tekel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tekel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Mayıs 2010

Bu ülkenin gazetecisi büyük ....


Başlığa yazmayayım dedim. Devamı şöyle; "Yavşak"

TEKEL işçileri; Lost dizisinden, göt bacak gösteren karılardan, en boktan transfer haberlerinden daha önemli hale gelemiyorsa, bu ülkenin gazetecisi büyük yavşaktır.

Ne oldu? 1 ay önce canlı yayınlar, bağlantılar, fotoğraf galerileri, irili ufaklı haberler.

Bugün hepsi 'kader'ine mahkûm. 3-5 sendika ağası öğlen tatiline denk getirdikleri 'eylem'le, 30 madenciye, TEKEL işçisine destek olacak.

Yavşaklık iliklerine kadar işlemiş; sendikacısından gazetecisine, politikacısından spor kulübü yöneticisine kadar.

Lüfer'in bilmem kaç santim boyu ile uğraşan lümpen züppeler; ekmeği, aşı, hayatı için savaşan işçilere zerre kadar dokunmuyor, ilgilenmiyor.

Ulan; nasıl bir ülke, nasıl insanlar anlam veremiyorum. Coğrafyadan kaynaklanıyor diyeceğim ama dibimizde neler olup bittiğini görüyoruz.

Unutmadan, o lüferler götünüze girsin. İnsanların yaşamlarını kurtardık, şimdi sıra balığa geldi.

Ayrıca o kampanyayı düzenleyen ibneler, rakı masalarında sarı kanat, çinekop, yaprak lüfer diye 10 santimlik yavru lüferleri afiyetle yiyorlardı. Ne oldu da, birden lüfer aşkı depreşti anlayabilmiş değilim.

Benim yeşilci, sevgi kelebeği doğa dostu insanım da, bir bokla ilgilenmez, bu tip organizasyonlara enerji harcar. Sorsan, ne önemli bir bok yediğini sanıyordur.

Nereden nereye geldim, ben de bilmiyorum...

17 Şubat 2010

Bağımsızlık itirafı

Nokta virgül koymadan yazacağım. Çok acı bir itiraf ne yazık ki....

Sanayi Sitesi-Darüşşafaka arasında yapımı süren metro inşaatında deneme sürüşü yapan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, TEKEL işçilerinin bir bölümünün belediyelerde istihdam edilmesi önerisine nasıl baktığının sorulması üzerine "Benim kadrom yok. IMF yeni kadrolu eleman almamızı istemiyor. Olsa itfaiye işçilerimi alırım" yanıtını verdi.

Bağımsızlık mı? Hem de Türkiye? Hadi canım, kandırmayalım birbirimizi. Bir ülkenin acizliğini gösteren bir cümle bu.

Daha acı olanıysa, koskoca bir belediyenin başkanı, bunu rahatlıkla söylüyor. Gayet rahat, hiç utanmadan, gocunmadan.

Bayrağın, direkte sallanmasıyla bağımsızlık olmuyor. Eğer bağımsız değilsen, bayrak sadece en nihayetinde kumaş parçasıdır. Gönlümüz rahat, yaşamaya devam, haydi.

Pardon unutmuştum, sanal alem milliyetçileri Kardak'a bayrak kondurmuştu. Bakın nasıl da dalgalanıyor (!)

Kısa... kısa... kısa....


Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner tutuklandı. Yine aynı suçlama: Ergenekon. Yine garip bir zamanlamada. Başbakan Erdoğan, daha geçen hafta medyaya "TEKEL işçilerinin eylemini siz gündemde tutuyorsunuz" diyerek, bu işin sumenaltı edilmesi geriktiğini açıkça söylemişti. Şubat'ın 28'inde eylem yerlerine polis müdahalesi olacak. Bir komplo teorisyeni olarak şunu söyleyebilirim ki, ayın 24'ü ile 28'i arasında çok önemli bir isim, yine benzer bir suçlamayla gözaltına alınacak. Tahminim Sabih Kanadoğlu yönünde ama daha başka bir isimde olabilir.

