trabzonspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
trabzonspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Temmuz 2010

Türk futbolunun aydınlık yüzü; Şenol Güneş


Aslında biraz gecikti bu post. Perşembe günü evde yatarken, televizyon karşısında klasik kumanda-zapping ikilisi sırasında Lig TV'de haberlere bakıyordum. Trabzonspor'un sabah idmanına giden haberciler, futbolcuların antrenman alanına gittiği yola 2 tane Vuvuzela bırakmışlar ve futbolculara bir biçimde bunu çaldırmaya çalışıyorlar.

Tam bu sırada Şenol Güneş geliyor ve muhabir, "Hocam acayip bir alet. İçi de boş, hiçbir şey yok" diyor.

Ve Şenol Güneş yanıt veriyor, "Boş olur mu? Bağımsızlık var, özgürlük var onda. Onun için çalıyorlar."

"Nasıl güzel bir yanıttır", bu dedim kendi kendime. Bütün dünyanın nefret ettiği bir aletin, ne anlama geldiğini, insanların onu neden çaldığını bir cümle ile özetledi.

Şenol Güneş, Türkiye'de ciddi anlamda hakkı yenmiş bir futbol adamıdır. Özellikle teknik direktörlük döneminde, Milli Takım'ın Dünya 3.sü olduğu dönemde, arkasından söylenmedik kalmadı. Karizmasının olmadığından tutun da, Türkiye'nin ciddi hiçbir rakiple karşılaşmadığına kadar, herkes ağzına geleni söyledi.

Ne yazık ki, Türkiye'de futbol ve futbola yön verenlerin söylemleri, taraftar nezdinde çok çabuk biçimde yayılıyor. Bir kişinin söylediği deli saçması, daha sonraları genel ve hakim görüş haline geliyor.

Oysa Şenol Güneş, Türkiye'de futbolun en aydınlık yüzlerinden biridir. Gereksiz polemiklerden uzak duran, kimseye sataşmayan, işini yapan güzel mi güzel bir adam. Fakat biz böyle Şenol Güneş tavrında ve tarzında adamları sevmiyoruz. Biz istiyoruz ki, birileri hep bize hakim olsun, aşağılasın, üstten baksın. O zaman daha kabul görür bir insan haline geliyoruz.

Yıllarca yazılıp çizildi şu Şenol Güneş'in karizması meselesi. Kaç tane teknik direktör acaba, o soruya aynı cevabı verirdi? Kaç tane teknik direktör, herkesin nefret ettiği vuvuzelanın içinde taşıdığı anlamı bilebilirdi? Doğrusu bir elin parmakları kadar olduğunu sanmıyorum.

Skibbe, Löw, Rijkaard ve Şenol Güneş gibi adamların ortak noktaları, işlerini yaparken kimseye sataşmadan, kimseye laf etmeden, kendi önüne bakmaları. Oysa basın, bu tipte teknik direktörlerden nefret ediyor. Çünkü kendilerine malzeme çıkmıyor, konuşacak, tartışacak bir yönleri yok.

Bu yüzdendir ki; Daum, Bülent Uygun ya da Fatih Terim stili adamlar yeğ tutuluyor. Çünkü biri karşısında alabildiğine ezilip büzülüyorlar, diğerini ise alabildiğine eğip büküyorlar.

Şenol Güneş, bu topların hiçbirine girmez, çünkü onun popülarite derdi yok. İşini yapmaya odaklanmış, işini yaparken de, egolarını işinin önüne çıkartan yapıda değil.

Trabzonspor'da, Şenol Güneş'in göreve gelmesinin ardından olumlu anlamda değişimleri hep birlikte gördük.

Böylesi güzel bir adamın, Türk futbolundan uzaklaştırılmaması gerekir. Bir tane aydınlık yüzü de yemeyelim artık. Bu kadar pisliğin, çirkefliğin, iğrençliğin içinde Şenol Güneş gibi bilgili, kültürlü, kariyerli, lafın kısası adam gibi bir adamı da futbolumuzun içinde tutalım.

