28 Nisan 2011

Komşusu açken, tok yatan hani bizden değildi


"Komşusu açken, tok yatan bizden değildir"

Bizim başbakan sürekli söyler bunu.

Üstteki Başbakan Erdoğan'ın yeni makam aracı. Hediyesi 500 bin TL.

Japonya'dan zenginiz biz, onların imparatoru Toyota Crown kullanıyor.

Rusya'dan da zenginiz, onların devlet başkanı 300 bin TL'lik Mercedes S serisi kullanıyor.

Almanya'dan daha da zenginiz, Angela Merkel 300 bin TL'lik Mercedes S serisi kullanıyor.

Brezilyalılardan zaten çok daha zenginiz, Lula da Silva'nın nın aracı Ford Fusion.

Avustralyalıların futbolcularını bile biz besliyoruz, onların başbakanı Holden Caprice kullanıyor.

Hepsinden zengin olduğumuz için Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün de 500 bin TL'lik BMW 760i Long, makam aracı.

O kadar zengin bir ülkeyiz ki, 25-30 milyar dolara İstanbul'u bile pasta gibi ortadan yarıveririz.

"Komşusu açken, tok yatan bizden değildir."

İşte biz de onu diyoruz ama anlatamıyoruz.

Gerçi Başbakan'la, Cumhurbaşkanı'nın komşuları aç yatmaz muhtemelen. Biri Çankaya Köşkü'nde kalıyor, diğeri arkadaşının cüzzi bir bedel karşılığında kiraladığı konakta kalıyor.

Süper zengin bir ülkeyiz. Misal ben eve gidince küvete şampanya dökeceğim -terbiyesizin önde gideniyim alkol alıyorum- ve banyoya saçtığım havyarlardan yiyeceğim.

Türkiye'nin yüzde 90'ı böyle yaşamıyor mu?
Zaten Başbakanımız da, senede ik-üç kez geri kalan yüzde 10'un gecekondularına gidip ihya etmiyor mu.

Türkiye'deki parayla Melih Ankara'ya deniz getirir, Özhaseki Kayseri'ye okyanus döşer, Başbakanımız da Türkiye'yi 10 parçaya bölebilir...

Turgay koş sınıf başkanlığı seçimine


Her seçimde aday olur, her aday oluşundan sonra seçime bir-iki gün kala birilerinin listesine girmeye çalışır, asbaşkan bilemedin 2. başkan pozisyonunu almaya çabalar.

Hayatımda bu kadar cıvık, bu kadar itici bir adam görmedim. Herif kadrolu başkan adayı sanki. Nerede seçim var, oraya damlıyor. Sınıf başkanlığı seçimi olsa oraya bile gidecek tipte bir adam.

Galatasaray camiasında bu tip adamların olması iyiden iyiye batmaya başladı. Bütün derdi bir biçimde seçilebilecek yönetime kapağı atmak. Bunun için seçimden seçime liste çıkartır, adaylığını açıklar gelgelelim sonunda birilerinin listesine sıvışır.

Cidden sinir bozucu bir tip, bu herifin başkan olduğu Galatasaray Kulübü'nü düşünemiyorum bile. Kadrolu başkan adayı, her seçimin olmazsa olmazı, seçilecek başkanın yağdanlığı.

Lan oğlum bir defol rica ediyorum. Başkanlık, yöneticilik filan çok istiyorsa gitsin site yöneticisi olsun, olmadı apartman yöneticisi ama mümkünse Galatasaray'a değil.

Yağımız bol, taşaklarımıza sürüyoruz


Tarih: 9 Eylül 2009
Yer: İstanbul

Trakya'da başlayan ve 2 gün süren yağışlar sonucunda İstanbul'da 31 kişi hayatını kaybetti. Hatırlayan var mı? Yok mu?

Alın size fotoğraflar o zaman, hafızaları tazelemek için birebir.

Başbakan Çılgın Proje yapacağına, yağmurdan insanların ölmemesi için dereleri ıslah ediversin bir zahmet.

Kasap yağı bol bulunca taşaklarına sürermiş, bizimkisi de o hesap. O kadar çok paramız var ki, şehri ortadan yarıyoruz.

