11 Eylül 2011

Nerede kalmıştık?


Fatih Terim, en son Olimpiyat Stadı'ndan yuhalamalar eşliğinde ikinci dönemini sonlandırmıştı ve Galatasaray geçen yıl yine bu statta İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne yenilmişti. Tabii taraftarların kabir azabı yaşadığı bir sezonu da geride bıraktığımızı eklemekte fayda var.

Terim yeniden göreve geldi, pek çok futbolcu ile yollar ayrıldı, yepyeni isimlerle tanıştık. Hazırlık dönemi umut verdi, heyecan yaşattı Inter, Liverpool ve Real Madrid gibi takımlar karşısında oynanan futbol.

Geçen yıl bu takımın en büyük sorunlarından biri orta sahası ve savunmasıydı. Zekâ seviyesi düşük, bununla birlikte yaratıcılıktan uzak, sonuç alınabilecek noktalarda beceriden yoksun bir orta saha ile hızlı adamlar karşısında etkisiz, oyundan çabuk düşen, birbiriyle uyumsuz bir savunma izledik.

Transfer dönemi süresinde golcü aradı Galatasaray. Elbette ihtiyaç duyulan mevkilerden biri de golcüydü ancak orta sahası ve savunmasına nokta transferler yapmaktan uzakta kaldı.

İBB maçına Ujfaluši, Gökhan Zan, Servet ve Çağlar dörtlüsüyle başlayan Galatasaray, maçın sonunu Sabri, Servet, Ujfaluši ve Eboue ile bitirdi.

Kimileri için alternatifi bol geri dörtlü tanımlaması yapılabilir bunun için ama kendi adıma pek de öyle olduğunu söyleyemeyeceğim. Futbolun geldiği noktada, savunmalar birbiriyle oynama alışkanlığına sahip, özellikle çift stoperle oynuyorsanız, bu iki adamın ruh ikizi gibi olması gerekir. Ne yazık ki; Servet de, Gökhan Zan da, yıllardır yan yana oynamalarına karşın bu özelliğe sahip değiller. Çünkü her ikisinin de oyun zekâsı ve yetenekleri kısıtlı. Bu yüzden transferin olmazsa olmazı stoper olmalıydı ancak esgeçildi.

İlk yarı süresince Melo, Sabri ve Selçuk üçlüsü ile oynayan Galatasaray'ı etkisiz hale getirmek çok da zor değilmiş. Abdullah Avcı'nın Selçuk'u, Efe ile adam adama oynatmasına Sabri'nin kafası kesilmiş tavuk gibi orta alanda koşması ile birleşince, Galatasaray hem pozisyon bulamadı, hem de orta alanı Ayder Yaylası'na döndü.

Terim de bunu fark etti ve ikinci yarı Sabri'yi geriye çekip, Yekta'yı oyuna alarak, tabloyu değiştirmeye çalıştı. Geldiği günden beri söylüyorum, Yekta Galatasaray'da oynayabilecek yeteneklere sahip değil. Kasımpaşa'da yıldız olabilir ama burada olamaz. İnsan haliyle, Culio'nun gönderilişini sorguluyor, orta sahayı bu halde görünce.

Sezon boyunca nasıl kullanılacak çok merak ediyorum ama Eboue eğer ilk yarıda olduğu gibi kullanılmaya kalkışılırsa, kendisini ikinci Iorfa ya da Lukunku vakası olarak hatırlarız ülkeden ayrıldığında. İstatistikten hoşlanmam ama mutlaka tutulmuştur, verdiği pasların tamamına yakını rakibe gitti ve bu yüzden de eksik adamla yakalandı Galatasaray. Böylesi koşullarda 1 puan hazine kıvamında olurdu, o yüzden 3 puan başından sonuna hak edenin oldu.

Galatasaray sol beksiz -burada Eboue belirleyici olacak-, oyun zekâsı ve yeteneği eksik olan stoperlerle oynuyor, Sabri orta alanda oynarsa, rakip hep fazla olacak ve Terim istediği golcüye sahip değil.

Sezon başı için çok gaddar değerlendirmeler olabilir ama sadece Selçuk'u birebir savunarak, koskoca orta alan etkisiz hale geliyorsa, çok da ümitvar olduğumu söyleyemem. Galatasaray'ın bu sezon en büyük şansı, hepimizin bok attığı play-off sistemi olabilir çünkü ikinci yarıda çok ciddi transfer hamlelerinin yapılacağını düşünüyorum.

İnanın, bu kadar transfere rağmen, Fenerbahçe'nin, Trabzonspor'un kadroları çok daha geniş ve ne yazık ki, oyuncu kalitesi açısından daha zengin. Üstelik Fenerbahçe'den bu kadar oyuncu eksilmişken.

Birkaç senedir, forveti ikilemek, büyük ayıpmış gibi görünüyor sanki. Zaten yeniksin, Baros istediği kadar boktan oynamış olsa da, bambaşka hamleler yapılabilirdi. 'Terim'den daha iyi bilemeyiz' deyip, hadiseyi bağlayayım.

"Sezonun ilk haftasında hangi takımla karşılaşmak istemezsin?" diye sorsalar, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Bursaspor'u söylerdim. Bursaspor Avrupa kupalarındaki maç trafiği yüzündün ligin en hazır takımıydı, İBB ise oyuncu geliş gidişlerine rağmen senelerdir aynı sistemle oynayarak ligin ilk haftası için en zor takımlarındandı.

Transfer acayip bir hadise. Aylarca golcü arıyorsun, ilk hafta oynayacağın rakibin -bana göre- tam senin aradığın golcüyü aylar önce bulmuş. Şu isim takıntısından acilen sıyrılmak gerekir. Artık bir sistem oturtulmalı ve o sistemin parçaları aranmalı, transfer dönemlerinde. Taraftarın ağzını açık bırakmak için kulübün götünü açıkta bırakmanın anlamı yok.

Unutmadan, Melo'nun arkadan attığı kafa net kırmızı karttı. Orta hakem de, yardımcı da esgeçti. Daha ilk haftada bu kadar çirkinleşmenin anlamı yok.

Muslera cidden iyi kaleci ama yediği ilk goldeki gibi hatalara alışmamız gerekecek.

İlk hafta itibariyle ışık veren bir futbol sergilenemedi, daha ligin başıdır, nazarlık olsun deyip, iyi niyetimizi sergilemiş olalım...

Not: Fotoğraf ntvmsnbc'den alınmıştır.

1 yorum:

Ati dedi ki...

Bir kere de su Kazim in etkisizliginden bahsetseydin be guzel kardesim! Ne oynadigi pozisyonun gereklerini biliyor, ne oyunun akisina gore nereye kosu yapacagini ne de takim savunmasina katkiyi. Ustune bir de laubaliligini ve zihinsel(mental) yetersizliklerini ekle. Su mactaki Kazim ve Fatih Terimin, bunlara ragmen onu hala oyunda tutmasi bile tek basina yazi konusu. Ilgilenenler EURO 2008 deki Cek macini tekrar seyredip Fatih Terimin kenardan 'Kazimm Kazimmmmmmm!' diye yirtinirken sag kenarda hareketsiz kalip Ardanin onunu tikadigi poziyonlari inceleyebilir.
NOT: Kisa hikayelerin etkileyici ve gercek. Tebrik ederim.