bünyamin gezer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bünyamin gezer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Eylül 2010

Elimde değil 'Kıllanan Adam'ım


Valla gecenin bir yarısı rakıyı o kadar yüklenmişken şu habere gözüm çarpıverdi. Yazan ya da yorum yapan var mı görmedim. Genelde bir konu hakkında yazı yazılmışsa, yazmamaya çabalıyorum ama ciddi anlamda önemli bir haber.

"Türkiye Futbol Federasyonu'dan yapılan açıklamada, başkan Mahmut Özgener'in talimatıyla TFF Denetleme Kurulu tarafından başlatılan ve titizlikle yürütülen soruşturmayı değerlendiren Türkiye Futbol Federasyonu Yönetimi'nin kararı doğrultusunda; TFF Genel Sekreteri Ahmet Güvener ve Genel Sekreter Vekili Orhan Gorbon'un, 6 Eylül 2010 itibariyle görevlerinden ayrıldığı duyuruldu."

Fenerbahçe kendi açısından iki safrayı temizlemiş durumda. Her iki ismi de şiddetle istemiyorlardı. Ahmet Güvener ve Orhan Gorbon isimlerini. Birini yakınen, diğerini çok yakın olmasa da, medyaya malzeme olması açısından tanıyoruz.

Daha sezonun üçüncü haftasını devirmişken, Türkiye Futbol Federasyona kritik önemdeki iki isimle yollarını ayırıyor.

Hep söylerim, kötü niyetliyim, bu iki isim de Fenerbahçe'nin istemediği ve tasvip etmediği kişiler. Basın önünde aleni tartışmalar yaşandı.

İlerleyen dönemlerde kokusu çıkar mı yoksa sumen altı mı edilir bilinmez. Bir şey var ki, çok erken ayak oyunları dönmeye başladı. Bundan sonra ligi, hakemleri, verilen ve verilmeyen cezaları dikkatle takip etmek şart oldu.

Federasyon açısından tam da Milli Takım maçları arasında verilmiş bir karar olması ayrıca ilginç ve dikkat çekicidir. Su uyur, düşman uyumaz. Benden söylemesi, sonra kimse haybeye ağlayıp sızlamasın. Tam da bu hafta Bünyamin maça verilmişken, işkillenmemek elde değil.

Huyum bu, kıllanırım ve kötü niyetliyim...

25 Nisan 2010

Bünyamin-Aziz, Oğuz el ele hep beraber tribüne


Bünyamin Gezer, kendisine verilen görevi gayet başarılı bir biçimde yerine getirdi. Maçın berabere bitmesi için elinden geleni ardına koymadı.

Türkiye'de futbolda ciddi anlamda bir orta oyunu oynanmaya başlandı. Galatasaray, Bursaspor ve Beşiktaş da, bu orta oyununda figüran olarak rol alıyor. Esas 'oğlan'ın güzel kızı alması için her şey ayarlanmış, biz de izliyoruz sahneyi, acaba bu kez sonu farklı biter mi diye.

Hayal ediyorum; Bayern Münih, Manchester United, İnter ya da Real Madrid başkanının soyunma odasında hakem azarladığını; neler olup biteceğini az-çok tahmin ediyorum.

Bünyamin Gezer'in bu maça atandığı gün, maçın içine böyle sıçacağı ayan beyan belliydi ama hiç kimse sesini çıkarmadı. Her yönettiği Galatasaray maçı bir olay, bir vukuat. Bursaspor'un yenildiği son maçta yine bu arkadaş görev aldı. Sezonun en kritik virajlarında yönettiği bütün maçlar hep bir takım lehine bitti, her ne hikmetse. Herif devlet görevlisi o yüzden şöyle dolu dolu küfür de edemiyorum. Yarın öbür gün başımız belaya girecek diye.

Maç içinde Neill'ı atmasının ardından "5 dakikaya kalmadan Bursasporlu atacak" dedim, haliyle yanılmadım. Bütün bir maç boyunca verdiği kararları tekrar izleyin, nasıl adi bir biçimde ne şiş yansın ne kebap minvalinde bir maç yönettiğini anlarsınız.

