13 Kasım 2010

TRT'ye alternatif konuklar ve program isimleri önerileri


TRT gazetecilik başarısı (!) olarak, televizyona Mehmet Ali Ağca'yı çıkarttı ya, yakında Hrant Dink'in katili, 18 yaşından küçük, sabi Ogün Samast'ı da çıkarttsın ve "Genç Bakış" isimli bir programla minik Ogün maceralarını anlatsın.

Mesela Sivas'ta aydınları cayır cayır yakanlar için toplu bir program düşünülebilir. Programın ismi de "Ateş Hattı" filan olsun. Bu arkadaşların psikolojilerine denk düşmesi açısından, yabancılık da hissetmezler bu sayede.

Metin Göktepe'yi katleden polisler de çıkabilir televizyona. Onların çıkacağı programın ismi "Stadyum" olabilir. Nasılsa cinayeti işleyen Murat Polat, Şuayip Mutluer, Saffet Hızarcı, Fedai Korkmaz, Metin Kürşat ve Seydi Battal Köse gibi isimler stat ortamına alışıklar.

Bahçelievler katliamı sanıkları; Haluk Kırcı, Ercüment Gedikli, Ünal Osmanağaoğlu, Bünyamin Adalı da TRT'ye çıkarılabilir, niye olmasın. Onların çıkacağı programın TRT'de yayınlanan bir çizgi filmin ismi olan "Harika İşler Takımı"nı uygun buldum.

Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Turan Dursun, Muammer Aksoy, Ahmet Taner Kışlalı cinayetlerinin failleri bulunamadığı için yayınlanacak programa, seçme katiller çıkartılsın. Bu özel program için düşündüğüm isim TRT Haber'de yayınlanan "Ustanın Sırrı" denk düşebilir.

Bahçelievler Katliamı'nı kendisine yetmemiş ve Kemal Türkler cinayeti sanığı, zaman aşımından sıyırmak üzere olan Ünal Osmanağaoğlu'nun katılacağı program ise TRT3'te yayınlanan "Limit Yok" olsun.

Hatta bu isimleri hep birlikte televizyona çıkartsınlar "Gökkuşağı Çocukları" (TRT'de yayınlanan bir çizgi film) ismiyle haftanın bir günü rutin bir program haline getirsinler.

Eşek gibi çalışarak verdiğim vergiden para alıyor TRT denilen bu kurum ve katilleri televizyona çıkartıp, tek kişilik şov yapmalarına izin veriliyor. Ülkenin başbakanı bile bunu savunarak, "Bunu devlet kanalı özel kanal diye niye ayırıyorsunuz. Bak demin siz basın özgürlüğünden bahsediyordunuz. Devletin kanalı, devletçilik.. Siz hâlâ devletçiliği savunuyor musunuz? Devletçilik artık çok gerilerde kaldı. Bu konuda özgürlükler öne çıktı. Rahat hareket edilecek. Bu kanallarda da artık bu konular konuşabilecek, tartışılabilecek…" diye yanıt veriyor.

Devletçilik madem gerilerde kaldı, bir zahmet TRT için vatandaşın cebinden vergi almaya son verin. Benim cebimden para alacaksınız TRT'ye pay diye, sonra "Devletçilik mi kaldı?" diye gazeteci azarlayacaksınız. Vay anam vay, ne güzel memleket.

Ülkenin çivisi çıktı, çivisi. Hesap soran yok, peşine düşen yok nasılsa.

11 Kasım 2010

Bu imalat hatalarının asıl derdi ne?


Yıldıray Oğur, Melih Altınok, Rasim Ozan Kütahyalı, Mustafa Akyol ve diğerleri.

Akp iktidarında peydahlanmış bu tipler, son 3-4 yıldan bu yana gazetelerde, televizyonlarda arz-ı endam ediyor. Ortak özellikleri sol-liberal-özgürlükçü (Nasıl oluyor bilmiyorum) olmaları. Söylediklerini, yazdıklarını sadece iki kez dinleyin yeterli. Takılmış plak gibi aynı cümleleri, aynı tondan seslendiriyorlar.

Birbirinden dangalak, cahil ve aptal olan bu tiplerin biri çıkıp TEKEL işçilerine laf eder, diğeri Atatürk'e geçirir, ötekisi siyasi iktidara tek bir eleştiri getirmeden sürekli ve daimi olarak sanki ülkeyi muhalefet yönetiyormuş gibi muhalefetle uğraşır.