Cari açık yok, dış borç yok, hatta borç yok. O yüzden de ikinci boğaz yapacağız. Yalama güruhu hemen başladı "İstanbul'a değer katar. İşte vizyon" demeye.

Unutuyoruz değil mi İstanbul'da yaşanan rezaletleri. Servis içinde ölen insanları, otobüslerde mahsur kalanları, sel suyuna kapılıp giden çocukları.

Neyse yağımız bol, taşaklara sürmeye devam. Artan olursa acıtmaması için kıçımıza süreriz.







27 Nisan 2011

Konuş şimdi göt Mourinho


Bir 'taktik deha' muhabbeti aldı başını gidiyor. Yok, Mourinho'nun taktikleri sayesinde Real Madrid Kral Kupası'nı almış, yok yüzyılın en büyük hocasıymış. Hasiktirin oradan, izlemiyoruz ya bu maçları bilmiyoruz olan biteni.

Yukarıdaki fotoğrafta 1-1'lik lig ve 1-0'lık Kral Kupası finalinden bazı sahneler görülüyor.

Pepe denen insan benzeri canlı her iki maçta minimum 3 kırmızı kart görmeliyken, tek sarı kartla maç bitirdi. Balon nihayet bugün patladı. İspanyol hakemlere benzemiyormuş, Şampiyonlar Ligi'nde maç yöneten hakemler demek ki. Ki, Marcelo ve Adebayor'un çok net kırmızı kartlarını da esgeçti.

Mourinho yavşak yavşak sırıtıp dursun, sanki hiçbir bok olmamış gibi. Sahaya futbol oynamaya değil, önüne gelene tekme atmaya çıkartmış oyuncularını. Daha tehlike bölgesine yaklaşmadan kim var kim yok kaval kemiğine tekme, yerdeki oyuncunun üstüne basma, hava toplarında dirsek atma. Herifler her türlü pisliği deniyor, kazanmak adına.

Sonra sonuca bakıp "Taktik Deha Mourinho" edebiyatı dönüyor. Herifin dehası filan yok, futbol oynatmamak üstüne kurulu bir düzenle oynuyor. Ehh 90 dakikada rakip nasılsa hata yapar, bulursam atarım. Taktik buysa, sokarım öyle futbola.

Elinde Kaka, Mesut, Ronaldo, Di Maria, Benzema, Granero, Higuaín, Xabi Alonso gibi yetenekli adamlar olacak, sen oynamaya değil oynatmama üstüne kuracaksın her şeyi. Levante'ye, Malaga'ya bu kadroyla zaten futbol oynarsın. Maharet bu kadroyla, Barcelona'ya top oynamakta.

Şu Pepe denen herife futbol oynatılıyorsa, üstelik de Real Madrid'de, hem de orta sahada, öyle futbolun dibine sıçayım.

Geçen yıl Milano'daki maçta da, Barcelona'nın gayet net iki penaltısı verilmemiş ve kupayı öyle almıştı Mourinho. Geçen yılki kupayla idare ediversin.

İlker Yasin'e ricam Xabi Alonso'nun ismini öğrensin. Her anlattığı Real Madrid maçında adama "Xavi Alonso" deyip duruyor. Bir "Ağlamak istiyorum"un bu kadar mı kredisi olur? İnsan hiç mi kendini geliştirmez, hiç mi birkaç şey öğrenmez?
Dani Alves'e, Valdez diyor; Ronaldo'ya anlamadığım biçimde ve Türkçe'de olmayan bir biçimde ince 'o' ile Rönaldo diyor, İspanyol futbolcunun ismini Fransız aksanıyla söyler. Eh birader yapma o zaman bu işi.

Pedro ile Sergio Busquets'in de maç içindeki gayet yavşakça Oscar'lık performanslarının, Barcelona'ya pek yakışmadığını söylemem lazım. Böyle aptalca hareketler yapınca yalancı çobana dönüyorlar.

Cidden Real Madrid, Mourinho ve Pepe nefretim sınır tanımamaya başladı. Futbolun içine ancak böyle sıçılır.

Konuşsun şimdi göt Mourinho...