Kim ne derse desin, Şenol Güneş, teknik direktör olarak başarılıdır. Başarısının yanı sıra, Türkiye'nin ihtiyaç duyuğu insanlardan biridir.

Trabzon halkı ve medyası yerinde olsam Şenol Güneş'i asla bırakmam, yemem, yedirtmem. Kendi seçimlerini yapma noktasındalar. Ya takımlarının teknik direktör mezarlığı olmasına göz yumarlar ya da Şenol Güneş'in arkasında dimdik dururlar ve uzun vadede başarılı olmayı seçerler.

Sadece Trabzonspor için değil bu sözlerim. Şenol Güneş gibi güzel bir adam, ot gibi bitmiyor sağda solda.

Ben Şenol Güneş'i çok seviyorum. Tekrar edeyim, "Şenol Güneş, Türkiye'deki karanlık futbol ortamının, ender aydınlık yüzlerinden biridir."

Şenol Güneş gibi bir değere sahip olmak, bu ülkenin şansıdır.

17 Mayıs 2010

Asrın buluşu; mavi tabure


Ya o değil de, bu statta taburenin ne işi var onu anlayamadım. Cağaloğlu Hamamı mı burası yoksa stadyum mu belli değil. Türkiye'nin 'en harikulade' stadının mis gibi koltukları varken, tabureye niye ihtiyaç duyar acaba bir kulüp.

Ben mi kötü niyetliyim acaba? Hakikaten lan, tabure ne?

Elektronik ıslık, tribüne devasa lazer koymak, koltuklara bok sürmek ve maç devam ederken marş çalmaktan sonra sonra yeni bir icadımız oldu. Tabure.

Renkler de mavi, fazla dikkat çekmesin diye muhtemelen.

Eyvallah, bütün statlarda rezaletler yaşanmıştır, her statta akla hayale gelmeyecek utanç kaynakları vardır ama senelerden bu yana terörize edilmiş bir tribünün yaptıklarının affedilecek tarafı yok.

Bir önceki postta da söyledim. Herkes bu işin takipçisi olmalıdır. Öyle bir maçla, 300-500 bin TL ile geçiştirilmeyecek şeyler yaşandı dün gece. Maç oynanırken, tribün yanıyordu var mı daha ötesi? Son fotoğrafa dikkatle bakın; 1 değil, 2 değil, 3 değil tam tamına 12 itfaiye aracı var. Yazıyla 'On iki'. İtfaiye sadece ve sadece devasa yangınlarda bu sayıda araç yollar olay mahaline, gerisini siz düşünün.

Onu bunu bilmem, dün geceki terör olaylarının hesabını bağıra bağıra vermeli Fenerbahçe yönetimi. Vermeli ki, kendinde her şeyi yapma hakkı gören vandallar bir daha bu hareketlere kalkışmamalı.

Bu kadar olay sonrası ne yapıldı peki? Stad anonsunu yapan şaşkını gözaltına aldılar. Fatura kesildi yani, öyle mi?

Daha maç sonu soyunma odasından çıkamayanları, dükkân talanlarını, bıçaklananları, saldırıya uğrayanları yazmadım bile.

Hayır, son maçta, son dakikada kaçan şampiyonlukların kaşarı olma yolunda ilerleyen bir camianın, hazırlıklı olması gerekirdi? Bu öfke, bu telaş neden.















Not: 2009-2010 sezonuna ilişkin son yazı, Galatasaray'a giydirmek olacaktır. Bu kadar Fenerbahçe yazısı yetti. Bundan sonrasında ancak kontralar olur o kadar.

11 Mart 2010

Etiyopya'daki Trabzonsporlular


Fotoğraf Etiyopya'dan. Acayip hoşuma gitti, paylaşmak istedim.

Trabzonlu arkadaşlar, fotoğrafı istediği gibi kullanabilir.

28 Ocak 2010

Sahada iş makinesi de neyin nesi?


Trabzon Avni Aker Stadı'nın zemininin temizlenmesi için sahanın içine iş makinesi girmiş. Haliyle girdikten sonra zemin bir felaket haline dönüşmüş.

