8 Ağustos 2009

Sezon başlamadan Premier Lig (2009-2010)


Avrupa futbolunu yakından takip eden futbolseverlere "İzlemekten en fazla zevk aldığımız lig hangisi?" sorusunu yöneltsek, sanırım Premier Lig açık ara önde gider. Tabii bu yıl, Los Galacticos etkisi ve Barcelona'nın geçen yıldan akıllarda kalan sükseli futbolu ile İspanya Ligi de, bu sorunun yanıtında ikinci sırada yer alır.

Özel televizyon kanallarının yayına girmesiyle, eskiden senede bir kez denk geldiğimiz Süt Kupası dönemi çoktan sona erdi. -En çok hatırımda kalanı Luton Town'ın Arsenali'i 90. dakikada attığı golle 3-2 devirdiği maçtır sanırım-

Yeni nesil futbolseverler tabii daha avantajlı bu konuda. Futbolun evrildiği yıllarda bol bol maç izleme olanağı buldular. Bizim gibi radyo başında "İnönü Stadı'nı bilenler için söylüyorum, Dolmabahçe tarafından, sağ köşe gönderinin 5 metre çaprazından Beşiktaş bir serbest vuruş kullanacak" türünden, şeyleri pek dinlemeden; İngiltere, İspanya, İtalya, Fransa, Almanya gibi Avrupa futbolunu doğrudan izlemeye başladılar.

Tüm bu ligler içindeyse, en çok ilgi çekeni, izlenilirlik ve futbol kalitesi açısından en fazla rağbet gören ligi tartışmasız Premier Lig. 15 Ağustos'ta Chelsea-Hull City maçıyla 'perde' diyecek İngiltere'de köprülerin altından çok su aktı. Suyun debisini ölçemesek de, kim taş taş üstüne koydu, kim eksildi bir bakmak istedik..

ARSENAL

Kadrosundan neredeyse, bir otobüs dolusu oyuncu kaybeden ve gönderen Arsenal, 15 Ağustos'tan önce elini çabuk tutmak istiyor. Kolo Toure ve Adebayor gibi takımın iki temel taşını kaybeden Gunners, şu ana dek sadece Ajax'tan Vermaelen ve Cheltenham'dan Jamie Edge'yi transfer etti.

Gündemde, Patrick Viera'dan Chamakh ve Kalou'ya kadar çok sayıda oyuncu bulunuyor. Şurası bir gerçek ki, Arsenal şaaşalı günlerinden uzaklaştı. Sürekli al-sat politikası güden Wenger bile şu andan itibaren deneyimli isimlere kapısını açıyor. Rosicky ve Nasri'nin sakatlıkları da tuz biber ekti tüm bunlara, yeni sezon başlamasına az bir süre kala.

Tabii işler bu kadar kötü giderken, iyi şeyler de olmuyor değil. Jack Wilshere isminde 17 yaşındaki genç adam, Emirates Cup'ta gösterdiği performansla Arsenal'e gönül verenlerin yüzünü güldürdü.

Fabregas, Theo Walcot, Arshavin, Eduardo, Van Persie ve Gallas takımı sırtlayacak isimlerin başında geliyor. Fakat her sene yüzüp yüzüp kuyruk kısmında takılan Arsenal'in şampiyonluk yarışını geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi zorlayacağını düşünmüyorum. Londra ekibine gönül verenleri zor bir yıl bekliyor.

Gelenler: Thomas Vermaelen (Ajax), Jamie Edge (Cheltenham)
Gidenler: Emmanuel Adebayor, Kolo Toure (Manchester City), Anton Blackwood (Tottenham), James Dunne (Exeter City), Rui Fonte (Sporting Lisbon, Abu Ogogo (Dagenham & Redbridge), Vincent van den Berg (Excelsior Maassluis), Paul Rodgers (Northampton), Rene Steer (Oldham), Pedro Botelho (Celta Vigo-kiralık), Havard Nordtveit (Nurnberg-kiralık), Amaury Bischoff (serbest).

