şenol güneş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şenol güneş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Kasım 2010

Nankör


Al sana tipik Türk futbolcusu profili. Geçen yıl seyircisi küfredip, yuhalıyordu bu yıl Milli Takım'a yükseldi. Herifi 90+1'de oyundan çıkartıyorlar, Şenol Güneş'e şarlıyor.

Bizde böyledir, götü çabuk kalkar herkesin. Kendisini 2. liglerde sürünme eşiğinden alan adama yaptığı muamele -üstelik de 90+1'de- terbiyesizlikten başka bir şey değil.

Yarın çıkar "Hırsımdan yaptım" diye ağlanır sağda soldu.

Senden bir bok olmaz koçum. Yetenek başka şey, adamlık başka. Adam olmayandan futbolcu da olmaz.

Bir kenara yazılmıştır bu hareket mutlaka. Yumuşak atın tekmesi pek olur...

14 Kasım 2010

Şenol Güneş'i sevmek için bir neden daha


Ya bu adamı cidden çok seviyorum. Her gördüğümde yüzümde bir gülümseme, içimde bir ferahlama hissediyorum.

Uzun zamandır bırakmıştım, maç sonlarında ne konuşuldu ne söylendi diye takip etmeyi. Nasılsa aynı kelimelerle örülü, birbirinin aynı cümleleri dinliyoruz. Akşam televizyonda gezinirken, Engin'in üçlü çektirmesini görmüştüm, Trabzonspor tribünlerine. İçimden "Gerek var mı?"diye de geçirdim.

Gazetelere bakarken Şenol Güneş'in açıklamasını gördüm; "Olayı görmedim ama çıkan tartışmalardan dolayı üzüldüm. Sevinmek herkesin hakkı ama bazen de dikkatli olmak gerekir. Cenaze evinin olduğu yerde düğün yapılmaz. Biz oyuncularımızı uyarırız gerekirse ceza da veririz." demiş.

Hakikaten sevilecek bir adam. Rakibine saygısı olan insanları hep sevmişimdir. Şu güne kadar, bu adamım falsosu olan bir tane açıklamasını, hareketini görmedim.

Çocukluğumdan beri futbolun hastasıyım ama hiç kimseden imza almamışımdır ya da kimseyle tanışma isteğim olmamıştır içimde (Abimle PSV antremanına gitmiştik, onun zorlamasıyla Gerets, van Breukelen, Lerby, Arnesen ve Koeman'dan aldığım imzalar dışında. Panini'nin şu meşhur çıkartma kitaplarından Mexico 86'nın ve fotoğraflarının üstüne attırmıştım hatta)

Ama şu adamla tanışmayı, birkaç kelime etmeyi çok isterim. Türk futbolunun bilge kişisidir benim için Şenol Güneş. Şimdiden kestirmek ve söylemek zor ama şampiyonluk yaşamasını çok ama çok istiyorum.

Şu boktan futbol ortamınının nadir güzelliklerinden biri. Güzel adamsın, iyi insansın vesselam.

Herkese iyi pazarlar...

17 Ekim 2010

O utancı yaşayacağınız yerde...


Neyse maçı filan geçelim. Bugün Taksim'de yaşanan bir hadiseyi esgeçmeyelim.

Beyoğlu Galatasaray Meydanı'nda yasa dışı dinlemelere ilişkin basın açıklaması yapmak isteyen ÖDP'li gruba, Kasımpaşa maçına gidecek olan Trabzonsporlu taraftarlar saldırdı.

Trabzon cinayetleriyle, katilleriyle ünlü bir kent olma şerefine (!) erişeli epey olmuştu. Bu embesillerin sıkıntısı nedir bilmiyorum ama bu ülkede en basit protesto hakkı bile "PKK dışarı" gibi jargonlarla protesto ediliyor. Hele hele konu Trabzon olunca. Daha önce linç noktasına gelen TAYAD'lıları da unutmuş değilim elbet.