Şenol Güneş haklı olarak maç sonunda "Artık futbol oynayabileceğimiz bir sahamız yok. Bundan sonra bu sahada iyi futbol oynanabileceğini sanmıyorum" demiş. Sonuna kadar doğru.

Ne olurdu yani maç ertelense, ne olurdu başka bir gün yapılsa. Ayrıca sahanın içine iş makinesi sokmak da neyin nesidir. Tarla olsa, meyve vermez. Bu kararı alan ve uygulayan gerizekâlıları kutluyorum (!)

27 Ocak 2010

Sarı yağmurluklu eleman


Trabzonspor-Sivasspor maçında bordo-mavili tribünleri gördüğümde ilk dikkatimi çeken şey, bu sarı yağmurluklu arkadaş olmuştu.

Mutlaka fotoğrafı çekilmiştim diye düşündüm, yanılmamışım. Tüm tribünler mavi yağmurluk giymişken, kendisinin sarı ısrarını kavrayamadım. Acaba yağmurluk yetişmedi mi?

Ama şüphesiz, gayet güzel bir görüntü vermişti. Kendisini alnından öpüyorum.

25 Ocak 2010

Trabzonspor taraftarına teşekkür


Trabzonspor, Sivasspor maçında açılan bu pankart, ölüm orucuna giden TEKEL işçilerine giden bir destek.

Daha bugün, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, "Bol keseden maaş verme dönemi bitti" diyerek, hükümetin şu anki tavrını belli etti. Zaten Erdoğan da birkaç gün önce, TEKEL işçileri için "ajitasyon yapıyorlar" demişti. Ajitasyonu, bu eylem sonunda görecek herkes. Tabii nasılsa Medical'lerin sayısı hızla artıyor, keyifler tıkırında.

Bu işin altında kalacak birileri. Bunun lamı cimi yok. Çünkü TEKEL işçisi direnişinden vazgeçmeyecek, ölüme gitmekten endişeleri yok. O yüzden toplumdan gelebilecek tüm destekler, bu insanlar için çok önemli.

Trabzonspor taraftarına bir kez daha teşekkür etmek gerekiyor. Yaptıkları önemliydi, destekleri önemliydi. Zaten Şenol Güneş geldikten sonra, kalbimin bir kısmı kaymıyor değil Trabzonspor'a.

15 Ocak 2010

Gökhan Ünal-Mehmet Topuz geçinebilir mi?


Gökhan Ünal, en sonunda Fenerbahçe'ye transfer oldu. Bu transferle ilgili söyleyeceğim iki şey var.

Birincisi Mehmet Topuz ve Gökhan Ünal'ın araları hiç yoktur. Hatta Mehmet Topuz, Gökhan Trabzonspor'a gittiğinde tüm takım arkadaşlarına yemek verdi, Gökhan'ın gidişini kutlamak için. Kuvvetle muhtemeldir ki, basın bunu ya hatırlamazdan gelecek ya da (bu daha kuvvetli ihtimal) ikisi yan yana poz verip, mutlu ve mesut olduklarını açıklayacaklardır.

İkincisi ise şu transferlerdeki taraftar ve basın yorumları. Gökhan Ünal, Galatasaray'a gelse herkes güler ve nasıl berbat bir transfer olduğunu söylerdi. Şimdi Fenerbahçe forması giyecek. Umarım, sakatlık ve sorun yaşamadan sağlıklı bir futbol hayatı olur Gökhan'ın. Ama bakın şimdi nasıl birdenbire Türkiye'nin en değerli golcüsü oluverecek.

Daha şimdiden Alex bile alladığına göre, yazılacakları tahayyül edemiyorum.

Transfer konusunda kendi yorumumu söyleyeyim. Ben Fenerbahçe'de iş yapacağını düşünüyorum.

23 Aralık 2009

Olsa da, olmasa da galibiyet


Bir şey söyleyeceğim ayıp olacak ama söylemeden de rahat edemem. Trabzonspor, bu Galatasaray'ı da yenemeyecekse kimi yenecek?

