4 Ocak 2011

Yeni transfer politikamız doğrultusunda futbolcu önerileri (!)


Bugün önerilerden başladık, önerilerden devam edelim diye düşündüm.

Adnan Polat ve ekürisi A.Sezgin transfer konusunda hummalı bir çalışma yürütüyorlarmış.

Şahsiyet fakiri futbolcuları takıma doldurmaya niyetli Galatasaray yönetimine transfer önerilerim şunlardır.

ÖMER ÇATKIÇ

Galatasaray'ın kaleci konusundaki sıkıntısını (Sergen beni andı) bilmeyen yok. Yeni transfer prensipleri doğrultusunda kaleye Ömer Çatkıç'ın geçirilmesini talep ediyorum.

YALÇIN AYHAN
Neill Asya Kupası nedeniyle takımdan bir süre uzak kalacak. Ali Turan zaten hiç tutmadı ve Antalyaspor'a gönderildi. Demek ki, stoper konusunda Galatasaray'ın açığı var.
Adnan kardeşlerin yeni transfer politikasına uygun bir isimdir kendisi. Zaten daha önce de Galatasaray forması giymiştir. Yani renklere aşina, o yüzden de kendisi defansa ilaç olur.

BILICA

Stoper mevkisini Yalçın'la taçlandıran yönetimden Fenerbahçe'nin de yabancı oyuncu sorununu çözebilecek bir hamle olarak, meşhur sondajcı Bilica'yı alarak, çift stoper oynatmasını can-ı gönülden istiyorum.

HÜRRİYET GÜÇER

Ankaragücü ile yollarını ayıran Hürriyet, tam da Galatasaray'ın aradığı oyuncu. Orta alanda Mustafa Sarp'ı aratmayacak yetenekte bir isimdir kendisi. Üstelik tatlı sert (!) oyunu ile gönüllerde taht bile kurabilir.

EMRE BELÖZOĞLU

Eski minik Aslan'a bir an önce sarı-kırmızı parçalı forma giydirilmeli. Florya'nın suyundan içmiş, ekmeğini yemiş bir oyuncu olarak ve yeni transfer politikası doğrultusunda olmazsa olmaz bir isimdir. Tek sorun bonservisidir. Onu da Arda-Cana+3 milyon Euro karşılığında halleder zekâ küpü Adnanlar.

MERT NOBRE

Golcü aradığımız aşikâr. Üstelik Nobre Türk vatandaşı, yani bizden biri. O yüzden ne duruyoruz, derhal Nobre ile anlaşma şartları aramalıyız. Üstelik kaptanlık yapmış, lider ruhlu biri. Tam aradığımız futbolcu.

TÜMER METİN

Avrupa'daki futbol temsilcilerimizden Tümer Metin, orta alana ilaç olur kanaatindeyim. Orta alanda Misimovic gibi disiplinsiz adamların derhal yollanarak yerine Tümer gibi bir yetenek getirilmesi gerek.

COLİN KAZIM

Colin Kazım da, gerek Türk olması nedeniyle gerekse de forvetteki yetersizlik nedeniyle mutlaka alınmalı. Zaten görüşmelerin sürdüğü gelen bilgiler arasında. Eli kulağında yani.

OTTO BARIC

Böyle bir kadroyu Otto Baric kalibresinde bir teknik direktör yönetmeli. Özellikle İnönü Stadı'ndaki Beşiktaş maçında, kendisine atılacak olası pet şişelere karşılık üstüne zırh giydirilmeli ve o zırha rağmen üç takla, beş parendeyle orta alanın içine kadar yuvarlanmalı.

Evet, böylesi bir kadro ile Türkiye'de coşar, Avrupa'da koşarız. Taraftar zaten üç aşağı-beş yukarı bu kadroya yakışır kalitede orada bir eksiğimiz yok.

Enflasyon sepeti için alternatif ürünler


Flüt
Lens
Epilasyon cihazı
Pinpon topu
MP3 çalar
Pijama
Telefon onarımı
Boş CD
Mendil
Kolonya
Cips
Hac ücreti
Şans oyunları
Veteriner ücreti
VCD-DVD
At yarışı
Yazıcı
Bıçak
Bulaşık bezi
Telefon kartı
Elektrikli küçük ev aletleri
Sağlık sigortası
Tayyör
Bebek bezi
Şoförlük kursu
Şemsiye.