Medya Oskarları gecesinde Kamer Genç rüzgârı esmiş. Bülent Arınç'ın ödül verdiği anda, "Bülent Arınç'ı dinlemeye gelmedim, ağlayan adam" diyerek, Arınç'ın geceden ayrılmasını sağlamış. Vallahi bayılıyorum kendisine, takipçisiyim her vakit. Bu arada, Arınç'a suikast düzenleniyordu. O iş ne oldu bir haber çıktı mı acaba?

Hiddink'in geleceğini gösteren işaretler diye bir post yazmışım 3 Şubat tarihinde. 'Ben söylemiştim' demek için değil ancak anlaşma çok öncesinden belli olmuştu. Bu kadar kasmanın anlamı yoktu.

Öte taraftan, aylardan bu yana kafatası avcılığı yapıp "Yerli antrenör" çığlıkları atanlara yeni av malzemesi geldi. Eski defterler açılır yakında. Yılmaz Hoca'ya yeniden geçmiş olsun. Alman pasaportundan sonra Hollanda pasaportu da alacağını düşünüyorum.

Yarın Lille ve Atletico Madrid maçları var. Her iki maçta da garip skorlar alınacağı hissi var içimde. Yine inceden '4' hissi var içimde ama hangi maçta daha tam çözemedim.

16 Şubat 2010

Şeref, onur, haysiyet ve gurur


TEKEL'i kurum olarak yağmaladılar....

TEKEL Unkapanı binasını, İskenderpaşa tarikatına sattılar...

TEKEL Paşabahçe binasını AS Asya grup diye kimsenin bilmediği bir şirkete sattılar (kuvvetle muhtemel tarikat bağlantısı var)...

Başbakan daha 4 gün önce televizyonlarda TEKEL işçilerini, iki büyükşehir belediyesine 'satmaya' çalıştı...

S-A-T-A-M-A-Y-A-C-A-K-S-I-N-I-Z

Şeref, onur, gurur, haysiyet. Acaba bu ifadeler ne ifade ediyor birileri için?

YALNIZ DEĞİLİZ

Bir ufka vardık ki artık
Yalnız değiliz sevgilim.
Gerçi gece uzun,
Gece karanlık
Ama bütün korkulardan uzak.
Bir sevdadır böylesine yaşamak,
Tek başına
Ölüme bir soluk kala,
Tek başına
Zindanda yatarken bile,
Asla yalnız kalmamak.

Şafakları ben balığa çıkarım
Akan akmayan sularda
Benim, bütün tezgahlarda paydosa giden
Bir bahar akşamı dünyada.
Ben dört duvar arasında değilim
Pirinçte, pamukta ve tütündeyim,
Karacadağ, Çukurova ve Cibalide.

Zehirli kör yılanları
Ve sıtmasıyla
Gün yirmidört saat insan avında
Karacadağda çeltikler.
Bir kız çocuğunun gözyaşı gibi
- Ayak bileklerinde bir dizi boncuk,
Sol omzunda nazarlık,
Dağ başında unutulmuş üşümüş,
Minicik bir aşiret kızının -
Damla-damla, berrak olur pirinci.
Kamyonlarla, katır kervanlarıyla
Beyler sofrasına gider...

Çukurovam,
Kundağımız, kefen bezimiz
Kanı esmer, yüzü ak.
Sıcağında sabır taşları çatlar,
Çatlamaz ırgadın yüreği.
Dilerse buluttan ak,
Köpükten yumuşak verir pamuğu.
Külhan, kavgacıdır delikanlısı,
Ünlü mahpusanelerinde Anadolumun
En çok Çukurovalılar mahpustur,
Dostuna yarasını gösterir gibi,
Bir salkım söğüde su verir gibi,
Öyle içten
Öyle derin,
Türkü söylemek, küfretmek,
Çukurova yiğidine mahsustur...

Tütünü bilir misin?
"Kız saçı" demiş zeybekler,
Su içmez her damardan,
Yerini kolay beğenmez,
Üşür
Naz eder,
Darılır
İki parmak arasında kıyılmış,
Bir parçası var kalbimin
İncecik, ak kağıtlara sarılır,
Dar vakit yanar da verir kendini.
Dostun susan dudağına...