Milyonlarca boğaz aç kimin sikinde?


İşşsizliğin,
açlığın,
sefilliğin,
sınavlarda düzenlenen her türden aptallık ve şifrelemenin,
ülkeyi soyup soğana çevirmenin,
Kürt sorunu çözümünün,
dış borcun,
iç borcun,
carı açığın,
rüşvetin,
yolsuzluğun v.s. v.s.
yani tüm sorunların çözümü İstanbul'u iki yarım ada ve bir ada haline getirmekle hallolacaktır hamdolsun.

"Çılgın proje" diye 3 yıldır dönen geyik açıklandı. Bu ülkenin can alıcı onlarca sorunu varken, İstanbul'u bölmek ve bunun adına da "Çılgın Proje" demek, başlı başına çılgınlık zaten.

Türkiye'de yaklaşık 15 milyon kişinin boğazından doğru düzgün ekmek geçmiyor, 25 milyon kişi açlık sınırı altında, 20 milyon kişi yoksulluk sınırı altında yaşıyor ama 'büyük cihan padişahı', Türkiye'nin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, bu sorunları İstanbul'a yeni bir boğaz yaparak çözeceğini düşünüyor.

Bu projenin maliyeti nedir?
Bu proje için belediyelerden izin alındı mı?
Otu-boku "Halkıma sorarım" diyerek, cıvık halkçılık yapanlar, bunu da İstanbullu'ya soracak mı?

Ülkenin sorunlarını geçtim, İstanbul'un sorunlarına gelelim.

Trafiğe,
işsizliğe,
nüfus artışına,
toplu taşıma sorununa,
çarpık kentleşmeye,
deprem tehdidine,
çevre kirliliğine,
denizin temizlenmesine çare olacak mı?

"Ben yaptım oldu" mantığından başka bir şey değildir bu.
İstanbul'u dev bir şantiye alanına çevirip, eş-dost kim varsa ranttan kaymağını alır artık.

Umarım bir deprem olur da, herkesin aklı başına gelir. İstanbul'da onbinlerce bina depremden etkilenecekken, "Çılgın Proje" diye bir şey ortaya çıkartmak, süpersonik zekâdan (!) başka bir şey değildir.

Ayrıca Montrö Boğazlar Sözleşmesi'ni nasıl delecekler merak ediyorum.

O değil de, tam Lale Devri yaşıyor iktidar. Bu kadar vurdumduymazlığın, bu kadar kibirin, bu kadar ukalalığın karşısında bir yerden öyle bir tokat gelecek ki, herkes şaşıp kalacak.

Namus, ahlâk, fuhuş, zina v.s. v.s.


Şu namus ve ahlak kavramları var ya, hah işte o kavram kadar dünyada boktan bir şey yoktur.

Önce üstteki fotoğraflara bakın, bunların nasıl insanlar olduğuna dair kafamızda bir resim belirsin. Ardından altta haberin içeriğine bakın..

Eleman 43 yaşında ismi Yaşar Kaya. 16 yıldır şu fotoğrafta gördüğünüz Ayşe Demir isimli kadınla evlilik dışı ilişki yaşıyor. Evli ve birlikte yaşadığı karısından 4 çocuğu var, bu 16 yıldır birlikte olduğu kadından da 3 çocuğu var.

Bu evlilik dışı 3 çocuğa da, evli ve birlikte yaşadığı karısıyla bakıyor. Herifin polise ifadesini okuyoruz; "Ayşe’den 3 çocuğum var. Çocuklara resmi nikahlı eşim ile birlikte bakıyorum. Ayşe çocuklarımızla hiç ilgilenmiyordu. Bu yüzden sürekli tartışıyorduk. Olaydan 20 önce de Ayşe kendisini dövdüğüm gerekçesiyle benden şikayetçi oldu.
Olayın meydana geldiği gün de karavanda tartışmaya başladık. Sinirlerime hakim olamadım. Ayşe’yi göğsünden ve karnından bıçaklayarak öldürdüm. Daha sonra gömülmesi kolay olsun diye cesedi parçalara ayırdım. Cesedin kokmaması için de üzerine hayvan gübresi döktüm ve gömdüm."