Metin Altınok denen tipi ilk kez dün televizyonda gördüm. Ahmet Hakan'ın programında cahillik ve gerizekâlılık örnekleri verdi. Ekşi sözlükte yazılmış bir geyiği gerçekmiş gibi millete anlatarak (Atatürk'ün Franco'ya destek vermesi), kafatasının içininin boş olduğunu kanıtladı. Kendi adıma böyle bir aptallık yapmış olsam, değil bir daha televizyona çıkmayı, gazetede yazmayı Türkiye'yi bile terk ederim. Ama işte insan bir kere aptal olmayıversin.

Kendisini solcu gören (ki gerizekâlı olduğu için kızmayalım) bu mamûl, TEKEL işçilerinin eylemlerini eleştirmekte de bir beis görmemişti. Sorsan mala, kendisinin sosyalist olduğunu söyler ama.

Gelelim Yıldıray Oğur denen, imalat hatasına. Herifleri deştikçe ne kadar beyinsiz oldukları ortaya çıkıyor. Twitter'dan ayrılmayan bu malak emzirmesine göre, kendi fikrinde olmayan herkes faşist, herkes antidemokratik.

Taksim'deki saldırıyı Grup Yorum'un 20 yıl önce bir Nâzım şiirinden bestelediği şarkıya ve konserine dayandıran bu demokrasi çocuğu, Soros'un desteklediği, resmi olmasa da, Akp'nin gençlik kolları olan Genç Siviller hareketinin kurucularından.

Bunların ağızlarında Kürt sorunu, türban ve demokratikleşme dışında bir şey yok, sürekli aynı şeyleri söylüyorlar. Bu ülkedeki yokluk, yoksulluk, adeletsizlik umurlarında bile değil. Biri zaten Nişantaşı'ndan çıkmıyor. Yokluğu ve yoksulluğu görebilmesinin imkânı yok.

Muhtemelen sağda solda görmüşsünüzdür. Cidden her birinin ayrı ayrı incelenmesi gerekir. Hepsi klinik vaka.

Aslında 7 yıllık Akp iktidarında görmemek için aptal olmak gerekir tüm bunları. YÖK'e karşılar ama "Bizim YÖK" olduğu andan itibaren gayet uyumlu çalışıyorlar. Anayasa Mahkemesi'ne karşılar ama "Bizim Anayasa Mahkemesi" olduğu andan itibaren, hiçbir sorun kalmıyor. HSYK'ya karşılar ama "Bizim HSYK" olduğu andan itibaren HSYK adaletin güvencelerinden oluyor. Sola karşılar ama "Bizim sol" olduğu andan itibaren sol da kardeş oluverir.

İşte bunlar, "Bizim sol" anlayışının ürünleridir. Türkiye'de pek çok taşın yerinden oynatıldığını izliyoruz. Aslında şüphe götürmez bir gerçek var ki, gerçekten de bazı taşların yerinden oynatılması gerekiyordu fakat bunlar bambaşka şeylerle uğraşıyorlar. Bütün sorunları, Türkiye'nin tüm kurum ve kuruluşlarıyla kendilerine biat etmesi. Çünkü hayatları boyunca biat kültürünün rahle-i tedrisinden geçmişler.

Ataya biat, babaya biat, abiye biat, imama biat, cemaate biat, ota biat, boka biat. Hepsinin özlemi "Padişahım çok yaşa" günlerine geri dönülmesi. (Buraya kadar okuyup da sabreden varsa, bu kısmı mümkünse yanlış anlamasın, götünden çıkarım yapmasın)

Hiçbirinin otoriteye başkaldıracak gücü yok. Otorite var olduğu sürece ona boyun eğerler, kendileri otorite olduğu andan itibaren de, herkesin boyun eğmesini isterler.

Zaten bu yüzden; bakanlar, başbakanlar sağda solda konuşma yaparken, protesto edenleri derdest edip, haklarında 15-20 yıla varan ceza istemiyle dava açılıyor. Bu yüzden en ufak bir protesto hakkı bile tanınmıyor insanlara.

Bu imalat hatası mamûller, Türkiye'de cemaat destekli, soldan esintiler sunan, bol liberalizm yüklü, iktidarın köpekleridir. Dünyanın bir tane ülkesinde bana, iktidar yerine muhalefeti eleştirmeyi kendine görev bilmiş gazeteci gösteremezsiniz. Diktatörlükle yönetilen ülkeler dışında tabii.