İşte enflasyon sepetinde bu ürünler bulunuyor. Yani dün çıkan eksi enflasyon, bu ürünlerdeki fiyatlar göz önüne alınarak hesaplandı.

Enflasyon sepetine alternatif ürünler girmesi konusunda önerilerim var.

Misal o enflasyonu hesaplayanların götüne sokmak için vibratör mutlaka bulunmalı.

Yine enflasyonu hesaplayanların, halk tarafından sikilmesini kolaylaştırması için kaydırıcı jel de bu sepetten olabilir.

Enflasyon sepetinde olmazsa olmaz ürün sopalar bulunmalı. Enflasyonu hesaplayanlar ve hesaplatanları eşek sudan gelene kadar dövmek için.

Milletle dalga geçiyorlar şerefsiz orospu çocukları. Enflasyon hesaplanıyor pinpon topuyla. Alın götünüze sokun o topları siz. Hatta pinpon topu yetmezse flüt de olabilir.

Ulan ne söyleyeyim bilmiyorum. Gözümüzün içine baka baka bizimle taşak geçtiklerine mi yanayım yoksa bu halkın gerizekâlılığına mı bilmiyorum.

Çiftçi, memur, işçi, esnaf, öğrenci v.s. v.s. Halkın bütün tabakalarını eziyorlar ve halen ülkenin yarısı bunlara oy veriyor. Kendi ülkemin topraklarında yaşayan insanlardan nefret eder hale geldim.

Bu aptallar tarafından yönetilmek istemiyorum.

3 Ocak 2011

'Pozitif' insan Diana Taurasi


Abla zaten güçlenmiş. Bakalım arkadaşlar haftaya da pankart asacaklar mı? Senelerce Hasan Şaş geyiği döndürülmüştü bu ülkede gayet net hatırlarım.
Bakalım Taurasi ablamız için ne söyleyecek gençler.
Beyinsizlik yapmanın anlamı yok, bu olayları da kulüplerle ilişkilendirmenin anlamı yok. Hatun yapmış dopingi bütün bir camiayı bağlar mı? Bağlamaz. Ama tabii Türkiye'de bir sporcuda doping çıktı mı, herkes vur abalıya yapar.

Bu arada Galatasaray'ın Gençlerbirliği'ne 2-0 yenildiği maçta 2. golü atan Orhan Şam'da da dopinge rastlandı. Onun da ikinci numunesi bekleniyor. Niye bu kadar zordur, bir takımın oyuncusunda doping çıkınca bütün hepsinden numune almak?

Acaba tüm "Gençler" doping yapmış mıydı merak etmedim değil.

Hazır Necati geliyorken okuyuverin artık


Necati ile ilgili 2 Eylül 2009'da şöyle bir post yazmışım. "Necati kurban edildi"

Eğer söylentiler doğruysa Serdar Özkan'dan kurtulmak her şeyden öte ve önemlidir benim adıma. Necati ne yapar, ne eder bilmem ama sevgili kuzenim Umutcan böylece muradına ermiş oldu. İki yıldır "Şu Necati'yi alalım" deyip duruyordu.

Umutcan, Adnan Sezgin'le benzer bir beyne sahip olduğunuzu kanıtlamış oldun. Artık futbol konuşmazsan mutlu olacağım.

Serdar Özkan ve Ali Turan'dan kurtulmak mı güzeldir yoksa Necati'nin gelişi mi karar veremedim.

Kasap arkadaşımız olsun ete para vermeyelim...


OKUMAYA BAŞLAMADAN ÖNCE: Hemen belirteyim. Bu haber, bugün birtakım sitelerde vardı ancak Migros tüm kurumları arayarak, "İyi bir reklamveren olarak bu haberden rahatsısız, çıkartırsanız iyi olur" şeklindeki tehditleri yüzünden, herkes haberi teker teker çıkarttı. İşte tam da bu sistem içinde yaşıyoruz. Bu ülkede gazetecilik bu çizgide yapılmaktadır. O yüzden Uğur Mumcu'lar artık yaşamıyor bu ülkede. Götü yiyen bir tane köşe yazarı bunu yazabilir mi onu da merak ediyorum.