Sokaklardan,
Kıyılardan,
Gök mavisinden,
Ekmeğinden,
Canevinden ayrı düşmeye
Yani bütün hasretlerin kahrına
Ve zehrine çaresiz kalmaların,
İlk nefesi Hızır gibi yetişir
Cibalide sarılan cıgaranın...

Tütün işçileri yoksul,
Tütün işçileri yorgun,
Ama yiğit
Pırıl - pırıl namuslu.
Namı gitmiş deryaların ardına
Vatanımın bir umudu..

Ahmet Arif

13 Şubat 2010

Ne şiş şansın ne kebap önerisi


Tayyip Erdoğan: TEKEL işçilerini Diyarbakır ya da İzmir Büyükşehir Belediyeleri bünyelerine alsın.

Tabii canım, zeytinyağının üstünden sıyrılma çabasını takdir ettim. Diyarbakır ya da İzmir belediyeleri, özelleştirme adı altında yağmaladı ya TEKEL'i. Böylece ne şiş yansın ne de kebap. Ohhhh, suyundan da istiyorum. Çok istiyorsanız aldırın İstanbul Belediyesi'ne ya da TEKEL fabrikalarının yakınındaki Ak Parti belediyelerine. Niye İzmir ve Diyarbakır?

Onurları ve yarınları için mücadele edenler kazanacak. Bir eli yağda bir eli balda, ülkeyi yağlayayan ve yağmalatanlarsa elbet hesap verecek bir gün. Gün olur, devran döner.

Bu işten yakayı sıyıramayacak hiç kimse, altında imzası olanlar yani. Bakansa da, başbakansa da, cumhurbaşkanıysa da fark etmez. Demokratik ülkelerde herkes hesap verebilir konumdadır.

Ateşten gömlek arkadaşların üstünde, çıkartmaya çabalıyorlar ama o kadar kolay değil.

7 Şubat 2010

Figür yapmaya devam et Yılmaz Erdoğan!


Uzun zamandan bu yana 'demokratik açılım' rafa kaldırılmış gibiydi. Önceki günlerde AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan'ın, 'sanatçılar'la Dolmabahçe'de bu konuda destek almak için 3 bölüm halinde yapılacak, toplantılar düzenleyeceği haberi geldi.

Toplantıya çağırılan isimler arasında Sezen Aksu, Yılmaz Erdoğan, Emel Sayın, Neşet Ertaş, İbrahim Tatlıses, Mahsun Kırmızıgül, Orhan Gencebay, Ferhat Göçer, Tarkan, Hülya Avşar, Hülya Koçyiğit, Cem Yılmaz, Sinan Çetin, Necati Şaşmaz, Yaşar Kemal, Orhan Pamuk, Ayşe Kulin, Adalet Ağaoğlu gibi isimler var.

Bu isimlerden bazıları toplantıya katılmayacağını ya da katılamayacağını açıkladılar. Konu hakkında en ilginç yorumsa Yılmaz Erdoğan'dan geldi. Yılmaz Erdoğan, " Yandaş sanatçı damgası yemek problem değil" diyerek, toplantıya katılacağını açıkça belirtti.

Bu ülkede akan kanın bir biçimde durdurulması gerektiğine inanıyorum. Ancak bunun, içi doldurulmamış, halkın önüne hiçbir somut bilgi konulmadan, isimsel olarak bir açılımla yapılamayacağını da düşünüyorum.

Bugün sokakta 'demokratik açılım'a destek veren insanlara bile sorsanız, ne olduğu hakkında en ufak bir bilgisi olmadığına eminim.

Sözüm bu açılım denen olguya filan değil. Sözüm Dolmabahçe'de masa başında toplanacak, bir yandan yemeğini yerken, bir yandan Başbakan'ın yanında durup, onunla bir iki kelam edecek insanlara. (Bu toplantıda Necati Şaşmaz'ın ne gibi bir rolü olacak aslında ayrı bir yazı konusu. Hele bir katılsınlar ona da yazacak üç-beş kelimemiz olur.)