Ara sıra bile tasmalarını çıkartmalarına izin verilmiyor. Zaten bunların da bir şikâyeti yok, bu durumdan.

Türkiye'de bu yıl ilk kez Atatürk'ün açık ve aleni biçimde eleştirildiğine tanık oldum. Bana soracak olursanız da, eleştirilecek yanları vardır. Fakat bunu yaparken de, ülkede gerçekleştirilmiş anti emparyalizm mücadelesini görmezden gelmek de, büyük terbiyesizliktir.

Bunlar Halide Edip (Atatürk'e yazdığı mandacılığı kabul etmeyi teklif eden mektubundan söz ediyorum) geleneğinden geliyor.

İçi boş, bilgi edinecekken bile twitter, ekşi sözlük takip eden, kendisine gazeteciyim diyen ama hiçbir bilgi birikimine sahip olmayan bu adamlara aslında okkalı küfür etmek istiyorum ama adam yerine koymuş olurum bunu yaparsam.

Onursuz, omurgasız demokratlıkları ve özgürlük anlayışları ile başbaşa bırakmak gerekir bu garibanları. Yıl 2010 bu bloğu okuyan, takip eden pek çok insan gençlerden oluşuyor. Hepinizin yaşı, bu heriflerin nasıl kıvrım kıvrım döndüğünü, nasıl başkalaşıma uğrayacaklarını görecek yaştasınız yani.

Çok severim "Keser döner sap döner gün gelir hesap döner" atasözünü.

Yaşım itibariyle darbe yapanların nasıl kucaklandığını ve aradan yıllar geçtikten sonra kucakladıkları insanları yargılamaya çalıştıklarından tutun da, ülkede efsane yaptıkları Başbakanlara nasıl küfrettiklerini, dün evlerinde misafir edip, savundukları Kenan Evren'in arkasından nasıl sallandığına kadar pek çok şey yaşadım ve gördüm.

Bu isimlerin hepsi gün gelecek, bugün yaladıkları başbakanlarına nasıl saydıracaklar göreceğiz. Ve bu isimlerin hepsi, iktidara yakın (iktidar söylemini Akp ile sınırlandırmayın sakın) ve ona köpeklik yapacak, cemaat destekli sola benzer bir oluşum yaratmaktır.

Sirk topçusu


Türkiye'de futbolu herkes biliyor. Basit, kolay, anlaşılır bir oyun temelinde. Son 10 yılda birtakım rakamlar ve istatistiki bilgiler sosu ekleyerek konuşan ve yazan adamlar değere bindi bu ülkede. Hatırlayın ilk çıktığında Ömer Üründül'ü. Konuştuklarını, yorumlarını, yazdıklarını. Bloglar arası bağlantı, alan daraltma, kollektif uyum gibi ifadelerle herkesin gönlünü fethetmişti. Herkes mal bulmuş mağribi gibi üstüne atladı. Türkiye'nin en iyi yorumcusu sıfatını ekleyiverdiler.

Geldiğimiz noktaya bakalım. Dünya Kupası'ndan sonra sildi herkes defterden.

O kadar çok yazıp, o kadar çok konuşan insan var ki konu hakkında, bir süre sonra ak-kara birbirine geçiyor. Dün söylediğini yalanlayan, 'aslında öyle söylemek istememiştim' diyen, 'yok valla siz yanlış anladınız' diyenlerle dolu etrafımız.

Anlık reaksiyon gösterme merakı, insanın başına iş açıyor. Hele de, konunun öznesi futbol olunca. Misimoviç geliyor sahaya çıktığı üçüncü maçta, "Bu adamdan Türkiye'de çok var" diyoruz. Pino geliyor, adam 10 maç forma giymeden, "Sirke gitsin" diyoruz, Guti geliyor, "Beşiktaş'a hiçbir katkı sağlamadı" diyoruz. Niang geliyor, "Fenerbahçe'nin ihtiyacı olan golcü tipi değil" diyoruz. Bu liste o kadar uzar ki.

Yani herkesin bir defosu var, herkesin bir eksiği var. Bu ülkede aptal bir yargı var yabancılara karşı. İstiyoruz ki, geldiği ilk maçtan itibaren Messi etkisi yapsın takımına. İki bilemedin üçüncü maçtan itibaren ağzımıza geleni söylüyoruz.

