27 Ekim 2009
26 Ekim 2009
Teşekkürler iğrenç insanlar topluluğu

Dün akşamki maçta çıkartılmış bir pankart. Gelişme var ama eskiden 90 dakika boyunca asılı kalırdı, "G...üzden s..tik mi" diye. Şimdi işi direkt "Ana" hadisesine çevirmişler. Pankarta asanlara, hazırlayanlara 'Anne'nin kutsallığını öğretecek değilim. Çünkü kişi kendi gibi bilirmiş, karşısındakini.
Çok sevdiğim Fenerbahçeli arkadaşlarım var, gerçekten de birlikte ölüme gideceğim adamlardır. Ancak bu insanların hepsi garip bir başkalaşım geçiriyor Galatasaray maçlarında. Hepsi ortak bir dil kullanıyor. Bunu nasıl yapıyorlar bilmiyorum. İzmir'deki arkadaşımla İstanbul'daki arkadaşım birebir aynı cümleleri kurup konuşuyorlar ve bu iki insan birbirini tanımıyor.
Diyorlar ya, "Fenerbahçe Cumhuriyeti" diye, cidden başka bir galaksinin ürünü birçoğu. Bugün işyerinde konuşmalara kulak misafiri oldum, bazılarına ortak oldum. Bir tane Fenerbahçeli'den ofsayt ya da penaltı golle ilgili bir şey duymadım.
Hepsi "nihohoohhoho!" şeklinde gülüyorlardı, hepsi şampiyon olmuşcasına konuşuyorlardı, hepsi sanki ligin bitimine bir hafta varmışcasına konuşuyorlardı.
İyi ki, Fenerbahçeli değilim. Tanrı'nın bir insana verebileceği başka bir ceza yoktur sanırım.
Çöldeki serap olma...

Kayıp halka olmak en kolayıdır. Türk futbolu yetenekleri tartışılmaz oyuncu çöplüğüdür. Bugün tribünlerden gelen övgüler, yarın küfürlere dönüşüverir. Kolay değil Galatasaray kaptanı olmak, Galatasaray futbolcusu olmak. Bunun değerini bilerek oynamak lazım sahada. Ama sahada, yeşil çimde.
Sahte kabadayılıklarla, ucuz kahramanlıklarla olmaz bu iş. Olur gibi görünür fakat olmaz. Metin Oktay olmak, O'nunla karşılaştırılmak kolay iş değil. Değerini bilmek gerek, sadece bu karşılaştırmanın bile.
Futbolculuk kolay iş de adam olmak kolay değildir. Umarım yitip gitmezsin, bir seraba dönüşmezsin ve büyüdükçe büyürsün. Gönlümüzdeki yerin ve değerin katmerleşip, kabuk bağlasın, iz bıraksın. Bıraktığın iz, boktan bir iz olmasın ama dikkat et.
Milwall taraftarına Galatasaray forması yasaklandı

'Aslanlar' lakaplı Millwall taraftarının hafta sonu 2-1 kazandığı Leeds maçında, stada Galatasaray forması ile gelmesi yasaklandı. Hatta karar süreklilik kazandı ve bundan sonra da alınmayacağı belirtildi.
Milwall taraftarının Leeds'lilere atfen, bıçaklama hareketleri yapan ve Galatasaray forması giyen bir taraftarı da bundan sonra stada alınmayacakmış.
Millwall yöneticisi Andy Ambler, bu taraftarın güvenlik kameraları ve fotoğraflar yoluyla kimliğinin tespiti halinde, stada girmesine izin verilmeyeceğini belirtti.
Ambler, Türk bayrağı sallayan bir başka taraftarın da stadın dışına çıkarılıp, gözaltına alındığını söyledi.
TSL 10. hafta panaroması