Türkiye'nin küçük ve büyükbaş hayvancılıkta dünyanın sayılı ülkeleri arasında olduğunu öğrenip durduk.

Tarım Bakanı Mehdi Eker, dedi ki, "Onlar ilkokul kitaplarında öğretilir. Böyle bir şey yok."

Angutlar, halka Angus getirdi. "Bundan böyle bunları yiyeceksiniz" dedi. Aslında bizim yediğimiz et, daha kalın ve daha etli ama her şeye razı geldiğimiz gibi buna da razı oluverdik.

İthal et ülkeye girince, 35-40 TL'de seyreden fiyatların düşeceğini söylediler. Bir bayram, panayır havası estirildi ülkede. İthal et girdi girmesine ülkeye fakat halka girenler çıkmak bilmedi.

Şimdi rakamlara bakalım. Kim yalan söylüyor, kim doğru söylüyor. Marketlerde 25 TL'den başlayıp, 50 TL'ye kadar ulaşan etler, Et ve Balık Kurumu tarafından 11.5 TL'ye kasaplara, süpermarketlere veriliyor. Ve satılan etlerin tamamı da ithal et.

Serbest piyasa teranesiyle 11.5 TL'den verilen etler, tüketiciye minimum 30 TL'ye geliyor. Tansaş, Şok, Migros, Carrefour gibi büyük süpermarketlerin soğuk hava depoları tıka basa etle dolu. Piyasadan eti çekip, depoluyorlar. Türkçesi ile söyleyeyim, bildiğiniz stoklanıyor.

Piyadasa dehşet büyük bir et rantı söz konusu. Et ve Balık Kurumu, yerli hayvan kesimi yapmıyor. Elinde hayvanı olan üretici 11 liraya kadar düşmüş vaziyette ama Et ve Balık Kurumu, nuh diyor, peygamber demiyor.

5-6 ay önce hükümet, üreticileri suçlayıp, ithal eti ülkeye soktu. Fiyatlar düşecek diyerek, milletin ağzına da bir parmak bal çaldı. Vakit geldi çattı, ithal et ülkeye girdi, hep bir ağızdan "Et fiyatları düştü" dediler.

Büyük ve küçükbaş hayvan üreticileri yok edilmek üzere. İnsanların ellerindeki hayvanları devletin kurumu kesmiyor. Amaç belli, ülkeye ithal etin giriş sürecini hızlandırmak ve yerli üreticinin belini kırmak.

O kadar uyanıklar ki, seçime 6 ay kala, Ziraat Bankası'ndan sıfır faizle kredi veriliyor hayvan üreticisine.

Aslında her yerde aynı mantık işliyor. İnsanları dilendirici durumuna düşürmek. Sonra ellerine üç kuruş verip, "Yarabbi şükür" demelerini sağlamak. Çünkü bu insanların hiçbiri aldıkları kredileri ödeyemeyecek duruma gelecekler. Bu kez de, devletten kredi affı beklemeleri sağlanacak.

Türkiye'deki mezbahalarda yerli dana kesimi % 90'lar düzeyinde düştü. Kasaplar "Biz yerli et satıyoruz" diyor. Eee, peki yüzde 90 oranında düşüş gösteren et kesimi varken, nasıl oluyor da siz yerli hayvan kesiyorsunuz?

Ortada dönen dolandırıcılık, devlet izniyle ve kontrolüyle yapılmakta. İstedikleri yasayı TBMM'den geçiren Akp iktidarı, bir tavan ve taban fiyat uygulayamıyor mu? Adama götüyle gülerler, kimse kendini kandırmasın.

Şu ülkeye giriş yapan ithal etlerden; kim, ne kadar vurgun yaptı 2-3 yıl sonra ortaya çıkar. Siz de, ekonomi sayfasında kısa haber olarak okuyuverirsiniz. Bir-iki soruşturma.. Hepsi o kadar işte.

Kıçımıza kadar soygun düzeni içindeyiz. Küçükbaş hayvan gibi me'liyoruz sadece.