Hayır ilginç olan, adam daha oynamadan şişiriyorlar balon gibi. "Şöyle yeteneklidir, geniş alan buldu mu affetmez, duran toplara harika vurur, hava toplarının tek hakimidir" v.s. v.s. Herifler kendi şişirdikleri balonu, çat diye patlatıyor.

Başa dönecek olursak, futbol gayet basit bir oyun, en azından benim için öyle. Kompleks bir tarafı yok. Varsa da, bu arkadaşlar kadar bilmiyorum ben.

Fakat bildiğim bir şey var ki; kavramlar, sistemler, konuşmalara katılan teknik terimlerle zorlaştırılmaya çalıştırılması. Tıpkı ekonomicilerin yaptığı gibi. Oysa ekonomi gayet kolay ve rahat anlaşılabilirdir.

Aynı maçı izliyoruz işte. Kim sağda, kim solda, kim ileride, kim orta sahada herkes görüyor. Sen bana niye anlatıyorsun hâlâ, "Elano forvet arkası oynayınca başarılı oluyor, Servet aslında ağır değil, Yobo'nun gelişi oyuna katkı sundu" diye.

Pino örneğinden yola çıkmıştım, oraya döneyim. Laf sokma, fırsat buldu mu üstüne bindirme gibi bir durum yok. Zaten kişisel bir şey de değil. Forumlarda dolanan, taraftarla haşır neşir olanlar daha iyi anlayacaktır o yüzden. Adamı sirk topçusu yaptık, şimdi yere göğe sığdıramıyoruz.

Benzer tepki zaten taraftarda var. Bin tane laf söylendi, şimdi pamuklara sarıp sarmalanıyor.

Siyasetçiler gibi çok konuşup, boş konuşuyoruz. Sadece konuşmak için konuşuyoruz. Bu işi hobi olarak yapanlara laf söylenemez elbet. En nihayetinde adam bu işten hiçbir çıkar sağlamıyor. Ama mesleki bir durum söz konusu olmaya başladığı andan itibaren, kelimelerinizi bozuk para harcar gibi sarf edemezsiniz. Edersiniz etmesine de, aldığınız paranın hakkını ne kadar verdiğiniz tartışılmaya başlanır. Aldığınız paranın hakkını verdiğinizi düşünüp, vicdanınız rahatsa sorun yok tabii.

Pino sirk topçusu, Guti yaşlı, Misimoviç yeteneksiz, Quaresma bitik, Colman ikinci sınıf, Ferrari sıradan, Neill kalitesiz, Kewell sakat.

Pardon ama unuttum, hepiniz mükemmelsiniz ya...

10 Kasım 2010

Fatma Nine'nin suçu ne?

Merak ediyorum o başlığı atan herifin ruh halini. Nasıl bir nefrettir bu acaba? Bunu sadece "Fenerbahçe medyası" bağlamında değerlendirmemek lazım. Bambaşka bir şey olmalı, içlerindeki Galatasaray nefreti.

Bunu taraftar yapar, adamın eğlencesi bu çünkü. İşe gidecek, dalgasını geçecek, rahatlayacak, mutlu olacak. Taraftarın bunu yapmasına kimsenin kızmaması lazım. Çünkü bunu Galatasaraylısı, Beşiktaşlısı, Trabzonsporlusu v.s. v.s. yani herkes yapıyor.

Ama bunu Türkiye'nin en 'prestijli' gazetesi yapınca ayıp oluyor. Kaldı ki, bu bir değil, iki değil, üç değil. Sürekli bir aşağılama, alay durumu söz konusu.

O kadar gerizekâlılar ki, aslında attıkları o başlıkla ince mizah yaptıklarını sanıyorlar ama işte mizah zeki insanların işi. O kadar aptal adamlardan kurulu bir düzen var ki, herifler kendilerini zeki sanıyorlar.

İşin Fatma Nine boyutuna gelecek olursak, Galatasaray'ı aşağılamak için 105 yaşında bir kadını, tecavüze gönderme yaparak başlığa malzeme yapmak kadar aşağılayıcı bir durum olamaz.

O başlığı atanın, o başlığın sayfaya konulmasına izin verenin acaba ninesi yok mudur? İnsan düşünüyor ister istemez. Bu herifler hiç mi değer taşımaz acaba?

Fatma Nine'nin suçu, klavye başında "Hürriyet'e gününü göstereceğiz" diye sayfa sayfa yazı yazanların, oturduğu yerden tepki vermek dışında aslında tepkisiz asalakların olduğu bir ülkede yaşaması.

