduğunun ya da nereye harcadığının önemi yok, bu parayı kazanan açısından.

Ama birader, bu kadar mı insanlık dışı olur bir toplumun gazetecisi. Yani bir değil, iki değil bu. Sürekli aynı muhabbet dönüyor. "Müjde! Bilmem kim sakat"

İnsanlığınız nerede sizin bilmiyorum ki. Bir adamın sakatlanması neden bu kadar memnun ediyor sizi? Şimdi ben çıkıp "Müjde bu haberi yazan ve yollayan muhabirin, geçirdiği trafik kazası nedeniyle parmakları kırıldı" desem hoş mu olur?

Tabii, bir noktada da hak vermiyor değilim. Buyuz biz. Yanı başımızda kaza olur, oturup izleriz, heyecanla anlatırız etrafımızdakilere. O an telefon açıp yardım etmektense, izlemeyi yeğleriz.

Ben şimdi tam bunları yazarken, Hürriyet'in internet sayfasında "Fenerbahçe'ye büyük müjde" diye verildi haber.

Ne yazmak gerekir ki başka. Bunu yazan adamın küçük dünyasında, birinin sakatlanması 'müjde' olarak görülüyor.

İnsan olmak en önemli erdemdir yaşamda. Bu erdemi yaşamayamayan, bu erdeme erişemeyen şahıslar için ne yazsak ne söylesek boş.

16 Ocak 2010

Hele şu sezon bitsin, 4'ünüze bundan alacağım

Hürriyet Spor Servisi ve Hürriyet'in internet portalının, Galatasaray'a karşı olan pervasız saldırıları artık herkesin gırtlağına kadar gelmiş durumda. Birçok blogda bu konuyla ilgili olarak özellikle de bugünkü "Baros" haberi sonrası yazılar okumuşsunuzdur.

Bazen insanların, belirli blog oluşumlarından ötürü rahat yazamadığını hissediyorum ve bu konuda ne kadar şanslı olduğumu fark ediyorum (Kimse alınmasın sakın. Kötü bir niyetle söylemedim bunu).

İşte bu yüzdendir ki, sinirlendiğim bazı anlarda dilimin kemiği olmayıveriyor. Baros haberinden sonra da benzer bir kızgınlığa giriştim. Ama kendimi frenledim hemen. Aradan zaman geçti yine sinirlendim, sonra yine frenledim.

Kendi kendime "Yahu, ne gerek var bu kadar sinirlenmeye" der demez, aklıma bir fikir geldi.

Şu sezon hele bir bitsin. Sezonun bitiminde forma, atkı, bayrak gibi şeyler almak yerine 4 adet fotoğrafta gördüğünüz nesneden alacağım. Kimler olduğunu az-çok tahmin ediyorsunuzdur, isim zikretmeyeceğim.

Haa, nasıl kullanırlar bilemem, bu tamamen kendi tasarruflarında. Bu nesneden alırken özellikle '16 cm' olanından bulmaya çalışacağım. Malum "16" bu arkadaşların içinde derin bir yara.

Çok agresifler çoooook. Bu da bünyede etki bırakıyor. Hayır, sinirlenmeyeceğim diyorum nafile, yine de küfretmeyeceğim ama şunu söyleyebilirim. Haysiyetsizlik bunlarda ciddi anlamda kişilik özelliği haline gelmiş.

Neden ve kimden kaynaklandığını herkes biliyor. Fakat dediğim gibi isim söylemeyeceğim. Hele şu sezon bitsin.

Yok valla şu an hiç sinirli değilim, gayet sakinim....

2 Kasım 2009

Yavru kurttan özür yerine garip savunma


Malum Ercan Saatçi, Fenerbahçe TV'den 'sızan' "Galatasaray'ı nasıl .iktik" cümlesine ve 48 saniyelik görüntüler için güya özür dilemiş. Güya diyorum çünkü aslında bir özürden çok, karşı saldırı niteliğinde sözleri. Hatta kendini olumlamak adına "Siz hiç yapmadınız mı?" türünden zırvalamış.

Bu faşist eleman kendisini kurtarmak için şunları söylemiş "Şimdi bütün takımların taraftarlarına sormak istiyorum; Ve taraftar delikanlılığınıza güvenerek soruyorum; Siz hiç mi bir arkadaşınızla size özel bir kızdırmaca yaşamadınız, rakip takım ile ilgili müstehcen bir yorumda bulunmadınız?"

DELİKANLILIK JARGONU

'Delikanlılığa' güvenerek sormuş, kendisinde var olduğunu düşündüğü bir özellik yani. Şimdi kime sorduğundan ve ne için sorduğundan bağımsız olarak ben açıkça söyleyeyim: "Evet küfrettim hatta küfrediyorum da." Ama burada esas önemli olan, bu küfrü eden herhangi bir Galatasaraylı ya da Fenerbahçeli, Hürriyet Gazetesi'nin Spor Koordinatörlüğü'nü yapmıyor olması. Tabii ki, bu doğru yapıldığını veya doğru yaptığımı göstermez ancak eğer senin titr'in taraftarlığının üstüne geldiyse, konuşmalarına dikkat edeceksin, eğer varsa akıl süzgecinden geçireceksin her söyleyeceğini.

Bu işi öyle delikanlılık tabanına yayıp, kendini su üstüne çıkarmaya çalışmak, edilen küfür kadar terbiyesizce bir durumdur.

Bu arkadaş devam ediyor; "Benim üzerimden yapılan bu olay tam anlamıyla, bir özel alan ihlali, mahremiyet ihlali ve bir çeşit telekulak olayıdır. Bütün kalbimle bu durumun beni ve ailemi çok üzdüğünü ama yine de bu olayın bel altı oyunlarının sonu olmasını istediğimi bilmenizi isterim.. Galatasaraylılar beni Fenerbahçeli olduğum için eleştiriyorlar ama bu görüntülerin de Fenerbahçe TV den sızdığını hatırlatmak isterim...."

