25 Kasım 2009

Nâzım yaşasa AKP'li olurdu!

TBMM Başkanı M.Ali Şahin, Rusya'da akıllara ziyan, hafızalara durgunluk verecek bombayı patlattı. Şahin'e göre Nâzım "İnançlı ve Kadir Gecesi camiye giden" bir mümin.

Evet, aslında Nâzım fazlasıyla inançlı biriydi ama Şahin'in kastettiği türden bir inanca sahip değildi. Bunu zaten aklı başında her insan biliyor.

Şahin'in bu sözleri, AKP'nin 7 yıllık iktidar döneminin bir özeti gibi aslında. Herkesi kendileştirmeye çalışan, farklılıklara, kendi gibi olmayana tahammül sınırı olmayan bir anlayışa sahipler.

Açılım, kaçılım hadiselerinin temelde özü budur zaten. Farklı olanı, kendileştirmek, kendi gibi yapmak, kendine benzetmek.

Ancak Şahin, Nâzım Hikmet'i kuvvetle muhtemeldir ki, hali hazırda bakanlık yapan Ertuğrul Günay'la karıştırmış olacak. Yoksa Nâzım'ın camiye gittiğini hatta bir adım daha ileriye giderek, 'inançlı' biri olduğunu söylemezdi.

Aslında kale boş, herkes sallıyor sallıyabildiği kadar. Yakında Nâzım'ın yaşadığı takdirde AKP'li olacağını bile söylerler. Bu kadar yalan-yanlış bilgi içinde buna inanacak çok sayıda insan bulurlar.

Birader, Nâzım Hikmet komünistti be. Yuh yani! İşin bokunu çıkarttınız. Kadir Gecesi camiye gitmiş de, inançlıymış da. Eyvallah bu halk aptal da, herkesi de aptal yerine koymayın, yeter artık.

O'nun inancını anlamak istiyorsanız buyrun bir okuyun isterseniz...

Beyazıt Meydanı'ndaki Ölü

Bir ölü yatıyor
on dokuz yaşında bir delikanlı
gündüzleri güneşte
geceleri yıldızların altında
İstanbul'da, Beyazıt Meydanı'nda.

Bir ölü yatıyor
ders kitabı bir elinde
bir elinde başlamadan biten rüyası
bin dokuz yüz altmış yılı Nisanında
İstanbul'da, Beyazıt Meydanı'nda.

Bir ölü yatıyor
vurdular
kurşun yarası
kızıl karanfil gibi açmış alnında
İstanbul'da, Beyazıt Meydanı'nda.

Bir ölü yatacak
toprağa şıp şıp damlayacak kanı
silâhlı milletimin hürriyet türküleriyle gelip
zaptedene kadar
büyük meydanı.

5 yorum:

Saunders82 dedi ki...

" Şahin, bundan bir süre önce Nazım Hikmet’i çok yakından tanıyan birinin kendisine anlattığına göre, Nazım’ın bir Kadir Gecesi günü Sofya’da iken, bu kişiden kendisini camiye götürmesini istediğini söyledi.
Söz konusu kişinin de Nazım Hikmet’i camiye götürdüğünü belirten Şahin, "Bu, gurbette bile Nazım Hikmet’in milli duygularını muhafaza ettiğinin bir delilidir. Ben oraya dayanarak kendisine Fatiha okuma gereği duydum" diye konuştu. "

Bu hikayeyi kafasından bariz uydurup gitmiş o mezarın başına...

Ayrıca camiye gitmekle milli duygu arasında nasıl bir bağ kurulur onu çözmeye çalışıyorum 1 saatten beri (!)

Zaten önce Spor Bakanı sonra Adalet Bakanı sonra Meclis Başkanı olan birinden daha fazla bir zeka beklememek gerekir. Ben bunu meclis başkanı yapan Güllük'teki teyzeyi dün gibi hatırlıyorum. Özetini verelim burdan tekrar:

19 Mart 2009 23:41
Yaşlı teyze bakanı sinirlendirdi

Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, Antalya'daki esnaf ziyaretleri sırasında Güllük Caddesi'nde bir eczaneden ilaç satın aldı.