Fatma Nine'nin suçu, her gün kendi kurumuna söven gazetenin ayağına kadar gidip röportaj veren başkana sahip olması.

Fatma Nine'nin suçu, teknik direktörünü kovduracak yetkiye gelmiş adamların futbol oynadığı bir takımın renklerine gönül vermesi.

Fatma Nine'nin suçu, beleşe alınmış futbolcusu menajerlik peşinde olan Galatasaray'ı sevmiş olması.

Fatma Nine'nin suçu, şike hesabını verememiş adamların kulübün en tepesinde dolandığı bir takımı alkışlamasıdır.

Fatma Nine'nin suçu, Servet'in, Mustafa Sarp'ın, Barış'ın, Hakan Balta'nın futbolcu diye önüne konulduğu bir takımı o yaşına rağmen Artvin'den Trabzon'a gelip desteklemesidir.

Fatma Nine'nin suçu olmaz mı? Tabii ki Fatma Nine'nin de suçu var. En büyük suçu, o başlığı atan orospu çocuklarıyla aynı ülkeyi paylaşması ve aynı havayı soluması.

Fatma Nine'nin suçu, ülkeye gazete diye sunulan paçavranın, her gün Galatasaray'a sövmeyi görev bilmesine karşın, taraftarının gazete önüne gidip Spor Müdürü'nü istifaya zorlayamayacak bir taraftar grubuyla aynı takımı tutmasıdır.

Bu kadar atıp tutuluyor ya, bu kadar laf söyleniyor ya, o başlık atanın yanına kâr kalır. Al işte daha bugün "Fener'e Aslan tarifesi" diye başlık atmışlar. Mesaj belli, siz konuşadurun biz geçirmeye devam ediyoruz.

Galatasaray taraftarının gücü bu kadardır, herkes bunu bilsin. "Hadi gelin bakalım Hürriyet'in önünde protestoya" desem, bir tane adam çıkmaz ama forumlarda, bloglarda atıp tutar.

Sözün özü, Fatma Nine'nin suçu Galatasaraylı olmaktır. Başkanının bile kulübüne sahip çıkamadığı bir takım yani.

Şikecimizden sonra artık yetkisiz menajerimiz bile var. Bir hafta oldu, bir kimse şu konuyla ilgili kulüpten açıklama yapmadı. Ahlaksızlık Galatasaray'ın ahlakı olmaya başladı.

Artık yeni stada geçince beyaz bir sayfa açar herkes. Olan biten unuturuz, hele de şampiyonluk filan gelirse birkaç yıl içinde; kimse ne Fatma Nine'yi, ne de Galatasaray'a yapılanları hatırlar.

Şampiyonluk dediğin şey, emzik misali. Çok konuşanın ağzına sokup, susturursun. Şu an emzik götümüzde; sokanın, çıkartanın haddi hesabı yok. Gün gelir götümüzden çıkarttıklarını ağzımıza sokarlar, biz de hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya devam ederiz.

Özel Not: Melih, Bora, Murat, Ata'ya teşekkürler. Özellikle Bora'ya halen bir şey yazmadım cevaben. Oysa uzun uzun yazmış, içtenlikle. Haklısın kaçıp gitmek bugüne dek yazılanlara ters düşmek demektir.

1 Kasım 2010

Kilit


Derdim futbol yazmak değildi. Eyvallah, futbol geyiği de çevirdik ama daha nitelikli bir kitle düşünmüştüm.

Türkiye'deki insan malzemesi bu. Kendimi de dahil ederek söylüyorum. Boktan bir maç yazısı elden ele dolaşırken, eylemdeki bir kadına destek vermek için bir adam bulamamak insana koyuyor.

Oysa yorumlara bakıyorsun, herkes aykırı, herkes marjinal, herkes direnç abidesi. Klavye başında tabii rahat rahat atıp tutabiliyor herkes, hem de her konuda. Eylem-söylem arasındaki farklar rahatsız ediyor insanı.

Neyse sonuçta kimse zorunda değil o da ayrı mesele.

Bambaşka şeyler yazmak istiyorum artık. Burası ömrünü tamamlamıştır. Bir hafta isteyen istediğini kullansın blogdan. Sonra tamamen kapatılacaktır.

Sizi 4-3-2-1'lerle, keyifli futbol sohbetleriyle, yırtmaya çabalayan bloggerlarla, bir baltaya sap olamamış ama kendini medyaya eklemlendirmeye çalışan arkadaşlarla, sinema-dizi-futbol üçgeninde dolanan tiplerle başbaşa bırakıyorum.