"S harfinden orak çekiç figürleri ağbilerinden öğrenen" Yılmaz Erdoğan, kendince bir sanatçı duyarlılığı içinde olduğunu, gerekirse "Yandaş sanatçı damgası yemeyi" göze alarak, bu toplantılara katılacak.

Yılmaz Erdoğan'ın, sadece Dolmabahçe toplantılarında değil, Ankara'nın ayazında ekmeği için ölümüne mücadele eden insanların da, yanında olmasını bekliyorum. Ancak bunun beyhude bir bekleyiş olduğunun da farkındayım.

Tabii, bu soğukta Ankara'da ne işin var değil mi? Mis gibi Dolmabahçe'de, bütün medyanın gözü önünde, çıkıp da bir-iki beylik kelime etmek varken, ne işin var senin TEKEL işçilerinin yanında?

Solculuğunuz, duyarlılığınız tıpkı, yazdığın şiirlerdeki gibi ancak bir harften figür yapmaktan ibaret. Çünkü göstermek istiyor sen ve senin gibiler, yaptıklarınızı. Öyle sessiz sedasız "Ben böyle bir adamım" demek yerine, tüm kameraların karşısına çıkıp bağıra bağıra, "Gerekirse yandaş desinler" demek, daha yeğ bir durum sizler için.

Duyarlılığınızın da bir bedeli olacak o zaman. Onun da nakte çevrilmesinin hesabı var içinizde.

Ben, kendi açımdan 'yandaş' demem. Çünkü sizin gibiler 'yandaş'tan çok çember gibisiniz. Çember döndükçe; en üste çıkmak, en tepede bulunmak için çemberin olmayan köşesinde yer almak için çırpınıp durursunuz.

Birtakım isimler dışında, bu ülkenin kendine 'sanatçıyım' diyen hiçbir ismi TEKEL işçilerinin yanında değildi bugüne kadar. Herkes kan emici, herkes vampir gibi, ölüm anını bekliyor. Bakın o zaman, nasıl herkes TEKEL işçilerinin yanında olacak. "Ölümleri ben durdurdum, benim de payım var" demek için, yanıbaşlarından ayrılmayacak.

Ya, bu ülkenin Cumhurbaşkanı'na ne demeli? Kuru fasulyesini yerken, "Kış kıyamette işçilerimizin mağdur olmasını istemeyiz. Ama ekonomik şartlar da gözetilmeli. Eylem yeteri kadar uzadı. Artık bitsin" diyerek, bu insanların sorunlarına çözüm mü bulabileceğini zannediyor. Dalga mı geçiyorsunuz, bu insanlarla?

TEKEL'in satışında sizin de bakan olarak imzanız yok mu? Hangisinin vebalini taşıyabileceksiniz?

Ankara'nın orta yerinde, olanlara karşı herkes üç maymunu oynuyor, binlerce işçi, çocuklarının yarınları için ölüme meydan okuyor.

5 Şubat 2010

Süresiz açlık grevi


Başbakan ay sonunda "Dağıtırız" dedi, TEKEL işçisi de 'süresiz açlık grevi' başlattı.

Büyük bir onur mücadelesi bu. Keselerini altınlarla dolduranlarla, ekmeğinin peşinde olanların mücadelesi.

4 Şubat 2010

TEKEL direnişi


Bugün 4 Mart 2010 genel grev. Saat 08.0-17.00 arasında Türkiye'de hayat duracak, durmalı.

Tek düşünceleri ekmekleri olan insanlara herkes elinden geldiğince yardım etmeli. Bu insanlar ölmeden bu sorun çözülmeli. Bir işçi bile ölse, katilinin adresi bellidir.

27 Ocak 2010

Sahi ne oldu?

Sahi domuz gribi vardı, milyonlarca dolarlık ilaçlar alındı. Ne oldu o ilaçlar ve o günlerde Sağlık Bakanlığı her ölüme domuz gribi diyordu. Şu an durum ne aşamada?

Ergenekon davasından herkes bir bir tahliye oluyor. Şimdi Poyrazköy iddianamesi kabul edildi. O dava ne kadar sürer ve kimler içeri alınır?

