milli takım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
milli takım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ekim 2010

Sokarım milli takımınıza


Fatih Terim'den bu yana milli takımı ne sevdim, ne de destekledim. Hiç umrumda bile olmadı, başına kimin geçtiği, kimi yendiği, kime yenildiği filan.

Öyle uzun uzadıya yazmayacağım. Arda Turan sakatlanmış. Kusura bakmasınlar ama sokarım milli takımlarına. İşin boku çıkmaya başladı. Her milli maç öncesi ve sonrasında Arda, Hakan Balta, Sabri v.s. v.s. birilerinin sakatlanmasından bıktı insanlar.

Galatasaray Sağlık Kurulu'na atıp tuttuk da, adamlar hazır hale getiriyor, milli takımda yeniden sakatlanıyorlar.

Bu işin ciddi anlamda önünü almak lazım. Zerre umurumda değil milli takımın ne yaptığı ben Galatasaray'lıyım, milli takım da beni hiç mi hiç ilgilendirmiyor.

Herkes samimi olsun. Milli Takımı destekliyorum diyen kaç Galatasaraylı, Semih Şentürk'ün gol atıp kazandığı maçta içine sinerek seviniyor.

Ya da Fenerbahçeli kaç kişi, Arda Turan'ın golleriyle kazanan milli takım maçından sonra gönlü rahat oluyor.

Herkes birbirini kandırıyor. Volkan'a küfür etmişim, nefret ediyorum, milli takımda diye seveceğim. Hadi canım sen de....

Tam tersi durum Fenerbahçe, Beşiktaşlı arkadaşlar için de geçerli.

Milli görev filan diye bir şey yok. Kimse milli takıma gitmiyor diye vatan haini olmaz.

Eğer milli görev yapmak istiyorlarsa, kazançlarını düşük göstermeyip, adam gibi vergi vermeleri yeter.

3 Mart 2010

Art niyetliyim var mı?


Galatasaray şampiyonluğa oynuyor, dandirik bir milli maçta 5 Galatasaraylı futbolcu var. Sabri zaten sakatlıktan yeni çıkmış, Caner'in kolu alçıda, Arda'nın imanı gevredi maç oynamaktan. Neyin hazırlığı bu anlamıyorum. Tanımıyor musun bu adamların hiçbirini?

Bildiğin Sabri, Arda, Servet, Aurelio, Emre filan var. Ozan İpek'i filan oynat, bak-gör nasıl milli takımda diye.

Milli Takımı uzun süreden bu yana desteklemiyorum. Daha önce Terim'di neden, şu an takımın kaptanı. Umuyorum kimse sakatlanmaz ve mümkünse bu adamlar 45 dakikadan fazla oynamasın.

Hayır, neyi merak ediyorum? Gökhan Gönül kadrodan çıkartıldı ama hafta sonu banko oynayacak biliyorum.

Birazdan fotoğraf koyarım, bakmayın fotoğrafsız olduğuna.

Bu arada; arayan, soran, merak eden herkese teşekkürler. Biraz dinlendim diyelim yeterli olur..

Oğuz Çetin'den de hiç hazzetmem, söylemem lazım.

3 Şubat 2010

Hiddink'in geleceğini gösteren işaretler

14 Ekim 2009 tarihinden bu yana Milli Takım herhangi bir futbol organizasyonu içinde görülmedi.

Bir dönem papatya falları açıldı; "yerli mi, yabancı mı?" diye, birkaç gün sonra 2012 Avrupa Şampiyonası gurup eleme maçlarının kuraları çekilecek ama teknik direktörümüz yok.

Türkiye Futbol Federasyonu, 3 Mart 2010 tarihinde Honduras ile hazırlık maçı yapılacağını açıkladı. Karşılaşmanın hangi ilde, hangi saatte oynanacağı ileri bir tarihte açıklanacakmış.

Rusya Futbol Federasyonu'na Sergei Fursenko'nun seçilmesiyle Hiddink'in Rusya Milli Takımı ile bağlarını kopartacağı kesin durumda. Fursenko daha önce "Eğer seçilirsem, Hiddink ile çalışmayı düşünmüyorum" demişti.