Olay Türkiye'nin en mütedeyyin illerinden Konya'da meydana geliyor. Onu da ekleyeyim.

Şu ana kadar yazdıklarımdan sakın "Bunların zaten alayı böyle" anlamı çıkartmayın sakın.

Ama öte taraftan da, buralarda yaşayan insanların, şehirli insanlara bakışlarını da gayet iyi biliyoruz.

Şehirlerde alkol avcılığı, ilköğretimde küçücük kızlara müdür zoruyla gebelik testi, fuhuş baskınları filan yapacaklarına, biraz da gözlerini başka yerlerde yaşananlara çevirsinler, neler olup bittiğini görmek için.

Şu olay gibi kaç tane haber geliyor önüme her gün. İnanın hep aynı profilde insanlar.

Bir yerlerden bakıp, birtakım insanları namussuzlukla, ahlâksızlıkla suçlamak, üstelik bunu yaşam biçimlerine, giyim kuşamlarına göre bakarak yapmak ahlâksızlığın ve namussuzluğun en büyüğüdür.

İnsanlar birlikte mi yaşamak ister? İsteyen istediğiyle yaşasın. Bu, insanın tamamen içinde yaşadığı bir olgudur.

Ancak eteğinin boyu bir karış yukarıda oldu mu arkasından bin tane laf eden orospu çocuklarının, kafasında türban oldu mu bacı moduna geçtiği ülkede yaşamak, bir süre sonra insana sevimsiz gelmeye başlıyor.

Bugün Başakşehir'de, Ataşehir'de yüzlerce garsoniyer mevcut. Üstelik bunları sadece ben değil, mütedeyyin basın da pek çok kez yazdı.

Gencecik kızları, gencecik erkekleri flört ettiği için zinayla, fuhuşla suçlayan zihniyet eğer iddialarında ısrarlıyla, bir süre sonra ciddi bir ayrışma söz konusu olacaktır. Çünkü başka birileri de, bu görünümde inançlı, şeklen namus ve ahlâk timsali insanlara benzer suçlamalarda bulunacaktır.

Eğer leke arayacaksak, kimse sütten çıkmış ak kaşık değil. Bırakın insanlar ne istiyorsa onu yaşasın. Bunu toplumun bir bölümünü suçlamak için araç olarak kullanmasın kimse.

Dediğim gibi yarın birileri çıkar, "Bunlar fuhuş değil mi?" diye sormaya başlar. Hatta sormakla kalmaz, seslerini yükseltir.

Toplum olarak kokuşuyoruz, şunu insan ayırtetmeden anlamak bu kadar güç olmamalı.

26 Nisan 2011

Özledim lan


Yıllık izin almıştım, bir haftadır doğru düzgün haberlere bile bakınmadım. Muhtemelen takip edenler farkındadır, doğru düzgün bir şey de yazmadım o yüzden.

Bugün işe geldim, aynı tatsız hikâyeler, benzer boktan haberler ve bildik Türkiye manzarası hiç mi hiç değişmiyor.

Vaktin birinde yazmıştım, en büyük hayalim bir kuruyemiş dükkânı açmak diye. Yine bunu düşündüm. Düşünür düşünmez de burnuma kavrulmuş leblebi kokusu geldi.

Son zamanlarda yazmak içimden gelmiyor. Aslında yazmak istemediğimden değil ama işte istemiyorum.

Yoksa "Fenerbahçe neden ceza almadı?", "Aziz'in cezası nasıl kaşla göz arasında düşüverdi?", "Polis Bünyamin nasıl tetikçilik yapıyor?", "Yıl bitiyor Galatasaray halen başkansız, yönetimsiz. Seneye yine babayı alma konusunda liderliği kimseye kaptırmaz" konuları gündemimdeydi ama bir türlü elim gitmedi.

Son bir saattir şu ekrana bakıp duruyorum, bir tane haber bile yapmadım.

Hayattan zevk aldığım şeylerin sayısı azalıyor. Hakkinen gitti F1 heyecanım bitti. Steffi Graf bıraktı, kadınlarda tenis maçı izlemeyi bıraktım. Galatasaray göt oldu, futboldan soğudum.