Maç öncesi kadrolara bakan Galatasaraylıların, pazar akşamından itibaren basında yer alan "Galatasaray'da disiplinsizlik var. Yabancı oyunculara izin vermek de, ne demek?" şişirmesi ile endişe dolu bir maç izleyeceklerini düşündüler. Maçın 55 ve 65 dakikaları dışında, hiç de endişeye mahal olmadığı ortaya çıktı.

90 dakika boyunca kendime şu soruyu soramadan edemedim: "Şenol Güneş ve Rijkaard mazoşist birer ruh mu taşıyor acaba?"
Gökhan Ünal ve Aydın'ın sahada kaldığı her dakika bu soruyu içimden geçirdim.

AYDIN'IN OLURU BU KADAR

Sturm Graz maçı ardından her yerde benzer yorumlar vardı Aydın hakkında. Konyaspor maçında attığı golün kredisinin artık bitip tükendiğine yönelik. Aslında biraz haksızlık ediliyor Aydın'a. Çünkü Aydın'dan büyük bir star olacağı beklentisi baştan bu yana hataydı.

Bunun olamayacağını görmek, altyapıdan bir Arda daha geleceğini beklemek büyük bir hayaldi. Evet, kabul ediyorum İstanbul Büyükşehir Belediyespor'dan ilk geldiği sezon ben de benzer bir hayal kurdum ama benimkisi kısa sürdü. O yüzden Aydın'ın iyi bir Galatasaray kadrosunda rotasyonda kullanılabileceğini bile düşünmüyorum.

Ayhan, sanki futbolu unutmuş gibi. Attığı (aslında atamadığı) pasların birçoğu bordo-mavili formalı oyunculara gitti, dehşet formsuz, o iyi oynadı mı Galatasaray da farklı oynar benim gözümde, acilen toparlansın.

SABRİ CANDIR, LAF EDEN TAŞ OLUR

Galatasaray açısından maçı kolaylaştıran oyuncular Arda, Sabri, Servet ve Caner oldu. Caner bir kez daha gösterdi ki, bek değil açık oyuncusu. Sol açık oynarsa çok daha parlak futbol oynayabileceğini gösterdi.

Sakatlıktan çıkan Sabri, çizgiden çıkardığı top ve sekerek oynadığı dakikada bile pres yaparak top kapması ile sadece formasının değil ruhunun da sarı-kırmızı olduğunu gösterdi. Kızıyoruz, ediyoruz ama o bizim Sabrimiz. Candır Sabri, o yüzden sineye çekeriz.

Arda hakkında çok yazıp çizmeye gerek yok. Söylenmesi gerekeni Ömer Üründül söyledi. dakika 90+1'de hâlâ pres yapıyordu. Bu söz kullanılabilecek birçok övgü kelimesinden öteydi.

Sonuç itibariyle Galatasaray, benim için ismi halen Türkiye Kupası olan organizasyonda eksik-gedik bir kadroyla en zor rakibini devirmesini bildi.

Bu arada, hafta başından beri, yabancıların tatile erken gönderilmesinden ötürü, pusuda bekleyen çakallar da, mal gibi kaldı. Söyleyecek sözleri kalmamıştır. Fakat tahminim odur ki, "Bu takım Elano'suz, Kewell'sız daha iyi oynuyor" savını ortalığa yaymaya başlarlar. Bunların alayı zehirli gaz yemin ediyorum.

Trabzonspor'da Şenol Güneş'in işi zor. Devre arası yoğun mesai harcayacağı da su götürmez bir gerçek. Onu yedek kulübesinde görmek beni bir futbolsever olarak mutlu ediyor. Özü sözü doğru, futbol sevdalısı bir adam. Yolu açık olsun, umarım bir şampiyonluk tadar. Buna bir Trabzonlu kadar mutlu olurum. Çünkü Şenol Güneş'i insan olarak çok seviyorum, her türlü başarıyı fazlasıyla hak ediyor.