Şükrü Erbaş'ın bir şiiri vardır, bir an için onu da hatırlayıverdim.

Ama pardon, Sergen TRT'ye geçmiş bizçim en önemli konumuz bu değil mi? Artık 3-5 gün bunu tartışırız. Yediğimiz yarrağın haddi hesabı yok, "daha fazla, daha fazla" diye yalvarıyoruz adeta.

Köylüleri Niçin Öldürmeliyiz?

Çünkü onlar ağırkanlı adamlardır
Değişen bir dünyaya karşı
Kerpiç duvarlar gibi katı
Çakır dikenleri gibi susuz
Kayıtsızca direnerek yaşarlar.
Aptal,kaba ve kurnazdırlar.
İnanarak ve kolayca yalan söylerler.
Paraları olsa da
Yoksul görünmek gibi bir hünerleri vardır.
Herşeyi hafife alır ve herkese söverler.
Yağmuru rüzgarı ve güneşi
Bir gün olsun ekinleri akıllarına gelmeden
Düşünmezler...
Ve birbirlerinin sınırlarını sürerek
Topraklarını büyütmeye çalışırlar.

Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

Çünkü onlar karılarını döverler
Seslerinin tonu yumuşak değildir
Dışarıda ezildikçe içeride zulüm kesilirler.
Gazete okumaz ve haksızlığa
Ancak kendileri uğrarlarsa karşı çıkarlar.
Adım başı pınar olsa da köylerinde
Temiz giyinmez ve her zaman
Bir karış sakalla gezerler
Çocuklarını iyi yatiştirmezler
Evlerinde kitap,müzik ve resim yoktur
Bir gün olsun dişlerini fırçalamaz
Ve şapkalarını yatarken çıkarırlar.

Köylüleri niçin öldürmeliyiz?

Çünkü onlar köpekleri boğuşunca kavga ederler.
Birbirlerinin evine ancak
Ölümlerde ve düğünlerde giderler.
Şarkı söylemekten ve kederlenmekten utanırlar
Gülmek ayıp eğlenmek zayıflıktır
Ancak rakı içtiklerinde duygulanır ve ağlarlar.
Binlerce yılın kalın kabuğu altında
Yürekleri bir gaz lambası kadar kalmıştır.
Aldanmak korkusu içinde
Sürekli birbirlerini aldatırlar.
Bir yere birlikte gitmeleri gerekirse
Karılarından en az on adım önde yürürler
Ve bir erkeklik işareti olarak
Onları herkesin ortasında döverler.

Köylüleri Niçin Öldürmeliyiz?

Çünkü onlar otobüslerde ayaklarını çıkarırlar
Ayak ve ağız kokuları içinde kurulup koltuklara
Herkesi bunalta bunalta yüksek perdeden
Kızlarının talihsizliğini ve
Hayırsız oğullarını anlatırlar.
Yoksulluktan kıvrandıkları halde,şükür içinde
Bunun,Tanrının bir lütfu olduğuna inanırlar.
Ve önemsiz bir şeyden sözeder gibi her fırsatta
Gizli bir övünçle uzak şehirdeki
Zengin bir akrabalarından söz ederler.
Kibardırlar lokantada yemek yemeyi bilecek kadar
Ama sokağa çıkar çıkmaz sümküre sümküre
Yollara tükürürler...
Ve sonra şaşarak temizliğine ve düzenine
Şehirde yaşamanın iyiliğinden konuşurlar.

Köylüleri Niçin Öldürmeliyiz?

Çünkü onlar yanlış partilere oy verirler
Kendilerinden olanlarla alay edip
Tuhaf bir şekilde başkalarına inanırlar.
Devlet:tapu dairesi,banka borcu ve hastanedir
Devletten korkar ve en çok ona hile yaparlar.
Yiğittirler askerde subay dövecek kadar
Ama bir memur karşısında -bu da tuhaftır-
Ezim ezim ezilirler
Enflasyon denince buğday ve
Gübre firmalarını bilirler
Cami duvarları kahve ya da
Bir ağaç gövdesine yaslanıp
On bir ay gökyüzünden bereket beklerler.
Dindardırlar ahret korkusu içinde
Ama bir kadının topuklarından
Memelerini görecek kadar bıçkındırlar
Harmanı kaldırdıktan sonra yılda bir kez
Şehre giderler

Köylüleri Niçin Öldürmeliyiz?