CHELSEA

Jose Mourinho'nun gidişinden sonra geçtiğimiz seneyi Luiz Felipe Scolari şanssızlığı ile kotarmaya çalışan ancak hatadan Hiddink kararı (çok geç kalındı) ile dönen Chelsea, bu yıl da -kişisel olarak çok da benimsemediğim bir teknik adam- Ancelotti ile lig ve Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu hedefi ile yola çıkıyor.

Manchester City'nin tüm ısrarlarına karşın kadrosundaki hiçbir önemli ismi kaybetmeyen Maviler, şampiyonluk yarışının en ön saflarında yer alacaktır. Kalecisinden forvetine kadar lige hazır durumdaki Chelsea'da Joe Cole ve Paulo Ferreria dışında sakat futbolcu bulunmuyor. Kadrosunu CSKA Moskova'nın gizli kahramanlarından Yuri Zhirkov'la takviye eden Chelsea bu sezon şampiyonluğun en büyük favorisi durumunda.

Gelenler: Yuri Zhirkov (CSKA Moscow), Frank Nouble (West Ham), Daniel Sturridge (Manchester City), Ross Turnbull (Middlesbrough)
Gidenler: Ben Sahar (Espanyol), Sergio Tejera (Real Mallorca), Jimmy Smith (Leyton Orient), Ryan Bertrand (Reading-kiralık), Slobodan Rajkovic (FC Twente-kiralık), Lee Sawyer (Southend-kiralık), Jason Tabor (Cheltenham).

MANCHESTER UNITED

Son şampiyon Manchester United, dünyanın en flaş transferinden birine çok istemese de imza attı. Cristiano Ronaldo'yu 80 milyon sterlin karşılığında Real Madrid'e satmak zorunda kalan ManU'da hâlâ bu adam konuşulmaya devam ediyor. Ronalda şoku ile sarsılan Manchester United, Tevez'in de takımdan ayrılmasıyla bir anda eşekten düşmüş karpuza döndü.

Son iki şampiyonlukta çok önemli payı olan Ronaldo'nun yerine ise Wigan'dan Antonio Valencia transfer edildi. Bir dönemin İngiliz futbolunun en büyük ümidi konumundaki ancak kariyeri 'acıların çocuğu' kıvamında geçen Michael Owen'dan herkes bir dönüş bekliyor.

Şampiyon etiketine sahip Manchester United, Premier Lig'de bu sezon da şampiyonluğun en büyük favorilerinden biri. Sezon öncesi sakatlık sorunu ile boğuşan 'Kırmızılar'ın en büyük kozu Sir Alex Ferguson. Bobby Robson'un ölümüyle İngiliz futbolunun en saygıdeğer menajeri konumundaki Ferguson, teknik direktör becerisi ve adam yönetebilme yetisiyle elinde sihirli değnek olduğuna inandığım tek teknik adam. Bu yüzden de sezonu şampiyonlukla bitirirlerse kimse şaşırmasın, "Ronaldo gitti ama yine de şampiyon oldular. Kişiler değil sistem kazandı" yazılarını da hazırlayın.

Gelenler: Antonio Valencia (Wigan), Gabriel Obertan (Bordeaux), Mame Biram Diouf (Molde), Michael Owen (Newcastle)
Gidenler: Cristiano Ronaldo (Real Madrid), Carlos Tevez (Manchester City), Fraizer Campbell (Sunderland), Lee Martin (Ipswich), Richard Eckersley (Burnley), Manucho (Real Valladolid), Daniel Galbraith (Hibernian), Rodrigo Possebon (Sporting Braga), Mame Biram Diouf (Molde-kiralandı).

LIVERPOOL

Premier Lig'de geçen sezon şampiyonluğu sonuna kadar kovalayan ve oynadığı futbol ve aldığı sonuçlarla geniş bir kitleyi arkasına çeken (ManU ablukası yıkılsın adına) Liverpool, sezon başlamasına kısa bir süre kala Xabi Alonso ve Arbeola'yı kaybetti.

Takımın orta sahadaki en dinamik ve en aklı çalışan adamını kaybeden Liverpool, olay sıcağı sıcağınayken, Roma'dan Alberto Aquilani'yi alarak gönüllere su serpti. X.Alonso-Aquilani'yi terazi kefesine vurup, kim ağır basar demek gereksiz. Ama 'isteriz' diye veryansın edenlere direkt olarak "İspanyol olanı" diye yanıt veririm.