Günlerce, haftalarca manşetlerde kalan 'demokratik açılım' meselesi ne alemde?

Türkiye'de tek başına yeter sayısı olmasına karşın, anayasa değişikliği yapmayan iktidarı, ufaktan anayasa volümü yapmaya başladı. Ben mi değiştireceğim de, beni mi bekliyorlar acaba?

"Türkiye, artık demokratikleşti" deniyordu ama belediye başkanları, eşleri çocukları kelepçelerle gözaltına alınıyor. Eylemlerin gazla-copla bastırılmasını konu bile yapmıyorum. Hakikaten demokratikleşme durumumuz ne oldu?

O değil de, Türkiye AB'ye giriyordu. Onda son durum ne?

Şike-bahis konusunda Federasyon işlem başlatacağını söylemişti, Almanya'dan dosyalar gelince. Bu dosyaların gelişi de acaba yine Almanya'daki Deniz Feneri davasında olduğu gibi çok mu gecikecek? Ve tıpkı orada olduğu gibi, bir sonuç çıkmayacak mı?

Taraf gazetesi, sanki biraz kalın bağırsak işlemi görüyor gibi gelmiyor mu size de? Yoksa yanılıyor muyum?

TEKEL işçilerinin 44. eylem günü. Acaba sendikacılar su koyuverecek mi? Merak ediyorum.

25 Ocak 2010

Trabzonspor taraftarına teşekkür


Trabzonspor, Sivasspor maçında açılan bu pankart, ölüm orucuna giden TEKEL işçilerine giden bir destek.

Daha bugün, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, "Bol keseden maaş verme dönemi bitti" diyerek, hükümetin şu anki tavrını belli etti. Zaten Erdoğan da birkaç gün önce, TEKEL işçileri için "ajitasyon yapıyorlar" demişti. Ajitasyonu, bu eylem sonunda görecek herkes. Tabii nasılsa Medical'lerin sayısı hızla artıyor, keyifler tıkırında.

Bu işin altında kalacak birileri. Bunun lamı cimi yok. Çünkü TEKEL işçisi direnişinden vazgeçmeyecek, ölüme gitmekten endişeleri yok. O yüzden toplumdan gelebilecek tüm destekler, bu insanlar için çok önemli.

Trabzonspor taraftarına bir kez daha teşekkür etmek gerekiyor. Yaptıkları önemliydi, destekleri önemliydi. Zaten Şenol Güneş geldikten sonra, kalbimin bir kısmı kaymıyor değil Trabzonspor'a.

21 Ocak 2010

Daha önce aklın neredeydi be adam?


Bu ülke gerçekten ilginç bir ülke. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, ölüm orucuna giden TEKEL işçileri için devreye girmiş ve Türk-İş yetkilileri ile görüşmüş.

Şimdi Bülent Arınç kim? AKP'nin Manisa Milletvekili, eski TBMM Başkanı ve şimdinin Başbakan Yardımcısı.

Bir soru daha soralım. TEKEL'in özelleştirmesi ne zaman ve hangi siyasal iktidar tarafından yapılmış? 2003 yılında AKP tarafından.

Devam edelim, o halde. Kaça ve kime satılmış TEKEL? 292 milyon dolara Limak-Nurol-Özaltın-Tütsab Girişim Grubu’na. (Bu arada dipnot geçelim, TEKEL'in alkol bölümü 292 milyon dolara özelleştirilirken, sadece depolarında 292 milyon doların yarısı kadar alkol bulunuyordu.)

Limak Holding'in sahibinin, Fenerbahçe 2. Başkanı Nihat Özdemir olduğunu ve hakkında bir dönem yurtdışına çıkış yasağı bulunduğunu da eklemekte fayda var.

Peki, Limak-Nurol-Özaltın-Tütsab Girişim, 292 milyon dolara aldığı TEKEL'i, ne zaman, kime ve kaça satmış? 2006 yılında 950 milyon dolara Amerikan Texas Pacific Group'a.

'Bir koy üç al' diye buna derler. Herifler TEKEL'in gerçek ederi düşünüldüğünde bedava denebilecek bir rakama alıp, 3 katı fiyatına satmışlar. Girişimci ruh bu olsa gerek.