Alakasız not: Bu arada Cüneyt Gökçer'i kaybetmişiz. Türk tiyatrosunun yaşayan en büyük efsanelerinden biriydi. Çok güzel insanlar ardı ardına gitmeye başladı. Bütün tadım kaçtı.

23 Kasım 2009

4. Şenol Güneş devri ne kadar sürer?

Trabzonspor ilginç bir kulüp. Büyük sempatim var ama bir yandan da hiç istemezdim Trabzonsporlu olmayı. Çekilir çile değil. Taraftarı, medyası, halkı.. Her yandan baskı altındasınız futbolcu ve teknik direktör olarak. O yüzden de, giden tez zamanda dönüyor.

Broos'un macerası da kısa sürdü. Şimdi hedefte Şenol Güneş var. Belli ki büyük ihtimalle gelecek Güneş. 1 değil, 2 değil, 3 değil tam 4. kez göreve gelecek Şenol Güneş.

Bu ülkede karizması yok, ciddi takımla oynamadı diye diye yolladılar, Türk futbolunun içindeki en doğru dürüst adamlarından birini. Milli Takımı dünya 3.sü yaptı, söylenmedik laf bırakılmadı.

Ama bizim halkımıza da, medyamıza da böyle akıllı uslu adam yerine astığı astık, kestiği kestik despot biri gerekiyor. Çünkü ne kadar aşağılanırsa o kadar çok değere biniyor.

Neyse, konunun başını kaçırdık. Herkes gayet iyi biliyor ki, Trabzonspor bu yapıyla başarılı olamaz. İspat mı istiyorsunuz, buyrunuz Şenol Güneş'in üç dönemi...

1. DÖNEM: 1988 - 1989 (32 maç), 1989-1990 (sezon başlamadan istifa etti)
2. DÖNEM: 1994 - 1995 (tüm sezon), 1995 - 1996 (tüm sezon), 1996 - 1997 (20 maç)
3. DÖNEM: 2004 - 2005 (17 maç), 2005 - 2006 (7 maç)

Bakalım Şenol Güneş 4. döneminde ne kadar görevde kalacak?

18 Ekim 2009

Bu futbolla Kadıköy'de dağılır Galatasaray

Ne yazık ki, yazacak mecalim bile yok.

Galatasaray-Trabzonspor maçına ilişkin söyleyeceğim tek şey var; Galatasaray iyi futbol oynamıyor, elini kolunu sallayan orta sahayı rahatça geçiyor.

Daha zengin hücum mu, yoksa kaliteden ödün verip daha mücadeleci bir takım mı? Bunun arasında gidip geliyor olmalı Rijkaard.

Bir de, dakika 93 olmuş Sabri deli gibi pres yaparken, daha 10 dakika önce oyuna girmiş olan Aydın yanından geçen topa sadece bakıyor. "Olacak oğlak bokundan belli olur" diye bir söz vardır. Bu Aydın'dan hiçbir şey olmaz, yedek de olmaz. Oynayabileceği en iyi takım İ.B.B'dir.

Arda el freni, Ayhan çok top kaybetti, Servet-Gökhan Zan ikilisi uyumsuzdu, Hakan Balta bir aydır çok kötü, Leo Franco'nun yumrukladığı toplar yakına düşüyor. Tüm bunlara bakınca 4-3 iyi skor ama haftaya Kadıköy'de pek sevimli bir sonuç çıkmaz Galatasaray adına, bu futbol devam ederse.

Eskişehir maçından bu yana benzer bir görüntü sergiliyor Galatasaray; gol yediği an, bütün bir takım un kurabiyesi gibi dağılıyor. Yenilebilirdi, kazandı ama her zaman böyle olmaz.

25 Eylül 2009

Trabzonspor; siyah-beyaz fotoğraflar

Siyah-beyaz anılar'ı bir seri olarak düşünmedim ancak elimde bulunan arşivsel niteliktesi fotoğrafları da paylaşmak istiyorum açıkçası.