Sağ kanadını Glen Johnson takviyesi ile güçlendiren Liverpool, bu yıl da şampiyonluğu kovalayacak ekiplerin arasında yer alıyor. Eğer şampiyonluk gelmezse tartışılan menajer Benitez'in koltuğu da sallanmaya başlayacaktır.

Gelenler: Glen Johnson (Portsmouth), Aaron King (Rushden&Diamonds), Chris Mavinga (PSG), Stephen Sama (B.Dortmund)
Gidenler: Xabi Alonso (Real Madrid), Alvaro Arbeloa (Real Madrid), Sebastian Leto (Panathinaikos), Jack Hobbs (Leicester), Paul Anderson (N.Forest), Sami Hyypia (B.Leverkusen), Jermaine Pennant (Real Zaragoza).

MANCHESTER CITY

Süleyman El Fehim'in takımı satın almasıyla Avrupa ve dünya transfer piyasasında ne kadar adam varsa talip olan ve bu yıl birçoğunu takıma getiren, diğer kısmını da transfer etmeye çalışan Manchester City'yi herkes ayrı bir gözle izleyecektir.

Şu ana dek 7 futbolcuyla sözleşme imzalayan, 17'sini de gönderen (hakikaten yedeklerle birlikte takım çıkıyor) paranın oluk oluk akıtıldığı, adeta Binbir Gece Masalları'nı andıran kulüp, tarihinin en zor sezonunu yaşacak. Çünkü beklentiler o kadar yükseldi ki, Şampiyonlar Ligi ve Premier Lig birlikte kazanılsa "Ehh, o kadar transfere olmasalar ayıp" diye hayıflanacak kitleler var.

2009-2010 sezonunda kaliteli isimlerden oluşturulmuş toplama takımla neler yapacağı meçhul City'nin ancak bir gerçek var ki; herkes onları izlemeyi bekliyor, herkesin gözü üzerlerinde olacak. Açıkçası, şampiyonluk şansı vermiyorum ve sezon içinde olası bir teknik direktör değişikliğine gitmelerini bekliyorum. Yine de, neler yapabileceklerini ve oynayacakları futbolu izlemek için sabırsızlanıyorum.

Gelenler: Carlos Tevez (Manchester United), Emmanuel Adebayor (Arsenal), Roque Santa Cruz (Blackburn), Kolo Toure (Arsenal), Gareth Barry (Aston Villa), Nils Zander (Schalke), Stuart Taylor (Aston Villa)
Gidenler: Elano (Galatasaray), Ched Evans (Sheffield United), Gelson Fernandes (St. Etienne), Daniel Sturridge (Chelsea), Darius Vassell (Ankaragücü), Valeri Bojinov (Parma), Joe Hart (Birmingham), Jo (Everton-kiralık).

ASTON VILLA

Kaptanı Gareth Bary'i transfer canavarı City'ye kaptıran Aston Villa sanki Bary'nin kopyası Stewart Downing'i Boro'dan aldı.

Orta sahasına bakıldığında Ashley Young, Downing, James Milner, Nigel Reo-Coker gibi kaliteli ve zaman zaman İngiltere Milli Takımı'nda da forma giyen oyuncuları bulunduran Villa için kan kaybetti demek, yanlış olur. Üstelik İngilizlerin gelecekte çok şey beklediği Fabian Delph de, orta sahadaki forma savaşına ortak olacak.

Geçtiğimiz sezon kovaladıkları Şampiyonlar Ligi hedefine bu yıl ulaşabilmeleri ne kadar mümkünse şampiyonluk kovalamaları da o kadar mümkün değil.

Gelenler: Stewart Downing (Middlesbrough), Courtney Cameron (Northampton), Fabian Delph (Leeds United)
Gidenler: Gareth Barry (Manchester City), Zat Knight (Bolton), Stuart Taylor (Manchester City), Sam Williams (Yeovil), Martin Laursen (futbolu bıraktı), Robert Elvins (futbolu bıraktı).