Bakan Şahin, daha sonra Aydın Kanza Parkı'nda parkta oturan kadınların yanına gitti. Elinde namaz tesbihi bulunan 75 yaşlarında bir kadın, Bakan Şahin'e, "Deniz Feneri ne oldu?" dedi. Bakan Şahin de, "Deniz Feneri yargıda, savcı ne gerekiyorsa yapıyor" cevabını verdi. İsmini söylemek istemeyen yaşlı kadın, "Hadi hadi, size oy moy yok" dedi. Bunun üzerine Bakan Şahin, "İstediğin yere ver" diyerek uzaklaştı.

Emrah Ateş dedi ki...

gülsem mi ağlasam mı?

pepp dedi ki...

Denyowwww M.A.Ş :D

Adsız dedi ki...

Komünal sistem ve bu sistemi benimseyenler dini tamamen yok etmeyi mi amaçlar?Örneğin Danimarka'daki Komünist Parti'nin karikatür krizine olan tepkisi büyüktü.Ayrıca Küba'da çeşitli dini mabedler var.Keza Marx'ın şu çarpıtılan sözü: ''Din, kalbi olmayan bir dünyanın kalbidir.Din halkın afyonudur.''
Yani bu sistemi benimseyen bir insan evladı herhangi bir dini inanca mensup olup, bu dini inancının gerekliliklerini yerine getiremez mi?Bu sistemde düşünce özgürlüğü yok mudur?
Nazım Hikmet Ran'ın camiye gitmesi ne derece gariptir?

koala dedi ki...

Eğer net ve açık konuşacak olursak, komünal sistemde dinin yeri yoktur. Haa, kişisel olarak cevap verecek olursam, kimsenin hangi dine mensup olduğu ya da neye tapındığıyla ilgilenmiyorum. İnsanların dinlerini taban almam.

Ancak Nâzım'ı mümin statüsüne koymak da, kusura bakma ama saçmalıktan ibarettir. Kaldı ki, Nâzım'ın otobiyografisini okursan kendi ağzıyla söylediği "Çoğunluğun gittiği kimi yerlere de ben gitmedim 1921'den beri.
Camiye kiliseye tapınağa havraya büyücüye ama kahve falıma baktırdığım oldu" sözünü de hatırlatırım.

Burada sorun TBMM Başkanı ve savunduklarıdır. Yani kendileri gibi olmayanı görmezden gelmek, onları yaşatmamak ve onları kendisine benzetmektir. Bir nevi kontrol sistemi. Komünist olursa kendi komünistleri olmalı. Bir kontrol süzgecinden geçirilmeli.

Dün milyonlarca memur eylemdeydi ancak son yıllarda ağzından demokrasiden başka bir şey çıkmayan ülkenin başbakanı bu eylemleri kanun dışı saymıştır ve bunu da açıkça belirtmiştir. Hem de sivilleştirmeye çalıştıkları yani karşı çıktıkları anayasaya dayanarak. Yani cunta anayasasına dayanarak. İşte meselenin tam da özü bu zaten.

Demokrasi anlayışları bile, kendi kontrollerinde gelişmesi gereken bir demokrasi anlayışı. Yani evrensel normları temel alan bir demokrasi değil.

İstedikleri kadar yırtınsınlar AB'nin dayattığı ve mecburen çıkartacakları sivil anayasada, şimdi karşı çıktıkları eylemler artık hak sayılacak ve bu zırvalıkları dile getiremeyecekler. Fakat o zaman da, bunları sakni kendileri istiyormuş durumuna getirmesini bileceklerdir.

Marx'ın o sözü çarpıtılmamıştır. Tam da hedefi bulan bir cümledir. Ama tabii, isteyen istediği şekle sokmakta serbest.