10. HAFTANIN SONUÇLARI
Ankaragücü 3 - 0 Ankaraspor
Trabzonspor 2 - 1 Kayserispor
Bursaspor 6 - 0 İstanbul B.B.
Eskişehirspor 0 - 1 Beşiktaş
Diyarbakırspor 1 - 0 Gençlerbirliği
Manisaspor 1 - 2 Antalyaspor
Sivasspor 3 - 0 Gaziantepspor
Kasımpaşa 3 - 1 Denizlispor
Fenerbahçe 3 - 1 Galatasaray
GOL KRALLIĞI
Makukula-Kayserispor: 6
Nonda-Galatasaray: 6
Souza-Gaziantepspor: 6
Alex-Fenerbahçe: 5
Baros-Galatasaray: 5
Kahe-Gençlerbirliği: 5
HAFTANIN OLAYI
Bünyamin Gezer'in 'harikulade' (!) yönetimi.
Sivasspor'un 3-0'lık galibiyeti.
Bursaspor'un zirve takibi ve 6-0'lık galibiyeti.
PUAN DURUMU
| O | G | B | M | A | Y | P | Av | ||
| 1 | 10 | 9 | 0 | 1 | 21 | 6 | 27 | 15 | |
| 2 | 10 | 7 | 1 | 2 | 24 | 9 | 22 | 15 | |
| 3 | 10 | 7 | 1 | 2 | 26 | 15 | 22 | 11 | |
| 4 | 10 | 5 | 3 | 2 | 14 | 7 | 18 | 7 | |
| 5 | 10 | 5 | 3 | 2 | 10 | 6 | 18 | 4 | |
| 6 | 10 | 4 | 4 | 2 | 15 | 9 | 16 | 6 | |
| 7 | 10 | 4 | 4 | 2 | 14 | 10 | 16 | 4 | |
| 8 | 10 | 4 | 3 | 3 | 20 | 14 | 15 | 6 | |
| 9 | 10 | 5 | 0 | 5 | 15 | 13 | 15 | 2 | |
| 10 | 10 | 4 | 3 | 3 | 12 | 18 | 15 | -6 | |
| 11 | 10 | 3 | 3 | 4 | 15 | 13 | 12 | 2 | |
| 12 | 10 | 3 | 3 | 4 | 12 | 14 | 12 | -2 | |
| 13 | 10 | 3 | 3 | 4 | 10 | 17 | 12 | -7 | |
| 14 | 10 | 2 | 4 | 4 | 8 | 10 | 10 | -2 | |
| 15 | 10 | 2 | 1 | 7 | 10 | 18 | 7 | -8 | |
| 16 | 10 | 2 | 1 | 7 | 9 | 17 | 7 | -8 | |
| 17 | 10 | 1 | 3 | 6 | 9 | 18 | 6 | -9 | |
| 18 | 10 | 0 | 0 | 10 | 0 | 30 | 0 | -30 | |
Etiketler:
ariza makukula,
bünyamin gezer,
turkcell süper lig
25 Ekim 2009
'Piç Emre'

Boşuna senelerce "Piç Emre" diye bağırmamış, Fenerbahçe tribünleri, bu maçla anlamış olduk.
Söyleyen ben değilim, Fenerbahçe tribünleriydi. Ben sadece onların ne diye bağırdıklarını yazdım.
Bünyamin de, en münasip tarafına kına yaksın. Baros'un ayak bileğindeki tarak kemiği iki yerinden kırılmış.
Fotoğraftaki pozisyonun başlangıcı, ne yazık ki bu ülkede doğru düzgün fotoğrafçı olmadığı için pozisyonun devamındaki insanlık dışı faulü görüntüleyememiş.
Etiketler:
Emre Belözoğlu,
fenerbahçe-galatasaray,
milan baros
İzlemekten sıkıldım artık