Kuvvetli ihtimal Guus Hiddink, milli takımın yeni teknik direktörü olacak ve 3 Mart tarihindeki Honduras hazırlık maçında da takımın başında olacaktır. Bakmayın TFF'nin, Hiddink'in geleceğine yönelik haberleri yalanladığına. Birkaç gün içinde açıklanır diye düşünüyorum.

20 Ocak 2010

Milli Takım için Zico'ya ne dersiniz?


Zico'nun Olympiakos'taki görevine son verildi. Çok ciddi bir biçimde Türkiye Futbol Federasyonu içinde, rüzgârın Zico'dan yana estiği yönünde haberler var.

Doğrusu, "Zico'yu ister miyim?" diye bir soru sordum kendime, iç ses olarak "evet" yanıtı geldi.

Doğru düzgün, efendi, işini yapan bir adam. Siz ister misiniz bilmem tabii. Çıta o kadar yükseltildi ki bir ara, Ferguson gelse "Daha iyisi yok mu?" denecek noktaya gelmiştik.

İçimdeki ses, bu işin olacağını söylüyor nedense.

10 Ekim 2009

2010'u TV'den izlemenin bedeli= Ayda 260 bin TL


Bu gruptan çıkamayacaksın, sahada racon keseceksin, gazeteciye bozuk atacaksın üstelik ayda 260 bin TL alacaksın....

Kusura bakmasın kimse ama her onurlu insanın yapması gerekeni bir zahmet yapıversin. İstifa zamanı ve yeri geldiğinde büyük erdemdir.

Mehmet Ağar yanında yok, tarihi şansını da Cech'in elinden kaçırdığı topla kullandın. Her zaman düşeş gelmiyor.

10 Eylül 2009

Yeter artık! İzlemek istemiyorum bu adamı


Sabah kalktım, hiç üşenmeden arşiv taradım biraz. Herkes az-çok hatırlıyordur zaten ama böyle fotoğraflara bakınca insan daha iyi anımsıyor.

Ben dünya üstünde böyle teknik direktör görmedim hiç. Sürekli insanlara tepeden bakan aşağılayan tavırlar ve sürekli haklı bir insan. Bir insanın bu denli antipatik olması için daha ne yapması gerektiği konusunda da fikrim yok açıkçası.

İşler iyi gittiğinde sorun yok ancak işler sarpa sardığında gerçek kişilik dökülüveriyor. Oyuncu seçimi, teknik-taktik işleri bir kenara koyalım. Bir ülkeyi temsil eden adamın, böylesi işler yapması, böylesi garip hal ve tavırlar içinde olması kabul edilebilir bir durum değil.

Elbette, bazen oyuncunu ateşlemek için bu tür yollara başvurulur ama bu kadarı da yeter artık. Fatih Terim teknik direktör değil de, diktatör gibi. Oyun kuralları herkes için aynı. Fakat Fatih Terim, imtiyaz sahibi olmak istiyor, olmayınca da böylesi kareler sergiliyor.

Hakikaten yetti artık. Milli Takımın başında aklı başında, ne yaptığını bilen, sinir kontrolü olan bir insan izlemek istiyorum artık. Başlatmasınlar başarısına, kariyerine. Önce insan olsun, başarı sonraya kalsın.

Bosna maçı sonrası basın toplantısından: Bir Boşnak gazetecinin, "İstifa edecek misiniz?" sorusu üzerine Terim, "Gazeteci, her yerde gazeteci" derken, "Ne yapacağıma ben karar veririm. Hele bir siz Dünya Kupası'na gidin de benim ne yapacağımı ajanslardan öğrenirsiniz" diye yanıtladı.

Sakin bir biçimde soruları yanıtlayan Terim, hakemle beraber zorlandıklarını vurgulayarak, "Hakemlerin hücumları da iyiydi. Girmeyince girmiyor. Hakem Portekiz'e gittiğinde 'Fatih Terim'i sahadan attım' şeklinde havasını atabilir" dedi.



Not: Fotoğrafları kronolojik sıraya göre dizmedim.






