11 Haziran 2010

Şampiyon Bursa'nın yaptıkları


Doğrusu bana çok ilginç geldiği için paylaşmak istedim. Bursaspor'un şampiyonluğu sonrasında Erkan Kentsü isimli bir taraftar, 4 yıl önce kaybettiği babasının mezar taşını böyle değiştirmiş.

Bir şehir için, şampiyonluğun anlamının ne kadar farklı olduğunu gösteriyor.

10 Haziran 2010

Stoch'u 10 kere izleyene vereceğim lan!


Bugün öğlen gibi Chao'yla mailleşmiştik. Ona yazdıklarımın bir aynası gibi şu an etrafta dönen muhabbetler.

Stoch transferinden sonra Galatasaray taraftarının büyük bir bölümü ayaklanmış. "Nasıl olur da bir aydır görüştüğümüz adamı iki günde alırlar?", "Madara olduk", "Büyük fiyasko", "Ben Twente maçında izlemiştim, Gökhan Gönül'ü süründürdü", "21 yaşında genç adamı elimizden kaptılar", "Pazarlığı uzattık rezil olduk", "Hani Haldun sihirbazdı", "Ama abi artık Adnan Sezgin top çeviriyor".

Ya bunlar nasıl uzayıp gidiyor anlatamam. Bak, tüm bunları 10 dakikada okuyuverdim. "Rezil olduk" diyen var lan. Lan oğlum; niye rezil oluyorsun, kime rezil oluyorsun. En nihayetinde transferdir bu. Sen istersin, o ister parayı basan alır.

Bu transfer kaçan şampiyonluğun, rezillikte ünü-şanı-şöhreti ülke sınırlarını aşan bir taraftarın gönlünü alma hamlesidir. Rezil olacak bir durum yok. Rezil olan oldu, tarihe not düşüldü. Adam bu psikolojiden sıyrılmak için yaptı bunu. Galatasaray Stoch'a 10 verse, onlar 15 vermeye hazırdı zaten, sırf bu yüzden. Ama, Mehmet Topuz'a 9 milyon Euro verildiği düşünülürse, Stoch başarılı transfer gibi görünüyor aynı paraya.

İçin için üzülen salak kardeşlerime çağrımdır; şu an bu transfer için üzülen ya da bu transfer için sevinen ve bu ülke topraklarında yaşayan hangi adam Miroslav Stoch'u 10 kere izledi? Ulan "10 kere izledim" diyene vereceğim bu yaşta, o raddeye getirdiniz adamı.

Haaa ama alsaydın da sevinç çığlıkları atmayacaksın. Alırsın Terry'yi Lampard'ı, alırsın Robben'i Van Persie'yi, alırsın Messi'yi Xavi'yi, birlikte çırılçıplak İstanbul turu yapalım. Ama Stoch kimdir güzel kardeşim, niye sinir yaparsın, niye gereksiz yere bu sıcakta kendini gerersin ki? Hem, havaalanında omuzlara aldığın adamlara ana avrat sövdüğün günler öyle çok da uzak değil.

Adam müthiş de çıkabilir sorun bu değil. İzlemediğin, görmediğin, bilmediğin bir adam için niye dövünüyorsun? Elinde Arda var, Elano var, Keita var, Emre Çolak var. Stoch'un Emre Çolak'tan 3 gömlek üstün olduğunu kim iddia edebilir ki?

Ama işte eskiden olmayan birtakım reflekslerin Galatasaray taraftarında olması insanı üzüyor. Akıllı insanların, transferle şampiyon olunacağına inanan bir taraftar kitlesi haline evrilmesi bu ülkede futbola dair ümitlerimi zedeliyor.

Hele hele, Antu zekâsına inmeye başlayan taraftarın Galatasaraylılardan oluştuğunu görünce daha da bir üzülüyor insan.

Not: Başlığı attık atmasına da umuyorum ki, Eredivisie'yi sürekli takip eden yoktur. Şaka bir yana sakin olsun herkes...

Sully Muntari'ye sarı-kırmızı yakışır mı?


Sarı-kırmızı içinde nasıl duruyor Sully Muntari?

Yakışır diyenler parmak kaldırsın. Yakışmaz diyenler 'neden' yakışmayacağını anlatsın.

Bu post da, duyum ötesi olarak yerini alsın. Yanlış anlaşılmasın ama kuvvetli ihtimal anlamında değil.