Tabii tüm suçu Bünyamin'e yüklememek gerekir. Onun başındaki Oğuz Sarvan denilen haysiyetsize de değinmek gerekir. Güya lig bittiğinde görevini bıracakmış. Bırakır, ben de bırakırdım. Görevini huzur içinde yaptı.

Şu kadarını söyleyeyim, Galatasaray Kulübü, Bünyamin'e düdük astırtıp, Oğuz Sarvan'ın görevine son verdiremiyorsa, otursun aptallığına yansın.

Herifin Arda'ya özel bir hassasiyeti var. Sezonun daha başında Gaziantepspor maçında itip kalktı çocuğu, sonra Ordu maçında çocuğun dizini yardılar gözü önünde bana mısın demedi, bu maçta herkes konuştu fakat Arda konuştu diye sarı kart gösterdi.

Tempo açısından sezonun en iyi maçını izledim ama gelgelelim futbol yazamıyorum. Nesini yazacağım onu da bilmiyorum.

Son 10 haftada her şey Fenerbahçe'nin istediği gibi gitti. Hakemler, Federasyon kararları, rakip maçlarda yaşananlar. Kazanmaya giden yolu nasıl gideceklerse, o şekilde hareket edildi.

An itibariyle televizyon izlemiyorum ama insanların nasıl fevaran edeceğini tahmin ediyorum. Kimse kıçını yırtmasın boşuna, atı alan Üsküdar'ı geçti bile. Bundan sonrası artık Bursaspor için 'hayal' tadında geçecek. Her maç yeni bir umut tazelenecek ama her maç sonunda da o umut yok olacak.

Sezon başı verilen 3 şampiyonluk sözünün sonrasında kuzenime "Bu yıl lig boşuna oynanmasın, şampiyon olmak için ellerinden geleni yapacaklar ve başaracaklar da" demiştim. 3 şampiyonluğa gerek yok, biri gelse sözü söyleyen koltuğunu kurtarır. Bu yıl gelecek şampiyonluk diktatörlüğünün devamını sağlayacaktı çünkü.

Senelerce "Bu Külüpler Birliği nedir?" diye ağladı bütün Fenerbahçeli arkadaşlar, Aziz Yıldırım koltuğa oturunca kimsenin gıkı bile çıkmadı. Senelerce "Havuzdan ayrılırız" tehdidi savurdular, işler istedikleri gibi gittiğinde seslerini çıkarmadılar.

Ne Mahmut Özgener, ne Levent Kızıl ne de bir başka isim; Türk futbolunun başında Aziz Yıldırım vardır. İstediği her şeyi istediği gibi yaptırıyor. Bu yıl bunun resmi kanıtıdır.

Haaa, bu kadar saydırdık takıma gelelim. Hayatımda ilk kez bir Galatasaraylı futbolcu içinr "Siktir git" dedim. Caner bunu başardı, tebrik ediyorum. Oyundan çıktığı dakika olan 64'e kadar Dos Santos'a bir tane bile pas vermedi. Tek bir pas vermedi hem de. Benzer pozisyonlarda Arda soldan bindirme yapınca topu bekletmeden pası veriyordu ama Dos Santos'u en boş pozisyonlarında bile görmedi. Demek ki, suratına bir tane patlatıp, ağzını yarmak lazım ancak o zaman pas verebiliyor.

Elano için bir şey yazmayacağım, zoraki oynadığı her halinden belli oluyor. Kızamıyorum da, yabancı futbolculara. Ülkede aleni bir biçimde yabancı futbolcu faşistliği yapıldığı için adamların, maç dışında neler yaşadıklarını bilmiyoruz. Ama yok, bu yıl itibariyle ligin ilk yarısının sonları ve ikinci yarının birkaç maçı dışında kendisini göremedik.

Her şeyi bir kenara bırakırsak, Galatasaray için kayıp bir yıl daha oldu. Yine Şampiyonlar Ligi'ne gidilemedi, yine yapılan yatırımların karşılığı alınmadı.