9 Eylül 2009

Terim gitsin, kimse gelmese de olur


Hiçbir yeri okumadan geçtim bilgisayar başına. Genelde hayat felsefemdir, sonda söyleyecek olanı başta söylerim, yine öyle yapacağım. Kimse hakeme bok atıp, işin içinden sıyrılmaya kalkmasın boş yere.

90 dakika boyunca ne yaptığını bilmeyen, ne yaptığı anlaşılamayan bir Milli Takım izledik. Belki bir-iki turnuvada kaotik futbol denemeleri başarılı olabilir ancak uzun soluklu işlerde, bunu yaparsanız sonuç bundan farklı olmaz.

Ben, maçtan ne aldım onları sıralayayım iyisi mi?

1- Gündüz de yazdım yine yazayım. Önder Turacı'dan stoper filan olmaz. Hatta Önder Turacı'nın Milli Takım forması giymesi son derece gereksizdir. 25 maç oynamasa bile gözüm kapalı Emre Aşık'ı kadroya alır, bugün de sahaya sürerdim.

2- Fatih Terim artık kenarda, yanında bir-iki kelime edebilecek adamları almalı. Müfit Erkasap, Oğuz ya da Metin Tekin bu adamlardan biri değil. Terim kulübeden atıldıktan sonra orada bir şeyler yapabilecek birilerine ihtiyacımız vardı.

3- Bir futbol takımı bu denli fiziki zayıf oyuncular üzerine kurgulanamaz. Teknik iyi hoş da, herkesin teknik olduğu orta sahada; basacak, dişişecek adamlara da ihtiyacımız var.

4- Bir futbolsever olarak, izlemek istediğim milli takım modeli, karmamarışık ve plansızlıktan ibaret bir oyunla değil; dengeli, ne yaptığını bilen, tempoyu istediği gibi ayarlayan bir milli takım.

5- "Çok halvet olmakla, çok çocuk olmaz." Zamanında, yerinde yaparsın o işi, alırsın kucağına çocuğu. Arda, Emre, Semih, Tuncay, Sercan. Ohh yaaa. Sezonun flaş adamı Mustafa Sarp milli takımda oynayabilmek için daha ne yapmalı bilmiyorum. Lütfen alınmış kadroya, o yüzden de forma yüzü göremedi. Koy kardeşim, ikili oynat orta sahada Ceyhun'la, akıl oyunu ile çöz rakibini.

6- Şu Sabri'ye karşı olan antipatiyi bir yere kadar anlıyorum ama Gökhan Gönül'ün bu denli şişirilmesine de anlam veremiyorum. İki maçta da izledik. Şu ülkeye orta yapmasını bilen kanat oyuncusu gelmeyecek mi?

7- Şu Terimmania bitmeli ve bitsin artık. Nereye giderse gitsin ama Milli Takım'ın başına, o ağırlığı kaldırabilecek, oyuna gerektiği zaman müdahale edebilecek bir teknik direktör gelsin.

Hakem hata yaptı, golü yedik. Eeeeee, bu mudur yolu itiraz etmenin. Külhanbeyi tavırları, antipatik hal ve hareketleriyle bir halkın yarısını Milli Takımı'ndan uzaklaştırdı. Terim giderse de yerine biri bulunur. Hatta buldum ben Rijkaard ve Neeskens gelsin.

8- Ben 2010'de tutacağım takımı belirledim. Fildişi Sahilleri. Herkes şimdiden seçimini yapsın..

Futbol bu, her şey olur


Milli maç geldi çattı. 2010 Dünya Kupası'na gidebilmemiz için bu maçı almaktan başka bir çaremiz kalmıyor. Yeni olası bir yenilgi durumunda Haziran 2010'da evimizdeki koltuklarda oturup "Ah ulan biz de olmalıydık" deyip, herbirimiz kendimize bir takım bulup, o takımı destekleyeceğiz.

Bugüne kadar olan bölümde yapılmış hatalardan söz etmeyeceğim. Geçti, bitti hepsi. Ancak bugün gazetelerde ve televizyonlarda Milli Takım'ın 11'ini görünce umutsuzluğa da kapılmadım değil.