Yine bir Şükrü Saraçoğlu klasiği izledik. Maç başlamadan önce Baroni ve Arda kavgası izledik. Sonrasında yardımcı hakemin kafası yarıldı. Zaten bu iki olay, sahada neler yaşanacağını az-çok gösterdi.
Maç başladı net ofsayt bir gol ve maç bitti. Çünkü hemen her maçta benzeri bir şey oluyor ve Fenerbahçe Kadıköy'de 1-0 önde başlıyor maça. Muhtemelen yine şampiyonluk kutlamaları başlamıştır Kadıköy'de.
Maç içinde izlediklerimiz biraz daha farklıydı. 90 dakika boyunca Leo Franco'nun gözüne tutulan lazer, Keita başta olmak üzere dayak yiyen Galatasaraylı futbolcular, her taç ve her kornerde sahaya atılan maddeler...
Şu senelerdir dönen "Fenerbahçe Kadıköy'de üstün" geyiğinin temel sebeplerini tekrar tekrar yaşıyoruz. Kimse bıkıp usanmadan seyrediyor olanları.
Maçı sportif anlamda irdelemek gereksiz fakat şunu söylemekte fayda var. Skor 2-0'a taşındıktan sonra oynanan oyun Galatasaray açısından çok üvitvardı. Futbol oynayan ve futbol oynamak isteyen takım Galatasaray'dı ama Keita sinir harbine dayanamadı ve büyük bir sorumsuzlukla takımı 10 kişi bıraktı. Zaten o dakikadan sonra da, skor kendini belli etti.
Fenerbahçe'nin maçın başından sonuna kadar uyguladığı pres, orta alandaki hakimiyetinin hakkını teslim etmek gerekir.
Bu yaşananlara izin verildiği sürece, o statta daha 10 değil 110 yıl Galatasaray galibiyeti görmek imkânsız. Terörize edilmiş taraftar ve futbolcu topluluğu orada bir Galatasaray galibiyet yaşatmak kimseye.
İşin hakem faktörü dejavu yaşatır cinsten. Atılan gol tartışmasız ofsay, yukarıdaki fotoğrafta görüldüğü üzere de penaltı, penaltı değil. Daha maçın 2. dakikasında Baros'un sakatlandığı pozisyonda sarı kart gelmedi, maçın içinde Baroni'nin Arda'ya yaptığı üç faulin hiçbirinde sarı kart göstermedi, keza Kazım'ın her pozisyonda kendisini atması da dahil. Keita'nın kırmızı kartı her ne kadar doğruysa, Baroni'nin Arda'ya attığı yumrukta verilmeyen kırmızı kart da o kadar yanlıştı.
Ama alıştık Kadıköy'de Bünyamin ve benzerlerine. "Yardımcısının kafasına atılan keşke Bünyamin'in kendisine atılsaymış" diyesi geliyor insanın. Zaten polisleri de sevmem...
Fark 5 puana çıktı yeniden. Ekim-Mayıs dönemi düşünüldüğünde çok da önemli bir rakam olmadığını düşünüyorum, değil de.
Son söz Arda'ya olsun. Arda bu takımın kaptanı ve büyük bir sorumluluk verildi kendisine. İki yıldır Fenerbahçe maçlarında gösterdiği itici tavır, sürekli kavga içinde olması son derece çirkin. Galatasaraylılığını göstermek istiyorsa; kavgayla, itiş kakışla değil sahada oynadığı futbolla yapmalı.
Arda'nın oyundan çıkıp, Keita'nın atılmasına kadarki sürede Galatasaray çok daha iyi futbol oynadı. Yakın bir dönemde "Ardasız Galatasaray daha iyi oynuyor" tartışmaları yaşanırsa şaşırmayacağım çünkü Dinamo Bükreş maçı ve biraz önce yazdığım kısa süredeki futbol bunu doğrular biçimdeydi.
En son söz: Kazanan hep haklıdır bu ülkede. O yüzden bunların hiçbiri konuşulmayacak. Ne ofsayt gol, ne olmayan penaltı. Maç bitti, üstüne bir bardak su içsin Galatasaraylılar. Fenerbahçeliler de, her yıl yaptıkları gibi delicesine kutlasınlar, şampiyonluk yerine. Kasımlar sizin, Mayıslar bizim olsun sözü an itibariyle Ekimler sizin Mayıslar bizim şeklinde değiştirilmiş bulunuyor, benim tarafımdan....
Etiketler:
arda turan,
bünyamin gezer,
fenerbahçe-galatasaray
AZ Alkmaar satılıyor

Şu kriz denen olgu, hayatın her alanını vurduğu gibi futbol kulüplerini de fena vurdu. Vurulanlardan biri Az Alkmaar. Kulübün ana sponsoru DSB Bankası'nın iflas etmesinin ardından 40 milyon Euro gibi bir fiyata satışa çıkartıldı.
Hollanda'nın Ticaret Gazetesi Quote'nin internet sitesindeki habere göre, kulübün 35 milyon Euro'ya da satılabileceği belirtilmiş.
İflasını kısa süre önce açıklayan DSB Bankası'nın sahibi -aynı zamanda kulüp sahibi- Dirk Scheringa'nın tüm mal varlığına el konuldu. Haliyle, el konulan malvarlıklarının arasında AZ Alkmaar da bulunuyor.
Sen bir önceki sezon şampiyon ol, bir sezon bile geçmeden satışa çıkartılsın. Rakam ilginç tabii. Maksimim 40 milyon Euro. Yıldırım Demirören, Tabata'yı almayıp üstüne biraz para eklese bir şampiyon takımı daha olur.
24 Ekim 2009
'Yüzyılın derbisi', 'Asrın derbisi'; hadi canım...

