lequipe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
lequipe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Eylül 2009

Anelka ve 'Bonus' antrenmanda


Aynı gün Türkiye'ye gelen Anelka ve 'bonus'u Ribery. Türkiye'de yazılıp çizilmese de, Anelka'nın Fenerbahçe'ye gelişi Lequipe'de kutu haber olarak girerken, Ribery o gün manşetteydi.

Ama bizim basın pek sever rakip ağzıyla aşağılamayı. Herkese biraz yapar. Ribery'nin bonusluğu o yüzden.

Her ikisi de apar topar Türkiye'den ayrıldı. Birini Brezilya çetesi gönderdi, bir diğeri ise şimdilerde televizyonlarda ahkâm kesen Bülent Tulun'un işbilmezliği yüzünden. Artık sadece televizyondan izleyebiliyoruz.

23 Ağustos 2009

Türkiye'de spor gazeteciliği

Gecenin bir yarısı uyuyamadım kalktım. Gazetelere bakıyorum, Hürriyet'te "Leverkusen'in Derdiyok" başlığını gördüm. Bu isim ve soyadlarla ilgili başlık atmaya bayılıyoruz.

Gazete sayfalarında hiçbir grafiksel atraksiyon yok, interneti saymıyorum bile. Bir gazete, hiç mi grafik çalışması yapmaz anlamıyorum ki. Sanki her gün 100 metrede rekor kırılıyor. Rekorun kırıldığı güne özel bir şey hazırlamak zor mudur acaba?

Burada atılan başlıklardan birkaç örnek verdikten sonra elinoğlu nasıl başlık atmış onu da görelim.

Yüzyılın rekoru 9.58 / Hürriyet
Usain Bolt yine uçtu / Milliyet
Süpermen Usain Bolt / Sabah
Uçak gibi adam! / Vatan
Biri rüzgârın oğlu Usain Bolt'u durdursun / Radikal
Usain Bolt Ay'a çıktı / ntvmsnbc

Hiçbirinde herhangi bir zekâ pırıltısı yok. Süpermen zaten İngiliz basınından aşırma bir başlık. Guardian daha ilk koşulduğu saatlerde atmıştı.

Lequipe'in gerek ertesi gün çıkan sayısında gerekse de sonraki günde çıkardığı sayıda yaptığı göndermeler ise harikaydı. "Berlin'de bir duvar daha yıkıldı."

Ve fotoğrafta gördüğünüz Mr. 200 bin Bolt başlığı ile üstteki yıldırım çalışması. Aslında çok da uğraşılmış bir şey değil, grafik açısından ama bunu düşünmek yeterli.

Üstüne konuşmaya bile gerek yok. Biz burada hâlâ "Kartal'ın kanadı kırık" "Galatasaray morarttı", "KrAlex", "Belediye hatları kesti" gibi ortalamanın altında zekâ ürünü başlıklar okuyalım.

Not: Hıncalımsı bir yazı olduğunu şu an farkettim ama oldu bir kere. Yapmamaya çalışırım...

18 Ağustos 2009

Adamı mum gibi 'dikerler'

Franck Ribery, Türkiye'ye ilk geldiği gece "Anelka'nın bonusu" olarak tabir edilen ancak bir sonraki gün Lequipe'in manşetinde "Türkler bu adamı nasıl aldı?" manşetiyle verilen -Anelka haberi çok küçük görüldü Fransız basınında- dünyanın en iyi futbolcularından biri.

Futbolculuğu harikulade ama kişiliği bir o kadar zayıf. Bunu Galatasaray'dan ayrılma şekli için söylemiyorum kesinlikle. Mukavelesinde doğan boşluğu gayet akıllı bir biçimde kullandı ya da kullandırıldı. Böyle durumlara düşmeyeceksin. -Kulakların çınlasın Bülent Tulun-

Galatasaray'dan sonra önce Marsilya'ya gitti. İlk sene hiçbir şey yoktu, sonraki sezon mızıl mızıl ağlamaya başladı "Ayrılmak istiyorum" diye. Marsilya yönetimi de tutamayacağını anlayınca, 25 milyon Euro'ya Bayern Münih'e gönderdi.

ŞİMDİ ÇOK MUTLUYUM AMA...

4 yıllık imza atan Ribery'nin Almanya'ya adım attığında yaptığı ilk açıklama, "Her şey çok iyi gitti. Münih'e yardım edeceğim için çok mutluyum." oldu.

İlk sene hiçbir problem olmadı. İkinci sezon daha başlamadan baş döndürücü transfer teklifleri yağdı. Ribery "Artık ayrılmak ve Real Madrid'de oynamak istiyorum" diyerek, açık açık gitmek istediğini belirtti. Tabii, koskoca Bayern Münih, Galatasaray gibi idare edilmiyor. Mukavelede bir boşluk yok. Öyle kaçıp gitmek zor yani pabuç pahalı.

Bugün, yeni bir açıklama yapıyor Ribery, "Ayrılmak istediğimi hiç söylemedim. Burada mutluyum." Kaçıp gidemez, bonservisine de 94 milyon Euro demişler. Tabii ki, geri adım atmak zorunda kaldı.

"FRANSIZ"

Franz Beckenbauer, olaylar ayyuka çıktıktan sonra Ribery için alaycı bir ifadeyle "Fransız" ifadesini kullanması, kendisini çok rahatsız etmiş. Ancak bunu söyleyen koskoca 'Kaiser' olunca, başka bir şey söyleyememiş.

Şimdi düşünüyorum da, bir nevi Abramoviç olsam, büyük bir takımın sahibi olsam, bu adamı takımımda istemem. Kişilik olarak zayıf mı zayıf bir adam istemezdim takımımda. Çünkü gayet iyi biliyorum ki, Ribery, Real Madrid'e gitse, 2 yıl sonra "Ben Chelsea'de oynamak istiyorum" diyecek. Kim ister ki, bu yapıda bir adamı; yarı yolda bırakacağını bile bile.

Bireysel bir spor yapıyor olsa, umursamam kişilik yapısını. Ama iş takım sporuysa, takımımda Ribery'i görmektense, Cihan Haspolatlı'yı tercih ederim. Sadece sahaya çıkıp top oynamakla olmuyor çünkü. Cristiano Ronaldo ya da Messi egolarını törpüleyip o sahaya çıkıyorsa, bunun altında yatan gerçeği görmek gerekir.

Ribery anlamıştır artık, işinin kolay olmadığını. Avrupa kulüpleri, Türkiye'deki gibi babadan kalma yöntemlerle idare edilmiyor. Sadece transferle, futbolcuya para ödemekle kulüp yönetilen ülkemizin biraz kafasını başka şeylere çevirmesi gerekli.