Galatasaray'ın ciddi anlamda arınmaya ihtiyacı var. Takımın taraftarı, kendi kaptanına küfreder, takımın kaptanı antrenmanda arkadaşının ağzına çakar, takıma gelen yabancısı haftalardır arkasındaki adamdan pas alamaz, yöneticisi protesto tertip eder.

Galatasaray'ın transferden önce ciddi anlamda kendini sorgulaması lazım. Futbolcusu, taraftarı, teknik direktörü, yöneticisi, çaycısı, doktoru; her kimse o. Yoksa her yıl bu filmi izleriz.

Bursaspor üzülmesin, herkes biliyordu yedirmeyeceklerini. Fenerbahçe olmaz, Beşiktaş olurdu yiyen ya da Galatasaray.

21 Nisan 2010

Oğuz Sarvan çocuğu Bünyamin


Türkiye'de bu adamdan başka hakem yok mudur? Yunus Yıldırım, Bünyamin Gezer ve Bülent Yıldırım'dan başka hakem mi yok?

Ali Sami Yen'de Bursa'yı bir güzel doğrar bu polis. Cüneyt Çakır da, Kasımpaşa-Fenerbahçe maçında görev alıyor. İki kulübün istemediği iki hakemle, Federasyon ve Hakem Kurulu bir taşla iki kuş vuracak aklı sıra.

İğreçlik diz boyu hale gelmeye başladı. Herifin biri sahanın ortasına kuyu kazıyor, kimseden ses seda yok. Kulübü haliyle her yaptığı bokun üstünü örttüğü gibi sahip çıkarak bu olayın da üstünü örtüyor.

O değil de, üç-beş hafta boyunca Keita'ya söylemediğini bırakmayan; ahlaktan, etikten söz eden cengaver Fenerbahçeliler nerede onu merak ediyorum. Kaldı şunun şurasında birkaç hafta değil mi? O zamana kadar ses-seda yok. Ya da en fazla "Yapmaması lazımdı ama Torres de yapmış baksana" türünden gerizekâlıca teraneler.

Medyasından, federasyonuna, hakeminden, rakibine kadar her tarafınızdan pislik akıyor. Paçalarınızdan süzüm süzüm süzülüyor iğrençlikleriniz.

Eyvallah, futbolun temiz olmadığını hepimiz biliyoruz da, bitime birkaç hafta kala Hüseyin Göçekler, Bünyaminler, Bülent Yıldırımlarla yürütülen kirli tezgâhla iyiden iyiye daha bir rezilleşiyor.

Oğuz Sarvan bu yıl görevini layıkıyla yapmıştır, beraberinde Hüseyin Göçek, Cüneyt Çakır, Bünyamin ve Bülent Yıldırım'la birlikte.

Ama aptal olan biziz. Fenerbahçe maçında son dakikada Dos Santos'a yapılan penaltıyı konuşmadık bile. Oynanan rezil futbola dem vurduk. Al sana beleşten 2 puan oradan. Pazar günü de Lugano'nun penaltısı ve Bilica'nın atılmamasından alınan 2 puanı ekle. Oldu mu sana 4 puan. Al bak, şimdi puan tablosuna, kim hangi durumda, kaçıncı sırada.

Oğuz Sarvan'ın hakemliği neydi ki, Türkiye'de hakemlerin başında görev yapacak.

Senelerdir aynı teraneyi izliyoruz. Fenerbahçe dışında kim şampiyon olursa o şampiyonluk kirlidir ama paşalar şampiyon olunca zerre toz bulutu yoktur üstünde. Niye? Konuşulmaz, saklanır, gizlenir. Haftalarda Keita muhabbeti yaparlar, yok numaradan kendini atıyor, yok darbe o kadar da ağır değilmiş diye kendi yaptıkları ve sağlanan avantajlar üstüne de konuşulmaz. Bahane hazırdır, "Hakeme takılmamak lazım, rakip de kazanacak futbol oynamadı."

Aşağılıksınız, iğrençsiniz, yavşaksınız hem de alayınız. Onun, bunun altına yatmayı iyi bildiğiniz için herkesin aynı şeyi yapmasını beklersiniz. Evet, Antu'daki o gerzek açılıştan söz ediyorum.