TOTTENHAM

2008-2009 sezonunun hayal kırıklığı içinde 8. bitiren Londra ekibi, bu yıl Kyle Naughton ve Crouch transferi dışında ses getirecek bir işe imza atamadı.

Harry Redknapp'ın öğrencileri için bu sezon da şampiyonluk hayal. Ancak 38 hafta boyunca alabilecekleri sansasyonel sonuçlarla isimlerini duyurabilme ihtimalleri var. Sezon sonunda Tottenham'ı lig tablosunda 4 ila 10. sıralar arasında görebilmemiz mümkün.

Gelenler: Kyle Naughton (Sheffield United), Kyle Walker (Sheffield United), Peter Crouch (Portsmouth), Anton Blackwood (Arsenal)
Gidenler: Didier Zokora (Sevilla), Darren Bent (Sunderland), Chris Gunter (N.Forest), Cian Hughton (Lincoln), David Hutton (Cheltenham), Adel Taarabt (QPR), Kyle Fraser-Allen (serbest), Gilberto (serbest), Ricardo Rocha (serbest).

EVERTON

Geçen sezon Premier Lig'i 5.likle bitiren Everton, kadrosunda pek fazla bir değişikle gitmedi. En flaş tranferini Manchester City'den Jo'yu kiralayarak yaptı, dediğimizde zaten durum anlaşılacaktır.

David Moyes'le birlikte 8. sezonlarına girecek olan Londra ekibi bu yıl da Şampiyonlar Ligi'ni zorlayacaktır. Oturmuş kadrosu ve sistemine, Arsenal'in güç kaybını da eklersek, bu hedef imkânsız sayılmaz.

Gelenler: Anton Peterlin (Ventura County), Luke Garbutt (Leeds), Shkodran Mustafi (Hamburg), Jo (Manchester City-kiralık)
Gidenler: Lars Jacobsen (Blackburn), Thomas McCready (Hibernian), Andy van der Meyde (serbest) Nuno Valente (emekli)

PREMIER LİG'İN DİĞERLERİ

Yazıdan da anlaşılacağı üzere bu yıl da şampiyonluk yarışı Chelsea, Manchester United, Liverpool, Arsenal ve her şeye karşın Manchester City arasında geçecektir. Bu 5 ekibi zorlayacak takımlar arasında ise Aston Villa ve Everton'u saymak mümkün.

Burnley, Birmingham City, Hull City, Blackburn ve Wolverhampton Wanderers, Championship'e düşmemek için mücadele verirken; Porstmouth, Bolton, Fulham, Sunderland, West Ham ise ligin tadı tuzu olacaklardır.

Ronaldo'suz da olsa bizi harikulade bir Premier League bekliyor. Şimdiden iyi seyirler....

Wolsburg bıraktığı yerden başladı


Bundesliga'da sezonun ilk maçı Wolfsburg ve Stuttgart arasında oynandı. Son şampiyon Wolsburg'un 2-0 kazandığı mücadelede Misimovic ve Grafite, yeşil-beyazlıların gollerini kaydetti.

İlk 45 dakikanın golsüz geçildiği karşılaşmada, 70. dakikadan sonra 10 dakikada atılan iki gol oyunun kaderini belirledi. Stutgart teknik direktörü Babel, maç sonrası yaptığı açıklamada, ilk yarıda oynadıkları futboldan memnun olduğunu ancak ikinci yarı pasif bir görüntü çizdiklerini söyledi.

Wolsburg teknik direktörü Armin Veh ise, iki takımın da yüksek tempoda oynadıklarını ancak ikinci yarıda oynadıkları atak futbolla, sonuca gittiklerini ifade etti.

Stuttgart'ta iki yeni transfer Beyaz Rus Hleb ve salı günü takımla sözleşme imzalayan Pavel Pogrebnyak'ın etkisiz göründüler.

Sanırım maçın özetini VfB Stuttgart'ın orta saha oyuncusu Thomas Hitzlsperger maç sonu demeciyle yapmış: "Wolsburg her zaman tehlikeli takımdır."