Volkan, Gökhan Gönül, Önder, Servet, Hakan Balta, Hamit Altıntop, Emre, Arda, Tuncay, Semih ve Sercan'dan oluşan 11'i görünce niye böyle düşündüğümü de belirteyim. -Önceden guardımı alayım ama futbol bu her şey olur-

Eğer Terim, kazanmak zorunda olduğumuz Bosna deplasmanına orta sahada kesici bir oyuncu ile çıkmazsa, bol bol 1'e 1'lerle karşılaşabiliriz. Misimović, Muratović, Ibričić gibi ofansif orta saha oyuncularını dirençsiz bir orta saha ile karşılamak, benim kafamın yettiğince intihardan ibaret.

Çünkü bu koşullarda, stoperlerimizden Servet ve Önder Turacı sürekli öne çıkmak durumunda kalacak ve bu durumda da özellikle kontraataklarda garip durumlara düşebiliriz. Özel not düşeyim; Önder Turacı'ya hiç güvenemiyorum maalesef.

Bu yüzden Ceyhun ya da Mustafa Sarp ikilisinden birinin mutlaka ama mutlaka bu akşam sahada olması gerekiyor. Bunun için de Semih-Sercan ikilisinin sayısının bire düşmesi lazım. Zaten Arda, Tuncay, Halil ve Emre gibi forvete destek veren çok sayıda oyuncumuz var. Buna bir de çift forvet eklenirse, orta sahamız kul eleği işlevi görebilir.

Boşnak medyası karşılaşmaya; Supić, Vladavić, Nadarević, Spahić, Jahić, Salihović, Muratović, Rahimić, Misimović, Ibričić ve Džeko 11'iyle çıkılacağından emin. Bizim ise Volkan, Gökhan Gönül, Önder, Servet, Hakan Balta, Hamit Altıntop, Emre, Arda, Tuncay, Semih ve Sercan'la çıkmamız bekleniyor.

Bu 11'ler bana Pazar sabahı izlediğimiz Arjantin-Brezilya maçını anımsatıyor. Fiziken çok büyük üstünlüklere sahip Brezilya ve Arjantin yani. Bu maçta da Bosna Hersek'in bariz bir fizik üstünlüğü olacak.

En büyük umudum, oyunun dengede gitmeye başladığı anlarda kronikleşmiş hastalığımız olan top şişirmeye başvurmayız. Aksi taktirde çok sağlıklı sonuçlar alamayacağımızı düşünüyorum.

Ama Terim bu, ne yapacağı belli olmaz; bir bakmışsınız Hamit yedek, Kazım sahada; Volkan forvette, Semih kalede. Her deliliği yapabilecek kapasitede çünkü.

Biz garip bir milletiz ve futbolumuz da öyle. O yüzden tüm bu yazılanlar, çizilenler kâğıt üstünde kalabilir. Kaotik ortamlardan varolmayı bilen Türk Milli Takımı eğer 2010 Dünya Kupası'na gitmezse, kupa çok şey kaçırır. En azından serseri kurşun misali ne yapacağı bilinmeyen, her turnuvanın banko sürprizi (ulan hem beğendim hem garip geldi) kıvamındaki Türkiye'nin olmayışı herkes adına kayıp olacaktır.

6 Eylül 2009

Fatih Terim'e rağmen


Hem futbolla ilgilenip hem de insanın kendi Milli Takımı'nı sevemiyor olması garip bir duygu. Bunu uzun bir süreden beri yaşıyorum. İçimdeki çatışmalar, gelgitler buna engel olamıyor bir türlü.

Hani filmlerde görürüz, karakterin bir tarafında şeytan bir tarafında melek olur ve her ikisi de ikna etmeye çabalar insanı. Hemen hemen o durumdayım Milli Takım mevzu bahis olunca. Dün akşam zaman zaman bakarke Estonya maçına 1-0 olduğunda "Oh iyi oldu" duygusunu yaşarken 2-1 öne geçtiğimizde, içimden "Neyse, iki tane daha sallarız alırız bu maçı" diye düşündüm.