Çünkü onlar ilk akşamdan uyurlar.
Yarı gecelerde yıldızlara bakarak
Başka dünyaları düşünmek gibi tutkuları yoktur.
Gökyüzünü baharda yağmur yağarsa
Ve yaz güneşleri ekinlerini yitirirse severler.
Hayal güçleri kıttır ve hiçbir yeniliğe
-Bu verimi yüksek bir tohum bile olsa-
Sonuçlarını görmeden inanmazlar
Dünyanın gelişimine bir katkıları yoktur.
Mülk düşkünüdürler amansız derecede
Bir ülkenin geleceği
Küçücük topraklarının ipoteği altındadır.
Va birer kaya parçası gibi dururlar su geçirmeden
Zamanın derin ırmakları önünde...

KÖYLÜLERİ SÖYLEYİN NASIL
NASIL KURTARALIM?

Deve izlemek için Bodrum'a gitmeye gerek yok


Adnan Polat, Bodrum'da deve güreşi izlemiş. Ortakent-Yahşi beldesinde düzenlenen deve güreşlerini izleyen Polat, bir kamyon kasası üzerine kurulan platform üzerinde boynuna puşu takarak güreşleri takip etti.

Dün bu haberi televizyonda gördüğümde ilk aklıma gelen "Ulan yarım sezondur izliyoruz, sen bir maç özlemişsin çok mu oldu?" cümlesi oldu.

Şimdi isim isim saymayayım ama Adnan Polat Galatasaray taraftarı ile empati yapmaya başlamış.

Gelişme olarak adlandırılabilecek bir durum. Çünkü kendisinin Bodrum'da izlediği deveyle benim Ali Sami Yen'de izlediğim Servet arasında bir fark göremiyorum. Ya da Hakan Balta arasında.

Unutmadan, 1 ay önce söylenen "Transferleri 3 Ocak'ta bitirmeyi planlıyoruz" lafını da hatırlayıverdim birden. Muhtemelen Ocak ayının sonuna doğru transferleri bitirirler.

Adnan Sezgin yürütüyor bütün transfer işlerini. Düzülmeyen methiye kalmadı kendisine. Old Boys kulübünün başkanı "Kesin transfer etmeliyiz, böyle bir adam görmedim" demiş. Valla hocam biz de görmedik. 20 yıldır kulübün içinde ama daha bir faydasını görmedik. Hâlâ nasıl görevde, herkes onu düşünüyoruz fakat ısrarlı bir biçimde bulamıyoruz.

Sanırsın ki, Formica denen eleman için Arsenal, Milan, Real Madrid, Inter ve Atletico Madrid ile kapışıyoruz. Herifin tek talibi biziz, 10 gündür transferini bitirmeye çalışıyoruz.

Her neyse, Adnan Polat'a tavsiyem, deve güreşi izlemek için Bodrum'a kadar gitmesine gerek yok. Florya'da iki idman izlese, açlığını giderir.

31 Aralık 2010

İnsan onuruna yaraşır bir yeni yıl dileğiyle


Savaşsız, silahların sustuğu, insan emeğinin sömürülmediği, çocukların öldürülmediği, ezilenlerin olmadığı, açlıktan ölümlerin yaşanmadığı, herkesin birbirine tahammül edebildiği, insan onuruna yaraşır bir yeni yıl dilerim herkese.

Umarım, geride bıraktığımız yılın tüm pisliklerinden arınmış ve arındırılmış bir yıl yaşarız.

BİR UMUT

Yorgunsun,uzaklardan gelmişsin;
Yitirmişsin neyin varsa birer birer.
Bir sağlık, bir sevinç, bir umut...
Onlar da neredeyse gitti gider.

Dost bildiğin insanların yüzleri
Aynalar gibi kapkara.
Suyu mu çekilmiş bulutların?
Dönmüşsün kuruyan ırmaklara.

Taşlara düşen saat gibi,
Ne artı, ne eksi.
Bir sağlık, bir sevinç, bir umut
Hikâye hepsi.