Her ne kadar, hemen herkes Bayern Münih'in şampiyonluğu kazanacağını söylese de, Schalke, Wolsburg, Dortmund ve Hertha Berlin de bu yarışın içinde olacaktır.

ManU da, Galatasaray'a özendi!

İngiltere şampiyonu Manchester United, yeni sezon öncesi sakatlık sorunu ile boğuşuyor.

Kaleci Edwin van der Sar, Wes Brown ve Gary Neville'dan sonra Nemanja Vidic de, Chelsea ile oynanacak, Community Shield maçında oynama şansını bulamayacak.

Vidic, Community Shield maçının yanı sıra, 16 Ağustos'taki Birmingham City karşılaşmasını da ıskalayacak.

Wes Brown'ın kalçasındaki sorunun çok ciddi olmadığı belirtilirken, Gary Neville'ın kasığındaki problemin de 16 Ağustos'taki Birmingham City maçına kadar iyileşmesi bekleniyor.

Öte yandan Sir Alex Ferguson, Chelsea maçında kaleci Edwin van der Sar'ın yerine Ben Foster ve Tomasz Kuszczak arasındaki seçimi yapabilmiş değil. Ancak İngiliz basınında genel kanı, Ben Foster'ın oynayacağı yönünde.

Manchester United'ın Community Shield finalinde kadrosunda şu oyuncular bulunacak.

Foster, Kuszczak, O'Shea, Ferdinand, Evans, Evra, Valencia, Fletcher, Carrick, Scholes, Anderson, Gibson, Nani, Giggs, Rooney, Owen, Berbatov, Macheda, Tosic, Fabio, Cleverley, De Laet.

7 Ağustos 2009

Derin Gırtlak'tan feminizme uzanan yol

Sıkılmadan okursanız, çok ilginç bir hayat hikâyesi olduğunu göreceksiniz. Hayat nelere kadir, okuyunca anlarsınız...

'DERİN GIRTLAK'TAN FEMİNİZM HAREKETİNE

Sinema tarihinin ilk legal 'porno' filmi olan "Deep Throat-Derin Gırtlak" filminin başrol oyuncusu Linda Lovelace'ın hayatı bir senaryoyu andırıyor.

1972 yılında çekilen Deep Throat, o güne dek çekilmiş en sert filmdi. ABD'de tüm sinemalarda vizyona giren bu film 600 milyon dolar gişe hasılatı sağladı. Filmin gala gecesinde Frank Sinatra’dan Shirley MacLaine’ye, Warren Beatty’den Sammy Davis Jr.’a kadar birçok tanınmış isim vardı. Hatta rivayete göre Sammy Davis Jr. daha sonra başrol oyuncusu ve kocasını bir grup seks partisine davet eder.

Filmin için Cannes Film Festivali'nde 'özel gösterim' yapıldığını da eklemek gerekir.

Evet şaşırdınız, ama Linda Lovelace evliydi. Üstelik Deep Throat filmini çevirmesi için onu teşvik eden hatta baskı yapan kocasıydı. Eşi Chuck Traylor, O'nu uyuşturucu ve fuhuş batağını iten kişiydi.

Traynor onunla evlenmişti çünkü akla gelebilecek her türlü yasadışı işe boğazına kadar batmıştı ve Linda’nın sırtından para kazanıyordu.

KATOLİK OLARAK YETİŞTİRİLDİ

Linda Boreman 1948’de New York’lu bir polis bir babayla ev hanımı bir annenin kızı olarak dünyaya geldi. Kötü bir çocukluk geçirdi; çok otoriter ve katı kuralları olan ailesinin elinde koyu bir Katolik olarak yetiştirildi.

O'na sürekli olarak erkek çocuklardan uzak durması öğütleniyordu. -kaderin cilvesi sonra çok yakınlaştı- Okulun kütüphanesine gitmesine bile izin verilmiyordu. Annesine göre, "O kitapları daha önce kimin ellediği belli değildi ve bazılarında spermler bile olabilirdi."

Arkadaşları arasındaki adı "Bayan Kutsal"a çıkmıştı ama bu onun 19 yaşındayken ilk ilişkisini yaşamasına ve hamile kalmasına engel olmadı. Babasız doğurduğu çocuğu, kendi izni ve bilgisi olmadan annesi tarafından başka bir aileye evlatlık olarak verilince evden ayrıldı. Masum planları vardı: Bilgisayar kursuna gitmeyi ve bir butik açmayı hayal ediyordu.