Depresyondaki hatun modeline döndüm. Kuaföre gideyim, alışveriş yapayım da rahatlayayım gibi bir durum da yok.

Neredeyse her anımız didişmekle geçse de, şu hayatta en çok sevdiğim insanlardan biri olan Umutcan'ı özledim.

Kardeşim yok, çok isterdim olmasını. Kardeşim olsa acaba bu kadar sever miydim bilmiyorum. Hem dert ortağım, hem kardeşim, hem dostum, çok şeyimdir.

Gelse PES oynasak, mal mal futbol tartışmaları yapsak, dünyanın en saçma sapan şeylerine gülsek, gözümüzden yaşlar gelene kadar. Gece gece kalksak, ekmek içine salça sürüp üstüne tabasco ve kimyon koysak. Geceyi gündüz etsek, plastik sandalyelere ayağımızı uzatsak, konuşsak sağdan soldan. Her türlü tartışmayı en mantıksız iddialara çevirsek, ben sinirden kudursam. Brezilyanlara karşı oynasak, 15. dakikada 3 tane çaksalar "Lan bu kez son" desek.

Hayatta benim için en önemli 4-5 kişiden biridir Umutcan. Burada ortalığı birbirine katar yorumlarıyla. Hayatımda büyük bir boşluk doğurdu.

Şimdi fark ettim lan. Hakikaten özledim a.k.

Bitir artık şu boku da dön.
http://fizy.com/#s/1uloos

Diz dibinde öğrenilenler


Dizinin dibine oturduğu Gulbettin Hikmetyar'ın askerleri binlerce yıllık Buda heykellerini roketatarlarla yok ettiler.

Gulbettin Hikmetyar dizinin dibine oturan Recep Tayyip Erdoğan'ın askerleri de İnsanlık Anıtı'nı yıkıyor.

Egemenler bazen Guarnica'nın üstünü bir bezle örtmeye örtmeye çabalar, utançlarını örter gibi.

Bazen, barış ve demokrasi yalanlarıyla girdikleri kütüphaneleri, sarayları yıkarlar.

Ellerindeki geçici güçle binlerce yıllık heykelleri bombalarlar.

Bazen aynaya bakmadan 'ucube' derler.

Gulbettin'in dizinin dibinde, kısacık zamanda ne de çok şey öğrenmiş.

Aferin sana. Çok değil bundan 10-15 yıl sonra hatırlanmayacaksın bile.

Şimdi sıra Şevki'de. Ondan da beklentimiz büyük. Hem omuzdan temas bile etmiş Hikmetyar'a.

23 Nisan 2011

Florya'daki abluka dağıtılmalı


Manisaspor maçı sonrası Şansal, Bülent Ünder'e soruyor "Hocam sizi neden hatırlamıyorlar ya da sadece böylesi durumlarda hatırlıyorlar?"

Bülent Ünder galibiyet almış ya, gülümseyerek "Onu hatırlamayanlara sorun" diye göndermede bulunuyor.

Bülent Ünder'den ikinci, üçüncü adam olur mu olmaz mı bilmem ama şunu gayet iyi biliyorum, Galatasaray'ın teknik direktörlüğünü yapabilecek kabiliyette değil. Bir galibiyet sonrası, sağa sola göndermede bulunmak da Galatasaray teknik direktörlüğünü yapan kişiye yakışmaz zaten.

Lig bitmiş, havlu atılmış, sahaya Mustafa Sarp ile çıkıyorsun. Nesini hatırlayayım bunun. Emre Çolak, Anıl, Berk, v.s. v.s. kayıp sezonda bari şu çocuklara forma verin. Bok var Mustafa Sarp'ta, bok var Ayhan'da, bok var Servet'te, Gökhan Zan'da.

Neyin hesabı yapılıyor anlayan beri gelsin. Zaten çıktığı kadroyla da, 6 haftadır önüne gelenin yasladığı Kayserispor'u yenemiyorsun, o zaman birkaç genç çocuk şu formayı giyiversin.

Dakika olmuş 90 Insua-Çağlar değişikliği yapıyor Bülent Ünder. Milletin suratına bakıp küfretse bundan daha iyidir. Insua iki pozisyon tekledi ya, 1-1'i koruyacağız.