Sorulara başladım bir kere, devam etmek istiyorum. TEKEL’in sigara fabrikaları ve markaları hangi yılda ve kimin zamanında satılmış? 2008'de 1 milyar 720 milyon dolara British American Tobacco'ya (BAT).

Bu arada Başbakan, bu özelleştirmeler sırasında sürekli çıkıp, "İşçilerin tüm kazanılmış hakları devletin güvencesindedir" diyor. Ehh, balık hafızaya sahip olduğumuz için "Nasıl olsa unuturlar" diye düşünüldüğü belli.

Şimdi soruları bırakıp, günümüze gelelim. TEKEL özelleştirilirken, 12 bin işçinin hakları elinden alınmak isteniyor. AKP iktidarı işçilere şunu söylüyor: "Tüm kazanılmış haklarınızdan vazgeçin, gelin sizi TEKEL'den aldığınız paranın yarısına ve geçici olarak başka bir yerde çalıştıralım.

Ohhhh, ne güzel. Bu adamlar yıllarını verecek, sen haraç-mezat satacaksın fabrikaları, sonra "Aylardır oturdukları yerden maaş alıyorlar, yok öyle" diyeceksin. Bunun adına "Hırsızlık, arsızlık, yüzsüzlük" denir. Bu üç elementi biraraya getirip, işçilere "Ölün" deniyor.

Şimdi en başa dönelim. Bülent Arınç beyefendi (!) devreye girmiş, ölüm orucundaki işçiler için. Yahu ne utanmaz bir tavırdır bu, nasıl iğrenç kaygan bir siyasettir, nasıl bir aymazlıktır.

Aklın neredeydi be adam bu özelleştirmeler yapılırken? Şimdi ucuz kahramanlık rollerinde. Tabii, demokrasinin, insan haklarının onulmaz insanıdır kendisi ya. Devreye girmiş; bak, bak, bak.

Devreye girmek için çok geç, bu insanlar bütün haklarını geri alacaktır. Dünyanın her yerinde böyledir bu. Haa, yarın öbür gün atarsınız içeriye tek tek, nasıl olsa unuturuz biz.

Bu topluma unutmaları için verecekleriniz vardır nasılsa. Onurları satılık olanlara nohutla, kömürle, mercimekle unutturursunuz her şeyi, bir çırpıda.

Geri kalanları da biraz gaz, biraz cop ve gözaltıyla halledersiniz.

20 Ocak 2010

TEKEL işçisinin 37. günü, ölüm yaklaşıyor


37 gündür eylemdeler. Onların deyimiyle "Söz bitti, sıra ölümde." Şu an kamuoyunun çok fazla ilgisini çekmiyorlar ancak işlerin sarpa saracağı günler çok yakında.

Siyasal iktidarın, bu insanları ve beraberinde ailelerini ölüme götürdüğü apaçık ortada. 4/C (geçici personel) kandırmasıyla, işin içinden sıyrılma niyetindeler.

Ankara'ya bugün-yarın kar düşecek. Bez, naylon çadırlarda haklı bir davanın, onurlu mücadelesini veriyorlar.

Şu empati denen olaydan yapmak lazım arada. Babamızı, abimizi, kardeşimizi, annemizi o işçilerden biri olarak varsayalım. Zor hakikaten çok zor. Şu işçilerin yanına, hükümetten bir tane bakan gitmez mi? Senenin bir günü iftar çadırlarında arz-ı endam edenler; aç kalmamak, işsiz kalmamak için bu insanların sorunlarını paylaşmak için neden gitmezler?

Bazı durumlarda insanın elinden bir şey gelmemesi fena mı fena bir şey. Çaresizlik, oturduğun yerden izlemek, insana ayrı koyuyor.

Fotoğraflarda işçilerin ve ailelerin suratlarına iyice bakınca, bu kararlarından zerre geri adım atmayacakları belli oluyor. Ankara'da olanlar, yanlarına gidecek olanlar, buralardan da bir selam göndersinler ve yanlız olmadıklarını söylesinler bu güzel insanlara.