Fakat evdeki hesap çarşıya uymadı ve kötü bir trafik kazası geçirdi. Tek başına yaralarını sarmaya çalışırken bir kadın satıcısıyla tanıştı. Bu ileride kocası olacak Chuck Traynor'dan başkası değildi. Traynor'un elinde her türlü batağa saplandı. Uyuşturucu kullanmaya başladı, fuhuşa zorlandı, genelevlere satıldı.

EŞİ, KAZANDIKLARINI ELİNDEN ALDI

Bu dönemde pek çok erkek dergisine kapak oldu. Ve en sonunda yine kocası tarafından 'porno' film endüstrisiyle tanıştırıldı. Filmlerde boğaz tokluğuna çalışıyor, O'na ödenmesi gereken cüzi miktar paraya da kocası tarafından el konuluyordu. Herkes onun sırtından para kazanıyordu ama onun beş kuruşu bile yoktu. Üstelik kocasının gözünün önünden beş dakikadan fazla ayrılması yasaktı. Bu kurala uymadığı takdirde onu bekleyen dayaktı.

Bu zaman zarfında pek çok film çevirdi. Az çok tanınıyordu ama bir sonraki filmi ile gelecek şöhretten henüz habersizdi.

Miami'nin kötü motellerinden birinin küçücük, küf kokan bir odasında çekilen "Derin Gırtlak" O'nu içinde bulunduğu endüstrinin de zirvesine taşıdı. Linda sonraki yıllarda yayımladığı biyografisinde bu filmle ilgili pek çok gerçeği de gözler önüne serecekti: "Siz orada benim tecavüze uğrayışımı izlediniz. O sahneleri kafama dayanmış bir silahla çektiler."

VE FEMİNİZM'LE TANIŞMA...

1974 yılında kocasından boşanmış, kendini bulmuştu. Bu arada Larry Marchiano ile evlendi. Bu evlilikten bir kızı ve bir oğlu oldu. Feminizmle tanıştı. Yıllar yılı rol aldığı filmleri artık yerden yere vuruyor, konuşmacı olarak seminerlere katılıyordu.

"Porno yasallaştırılmış tecavüzdür!" çığlığını duymayan kalmamıştı. Kimileri ona inanıyor, bazılarıysa ekmek yediği ele tüküren nankör bir yalancı olduğunu düşünüyordu.

1996 yılında ikinci kocasından da boşandı. 2002 yılında sessiz bir hastane odasında öldüğünde yanında sadece boşandığı ikinci kocası ve çocukları vardı.

UEFA Avrupa Ligi'nde ne olur?

UEFA Avrupa Ligi'nde çekilen kuralar sonucunda Galatasaray-FC Levadia Tallinn / Fenerbahçe-Sion / Trabzonspor-Toulouse / Sivasspor-Shakhtar ile eşleşti. Maçlar öncesi 'tur tahmini' yapmak da farz oldu.

GALATASARAY- FC LEVADIA TALLINN

Tobol ve Maccabi Netanya maçlarında izlediğimiz Galatasaray, Estonya temsilcisini rahat geçer gibi görünüyor.

İnatçı, fizik futboluna dayalı Tallinn'in sarı-kırmızılılar karşısında pek şansı yok.

Yavaş yavaş tempo bulan, her geçen gün sağlam adımlarla ilerleyen Galatasaray, büyük bir aksilik olmazsa tıpkı Netanya maçlarında olduğu gibi her iki maçı da kazanır ve turu atlar.


FENERBAHÇE-SION

Bu yıl 100. yılını kutlayan Sion, Türk taraftarlara pek de yabancı değil. Galatasaray'ın fark atmaya alıştığı FC Sion'un kadrosunda Sırp'tan Mozambikli'ye, Brezilyalı'dan Kongolu'ya, Beninli'den Angolalı'ya kadar geniş bir yelpazede yabancı futbolcu barındıran kırmızı-beyazlı ekibin 2 İsviçre ligi şampiyonluğu ve 10 İsviçre kupası şampiyonluğu bulunuyor.