Dünya Kupası'nın en çok kazanan hocaları


1- Fabio Capello/İngiltere: 8,8 milyon Euro
2- Marcello Lippi/İtalya: 3,3 milyon Euro
3- Joachim Löw/Almanya: 2,5 milyon Euro
4- Bert Van Marwijk/Hollanda: 1,8 milyon Euro
5- Ottmar Hitzfeld/İsviçre: 1,75 milyon Euro
6- Vicente Del Bosque/İspanya: 1,5 milyon Euro
7- Carlos Queiroz/Portekiz: 1,35 milyon Euro
8- Pim Verbeek/Avustralya: 1,2 milyon Euro
9- Carlos Parreira/Brezilya: 1,2 milyon Euro
10- Javier Aguirre/Meksika: 1,2 milyon Euro


Valla Capello ile Lippi arasında bir uçurum var. Nasıl bir paradır bu bilmiyorum. Değer mi değmez mi kupa sonrası göreceğiz.

Basın yoluyla küresel reklam nasıl yapılır?


Reuters'ın geçtiği bir haberin içeriğini yazıyorum alta. Bütün dünyada, haber kanalıyla nasıl reklam yapılır şahane bir örneği.

Guatemala’nın vahşi ormanlarında jaguarları izleyen bilim adamları, hayvanları kendilerine çekmek için tıraş kolonyası kullanıyor.

Yaban Hayatını Koruma Derneği (WCS) Jaguar Koruma Programından biyolog Rony Garcia ile Jose Moreira, hayvanları kamera tuzaklarıyla fotoğraflamak için yürüttükleri bu çalışmalarında, jaguarları kamera önüne çekmek için yoğun esansıyla tanınan Calvin Clein’ın "Obsession for Men" adlı tıraş kolonyası kullandıklarını açıkladı.

Jaguarların dikkatini en çok çeken ikinci kokununsa Nina Ricci’nin "L’Air du Temps" adlı parfümü olduğu belirlendi.

9 Haziran 2010

Yüzlerce insanın 100 günlük maaşsızlık sorununa sahip çıkan yok


Mehmet Emin Karamehmet; Forbes'e göre Türkiye'nin en zengin ikinci adamı. 5 milyar dolar civarında bir serveti olduğu belirtiliyor.

İşte bu adamın, sahibi olduğu medyada çalışan insanlar tam tamına 100 günden bu yana maaş alamıyorlar. Evet, evet yanlış duymadınız 100 gündür. Bir başka deyişle 3.5 aydır maaş almadan çalışıyorlar.

3.5 aydır maaş alamayan bu insanlar; Akşam Gazetesi, Show TV, SkyTürk, Güneş Gazetesi ve Tercüman'da çalışıyorlar. Bu gazeteler, televizyonlar 3.5 aydır yayındalar. Hiç ara vermeden, aksamadan çıkmaya da devam ediyor.

Bu insanlar, ne yer, ne içer, kirası mı var, çocuğunun okul taksidi mi var, evine nasıl ekmek götürüyor, kaç çalışanın evine haciz geldi acaba düşünen var mı?

Türkiye'nin en zengin adamlarından biri olacaksın, Turkcell gibi para basan bir şirketin olacak ama çalışanlarına 100 gün maaş vermeyeceksin ve hiçbir şey yokmuş gibi de hayatına devam edeceksin.

Aslında şu yaşananlar Türkiye'nin yansıması gibi. Yüzlerce insan 3.5 ay maaş alamıyor ve hiçbiri tepki veremiyor. Verdikleri tepkiler bahçede eylem yapmak sadece (buna bile şükür noktasın gelmek ne acı).

Mesela bu insanların tamamı neden iş bıramaz? Ya da gazetenin 10 sayfasını birden boş bırakamaz, televizyonda yayının ortasına kamerayı kapatmaz? Bakalım gazete çıkmayınca, televizyonlar karanlığa gömülünce ne gibi tepkiler verecekler. Çalışanların tamamı niye toplu dava açmazlar? Bakalım o zaman birkaç gün içinde maaşları tıkır tıkır yatırılmıyor mu? (Bunu yaptığım için biliyorum, eşek gibi veriyorlar tazminatla birlikte)

Bu insanlar, güya bilinç sahibi, mürekkep yalamış, kalem tutan insanlar. Siz bir tepki vermeyi beceremiyorsanız, sayfalarınızdan, ekranlardan nasıl halka öğüt verebilirsiniz ki?

Ya diğerleri? Bu kadar insanı görmezden gelen, diğer medya grupları? Onların ne farkı var?