Milli Takıma tam olarak destek veremememin ana sebebi Fatih Terim. Galatasaray'dayken de hiç benimseyemediğim, bir türlü sevmediğim bir adam oldu. Sebepler malum, Mehmet Ağar, Terim'in siyasi kişiliği, işler iyi giderken basına olan aşağılayıcı ve küçümseyici ancak kötü giderken aniden değişiveren sevgi pıtırcığı tavrı. Milli Takım'a çağırdığı ya da çağırmadığı oyuncular v.s. v.s. Sebep saymaya kalksak daha bir ton bulurum muhtemelen.

Bugüne dek, asar-keser tavırlardaki Terim'e bakıyorum da, şimdilerde süt dökmüş kedi kıvamında. Gülümsüyor, kimseyi azarlamadan "Teşekkür ederim" diyor, konuşmaları ölçülü. Biliyorum ki, 2010 Dünya Kupası vizesini alırsak, 180 derece dönüşle bu tavırları, yerini normal ve olağan haline bırakacak. Zamana, duruma ve koşullara göre değişkenlik gösteren bir nevi bukalemun yani.

Bosna Hersek maçı Fatih Terim'in kariyeri açısından çok önemli bir karşılaşma olacak. Maçın kaybedilmesi durumunda Terim ve Federasyon muhtemelen masaya yeniden oturur ve şartları gözden geçirir. Yok, eğer kazanılırsa Terimli dönem devam eder.

Buna sevinsem mi üzülsem mi bilmiyorum. "Terim gitse kim gelecek?" sorusuna yanıt bulamıyorum. Öyle ya da böyle, Terim'in oynattığı futbol izleyene zevk veriyor. Ancak öte taraftan da, "Şu itici adam gitse de kurtulsam bu ızdıraptan" düşüncesinden de kurtulamıyorum. Olabildiğince uzağa gidebilir, benim için bir mahsuru yok.

Uzun zaman sonra bir milli maç izlemeye karar verdim ve Bosna Hersek-Türkiye maçını izleyeceğim. Halen karmaşık duygular içindeyim.

29 Ağustos 2009

Mustafa Sarp niye sürpriz olsun ki?

Milli Takım'ın, Estonya ve Bosna-Hersek'le yapacağı 19. Dünya Kupası Eleme Grubu maçları için aday kadrosu belli oldu.

Hemen hemen tüm basın organları haberi "Mustafa Sarp sürprizi" olarak verdi. Garip ve ilginç geldi doğrusu "sürpriz" nitelemesi. Sezon başından bu yana Turkcell Süper Ligi'nin en istikrarlı ve en iyi oyuncularından birinin Milli Takım kadrosunda yer bulmasının neresi sürpriz acaba.

Bugüne dek ilginç olan şey, bazı oyuncuların "3 İstanbul" takımında forma giyemedikleri için Milli Takım'da kendisine yer bulamaması diye düşünürüm hep. Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş'a transfer olmadan Milli Takım'da forma giymek sanki imkânsız gibi bir şey. Ya Avrupa'da oynayacaksın ya da İstanbul 3'lüsünden birinde.

Avrupa'daki takımlara baktığımızda ise bambaşka örnekler görüyoruz. Milli Takım kadrolarında genelde form durumuna göre oyuncu alınırken, bizde ise denge unsuru gözetilirmiş gibi bir durum var.

Evet, kabul ediyorum ki; Mustafa Sarp biraz bu şablonun dışında bir oyuncu fakat yine de, göz göre göre, bu denli göze batan bir oyuncunun Milli Takım'a seçilmesini "sürpriz" olarak değerlendirmek de, biraz iş bilmezlik oluyor. Kanatlanıp uçması mı bekleniyor acaba bazı oyuncuların?

Bence Nihat'ın, Semih'in ve İbrahim Kaş'ın Milli Takım'da olmaları büyük sürpriz. Biri daha doğru düzgün forma giymedi, diğer ikisi ise formsuzluktan sürünüyorlar. Seçimlere değil itirazım, sadece adalet duygusunun daha fazla zedelenmemesi.