Hayır, maça gidiyorsun, eyvallah anladık orasını. Biraz da kafaları çekmişsin, ona da tamam. Ama insanlara saldırmak, şişe fırlatmak neyin nesi.

Be ibne, ekmeğe kol gibi zam gelmiş; her tür yemeğin içine konan, her yemek masasında bulunan domates olmuş 10 TL; muhtemelen eti senede 3-5 kez ya görüyorsun ya görmüyorsun, ülkenin cari açığı 4 milyar 361 milyon dolar olmuş yani sözün özü giren sana çıkan sana milletin protesto eylemini terörize etmenin anlamı ne?


Cidden bak merak ediyorum, bu herifler beyin yerine ne taşıyor? Muhtemelen içinde bir şey var ama beyin değil. Ya da bunların beyinleri normal insan beyni gibi çalışmıyor. Başka bir açıklaması olmasa gerek.

Şehrinden çıkmış bir katilin utancını yaşayacağı yerde, "Ogün Samast oley" diye bağırmak, adi bir katilin ismini coşkuyla haykırmak, sağlıklı insanların yapabileceği türden şeyler değil. Nefret uyandırıyor Trabzon halkının bir bölümünün bu iğrenç noktadaki faşist tutumu. Trabzonlu olsaydım, Ogün Samast ismini her duyduğumda başımı öne eğerdim ama bunlar gurur duyuyor bir pislikle.

Vatanınızı çok seviyorsanız, götünüze giren çıkanın hesabını yaparsınız önce ama dediğim gibi temel bir beyin sorunları var bu tipteki arkadaşların.

Yine de, ben Trabzon'u Şenol Güneş gibi aydınlık bir insanla hatırlamayı tercih ediyorum. Böylesi pisliklerin yanında Şenol Güneş çöldeki serap gibi çünkü.

5 Temmuz 2010

Türk futbolunun aydınlık yüzü; Şenol Güneş


Aslında biraz gecikti bu post. Perşembe günü evde yatarken, televizyon karşısında klasik kumanda-zapping ikilisi sırasında Lig TV'de haberlere bakıyordum. Trabzonspor'un sabah idmanına giden haberciler, futbolcuların antrenman alanına gittiği yola 2 tane Vuvuzela bırakmışlar ve futbolculara bir biçimde bunu çaldırmaya çalışıyorlar.

Tam bu sırada Şenol Güneş geliyor ve muhabir, "Hocam acayip bir alet. İçi de boş, hiçbir şey yok" diyor.

Ve Şenol Güneş yanıt veriyor, "Boş olur mu? Bağımsızlık var, özgürlük var onda. Onun için çalıyorlar."

"Nasıl güzel bir yanıttır", bu dedim kendi kendime. Bütün dünyanın nefret ettiği bir aletin, ne anlama geldiğini, insanların onu neden çaldığını bir cümle ile özetledi.

Şenol Güneş, Türkiye'de ciddi anlamda hakkı yenmiş bir futbol adamıdır. Özellikle teknik direktörlük döneminde, Milli Takım'ın Dünya 3.sü olduğu dönemde, arkasından söylenmedik kalmadı. Karizmasının olmadığından tutun da, Türkiye'nin ciddi hiçbir rakiple karşılaşmadığına kadar, herkes ağzına geleni söyledi.

Ne yazık ki, Türkiye'de futbol ve futbola yön verenlerin söylemleri, taraftar nezdinde çok çabuk biçimde yayılıyor. Bir kişinin söylediği deli saçması, daha sonraları genel ve hakim görüş haline geliyor.

Oysa Şenol Güneş, Türkiye'de futbolun en aydınlık yüzlerinden biridir. Gereksiz polemiklerden uzak duran, kimseye sataşmayan, işini yapan güzel mi güzel bir adam. Fakat biz böyle Şenol Güneş tavrında ve tarzında adamları sevmiyoruz. Biz istiyoruz ki, birileri hep bize hakim olsun, aşağılasın, üstten baksın. O zaman daha kabul görür bir insan haline geliyoruz.