MAHREMİYET İLANI VE TELEKULAK

Görüntülerin sızmasını mahremiyet ilanı ve telekulak olayı olduğunu hatta 'bel altı' oyunu olarak addeden bu kendini gazeteci zanneden yavru kurt, Fenerbahçe TV'nin içinde çekildiğini söyleyerek, kendisini sıyarmaya çalışıyor. Biraz daha ileri götürse kendisini demokrasinin mihenk taşlarından biri olduğundan dem vuracakmış. Ben şunu anlıyorum bu cümleden "Fenerbahçe TV'de bu tip cümleler dökülür. Sorun bunun sızdırılmasıdır. Fenerbahçe TV'de rakiplerine kamera arkasında rahatlıkla küfredebilirsin." -Bunun tam tersi Galatasaray TV'de de olabilir-

Bu görüş hakim bir görüş zaten. Birkaç Fenerbahçeli blogda bu görüşün rahatlıkla ve açıklıkla savunulduğunu okudum. O yüzden garipsemedim doğrusu. Çünkü aynı dili konuşan bir topluluk var karşımızda. Yaptığı her şeyin doğru olduğunu savunan, yaptıklarına 'yapmadık' diyebilen ve daha da ötesinde 'yaptıysak yaptı ne oldu?' şeklinde savunma değil saldırıya geçen bir topluluk yani.

ADAM OLSA SORUN DEĞİL!

Yavru kurt, içeriğinde hiçbir özür taşımayan bu yazısıyla işin içinden sıyrılmak niyetinde, bu açık ve aleni bir biçimde belli oluyor. Bu işten sıyırır ya da sıyırmaz bunu bilemiyorum. Zaten sıyırsa da, sıyırmasa da kendisi hakkındaki görüşlerim değişmeyecektir.

Vahim olan, bu adamın Hürriyet Gazetesi'nde böyle bir görevi yürütmesi. Fenerbahçeli olduğu için değil ama adam olmadığı ve gazetecilikle uzaktan yakından ilgisi olmadığı için. Bunu içine sindiren meslektaşlara ve TSYD Başkanı'na buradan selamlarımı iletiyorum....

10 Ekim 2009

Rambo da spor müdürü olsun



Yeni spor koordinatörü Ercan Saatçi hayırlı olsun ama Hürriyet Gazetesi'ne eğer spor müdürü aranıyorsa, şiddetle Rambo'yu öneriyorum.

100 kelimeyi geçmeyen kelime dağarcığı ile 'köşe' yazarı olan Damat Ferit'e, Türkiye'nin en 'büyük' gazetesinin spor koordinatörlüğü görevi verilmesinin bir izahı olmalı, ben bir açıklama bulamıyorum.

Dünyanın en saygın mesleklerinden biri olan gazetecilik, bu yüzden Türkiye'de saygınlığını yitirmişdir.

Aziz Yıldırım'ın neye dayanarak üç yıl şampiyonluk sözü verdiğini düşünüp durmuştum. Bence 5'e çıkartabilir bu süreyi. Köşeler, kaleler bir bir işgal ediliyor. Ercan Saatçi'nin spor koordinatörü olduğu ülkede, Rambo'dan Genel Yayın Yönetmeni olması da şaşırtıcı olmasa gerek.

23 Ağustos 2009

Türkiye'de spor gazeteciliği

Gecenin bir yarısı uyuyamadım kalktım. Gazetelere bakıyorum, Hürriyet'te "Leverkusen'in Derdiyok" başlığını gördüm. Bu isim ve soyadlarla ilgili başlık atmaya bayılıyoruz.

Gazete sayfalarında hiçbir grafiksel atraksiyon yok, interneti saymıyorum bile. Bir gazete, hiç mi grafik çalışması yapmaz anlamıyorum ki. Sanki her gün 100 metrede rekor kırılıyor. Rekorun kırıldığı güne özel bir şey hazırlamak zor mudur acaba?

Burada atılan başlıklardan birkaç örnek verdikten sonra elinoğlu nasıl başlık atmış onu da görelim.

Yüzyılın rekoru 9.58 / Hürriyet
Usain Bolt yine uçtu / Milliyet
Süpermen Usain Bolt / Sabah
Uçak gibi adam! / Vatan
Biri rüzgârın oğlu Usain Bolt'u durdursun / Radikal
Usain Bolt Ay'a çıktı / ntvmsnbc

Hiçbirinde herhangi bir zekâ pırıltısı yok. Süpermen zaten İngiliz basınından aşırma bir başlık. Guardian daha ilk koşulduğu saatlerde atmıştı.

Lequipe'in gerek ertesi gün çıkan sayısında gerekse de sonraki günde çıkardığı sayıda yaptığı göndermeler ise harikaydı. "Berlin'de bir duvar daha yıkıldı."

Ve fotoğrafta gördüğünüz Mr. 200 bin Bolt başlığı ile üstteki yıldırım çalışması. Aslında çok da uğraşılmış bir şey değil, grafik açısından ama bunu düşünmek yeterli.

Üstüne konuşmaya bile gerek yok. Biz burada hâlâ "Kartal'ın kanadı kırık" "Galatasaray morarttı", "KrAlex", "Belediye hatları kesti" gibi ortalamanın altında zekâ ürünü başlıklar okuyalım.

Not: Hıncalımsı bir yazı olduğunu şu an farkettim ama oldu bir kere. Yapmamaya çalışırım...