ercan saatçi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ercan saatçi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ekim 2010

Galatasaray kahramanı olma fırsatını ıskalamak


Kuzenim pilotluk sınavı için Almanya'ya gitmişti. Cumartesi günü öğlen saatlerinde buraya döndü.

Uçakta kimler olduğunu söylediğinde, "Niye bombalamadın uçağı, Galatasaray kahramanı olma fırsatını kaçırdın" diye takıldım.

Öyle bir eylemde bulunsa Aslantepe'nin girişine heykeli yaptırılırdı muhtemelen.

Uçakta kimler mi varmış? Ercan Saatçi, Acun Ilıcalı, Rıdvan Dilmen, Burcu Esmersoy, Sergen Yalçın, Levent Kızıl. Birkaç tane vardı ama isimleri unuttum. Yemin ediyorum, Dream Team havası varmış uçakta.

O değil de, uçakta eğer ben olsaydım, inişimde ne yapar eder Ercan Saatçi ile kavga gürültü koparmaya çalışırdım. O fırsat kaçar mı hiç? Hiç olmadı arkadan ayağına basar, özür bile dilemez, onun sataşmasını beklerdim.

Eleman; bloğa bakınırsan hatırlat isimleri. Oldu mu?

5 Eylül 2010

Sizin yüreğin yetiyorsa


Bu blog yazmak ilginç bir hadise. Herkesin kendine göre sebepleri vardır mutlaka. Üstünden tekrar tekrar geçmeye gerek yok.

Şimdi şu alttaki Prekazi postuna gelen iki yorumdan sonra geldi.

Daha önce yazdım mı, yazmadım mı bilmiyorum ama şimdi yeri gelmişken söyleyeyim. Kimse için yazmıyorum bu bloğu. Yani kitleler girsin, hücum etsin, tanınayım, bilineyim gibi bir derdim ya da endişem yok. Tam tersi, hep savunduğum şey şu oldu, "Bu blog popüler olduğu an kilidi vurur, bambaşka bir isimle devam ederim."

Ne düşündüğümü herkes bilmek zorunda değil haliyle ama benim ne düşündüğümü bilmeden de, işkembeden sallamak komik oluyor.

Biri demiş ki, "Bi yandan medyaya giydirip diğer taraftan nası medyanın oyuncağı oluyosunuz anlamadım."

Diğeri de, "adnan polata laf etmeye yuregi yetmeyenlerin yeni hedefi sezgin, kulübün maasla calısan elemanı. ulan bi siz biliyonuz bu isleri koca kulüp baskani aptal zaten."

Alttakine yanıt vereyim öncelikle. Adnan Polat'a laf söylemeye neden yüreğim yetmesin ki. Bin tane laf ettim, hâlâ da ediyorum. Daha ne söylemem lazım ki, yüreğimin yetmesi için.

Sen ya okuduğunu anlamakta güçlük çekiyorsun ya da okuduğunu anlayıp, anlamamazlıktan geliyorsun. Kaldı ki, Adnan Polat'a benim buradan sallamamın ne önemi var? Sallar sallar, en kötü masada yemek yeriz (!) Çünkü kendisi öyle yapıyor. Kim sallıyorsa kendisine, hemen karşısına oturuveriyor.

Diğerine yanıt vereyim. 'Medyanın oyuncağı oldun' diyen arkadaşa. Tamamen kendi fikirlerim, kimsenin ne söylediğini, ne anlattığını, ne yazdığını umursamadan yazıyorum. Bu durumda medyanın oyuncağı nasıl olunur ki?

Hem, beni okuyan altı üstü 200-300 kişi var. Sen gidip bana bindireceğine, sayfa sayfa yazı yazan İbrahim Seten'i, Ercan Saatçi'ye, Erman Toroğlu'na v.s. v.s. yüklensene. Burada 300 kişinin okuduğu, kimseyi etki altına alamayan bir adama saf söyleyeceğine, 'yüreğin yetiyorsa' yukarıdaki isimlere giydir. Yapabiliyor musun? Bilmiyorum, bak senin gibi, bir başkasının nasıl düşündüğünü bilmeden sallamıyorum.

Altını keçeli kalemle çizeyim, kimse için yazmıyorum. Sadece kendim için yazıyorum. Bir kişi okumuş, bin kişi okumuş umrumda bile değil. Şu blog vasıtasıyla ulaşmaya çalıştığım, hedeflediğim herhangi bir iş, meslek, insan yok.

Eğer Galatasaray'a sahip çıkmak adına bunu yapıyorsanız, dalaşacağınız adamlardan biri değilim. Pusulanız şaşmış, yanlış yönde ilerliyorsunuz. En az senin kadar Galatasaraylı'yım.