Yıllarca yazılıp çizildi şu Şenol Güneş'in karizması meselesi. Kaç tane teknik direktör acaba, o soruya aynı cevabı verirdi? Kaç tane teknik direktör, herkesin nefret ettiği vuvuzelanın içinde taşıdığı anlamı bilebilirdi? Doğrusu bir elin parmakları kadar olduğunu sanmıyorum.

Skibbe, Löw, Rijkaard ve Şenol Güneş gibi adamların ortak noktaları, işlerini yaparken kimseye sataşmadan, kimseye laf etmeden, kendi önüne bakmaları. Oysa basın, bu tipte teknik direktörlerden nefret ediyor. Çünkü kendilerine malzeme çıkmıyor, konuşacak, tartışacak bir yönleri yok.

Bu yüzdendir ki; Daum, Bülent Uygun ya da Fatih Terim stili adamlar yeğ tutuluyor. Çünkü biri karşısında alabildiğine ezilip büzülüyorlar, diğerini ise alabildiğine eğip büküyorlar.

Şenol Güneş, bu topların hiçbirine girmez, çünkü onun popülarite derdi yok. İşini yapmaya odaklanmış, işini yaparken de, egolarını işinin önüne çıkartan yapıda değil.

Trabzonspor'da, Şenol Güneş'in göreve gelmesinin ardından olumlu anlamda değişimleri hep birlikte gördük.

Böylesi güzel bir adamın, Türk futbolundan uzaklaştırılmaması gerekir. Bir tane aydınlık yüzü de yemeyelim artık. Bu kadar pisliğin, çirkefliğin, iğrençliğin içinde Şenol Güneş gibi bilgili, kültürlü, kariyerli, lafın kısası adam gibi bir adamı da futbolumuzun içinde tutalım.

Kim ne derse desin, Şenol Güneş, teknik direktör olarak başarılıdır. Başarısının yanı sıra, Türkiye'nin ihtiyaç duyuğu insanlardan biridir.

Trabzon halkı ve medyası yerinde olsam Şenol Güneş'i asla bırakmam, yemem, yedirtmem. Kendi seçimlerini yapma noktasındalar. Ya takımlarının teknik direktör mezarlığı olmasına göz yumarlar ya da Şenol Güneş'in arkasında dimdik dururlar ve uzun vadede başarılı olmayı seçerler.

Sadece Trabzonspor için değil bu sözlerim. Şenol Güneş gibi güzel bir adam, ot gibi bitmiyor sağda solda.

Ben Şenol Güneş'i çok seviyorum. Tekrar edeyim, "Şenol Güneş, Türkiye'deki karanlık futbol ortamının, ender aydınlık yüzlerinden biridir."

Şenol Güneş gibi bir değere sahip olmak, bu ülkenin şansıdır.

23 Aralık 2009

Olsa da, olmasa da galibiyet


Bir şey söyleyeceğim ayıp olacak ama söylemeden de rahat edemem. Trabzonspor, bu Galatasaray'ı da yenemeyecekse kimi yenecek?

Maç öncesi kadrolara bakan Galatasaraylıların, pazar akşamından itibaren basında yer alan "Galatasaray'da disiplinsizlik var. Yabancı oyunculara izin vermek de, ne demek?" şişirmesi ile endişe dolu bir maç izleyeceklerini düşündüler. Maçın 55 ve 65 dakikaları dışında, hiç de endişeye mahal olmadığı ortaya çıktı.

90 dakika boyunca kendime şu soruyu soramadan edemedim: "Şenol Güneş ve Rijkaard mazoşist birer ruh mu taşıyor acaba?"
Gökhan Ünal ve Aydın'ın sahada kaldığı her dakika bu soruyu içimden geçirdim.