Yavşaklık kimliğiniz, piçlik benliğiniz haline gelmiş.

6 Mart 2010

Hakem ya Bünyamin olsaydı?


Belliydi, dün de belirtmiştim bu işlerin olacağını.

Ligin ilk yarısındaki Fenerbahçe-Galatasaray maçını hatırladım. Bu maçın hakemi Bünyamin olsaydı, acaba yine derin sosyolojik analizler yapıp maçı oynatır mıydı?

Yok, hayır, o derbide yardımcının kafası yarılmış ama oynanmıştı, burada oynatılmadı. Doğrusu hangisi demeyeceğim. Çünkü doğrusu bu. Ama bazı işler, bu ülkenin doğusu ile batısında farklı işliyor.

Batıda daha hoşgörülü oluveriyor herkes fakat aynı hoşgörü doğuda işlemiyor.

Sakın Fenerbahçe'ye laf attığım düşünülmesin. Bambaşka bir şeyden söz ediyorum. Artık her yazdığımı da açıklamak zorunda kalıyorum, yanlış anlaşılmalar yüzünden. Bir daha yapmayacağım bu açıklamayı. Kim, ne anlamak istiyorsa onu anlasın.

Bünyamin'i tekrar yad ettim böylece.

8 Şubat 2010

Kupa maçına Bünyamin verilmiş


Galatasaray-Antalyaspor mazçına Bünyamin Gezer atanmış. Her yönettiği maç, bir öncekinden berbat olan Bünyamin Gezer'e karşı önyargı oluşturmuş bulunuyorum.

Umarım, o gün stadın kapanmasına yol açacak aptallıklar yapılmaz. Çünkü hangi maçı yönetse, doğru düzgün düdük çalmıyor. Unutmadık daha dumanı üstünde tütüyor Kadıköy'de verdiği ve vermediği kararların...

Evet, kötü niyetliyim ama skandal kararlar bekliyorum kendisinden, Çarşamba günü.

22 Ocak 2010

Bünyamin'le maç kazanma denklemi


Sarı lacivert forma+olmayan faul pozisyonunu frikiğe çevirmek+olan faulü vermemek = 3 Puan

Denklem basit, kafa yormaya gerek olmadan siz de hesaplayabilirsiniz.

27 Ekim 2009

PFDK'ya sevkedilenler ve ağzı açık Bünyamin


Fotoğrafa dikkat; Bünyamin'in yardımcısının kafası yarılmış olay sırasında ağzı açık olayı izliyor. Yani kimin ne yaptığını gayet iyi görüyor. Ama herhangi bir biçimde ceza kesebilecek cesareti yok.

Arda, Aydın, Baroni ve Bilica'nın neler yaptığını dakikası dakikasına görüyor ancak hiçbir şey yapmıyor.

Fenerbahçe, Galatasaray ve Bilica PFDK'ya sevkediliyor; olayları başlatan Arda ve Baroni sevkedilmiyor. Herkesi keriz mi sanıyorlar anlamıyorum. Neden; çünkü maçta zaten Galatasaray'ı biçmişsin, Keita minimum 2 maç ceza alacak, Baros'un ayağı kırılmış, üstüne Arda'ya ceza verirsen ortalığı ayağa kaldırırsın. Ne yapıyorsun, faturayı bir kişiye ve iki takıma çıkartıyorsun.

Bu olayları görmesek ve PFDK'ya sevkedilenleri öğrensek, deriz ki "Bilica bütün olayları başlatan adam."

Kazın ayağı öyle değil, Türkiye'de görmeyen, bilmeyen kalmadı ama Federasyon cinlik peşinde. Kimseyi ayağa kaldırmadan, çok fazla can acıtmadan (!) işi bitir sessiz sedasız. Bir siz akıllısınız zaten, herkes aptal..