Adnan Sezgin'e ya da Adnan Polat'a karşı oluşum, hiçbir çıkar ilişkisi gütmüyor. Ben sadece bu işi beceremediklerini düşünüyorum. Adnan Sezgin değil Misimovic; Messi, Xavi, Iniesta, Puyol dörtlüsünü getirse yine bugün söylediklerimin arkasında olurum ve kendisinin bu kulüpte ayda 80 bin dolar maaş alarak, ortalarda dolanmasını istemem.

Sineklerle tek tek uğraşmaktan vazgeçmeyeceğiz. Ne zaman bataklığı kuruturuz, o zaman doğru düzgün bir iş yapmış oluruz. Bırak sen benim ne düşündüğümü. Onbinlerce kişinin okuduğu, takip ettiği, izlediği tescilli Galatasaray düşmanlarıyla dalaş. Bana demişsin "Yüreğiniz yetmiyor Adnan Polat'ı eleştirmeye" diye. Eh, o zaman ben de söyleyeyim, "Yüreğin yetiyorsa, benim yerime onlarla uğraş."

Son olarak da ekleyeyim, Adnan Polat'ın yaptığı açıklamaları resmi siteden okudum. Birçok şeyi inandırıcı bulmadım. Sezgin'i yanında taşıdığı sürece de, kendisini samimi bulmayacağım. Bu düşüncemin de başarıyla, başarısızlıkla zerre ilgisi yok. İsterse Şampiyonlar Ligi'ni 5 kez üst üste kazansın.

Fenerbahçe Hukuk İşleri Müdürü Metin Özer imzasıyla Adnan Sezgin'in başkanlık yaptığı dönemde İstanbulspor'a gelen parayı ne zaman açıklar, ne zaman o olay kapatılır, o zaman kendisi hakkındaki yorumlarımda başka bir şeyler söyleyebilirim. Ama bedava statüsündeki bir oyuncunun bonservis bedeli ismi altında aleni olarak şike yapılması, Fenerbahçe Kulübü'nden gelen çeklerin cebine indiğini bildiğim sürece Adnan Sezgin benim için kalın bağırsak olmaktan öteye gitmeyecektir. Ve de onu yanında taşıyan Adnan Polat da, Galatasaray kulüp tarihinin şaibeli başkanı olarak kalacaktır.

Not: Bu sıralar fazlaca polemiğe girdim, kendi içimde maksadımı aştım. Farkındayım, kusura bakmayın.

2 Kasım 2009

Yavru kurttan özür yerine garip savunma


Malum Ercan Saatçi, Fenerbahçe TV'den 'sızan' "Galatasaray'ı nasıl .iktik" cümlesine ve 48 saniyelik görüntüler için güya özür dilemiş. Güya diyorum çünkü aslında bir özürden çok, karşı saldırı niteliğinde sözleri. Hatta kendini olumlamak adına "Siz hiç yapmadınız mı?" türünden zırvalamış.

Bu faşist eleman kendisini kurtarmak için şunları söylemiş "Şimdi bütün takımların taraftarlarına sormak istiyorum; Ve taraftar delikanlılığınıza güvenerek soruyorum; Siz hiç mi bir arkadaşınızla size özel bir kızdırmaca yaşamadınız, rakip takım ile ilgili müstehcen bir yorumda bulunmadınız?"

DELİKANLILIK JARGONU

'Delikanlılığa' güvenerek sormuş, kendisinde var olduğunu düşündüğü bir özellik yani. Şimdi kime sorduğundan ve ne için sorduğundan bağımsız olarak ben açıkça söyleyeyim: "Evet küfrettim hatta küfrediyorum da." Ama burada esas önemli olan, bu küfrü eden herhangi bir Galatasaraylı ya da Fenerbahçeli, Hürriyet Gazetesi'nin Spor Koordinatörlüğü'nü yapmıyor olması. Tabii ki, bu doğru yapıldığını veya doğru yaptığımı göstermez ancak eğer senin titr'in taraftarlığının üstüne geldiyse, konuşmalarına dikkat edeceksin, eğer varsa akıl süzgecinden geçireceksin her söyleyeceğini.

Bu işi öyle delikanlılık tabanına yayıp, kendini su üstüne çıkarmaya çalışmak, edilen küfür kadar terbiyesizce bir durumdur.

Bu arkadaş devam ediyor; "Benim üzerimden yapılan bu olay tam anlamıyla, bir özel alan ihlali, mahremiyet ihlali ve bir çeşit telekulak olayıdır. Bütün kalbimle bu durumun beni ve ailemi çok üzdüğünü ama yine de bu olayın bel altı oyunlarının sonu olmasını istediğimi bilmenizi isterim.. Galatasaraylılar beni Fenerbahçeli olduğum için eleştiriyorlar ama bu görüntülerin de Fenerbahçe TV den sızdığını hatırlatmak isterim...."