AYDIN'IN OLURU BU KADAR

Sturm Graz maçı ardından her yerde benzer yorumlar vardı Aydın hakkında. Konyaspor maçında attığı golün kredisinin artık bitip tükendiğine yönelik. Aslında biraz haksızlık ediliyor Aydın'a. Çünkü Aydın'dan büyük bir star olacağı beklentisi baştan bu yana hataydı.

Bunun olamayacağını görmek, altyapıdan bir Arda daha geleceğini beklemek büyük bir hayaldi. Evet, kabul ediyorum İstanbul Büyükşehir Belediyespor'dan ilk geldiği sezon ben de benzer bir hayal kurdum ama benimkisi kısa sürdü. O yüzden Aydın'ın iyi bir Galatasaray kadrosunda rotasyonda kullanılabileceğini bile düşünmüyorum.

Ayhan, sanki futbolu unutmuş gibi. Attığı (aslında atamadığı) pasların birçoğu bordo-mavili formalı oyunculara gitti, dehşet formsuz, o iyi oynadı mı Galatasaray da farklı oynar benim gözümde, acilen toparlansın.

SABRİ CANDIR, LAF EDEN TAŞ OLUR

Galatasaray açısından maçı kolaylaştıran oyuncular Arda, Sabri, Servet ve Caner oldu. Caner bir kez daha gösterdi ki, bek değil açık oyuncusu. Sol açık oynarsa çok daha parlak futbol oynayabileceğini gösterdi.

Sakatlıktan çıkan Sabri, çizgiden çıkardığı top ve sekerek oynadığı dakikada bile pres yaparak top kapması ile sadece formasının değil ruhunun da sarı-kırmızı olduğunu gösterdi. Kızıyoruz, ediyoruz ama o bizim Sabrimiz. Candır Sabri, o yüzden sineye çekeriz.

Arda hakkında çok yazıp çizmeye gerek yok. Söylenmesi gerekeni Ömer Üründül söyledi. dakika 90+1'de hâlâ pres yapıyordu. Bu söz kullanılabilecek birçok övgü kelimesinden öteydi.

Sonuç itibariyle Galatasaray, benim için ismi halen Türkiye Kupası olan organizasyonda eksik-gedik bir kadroyla en zor rakibini devirmesini bildi.

Bu arada, hafta başından beri, yabancıların tatile erken gönderilmesinden ötürü, pusuda bekleyen çakallar da, mal gibi kaldı. Söyleyecek sözleri kalmamıştır. Fakat tahminim odur ki, "Bu takım Elano'suz, Kewell'sız daha iyi oynuyor" savını ortalığa yaymaya başlarlar. Bunların alayı zehirli gaz yemin ediyorum.

Trabzonspor'da Şenol Güneş'in işi zor. Devre arası yoğun mesai harcayacağı da su götürmez bir gerçek. Onu yedek kulübesinde görmek beni bir futbolsever olarak mutlu ediyor. Özü sözü doğru, futbol sevdalısı bir adam. Yolu açık olsun, umarım bir şampiyonluk tadar. Buna bir Trabzonlu kadar mutlu olurum. Çünkü Şenol Güneş'i insan olarak çok seviyorum, her türlü başarıyı fazlasıyla hak ediyor.

Alakasız not: Bu arada Cüneyt Gökçer'i kaybetmişiz. Türk tiyatrosunun yaşayan en büyük efsanelerinden biriydi. Çok güzel insanlar ardı ardına gitmeye başladı. Bütün tadım kaçtı.

23 Kasım 2009

4. Şenol Güneş devri ne kadar sürer?

Trabzonspor ilginç bir kulüp. Büyük sempatim var ama bir yandan da hiç istemezdim Trabzonsporlu olmayı. Çekilir çile değil. Taraftarı, medyası, halkı.. Her yandan baskı altındasınız futbolcu ve teknik direktör olarak. O yüzden de, giden tez zamanda dönüyor.

Broos'un macerası da kısa sürdü. Şimdi hedefte Şenol Güneş var. Belli ki büyük ihtimalle gelecek Güneş. 1 değil, 2 değil, 3 değil tam 4. kez göreve gelecek Şenol Güneş.