İLKER MERAL, BÜNYAMİN VE SIRADAKİ

Bünyamin'i dinlendirirler birkaç hafta. Ne hikmetse Galatasaray maçlarına çıkan hakemler bol bol dinleniyor. Önce İlker Meral şimdi Bünyamin, sezon sonuna kadar daha en az 5 Galatasaray maçı sonrası dinlendirilen hakem olacaktır, kimse endişe etmesin

Bünyamin n'oluyor....


Bünyamin konuşmuş. Konuşmanın içeriği tam bir felaket. Neresinden tutsan elinde kalın cinsinden. Diyor ki, "Müsabaka için ısınmaya çıktık. 25 dakika boyunca saha içindeydik. Bize ne küfür edildi, ne de bir cisim atıldı. Evet bir takım cisimler sahaya atıldı ama; o cisimler bize yönelik değildi."

Ne anlıyoruz bu cümleden, sahaya bir şey atılmamış aslında. Yok atılmış da, hakemlere atılmamış. Öncelikle atılmış mı atılmamış mı karar verememiş Bünyamin. Kararı vermiş ama kendilerine atılmadığını söylemiş. Yani demek ki; hakeme atmazsan sorun değil. Rakibe atabilirsin rahatlıkla.

Muhabir sormuş "Ama ya hakeme gelen cisim?" Bünyamin bunu da yanıtlamış "Münferiden yapıldı. Çünkü bizi etkileyen olumsuz şart yoktu. Bize küfür edilse, bize yönelik bir eylem olsa tamam."

Sadece bir cisim atılmış ama hakemleri etkilememiş. Küfür edilmiş ama hakemlere küfür edilmemiş. Hakemlere edilse "tamam"mış. Buradan da anladığımız, stada gittiğinizde hakem hariç herkese küfür edebilirsiniz. Yeter ki, hakemlere etmeyin.

Muhabir yine sormuş "Soyunma odasında ne düşündünüz?". Cevap bomba ötesi; "Şimdi soruyorum. Bunu kendi kendime de sordum çünkü. 50 bin kişi o stada gelmiş. Maçı tatil etsem binlerce insan protesto yürüyüşü yapacak, camlar çerceveler indirilecek."

Bir polis olarak Bünyamin, toplum psikolojisi uzmanı olarak 50 bin kişinin neler yapabileceğini kestirmiş. Yürüyüş yapacaklarmış. Vay be, Bünyaminime bak sen. Hemen koymuş tespiti. Protesto yürüyüşü yapıp, cam çerçeve indiriceklermiş, Bünyamin polis olacak bir de. Yürüyüş yaparlarsa basarsın gaz bombasını Bünyaminim, minik kuşum.

Esas sorun, aslında bu son açıklamada. Şükrü Saraçoğlu'nda korku geceleri yaşanıyor. İddia ediyorum, Fenerbahçe taraftarı Galatasaray maçlarındaki dinamizmini (!) göstersin, o statta herkesi yenerler, Türkiye dahilinde. Avrupa maçlarında yapamayacaklarını biliyorlar çünkü. O kadar zekâları var. 17'de 17'nin yolu her maçın Galatasaray maçları atmosferinde yaşanması.

Çünkü hakemler korkuyor, polis Bünyamin alenen dile getirmiş bunu. Ama tabii biraz bilim kurgu tadı da yaşatmış. Yürüyüşler, protesto gösterileri ve cam çerçeve gibi.

Türkiye'yi korku imparatorluğuna çevirdiler, minik bir benzeri de Galatasaray maçlarında Şükrü Saraçoğlu Stadı'nda yaşanıyor.

Zaten öyle stat ismi de olmaz. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en faşizan başbakanını stat ismi yapmak, kendisine bunu yakıştıranlara, yakışır ancak..

Şimdi görev Fenerbahçe taraftarında; artık her Galatasaray maçında futbolculara her şeyi atıp, küfür edebilirsiniz münferiden yani. Rahat olun gençler, Bünyamin arkanızda.

