19 Ocak 2010

O akşamı unutmayacağım


Eğer hafızam beni yanılmıyorsa 2000'in Ağustos ayıydı. Geçmişi pek çok sıkıntıyla dolu güzel bir insanın evindeydik. İç mimardı, evini yaklaşık 3 yıl süren bir tadilattan sonra dubleks hale getirmişti. Onu kutlamak için toplanmıştık evinde. Saat gece 12 gibi herkes ufak ufak evden ayrılıyordu. Biz birkaç kişi Payel Abi'nin evinde kaldık. "Sürprizim var size" dedi. "Abi hayrola pastadan hatun mu çıkacak?" dedim.

"Yok oğlum, daha güzeli" dedi. Geçtik terasa, hava sıcak mı sıcak. Telefonu çaldı Payel Abi'nin. Ermenice bir şeyler konuştu, telefondaki sesle. "Tamam geliyor, 5 dakikaya burada" dedi. Soruyoruz ama yok, "Sürpriz de sürpriz" diyor. "Durun" dedi, "Size şahane bir meze hazırlayacağım". Gitti içeriden bir şeyler aldı, ben her zamanki merakımla yanında bittim.

"Siz bilmezsiniz rakıyı neyle içeceğinizi. Rus salatasıyla rakı içen adamlarsınız" dedi, bir yandan mezeyi hazırlarken. Sade helvayı aldı üstüne biraz limon sıkıp çatalla bastırmaya başladı. "Onlar gelmeden, şunu bitireyim bari" dedi ve ardından zil çaldı. Terastayız, yan apartmanın da terasından bir amca "Afiyet olsun, Payel nerede?" diye sordu. "Misafirleri geldi onları almaya aşağıya indi" dedik.

Aşağıya indi Payel Abi, kendi deyimiyle sürprizleriyle yukarı terasa çıktı. Birin gözüm ısırıyor ama diğerini tanımıyorum. Tanıştırdı bizi. Hrant ve Süren dedi. Tokalaştık, rakı koydum her ikisine de. Biraz muhabbet ettikten sonra, arkadaşlardan biri "Abi sürprizlerin bu abiler mi?" dedi. Payel Abi patlattı, "Oğlum büyümeyeceksiniz siz hiç. Sürprizin en büyüğü geldi. Hiç rakı içerken böyle müzik dinlediniz mi acaba?"

Kaval gibi bir alet çıkarttı Süren. Payel Abi anlatıyor bir yandan. "Ermenistan'ın en iyi duduk ustalarından biridir Süren. Buraya eğer becerirsek kaset çıkartmaya geldi" dedi. Terastaki amca kadeh kaldırdı.

O zaman bilmiyordum, ne yalan söyleyeyim. İsmini bile duymamıştım Süren Asaduryan'ın. Çalmaya başladı gece vaktinde. Ulan nasıl tüylerim diken diken oldu anlatamam o an. Nasıl bir ses, nasıl bir güzellik. Helvalı, limonlu meze de rakıyı su gibi içirtiyor adama.

Sabah 4'e kadar muhabbet ettik, yan terastaki amca da geldi Agop Amca. Siyaset konuştuk hep, anılarını anlatıyorlar arada.

Çok güzel geceydi, içtiğim en güzel rakıydı o. Hrant Dink'i ilk ve son görüşümdü o akşam. Payel Abi'yi uzun zamandır tanıyorum ama diğerlerini tanımıyorum o yüzden içimden "Ne güzel insanlar lan bunlar" dedim.

Üç yıl önce bir Cuma günü, işyerindeyim, çalışıyorum her zamanki gibi. Tam karşımdaki ekrandan son dakika yazısı geçti. "Hrant Dink, Şişli'de Agos Gazetesi önünde silahlı saldırıya uğradı."

Bakırköy Yenimahalle'de o terasta içtiğimiz akşamı düşündüm. Türkiye'nin sorunlarına bakışından sonra "Abi geç tanışmışız biz seninle" demiştim. "Boşver, hiç tanışmasaydık daha mı iyiydi?" diye yanıtladı beni, gülümseyerek.

Katillerin kahraman ilan edilip, 5 yıldızlı otellerin suitlerinde konuk ettiğimiz bir ülkede yaşıyoruz. Dün de yazmıştım, her şey unutuluyor bu ülkede. Her şeyi halının altına süpürüyoruz, pislikler görünmesin diye. Bu ülkenin eteğinde çok taş var dökeceği. Hiçbiri dökülmüyor, hepsi sır, giz, karanlıkta.

Fırından ekmek çalan çocuklar 25 yıl yerken, katiller 10 yılla yetiniyor, belki de daha azıyla. Bu ülkede kendine gazeteci diyen birtakım şerefsizler diye yazılar yazıyor.

Çok şey yazmak istiyorum, elim gitmiyor klavyeye, parmaklarım külçe gibi ağırlaşıyor bazı durumlar karşısında. Hrant'ın katilleri ölümünün 3. yılında sanki dalga geçer gibi sınava girip, gardiyan olmak için başvuruda bulunuyor, biz sesimizi bile çıkartamıyoruz.

Bakmayın siz gazetelerin verdiği tepkilere, hepsi yarın unutacak yaşanılan her şeyi, tüm cinayetleri. Ta ki, bir sonraki cinayete ya da faili meçhule kadar. Biraz sahte gözyaşı, biraz da "Unutmayacağız, unutturmayacağız" hamaseti. Tamam işte hepsi o kadar.

Utanç duyuyorum bu ülkede yaşamaktan çok kez. Hem dün, hem de bugün bir kez daha o utancın içindeyim.

2 yorum:

Turan dedi ki...

"Boşver, hiç tanışmasaydık daha mı iyiydi?"

Ne güzel cevap. Keşke bana da böyle cümle kurabilseydi. Şanslı insanlardansınız...

atxaga dedi ki...

O utançtan garabet bi' yaşam şekli çıkardık kendimize. Katilleri lüks araçlı konvoylarla, davul zurna eşliğinde karşılarken, ölülerimizi altı delik ayakkabılarıyla gömdük.
Yarın sabah yine küçücük çocuklarımız, okul önünde hazırol vaziyetine geçip, içine doğdukları aidiyeti kutsayacaklar, utanmayı öğrenecekleri güne kadar yüksek sesle haykıracaklar. Biz de bi' süre daha Payel abilerle kadeh kaldıracağız, sonra onlarda gidecek bi' yerlere, biz bu kutsal(!) topraklarda dımdızlak kalacağız.