Sion'un en büyük özelliği ise, İsviçre Kupası'nda oynadığı 10 final maçının hepsini kazanması.

Maçlarını 20 bin kişilik Stade Tourbillon'da oynayan Sion'un, Fenerbahçe karşısında işe pek kolay değil. Ancak sarı-lacivertli takım, Honved deplasmanında defansında verdiği açıkları Sion maçlarında verirse, bu kez karşılarında daha iyi bir takım olduğunu da gözönünde bulundurması gerekir. Yine de her şeye rağmen Fenerbahçe turu alır götürür.

TRABZONSPOR-TOULOUSE

Karadeniz temsilcisinin işinin pek kolay olduğunu söylemek mümkün değil. Kadrosunda Berson, Didot, Sissoko, Gignac gibi etkili futbolcular barındıran Toulouse maçlarını 35 bin kişilik Stadium Municipal'de oynuyor.

1992-1995 yılları arasında kadrosunda bulunan Alain Casanova'nın çalıştığı Toulouse, Fransa'da hiç şampiyonluk yaşamadı. Bu yıl Ligue 1'de 4.lük alarak büyük bir sürpriz yapan Toulouse, ligde ilk maçını yarın Monaco ile deplasmanda oynayacak.

Trabzonspor'un Avrupa kupaları geçmişi düşünüldüğünde her ne kadar imkânsız olmasa da turu atlaması, yine de zorlu bir kura çektiler.

SİVASSPOR-SHAKHTAR DONETSK

Geçtiğimiz yıl İstanbul Şükrü Saraçoğlu'nda yapılan UEFA Kupası şampiyonu Shakhtar, Şampiyonlar Ligi'nden sürpriz bir biçimde elenince kendisini yeniden ama bu kez isim değişikliğine gitmiş olan UEFA Avrupa Ligi'nde buldu.

Mircea Lucescu'nun takımın başına geçmesiyle kaderi bir anda değişen Ukrayna temsilcisinin kadrosunda Srna, Ilsinho, Chygrynskyy (insanın isminde hiç mi sesli harf bulunmaz), Lewandowski, Jadson gibi isimler bulunuyor.

Aslında FC Timisoara örneğinde olduğu gibi, Sivasspor'un az da olsa tur geçme şansı var. Ancak ukalalık kadranı maksimum seviyedeki Bülent Uygun 'ders almaz, ders verir', '6-8 yemez, 5 yer' yeteri kadar ders çıkartabilir mi bu bilinmez.

Yine de, futbolun doğruları üst üste konduğunda Shakhtar'ın bu turu rahat bir biçimde geçebileceği aşikâr.

Sonuç olarak Galatasaray ve Fenerbahçe turu geçer, Trabzonspor (tüm gönlümle geçmelerini diliyorum) ve Sivasspor ise elenir...

Galatasaray'ın rakibi Tallinn

UEFA Avrupa Ligi'nde Galatasaray'ın rakibi Estonya temsilcisi FC Levadia Tallinn oldu.

Kadrosunda 3 Rus bir de Finlandiyalı bulunan Tallinn'in kadrosunda şu futbolcular bulunuyor.

Kert Kütt, Andrei Kalimullin, Igor Morozov, Vitali Leitan, Tihhon Šišov, Konstantin Nahk, Vitali Gussev, Vladislav Ivanov, Indrek Zelinski, Sergei Lepmets, Kristian Marmor, Deniss Malov, Tomi Saarelma, Nikita Andreev, Sander Puri, Yaroslav Dmitriev, Eino Puri, Taijo Teniste, Igor Subbotin, Martin Kaalma, Tarmo Neemelo, Tõnis Starkopf.

Maçlarını 5 bin kişilik Kadrioru Stadı'nda oynayan Tallinn, 6 lig ve kupa şampiyonluğu ile 3 de süper kupa kazandı.

UEFA Kupası'nda 3. tura çıkan ilk ve tek Estonya takımı olan Tallinn'in en tehlikeli oyuncuları Finlandiyalı orta saha oyuncusu Tomi Saarelma ve Rus forvet Nikita Andreev.