26 Ekim 2009

TSL 10. hafta panaroması



10. HAFTANIN SONUÇLARI

Ankaragücü 3 - 0 Ankaraspor
Trabzonspor 2 - 1 Kayserispor
Bursaspor 6 - 0 İstanbul B.B.
Eskişehirspor 0 - 1 Beşiktaş
Diyarbakırspor 1 - 0 Gençlerbirliği
Manisaspor 1 - 2 Antalyaspor
Sivasspor 3 - 0 Gaziantepspor
Kasımpaşa 3 - 1 Denizlispor
Fenerbahçe 3 - 1 Galatasaray

GOL KRALLIĞI

Makukula-Kayserispor: 6
Nonda-Galatasaray: 6
Souza-Gaziantepspor: 6
Alex-Fenerbahçe: 5
Baros-Galatasaray: 5
Kahe-Gençlerbirliği: 5

HAFTANIN OLAYI

Bünyamin Gezer'in 'harikulade' (!) yönetimi.

Sivasspor'un 3-0'lık galibiyeti.

Bursaspor'un zirve takibi ve 6-0'lık galibiyeti.

PUAN DURUMU

OGBMAYPAv
1 Fenerbahçe109012162715
2 Bursaspor107122492215
3 Galatasaray1071226152211
4 Kayserispor10532147187
5 Beşiktaş10532106184
6 Gençlerbirliği10442159166
7 Eskişehirspor104421410164
8 Trabzonspor104332014156
9 Antalyaspor105051513152
10 İstanbul B.Ş.B.10433121815-6
11 Ankaragücü103341513122
12 Gaziantepspor10334121412-2
13 Diyarbakırspor10334101712-7
14 Manisaspor1024481010-2
15 Kasımpaşa1021710187-8
16 Sivasspor102179177-8
17 Denizlispor101369186-9
18 Ankaraspor1000100300-30

25 Ekim 2009

İzlemekten sıkıldım artık


Yine bir Şükrü Saraçoğlu klasiği izledik. Maç başlamadan önce Baroni ve Arda kavgası izledik. Sonrasında yardımcı hakemin kafası yarıldı. Zaten bu iki olay, sahada neler yaşanacağını az-çok gösterdi.

Maç başladı net ofsayt bir gol ve maç bitti. Çünkü hemen her maçta benzeri bir şey oluyor ve Fenerbahçe Kadıköy'de 1-0 önde başlıyor maça. Muhtemelen yine şampiyonluk kutlamaları başlamıştır Kadıköy'de.

Maç içinde izlediklerimiz biraz daha farklıydı. 90 dakika boyunca Leo Franco'nun gözüne tutulan lazer, Keita başta olmak üzere dayak yiyen Galatasaraylı futbolcular, her taç ve her kornerde sahaya atılan maddeler...

Şu senelerdir dönen "Fenerbahçe Kadıköy'de üstün" geyiğinin temel sebeplerini tekrar tekrar yaşıyoruz. Kimse bıkıp usanmadan seyrediyor olanları.

Maçı sportif anlamda irdelemek gereksiz fakat şunu söylemekte fayda var. Skor 2-0'a taşındıktan sonra oynanan oyun Galatasaray açısından çok üvitvardı. Futbol oynayan ve futbol oynamak isteyen takım Galatasaray'dı ama Keita sinir harbine dayanamadı ve büyük bir sorumsuzlukla takımı 10 kişi bıraktı. Zaten o dakikadan sonra da, skor kendini belli etti.

Fenerbahçe'nin maçın başından sonuna kadar uyguladığı pres, orta alandaki hakimiyetinin hakkını teslim etmek gerekir.

Bu yaşananlara izin verildiği sürece, o statta daha 10 değil 110 yıl Galatasaray galibiyeti görmek imkânsız. Terörize edilmiş taraftar ve futbolcu topluluğu orada bir Galatasaray galibiyet yaşatmak kimseye.

İşin hakem faktörü dejavu yaşatır cinsten. Atılan gol tartışmasız ofsay, yukarıdaki fotoğrafta görüldüğü üzere de penaltı, penaltı değil. Daha maçın 2. dakikasında Baros'un sakatlandığı pozisyonda sarı kart gelmedi, maçın içinde Baroni'nin Arda'ya yaptığı üç faulin hiçbirinde sarı kart göstermedi, keza Kazım'ın her pozisyonda kendisini atması da dahil. Keita'nın kırmızı kartı her ne kadar doğruysa, Baroni'nin Arda'ya attığı yumrukta verilmeyen kırmızı kart da o kadar yanlıştı.