Gençlerbirliği, Bursaspor, Ankaragücü'nden sonra Trabzonspor'un da burada mutlaka bulunması gerekiyor. Türkiye'de bir döneme damgasını vurmuş ve her şeye rağmen Türkiye liglerinin en renkli takımlarından biri. Oldum olası, sempati beslemişimdir. Söz fotoğraflarda artık...


27-05-1972 tarihli Ankara 19 Mayıs Stadyumu'ndaki PTT-Trabzonspor maçı öncesi verilen klasik poz.


Bu kez tarih 1978. Ancak hangi maç öncesi verilmiş bu poz bilmiyorum.


08-06-1978 tarihli Başbakanlık Kupası maçı. Adana Demirspor'u 2-1 yenen Trabzonspor şampiyon oluyor.


24-09-1978 tarihli Türkiye Ligi'nde Fenerbahçe ile oynanacak maç öncesi.


1978 yılının Cumhurbaşkanlığı Kupası maçı öncesi, Fenerbahçe ve Trabzonsporlu oyuncular soyunma odası çıkışında. Trabzonspor kaptanı Şenol Güneş ve Fenerbahçe kaptanı Cemil Turan önde görülüyor. Cemil'in arkasındaki Fenerbahçeli ise Engin Verel.


1978 yılı Cumhurbaşkanlığı Kupası maçı yine. Fotoğraftan tanıdıklarım; soldan-sağa, Şenol Güneş, daha sonra Beşiktaş'ın kaptanlığını da yapacak olan Necdet (sol 4) ve Turgay Semercioğlu (sol 5).


Fotoğrafın yılı ve hangi maça dair olduğu hakkında bilgi yok.

16 Ağustos 2009

Trabzon neden başarılı olamaz?


İki fotoğraf var, Trabzon-Diyarbakırspor maçından. İki fotoğraf da, daha ligin 2. haftasında bu takımın neden başarılı olamayacağını gösteriyor.



Şehirin havasından suyundan mıdır bilinmez. Ama şu gerçek ki, Trabzonspor büyük olamaz, bu düşünce yapısıyla. Tribünde kavgalar, yönetime küfürler. Hugo Broos muhtemelen 10. haftaya gönderilir, Şenol Güneş gelir.

7 Ağustos 2009

UEFA Avrupa Ligi'nde ne olur?

UEFA Avrupa Ligi'nde çekilen kuralar sonucunda Galatasaray-FC Levadia Tallinn / Fenerbahçe-Sion / Trabzonspor-Toulouse / Sivasspor-Shakhtar ile eşleşti. Maçlar öncesi 'tur tahmini' yapmak da farz oldu.

GALATASARAY- FC LEVADIA TALLINN

Tobol ve Maccabi Netanya maçlarında izlediğimiz Galatasaray, Estonya temsilcisini rahat geçer gibi görünüyor.

İnatçı, fizik futboluna dayalı Tallinn'in sarı-kırmızılılar karşısında pek şansı yok.

Yavaş yavaş tempo bulan, her geçen gün sağlam adımlarla ilerleyen Galatasaray, büyük bir aksilik olmazsa tıpkı Netanya maçlarında olduğu gibi her iki maçı da kazanır ve turu atlar.


FENERBAHÇE-SION

Bu yıl 100. yılını kutlayan Sion, Türk taraftarlara pek de yabancı değil. Galatasaray'ın fark atmaya alıştığı FC Sion'un kadrosunda Sırp'tan Mozambikli'ye, Brezilyalı'dan Kongolu'ya, Beninli'den Angolalı'ya kadar geniş bir yelpazede yabancı futbolcu barındıran kırmızı-beyazlı ekibin 2 İsviçre ligi şampiyonluğu ve 10 İsviçre kupası şampiyonluğu bulunuyor.

Sion'un en büyük özelliği ise, İsviçre Kupası'nda oynadığı 10 final maçının hepsini kazanması.

Maçlarını 20 bin kişilik Stade Tourbillon'da oynayan Sion'un, Fenerbahçe karşısında işe pek kolay değil. Ancak sarı-lacivertli takım, Honved deplasmanında defansında verdiği açıkları Sion maçlarında verirse, bu kez karşılarında daha iyi bir takım olduğunu da gözönünde bulundurması gerekir. Yine de her şeye rağmen Fenerbahçe turu alır götürür.