Ah be Linderoth, oldu mu şimdi bu?

Galatasaray'da kimsenin gelişine son senelerde bu kadar sevinmemiştim. Hatta Elano transferinde bile Linderoth'un gelişine sevindiğim kadar sevinmedim. Sion maçında attığı golde maçın gidişatından çok O'nun gol atmasına sevindim.

Sonra bir sakatlık geçirdi, bir daha, bir daha, bir daha. Dün akşam Netanya maçında takımı yönlendirmesini, derinlemesine toplar atmasını gördükten sonra "Tamam oğlum Tobias döndü" dedim, kendi kendime.

Ve şimdi, sol dizinde menisküs yırtığı nedeniyle ameliyat edileceğini öğrendim. Olmadı, olmayacak artık bu belli oldu. Bundan sonra Galatasaray ve Linderoth arasındaki ilişki bitmiştir. -Benim yüreğimdeki devam ediyor o ayrı- Bir an önce sağlığına kavuşmasını diliyorum..

Ama harç bitti, yapı paydos..

Kuralar öncesi içimden geçenler

Avrupa Ligi'nde Türk takımlarının olası rakipleri belli olurken, kura çekimine çok az bir süre kaldı. Hangi takımımıza, kimler çıksın istiyorum, gönlümden geçenler..

Galatasaray: Lech Poznan'ı istemem. Oldum olası Polonya, Rus, Çek Cumhuriyeti takımları ters gelir futbolumuza. Ama içimden Amkar geçiyor.

Fenerbahçe: 4 takım içinde en iyi takımlar Fenerbahçe'ye denk gelmiş. Hangisi gelse eler diye düşünüyorum. Gönlümden geçen ekip Sion.

Trabzonspor: Kim gelse Trabzon için kolay değil. Keşke Basel gelse diye düşünsem de Lazio'nun çıkacağını düşünüyorum. (Eğer çıkarsa medyadan olası "Lazlara 'Laz-io'lar geldi", "Trabzon'a Laz ekip düştü" gibi süper zeki başlıklar bekliyorum)

Sivasspor: İçimdeki Sivasspor sevgisinden (!) ötürü biraz gaddar davranmış olabilirim. Umuyorum Shakhtar çıkar. Ancak hangisi çıksa, Sivasspor havlu atar.

MUHTEMEL RAKİPLER

Galatasaray: Lech Poznan, Amkar, NAC Breda, Levadia Talinn, Teplice.
Fenerbahçe: Slovan Liberec, Sion, Guingamp, Sturm Graz.
Trabzonspor: PSV, Lazio, Partizan, Basel, Toulouse
Sivasspor: Shakthar Donetsk, Ajax, Atlethic Bibao, Hertha Berlin, CFR Cluj.

Güle Güle Bahadır Abi


Kurtalan Ekspres'in gitaristi Bahadır Akkuzu da gitti. Çocukluğumuzun, gençliğimizin tüm ikonları göçüp, gidiyor..

'Yolun açık olsun' Bahadır Abi..

Arsenal, Chamakh için bastırıyor

Arsenal, Marouane Chamakh için daha önce yaptığı ve Bordeaux tarafından reddedilen 7 milyon Euro'luk teklifini 12 milyon Euro'ya yükseltti.

Arsenalli yetkililer, bonservisi bir yıl sonra elinde olacak bir oyuncu için çok yüksek bir fiyat önerdiklerini belirtirek, Bordeaux'un kararını beklemeye başladılar.

Arsenal menajeri Wenger, Faslı oyuncuyu takımda görmek için sabırsızlandığını ve yanıt için birkaç gün bekleyeceklerini söyledi.

Toure, Adebayor gibi oyuncularını kaybeden Arsenal, Patrick Viera girişiminden de istediğini alamamıştı. Arsenal, şampiyonluk yarışında en fazla güç kaybeden takım oldu ve İngiltere'de şampiyonluk yarışı içinde gösterilmiyor. Hemen herkes, ilk 4'ün içinde bulunmanın onlar için büyük başarı olacağı konusunda hemfikir.