Ama alıştık Kadıköy'de Bünyamin ve benzerlerine. "Yardımcısının kafasına atılan keşke Bünyamin'in kendisine atılsaymış" diyesi geliyor insanın. Zaten polisleri de sevmem...

Fark 5 puana çıktı yeniden. Ekim-Mayıs dönemi düşünüldüğünde çok da önemli bir rakam olmadığını düşünüyorum, değil de.

Son söz Arda'ya olsun. Arda bu takımın kaptanı ve büyük bir sorumluluk verildi kendisine. İki yıldır Fenerbahçe maçlarında gösterdiği itici tavır, sürekli kavga içinde olması son derece çirkin. Galatasaraylılığını göstermek istiyorsa; kavgayla, itiş kakışla değil sahada oynadığı futbolla yapmalı.

Arda'nın oyundan çıkıp, Keita'nın atılmasına kadarki sürede Galatasaray çok daha iyi futbol oynadı. Yakın bir dönemde "Ardasız Galatasaray daha iyi oynuyor" tartışmaları yaşanırsa şaşırmayacağım çünkü Dinamo Bükreş maçı ve biraz önce yazdığım kısa süredeki futbol bunu doğrular biçimdeydi.

En son söz: Kazanan hep haklıdır bu ülkede. O yüzden bunların hiçbiri konuşulmayacak. Ne ofsayt gol, ne olmayan penaltı. Maç bitti, üstüne bir bardak su içsin Galatasaraylılar. Fenerbahçeliler de, her yıl yaptıkları gibi delicesine kutlasınlar, şampiyonluk yerine. Kasımlar sizin, Mayıslar bizim olsun sözü an itibariyle Ekimler sizin Mayıslar bizim şeklinde değiştirilmiş bulunuyor, benim tarafımdan....

10 Ağustos 2009

Otoritenin dayanılmaz hafifliği!

Gaziantep-Galatasaray maçı, dakika 91 civarı, Arda oyundan çıkarken, biraz da zaman kazanmak için ağır ağır yürüyor. Bünyamin Gezer, "Oradan değil, buradan çıkacaksın" diyor ve Arda'nın önünde set gibi duruyor. Hatta direkt olarak fiziksel temas kuruyor, eliyle koluyla ittiriyor.

Hacım, sen hakemsin misin yoksa külhanbeyi mi? Zaten 90 dakika acayip bir surat ifadesiyle maç yönetiyorsun. Arada bir gülümser insan, hiç olmadı vücut dilinle rahatlatırsın oyuncuları. 22 adamı daha da gerecek bir surat ifadesi.

Yukarıda gördüğünüz fotoğraf da, Community Shield maçından. Sir Alex Ferguson, hakem Chris Foy'a, yedikleri golün başlangıcından kaybedilen topta Ballack'ın kırmızı kart görmesini anlatıyor sert bir ifadeyle. Hakem Foy değil de Bünyamin olsa maazallah Sir filan dinlemez basardı tokadı herhalde.

Türk toplumu ve İngiliz toplumu arasındaki fark bu olmalı. Ağızdaki düdükle Sultan Süleyman rolü oynuyor birileri. Ne kadar otorite manyağı bir toplummuşuz be birader! Okulda başlıyor, askerde devam ediyor ama bitmiyor, işyerinde, evde, hastanede. Her yerde garip bir otorite hastalığı var. "Aman bunlara göz açtırmayalım, yularlarını sıkalım. Başka şeylere mahal vermeyelim" anlayışı.

O yüzden bir toplumdan sinemada-edebiyatta-resimde-müzikte-heykelde-sporda başarılı insanlar çıkarken, diğer toplumda bu alanlarda çıkan başarılı insanlara "vurun abalıya" biçiminde yükleniyoruz.

Yıkın bentleri, özgür toplum istiyoruz....