Bu olanlara tepkisiz, seyirci kalarak, kendi meslektaşlarına bile sahip çıkamayanlar. Bilmem ne dergisinin muhabirinin (eleştirmek adına söylemiyorum, hepsine sahip çıkılmalı noktasındayım) içeri atılmasına verdikleri tepkiyi, niye bu yüzlerce insana veremiyorlar?

Ya bu ülkede, basın çalışanları haklarına sahip çıkamayacaksa, haklarını talep etmek ve kazanmak adına eylem yapamayacaksa kim yapacak? O zaman sokaktaki insana niye kızıyoruz?

Ali Kırca her akşam televizyona çıkacak ve 'onurlu, erdemli' haberler sunacak, Akşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İsmail Küçükkaya köşesinden, siyasetçilere akıl verecek v.s. v.s.

Biz de bunları yiyeceğiz değil mi? Afiyet olsun...

Sen her türlü güzelsin


Adamın suratına baktıkça içim açılıyor. Sarı-kırmızı altında görmek istiyorum seni.

Kötü niyet değil aptallık


Geçenlerde artemiofranchi Ntvspor.net'te çıkan bir haber üstüne bir yazı yazmıştı. Haber, Fenerbahçe'nin resmi sitesinden kopyala-yapıştır olduğu için "Fenerbahçemiz" ifadesi yer alıyordu. O posta bir yorum yapmıştım, "Salak olduklarından ötürü böyle bir hata yapılmıştır" diye.

Bu haberin altındaki yorumda da, onaylayanın salaklığı söz konusu. Kötü niyet olduğunu sanmıyorum.

Daha önce 4-5 kez yazdım yeri geldi yine yazayım. İnternet haberciliği, bu işin gideceği noktalardan biri. Doğru yatırımlar yapmak gerekir. Gerçekten gazetecilikten anlayan, mürekkebini yalamış insanların, o masalarda oturması gerekiyor.

Aksi durumda böylesi aptallıklara imza atmış oluyorsunuz ve insanlar sizin niyetinizden şüphe ediyor. O masalarda bir şeyden anlamayan, tek bildiği kopyala-yapıştır olmayan insanların yer alması gerekir.

Üç kuruş para vermemek için otuz takla atıp adam çalıştırırsanız sonuç böyle oluyor.

8 Haziran 2010

1000 -yazıyla bin-


Yaz sıcağında evde bilgisayar başında otururken, bir anda karar verdi. Galatasaray'ın yeni çıkan mor formaları üstüne bir yazı yazarak çıktı yola.

O güne kadar, herhangi bir bloğu takip etmiyordu, öyle özel bir durum da yoktu, sizin anlayacağınız. Ama yazmak istedi ve yazmaya başladı.

1 yıla az kaldı (onu kutlamayız) ama biraz önce dikkat ettim ki, tam tamına 999 post olmuş. Sinirli, kavgacı, bazı hassasiyetleri olan, ağzı bozuk bir adamı okudunuz.

Belki birçoğunuz fikirlerinden ötürü sinir oluyorsunuz, birçoğunuzun onaylamadığı tonla şey yazdı bu adam.

Daha ne kadar yazar bilinmez ama yazmadığı günlerde, sanki ihanet hissi uyanıyor içinde. Garip bir sorumluluk duygusu. Çok kez, gündüz tonla haberle uğraştığı sırada bloğu açıp, o sorumluluk duygusundan ötürü bir şeyler yazıp çiziyor.

Okuyan, takip eden, geçerken uğrayan, bir biçimde yolu kesişen, seven, sevmeyen, kızan, takdir eden herkese teşekkürü borç bilir bu adam.

Asaletin bize yeter


Gülüşüne bak şu adamın. Seni gönderenler taş olsun lan.

tenten'in yorumu şu oldu okunmalı: Dun aksam uzeri havaalaninda Haldun Ustunel ile karsilastim. Elinden telefon dusmuyordu. bir ara telefonu kapattiginda yanina gittim. soyledigim ilk sey Kewell oldu. 6+2+2 geldi madem birakin tribunde otursun gitmesin dedim. Benim soyledigim butun Galatasaraylilarin istegidir dedim. Sakatligi bizi cok dusunduruyor ama dunya kupasi kadrosuna girerse gondermeyecegiz dedi. kendiside kalmak istiyormus. Girmesede gondermeyin dedim seviyoruz adami... bir ise yarar mi bilmiyorum ama en azindan yonetimden birine yuz yuze soyleme sansim oldu...