Kaldı 1 gün; neyse ki araya Bükreş maçları girdi de, gereksiz sinir harbi yaşattırılmadı insanları. Kendi açımdan şu kadarını söylemeliyim; ilk kez Fenerbahçe-Galatasaray maçı öncesi herhangi bir heyecan duymuyorum. Kimileri buna "Zaten her Kadıköy maçında yeniliyorsunuz, o yüzden heyecan yapmıyorsun" diye yorumlayabilir, kimileri de "Bu yıl şahane takım kuruldu, heyecansızlığın bu yüzden" diyebilir.
Şöyle sakin kafayla insan düşündüğünde, 34 maçtan birisi diyor ama tabii o kadar da uzun boylu değil. Her Galatasaraylı ve Fenerbahçeli için bu maçlar biraz daha farklılık arzediyor. İşin puan aritmetiğine bakılınca Kasımpaşa maçından bir farkı kalmıyor ama. Fenerbahçe kazandığında 6 puan verilmiyor ya da tam tersi.
Son 10 yıldan bu yana, Fenerbahçe-Galatasaray maçlarının, dünyanın en büyük derbisi olduğu pompalanıp duruyor. Bilmem hangi internet sitesinde yapılan saçma sapan oylar ya da fikirler baz alınarak. Oysa hiç de böyle bir durum yok, bireysel olarak böyle düşünüyor olsak da.
Dünyada kaç tane spor kanalı bu maçı canlı yayınlıyor, hangi gazetede büyük puntolarla yer alıyor veya hangi spor adamları bu maç üstüne yorum yapıyor. Kendi kalemizde top çeviriyoruz yıllardan bu yana. Gerginlik üstünden pazarladığımız bu derbinin, dünya üstünde de öyle söylenildiği gibi bir etkisi yok. Bu demek değildir ki, Galatasaray-Fenerbahçe maçları önemsizdir. Pek tabii ki, önemli fakat iş "Dünyanın sayılı derbileri" geyiğine döndüğünde, akıl ve mantık devreye girip düşündüğümüzde böyle olmadığını görüyoruz.
Her maç "Yüzyılın derbisi", "Asrın derbisi", her maçta "Dünyanın gözü bu derbide". Bugün, kaç tv kanalı bu maçı yayınlayacak, kaç gazeteci akredite olumuş haberleri gelir. Şu ana kadar 2 TV kanalının vermesi kesinleşti. Almeria-Valencia maçını dünya üstünde 27 kanal naklen verecek. İşte Fenerbahçe-Galatasaray derbisine dünyada verilen değer bu.
Tek tek River-Boca, Celtic-Rangers, Lazio-Roma, Real Madrid-Barcelona hesabına girecek değilim. Zaten aşağı-yukarı herkes bu maçların neden ölüm kalım meselesi haline geldiğini biliyor. Dortmund sokaklarında 10 kişiyi çevirseniz -Türk olmaması kaydıyla- 10 kişinin "En büyük derbi hangisi?" sorusuna vereceği yanıt Schalke-Dortmund maçıdır. Aynı soruyu Liverpool sokaklarında sorsanız Everton–Liverpool diye yanıt verecektir.

Demem o ki, Fenerbahçe-Galatasaray derbisi bu coğrafya üstünde en önemli derbidir fakat sınırlar dışına çıktığınızda her taraftarın gönlündeki derbi bambaşkadır. Garip ve anlaşılmaz bir biçimde -ki, aslında gayet anlaşılır- bu derbiye gereğinden fazla anlam yüklüyoruz. Ve işin ilginci elimizdeki tek parametre de "Gerginlik".
Çünkü başka biçimlerde pazarlayamıyoruz ve pazarlayamayız da. Futbol açısından baktığımızda; bugün, dün ya da daha önceki gün oynanan futbol öyle ahım şahım nitelikler taşımıyor. Ülke futbolunun durumundan hallice bir oyun sergileniyor. Hal böyle olunca bu derbinin pazarlanma stratejisi de tek bir done üstüne yükleniyor.
Bu yüzden içimde gereğinden fazla heyecan taşımıyorum, taşımayacağım da. Pazar günü saat 22.00 olduğunda neler konuşulacağını, pazartesi günü gazetelerde neler yazacağını biliyorum çünkü sonuç her ne olursa olsun.
Buraya kadar okuyup sabreden var mıdır bilmiyorum ancak sabredenler kızabilir birazdan yazacaklarıma. Dünkü Galatasaray-Dinamo Bükreş maçını ne yazık ki, bir kahvede izleme zorunda kaldım. Maçın devre arası olup, nefes almak için dışarı çıktığımda yanımdaki üç adamın konuşmasına şahit oldum. O kadar ezbere alınmış sözler ki, televizyon seyrediyormuş hissine kapıldım veya gazete, blog, dergi...
Ulan işte en nihayetinde bir oyun bu. Hepimiz bir nedenden ötürü bu oyunu seviyoruz ve bu oyunun bu ülkedeki izleyenleri için en cazip maçlarından biri oynanacak. Derdimiz hâlâ "Galatasaray 1. bölgede zayıf, 3. bölgede kuvvetli" gibi beylik sözler. Yani hakikaten kahvedeki adamın sözlerini tartışıyoruz buralarda. Oysa ki, bambaşka şeyler konuşmalıyız, bu oyunun sürdürülebilirliği ve izlenebilirliği açısından. Sistemi, analizi teknik direktörler yapsın, bana ne.
Pazar akşamı her türlü sonuçtan uzak olarak, -gönlümden geçenin sarı-kırmızı olduğunu itiraf ediyorum- eğlenebileceğimiz bir maç olmasını istiyorum. Taksilerde adam kovalanmayan, birbirinin üstüne sidik torbaları atılmadan, kimsenin nefret dolu gözlerle birbirine bakmadığı adam gibi bir maç olsun.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