Bu ülkede karizması yok, ciddi takımla oynamadı diye diye yolladılar, Türk futbolunun içindeki en doğru dürüst adamlarından birini. Milli Takımı dünya 3.sü yaptı, söylenmedik laf bırakılmadı.

Ama bizim halkımıza da, medyamıza da böyle akıllı uslu adam yerine astığı astık, kestiği kestik despot biri gerekiyor. Çünkü ne kadar aşağılanırsa o kadar çok değere biniyor.

Neyse, konunun başını kaçırdık. Herkes gayet iyi biliyor ki, Trabzonspor bu yapıyla başarılı olamaz. İspat mı istiyorsunuz, buyrunuz Şenol Güneş'in üç dönemi...

1. DÖNEM: 1988 - 1989 (32 maç), 1989-1990 (sezon başlamadan istifa etti)
2. DÖNEM: 1994 - 1995 (tüm sezon), 1995 - 1996 (tüm sezon), 1996 - 1997 (20 maç)
3. DÖNEM: 2004 - 2005 (17 maç), 2005 - 2006 (7 maç)

Bakalım Şenol Güneş 4. döneminde ne kadar görevde kalacak?

25 Eylül 2009

Trabzonspor; siyah-beyaz fotoğraflar

Siyah-beyaz anılar'ı bir seri olarak düşünmedim ancak elimde bulunan arşivsel niteliktesi fotoğrafları da paylaşmak istiyorum açıkçası.

Gençlerbirliği, Bursaspor, Ankaragücü'nden sonra Trabzonspor'un da burada mutlaka bulunması gerekiyor. Türkiye'de bir döneme damgasını vurmuş ve her şeye rağmen Türkiye liglerinin en renkli takımlarından biri. Oldum olası, sempati beslemişimdir. Söz fotoğraflarda artık...


27-05-1972 tarihli Ankara 19 Mayıs Stadyumu'ndaki PTT-Trabzonspor maçı öncesi verilen klasik poz.


Bu kez tarih 1978. Ancak hangi maç öncesi verilmiş bu poz bilmiyorum.


08-06-1978 tarihli Başbakanlık Kupası maçı. Adana Demirspor'u 2-1 yenen Trabzonspor şampiyon oluyor.


24-09-1978 tarihli Türkiye Ligi'nde Fenerbahçe ile oynanacak maç öncesi.


1978 yılının Cumhurbaşkanlığı Kupası maçı öncesi, Fenerbahçe ve Trabzonsporlu oyuncular soyunma odası çıkışında. Trabzonspor kaptanı Şenol Güneş ve Fenerbahçe kaptanı Cemil Turan önde görülüyor. Cemil'in arkasındaki Fenerbahçeli ise Engin Verel.


1978 yılı Cumhurbaşkanlığı Kupası maçı yine. Fotoğraftan tanıdıklarım; soldan-sağa, Şenol Güneş, daha sonra Beşiktaş'ın kaptanlığını da yapacak olan Necdet (sol 4) ve Turgay Semercioğlu (sol 5).


Fotoğrafın yılı ve hangi maça dair olduğu hakkında bilgi yok.

24 Eylül 2009

Bursaspor; siyah-beyaz fotoğraflar


1981 yılı Ankara TSYD Kupası'nda Ankaragücü ve Bursaspor arasındaki maç öncesi yeşil-beyazlıların klasik fotoğraf pozu.



Türkiye Ligi 1981-1982 sezonunda Bursaspor ile Trabzonspor karşılaşması öncesi takım kaptanları Şenol Güneş ve Ahmet birbirlerine şans dilerken.



TSYD Ankara Şubesi'nin düzenlediği turnuvanın 3.lük maçında Bursaspor ve Zonguldakspor karşı karşıya geldi.



Bursaspor ile Mersin İdmanyurdu karşılaşmasından bir kare.