Dur giderayak sokayım lafımı. Her diziyi, her konuşulan filmi sayfalarına taşıyan adamlardan birinin bile, bugüne dek okuduğu bir kitap hakkında yorum yazdığını görmedim. TV başında, elinde kola, -muhtemelen cips de vardır- FM-CM arasında çalakalem klavyeye tutunan güruhun yırtınma çabalarını izlemek eğlenceli oluyordu, onu kaçıracağım.

Koymuşum alayına. Hadi yine iyisiniz, kurtuldunuz benden.

31 Ekim 2010

'HES'iktir


Taksim'deki saldırı yorumu: Bu oyunların temelinde bu tür kalkınmaların engellenmesi yatıyor. Bu oyunların temelinde Ilısu gibi barajların engellenmesi yatıyor. Bu oyunların temelinde kalkınmış modern Türkiye’nin engellenmesi yatıyor.

Maç yazısı kıvamı


Valla kızgınım söyleyeyim. Bir tane insan şuradan kalkıp da "Biz de gelelim" demedi.

Antalyaspor maçının değerlendirmesi burada.

İsteyen okur, isteyen okumaz.

Fotoğraf: ntvmsnbc

30 Ekim 2010

Nice yıllara aslan parçası


Büyüksün lan, çok büyük adamsın. Seviyoruz seni delicesine...

50 olmuş, çok daha fazlasını görür umarım...

29 Ekim 2010

Türkan Abla'ya destek için bekliyorum


HİÇ SÖYLEMEM AMA TWITTER, FACEBOOK FİLAN NE VARSA BUNU YAYARSANIZ TEŞEKKÜRÜ BORÇ BİLİRİM

Bilenler biliyordur, bilmeyenlere söyleyeyim. Bu ablamızın ismi Türkan Albayrak.

Türkiye'deki taşeron belasının keyfiyeti yüzünden işsiz kaldı. Kendisi temizlik işçisi. 152 gündür evine bile gitmiyor. Çocuklarını göremiyor, evinin sıcaklığını hissedemiyor.

İşsiz kalmasının nedeni sendikalı olması. 152 gündür Paşabahçe Devlet Hastanesi'nin bahçesinde kurduğu çadırda direniş başlatmıştı.

Direnişin boyutu bugün itibariyle değişti ve açlık grevine başladı. Açıkçası ne yapabilirim diye düşündüm, aklıma gelen tek şey, 'hiçbir bok yiyemesek de yanında olduğunu gösterebilmek' dedim.

Pazar günü Türkan Abla'nın yanına gitmeyi planlıyorum. Gelmek, destek vermek ve yanlız olmadığını göstermek isteyenler bana mail ya da buradan yorumlar aracılığıyla ulaşsın.

Tek başımıza sap gibi gitmektense, görece olarak daha kalabalık gidip, bu ablamızı desteklemek daha mantıklı.

Dediğim gibi Pazar günü belirleyeceğimiz bir saatte gidip, destek olalım. Bir boka yarayalım işte, onu demeye getiriyorum. Bakalım bloğu okuyan kaç delikanlı çıkacak?

Bu arada Türkan Ablamız, açlık grevine başlamasının gerekçelerini şöyle açıklamış:

"Bir kadın olarak, bir anne olarak, bir işçi olarak emeğim onurumdur. Onurum için direniyorum. Bu hayatta sahip olduğum tek şey, emeğimdir. Emeğimi elimden alarak beni işsizliğe, açlığa mahkûm ediyorlar. Bir insanı aç bırakmak, onursuzluğa, yozlaşmaya mahkûm etmektir.

İşsiz bırakılan insan, emeğinden, onurundan yoksun bırakılmış demektir. İşsiz insan, çocuklarına yemek yapamaz, onları okutamaz. İşsiz bırakarak benim annelik hakkımı bile elimden alıyorlar.

Ben onursuzluğu, yozlaşmayı reddediyorum. Emeğimle çalışmak ve emeğimin karşılığıyla yaşamak istiyorum. Emeğimi, onurumu korumak için açlık grevine başlıyorum."

Ben tek başıma da olsa gideceğim, sizi de bekliyorum. Hadi hadi Fenerbahçeli olsanız da birlikte gidelim. Hem ısınmış, kaynaşmış oluruz...

Ne yalan söyleyeyim yaratıcı olmuş