MAHREMİYET İLANI VE TELEKULAK

Görüntülerin sızmasını mahremiyet ilanı ve telekulak olayı olduğunu hatta 'bel altı' oyunu olarak addeden bu kendini gazeteci zanneden yavru kurt, Fenerbahçe TV'nin içinde çekildiğini söyleyerek, kendisini sıyarmaya çalışıyor. Biraz daha ileri götürse kendisini demokrasinin mihenk taşlarından biri olduğundan dem vuracakmış. Ben şunu anlıyorum bu cümleden "Fenerbahçe TV'de bu tip cümleler dökülür. Sorun bunun sızdırılmasıdır. Fenerbahçe TV'de rakiplerine kamera arkasında rahatlıkla küfredebilirsin." -Bunun tam tersi Galatasaray TV'de de olabilir-

Bu görüş hakim bir görüş zaten. Birkaç Fenerbahçeli blogda bu görüşün rahatlıkla ve açıklıkla savunulduğunu okudum. O yüzden garipsemedim doğrusu. Çünkü aynı dili konuşan bir topluluk var karşımızda. Yaptığı her şeyin doğru olduğunu savunan, yaptıklarına 'yapmadık' diyebilen ve daha da ötesinde 'yaptıysak yaptı ne oldu?' şeklinde savunma değil saldırıya geçen bir topluluk yani.

ADAM OLSA SORUN DEĞİL!

Yavru kurt, içeriğinde hiçbir özür taşımayan bu yazısıyla işin içinden sıyrılmak niyetinde, bu açık ve aleni bir biçimde belli oluyor. Bu işten sıyırır ya da sıyırmaz bunu bilemiyorum. Zaten sıyırsa da, sıyırmasa da kendisi hakkındaki görüşlerim değişmeyecektir.

Vahim olan, bu adamın Hürriyet Gazetesi'nde böyle bir görevi yürütmesi. Fenerbahçeli olduğu için değil ama adam olmadığı ve gazetecilikle uzaktan yakından ilgisi olmadığı için. Bunu içine sindiren meslektaşlara ve TSYD Başkanı'na buradan selamlarımı iletiyorum....

31 Ekim 2009

Ercan Saatçi ve Metin Özülkü'ye insanlık dersi

Bırakın adamlığı insan olamazsınız siz



Hürriyet Gazetesinin Spor Koordinatörü kendisi, bir diğeri de duygusal bir adam. Ulan hakikaten iğrençsiniz, hakikaten insan değilsiniz ve hakikaten insanda bıraktığınız tek duygu tiksinti ve mide bulandırıcı bir his.

Bu videodan sonra Hürriyet'de bu görevini halen sürdürürse yazıklar olsun. Çok merak ediyorum, Fenerbahçeli arkadaşların tepkisini. Muhtemelen birçoğunda iç ses olarak "Bu videoyu kim sızdırdıysa derhal Fenerbahçe TV'den atılsın" gibi bir tepki gelecektir.

Günlerdir herkesin ağzında aynı laf, "Hakemin kafasına atılmamıştı zaten", "Keita'ya su şişesini Galatasaraylılar attı", "Keita'nın yüzüne gelmedi." İdiotların bile aklına gelmeyecek cümlelerle, kendini olumlama isteği. Ne yaptığınızı, ne söylediğinizi herkes duydu, herkes gördü ama tereyağından çekilen kıl olmak istiyorsunuz.

Ben açıkça itiraf ediyorum, Ali Sami Yen'de yaşanan o sulu gecenin, bir Galatasaraylı olarak hayatımın en büyük utançlarından biridir. Ama sizin birçoğunuzda itiraf mekanizması çalışmıyor, yaptığınız her şey haklı, her şey mübah.

Aşağılık varlıklar....

10 Ekim 2009

Rambo da spor müdürü olsun



Yeni spor koordinatörü Ercan Saatçi hayırlı olsun ama Hürriyet Gazetesi'ne eğer spor müdürü aranıyorsa, şiddetle Rambo'yu öneriyorum.

100 kelimeyi geçmeyen kelime dağarcığı ile 'köşe' yazarı olan Damat Ferit'e, Türkiye'nin en 'büyük' gazetesinin spor koordinatörlüğü görevi verilmesinin bir izahı olmalı, ben bir açıklama bulamıyorum.

Dünyanın en saygın mesleklerinden biri olan gazetecilik, bu yüzden Türkiye'de saygınlığını yitirmişdir.

Aziz Yıldırım'ın neye dayanarak üç yıl şampiyonluk sözü verdiğini düşünüp durmuştum. Bence 5'e çıkartabilir bu süreyi. Köşeler, kaleler bir bir işgal ediliyor. Ercan Saatçi'nin spor koordinatörü olduğu ülkede, Rambo'dan Genel Yayın Yönetmeni olması da şaşırtıcı olmasa gerek.