Cahit Sıtkı Tarancı

Anadolu Ajansı 'yalama' ustası


Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, eşi Sare Davutoğlu ile birlikte küçük kızları Hacer’in voleybol maçını izledi.

Dışişleri Bakanı Davutoğlu, ilkokul 5. sınıf öğrencisi olan Hacer Davutoğlu’nun oynadığı Maya Koleji Voleybol Takımı’nın, Büyük Kolej Voleybol Takımı ile yaptığı hazırlık maçını izlemek için Büyük Kolej Spor Salonu’na geldi.

Salona eşi ile birlikte gelen Davutoğlu, karşılaşmayı Büyük Kolej öğrencilerinin arasında, Büyük Kolej Yönetim Kurulu üyesi Tansu Doğay ile birlikte izledi.

Maya Koleji’nin 3-2 kazandığı maç sonunda iki takım sporcularını tek tek kutlayan ve her bir sporcuya ismini soran Bakan Davutoğlu, Maya Koleji ve Büyük Kolej sporcuları ile birlikte hatıra fotoğrafı da çektirdi.

Yalayın gençler yalayın. Akanları yalayın, akmazsa akıtmak için yalayın. Bir kurum bu kadar yalaka bu kadar yavşak olur ancak. Bu haber Anadolu Ajansı'nın 'spor' kategorisinden geçti.

Cidden hayatımda örneğine rastlamadığım türden haberler bunlar. Kaç yıldır şu masaların başındayım, bir tane örneğine rastlamamıştım.

Vıcık vıcık yalakalık ve yavşaklık akıyor heriflerden.

30 Aralık 2010

Lan bir kere kabul edin mağlubiyeti


Fenerbahçe Ülker Şube Direktörü Nedim Karakaş: "Onlar vuracak kıracak, hakem çalmadığı zaman prim vermiş oluyor. Yapılan 4 faulden bir tanesini çalarsan, oyunun en kritik anlarında yapılan faulleri es geçersen olmaz. Oyunu koparmamıza müsaade edilmedi. Çalınan ve verilmeyen faullerin oyun neticesinde etkili olduğunu düşünüyorum. 6 sayı öndeyken Ömer’e yapılan sert faulün es geçilmesi ve itiraz eden antrenörümüz Spahija’ya teknik faul verilmesinin ardından oyunun momentumu Galatasaray’a döndü. Sporcularımız sinirlenerek, oyundan düştüler. Spahija’ya teknik faul çalan hakem, keşke daha önce sahanın içine kadar girip, hatta bizim bence kadar gelen Oktay Mahmuti’ye de aynı tepkiyi gösterseydi. Ev sahibi olmanın avantajı sahadaki hakemlerin yürekleriyle ilgili. Dün yüreksiz olduklarını gördük.

6 sayı öndeyken Ömer pata küte indirildi. Koç sinirlendi, teknik faul aldı. Maç kafa kafaya geldi. Olayın tersini düşünsek, 8 sayı öne geçeceksin rakibin elleri titremeye başlayacak. 32 dakika mücadele içinde bütün taktikleri oydu, vur vurabildiğin kadar hakemler de çalabildiği kadar çalsınlar. Maçta 27 faulden 12’sini kaçırdık. Bunlar takım sinirlenip oyundan düştükten sonra kaçan fauller. Oyuncularımız 31-32 dakika çok güzel mücadele ettiler. Devamlı faullerin es geçilmesi ve emeğinin boşa gitmesini görmeleri onları da sinirlendirdi.

Nedim Karakaş, maçtan sonra başantrenör Neven Spahija’nın kendisine çalınan teknik faulün haklı olduğunu söylediğinin hatırlatılması üzerine "Antrenörümüz faulün haklı olduğunu düşünüyor olabilir. Ama antrenörümüze çalınan teknik faule kadar Oktay Mahmuti’nin yaptığı itirazlarda dakikalarca izahat vereceklerine bir tane teknik faul verselerdi. Ben illaki ’Oktay’a da teknik faul versinler’ demiyorum, düdüklerinde standart olmayan davranışları dile getiriyorum. Eğer Oktay’a verilmiyorsa, antrenörümüze verilen teknik faul de ağırdı. Düdüklerde standart olmamasından şikayetçiyim."