TRABZONSPOR-TOULOUSE

Karadeniz temsilcisinin işinin pek kolay olduğunu söylemek mümkün değil. Kadrosunda Berson, Didot, Sissoko, Gignac gibi etkili futbolcular barındıran Toulouse maçlarını 35 bin kişilik Stadium Municipal'de oynuyor.

1992-1995 yılları arasında kadrosunda bulunan Alain Casanova'nın çalıştığı Toulouse, Fransa'da hiç şampiyonluk yaşamadı. Bu yıl Ligue 1'de 4.lük alarak büyük bir sürpriz yapan Toulouse, ligde ilk maçını yarın Monaco ile deplasmanda oynayacak.

Trabzonspor'un Avrupa kupaları geçmişi düşünüldüğünde her ne kadar imkânsız olmasa da turu atlaması, yine de zorlu bir kura çektiler.

SİVASSPOR-SHAKHTAR DONETSK

Geçtiğimiz yıl İstanbul Şükrü Saraçoğlu'nda yapılan UEFA Kupası şampiyonu Shakhtar, Şampiyonlar Ligi'nden sürpriz bir biçimde elenince kendisini yeniden ama bu kez isim değişikliğine gitmiş olan UEFA Avrupa Ligi'nde buldu.

Mircea Lucescu'nun takımın başına geçmesiyle kaderi bir anda değişen Ukrayna temsilcisinin kadrosunda Srna, Ilsinho, Chygrynskyy (insanın isminde hiç mi sesli harf bulunmaz), Lewandowski, Jadson gibi isimler bulunuyor.

Aslında FC Timisoara örneğinde olduğu gibi, Sivasspor'un az da olsa tur geçme şansı var. Ancak ukalalık kadranı maksimum seviyedeki Bülent Uygun 'ders almaz, ders verir', '6-8 yemez, 5 yer' yeteri kadar ders çıkartabilir mi bu bilinmez.

Yine de, futbolun doğruları üst üste konduğunda Shakhtar'ın bu turu rahat bir biçimde geçebileceği aşikâr.

Sonuç olarak Galatasaray ve Fenerbahçe turu geçer, Trabzonspor (tüm gönlümle geçmelerini diliyorum) ve Sivasspor ise elenir...

Kuralar öncesi içimden geçenler

Avrupa Ligi'nde Türk takımlarının olası rakipleri belli olurken, kura çekimine çok az bir süre kaldı. Hangi takımımıza, kimler çıksın istiyorum, gönlümden geçenler..

Galatasaray: Lech Poznan'ı istemem. Oldum olası Polonya, Rus, Çek Cumhuriyeti takımları ters gelir futbolumuza. Ama içimden Amkar geçiyor.

Fenerbahçe: 4 takım içinde en iyi takımlar Fenerbahçe'ye denk gelmiş. Hangisi gelse eler diye düşünüyorum. Gönlümden geçen ekip Sion.

Trabzonspor: Kim gelse Trabzon için kolay değil. Keşke Basel gelse diye düşünsem de Lazio'nun çıkacağını düşünüyorum. (Eğer çıkarsa medyadan olası "Lazlara 'Laz-io'lar geldi", "Trabzon'a Laz ekip düştü" gibi süper zeki başlıklar bekliyorum)

Sivasspor: İçimdeki Sivasspor sevgisinden (!) ötürü biraz gaddar davranmış olabilirim. Umuyorum Shakhtar çıkar. Ancak hangisi çıksa, Sivasspor havlu atar.

MUHTEMEL RAKİPLER

Galatasaray: Lech Poznan, Amkar, NAC Breda, Levadia Talinn, Teplice.
Fenerbahçe: Slovan Liberec, Sion, Guingamp, Sturm Graz.
Trabzonspor: PSV, Lazio, Partizan, Basel, Toulouse
Sivasspor: Shakthar Donetsk, Ajax, Atlethic Bibao, Hertha Berlin, CFR Cluj.