37 yaşına geldim. Ben daha Fenerbahçe'nin herhangi bir branşta Galatasaray'a yenilip de, "Tebrik"ler dediğini duymadım. Lan bütün hayatım şu heriflerin ağlayıp sızlamasını görmekle geçti. Merdiven diyeni duydum lan. Sanki merdivenlerden ruhani bir güç geliyor sahanın içine.

Ya bir kere abi, bir kere, "Galatasaray hak etti" deyin be. Bir yeriniz mi eksilecek anlamıyorum. Rakibini alkışlamak, elini sıkmak, tebrik etmek senin büyüklüğüne büyüklük katar.

U17, U17 diye dünya ayağa kalktı. Bir olay benim evimde gerçekleşmişse sorulmusu benimdir. O yüzden özür dilendi, zaten polis ve savcılık devrede. Aziz Yıldırım çıkmış "Bizde olsa tepkiyi daha farklı koyardık. Ama onlar koyamıyorlar" diye açıklama yapıyor.

Ulan angut, açtırmayın adamın ağzını. Dünya spor tarihinde yaşanmamış şeyler gördük Saraçoğlu'nda. Kimin aklına gelir koltuklara tezek sürmek, bok sürmek. Kimin aklına gelir sidik torbalarını yağdırmak. Gerets'in kafasını yararken, Mondragon'un kulağında ses bombası patlatırken neredeydin. Farklı tepki koyarmış. Götveren, bunları yapanları çükünden tavana astı sanki sikko sikko konuşuyor şimdi.

Lan hakikaten boku çıktı hadisenin. Polisin olaya karışanları yakaladığı, savcılığın işin içinde olduğu bir hadisede ne yapılabilir başka acaba? Florya'da asacak mıyız, bu olaylara karışanları. Yoksa TT Arena'nın açılışında kurban niyetini kafalarını mı keseceğiz.

İbnelerin evladı önce yaptığınız bokları kabul edin, özür dileyin, tebrik edin. Sonra başkalarına akıl fikir verin. Bunların hepsi kanatlı melek, biz şeytanın önde gideniyiz.

Ama suç bunlarda değil, suç Aziz Yıldırım'ın eteğine yapışıp her medyaya çıkışında "Aziz Başkan" lafını ağzından düşürmeyenlerde.

Fenerbahçeli dostlar alınmasın, yeri geldiği için söyleyeceğim -Nedim ve onun gibi düşünen herkese- Nedimciğim adamı böyle sikerler.

'Giden gitmiş, hüznü ayaklandırmak boşuna'


"Şimdi sessiz duruyoruz kıyısında bir düşüncenin
Unutmamak için çünkü unutuşun kolay ülkesindeyiz
Ölü balıklar geçiyor kırışık bir denizin sofrasında
Ve ellerinde fenerleriyle benim arkadaşlarım

Durmadan düşünüyorum
Ne kadar çok öldük yaşamak için."

Onat Kutlar

16 yıl önce bir bombaya kurban gitti Onat Kutlar ve Yasemin Cebenoyan. Olayı gerçekleştirenler pişman oldular.
Ne yazık ki, son pişmanlık keşke fayda getirebilse. Ne çok aydınlık beyin öldürüldü, idam edildi, hapishanelerde çürütüldü bu ülkede.

Karanlık sulardayız şimdilerde. Attığımız her kulaç bizi biraz daha karanlığa sürüklüyor.

Bazen çok şey yazmak yerine sözü üstadlara bırakmak en iyisidir.

SAAT SEKİZİ GEÇ VURDU

Kime ne desem
Boyuna kendimi dinliyordum eski yağmurları dinliyordum

Düşünmeden biliyordum deniz ılıdı
Dökülen çelik katı
Yürüyenler yan yana

Yüzümü güneşe dinlendirsem
Dağın dağ olduğunu bilsem ovanın ova ağacın ağaç
Kurtulurdum

Çok köprülü sular gibi git git bitmedi
Boyuna kendimi dinliyordum eski yağmurları dinliyordum

Saat sekizi geç vurdu
Giden gitmiş hüznü ayaklandırmak boşuna
Düşünmeden biliyordum.

Arif Damar