Maçta aklımda kalan iki pozisyon vardı. Birincisi Aydın sol kanatta topla buluştu Insua gayet güzel binderme yaptı ve kaçtı ama Aydın topu gönderme zahmetinde bile bulunmadı.

İkinci pozisyonda benzer bir pozisyonda Arda hemen hemen aynı şeyi yaptı Insua'ya.

Mustafa Sarp ve Ayhan ikisi de orta saha oyuncuları değil mi? Birinin 75 dakika, diğerinin 90 dakika yapamadığını, oyuna girdiği son 15 dakikada Neill yaptı.

Galatasaray'ın neden bu durumlara düştüğünün kanıtıdır şu son üç paragraf.

Sezon başında da, ortasında da hatta şimdi de söyleyeceğim. Florya'da çöreklenmiş çeteyi yok etmeden Galatasaray'ın ileriye bakmasının imkânı yoktur.

Çağlar'ı, Hakan Balta'yı bir sonraki seneye taşıyacaklar diye, elin garip Arjantinli'sini saha içinde çatır çatır yiyen, bu karanlık zihniyetten aciler kurtulmak gerekir.

Bu zihniyet Galatasaray'da teknik direktör yedi, futbolcu yedi, başkan yedi, artık geriye sadece Galatasaray'ın ağzına sıçmak kalıyor. Bu sene beceremediler (!) ama bu gidişle önümüzdeki yıl kesinkes başarabilirler (!)

Bu hastalıklı bakış açısından kurtulmazsak, bu yıl "Kümede kal Galatasaray" diye bağırıp taşak geçenler, bir sonraki yıla bunun gerçekleştiğini görecektir, hadi bilemedin 2 yıl içinde olsun.

Çorbacıda Galatasaray için toplandığını söyleyen ve "Hadi beyler yeter artık, düşme hattındayız. Yabancı oyuncuları da uyarmalıyız" diye konuşan adamlardan bir bok olmaz. Bu isim Arda'ysa da olmaz, Servet'se de olmaz, Mustafa Sarp'sa da olmaz.

Adamlar yıllık minimum 750 bin ila 3.5 milyon Euro arası para alıyor. Bunlara ekle maç başı ücretlerini. Her yabancı bunlar için tehlike. Forması gidince herifin yıllık minimum 1 milyon Euro'su gidecek. Ehh, Galatasaray forması gibi bir formadan da uzaklaşacak. O yüzden yılanın başını daha sene başından itibaren eziveriyorlar.

Florya'da mangal partisi verilir, yabancılar piç gibi başka masada oturur. Güya Galatasaray'ın geleceği için toplanırlar "Yabancıları da uyarmalıyız" diye karar alırlar. Saha içinde yanıbaşında giden, üstelik de bomboş pozisyondaki yabancı futbolcuya pas vermezler.

Kusura bakmasınlar da sikerim öyle takım ruhunu, sikerim öyle takımdaşlığı. Pezevenklerin derdi Galatasaray filan değil. Dertleri uçup gidecek paraları ve itibarları. Bu yüzden de yemeyecekleri adam yok. İsmi Insua olmuş, Neill olmuş, Lincoln olmuş, Elano olmuş fark etmiyor.

Florya'daki çete düzeni, Florya'daki faşist zihniyet, Florya'daki her gelen yabancıya İstanbul'u dar eden zihniyet bir abluka gibi dağıtılmadığı sürece, Galatasaray'dan bir bok olmaz.

Olmasını bekleyen de aptalın dik alasıdır.

O değil de 88'deki Insua-Çağlar değişikliği hakikaten çok büyük hocalık örneğiydi, düşündükçe çıldırasım geliyor.

Başka 23 Nisanlar dileğiyle


23 Nisan; geceleri kapı altlarından insanın içine içine işleyen soğukta kardeşlerine sarılarak ısınmaya çalışan, bir ekmeği 5 kardeş paylaşan, okul yerine trafik ışıklarında ailelerinin zoruyla çalıştırılıp itilip kakılan, delik deşik olmuş senelerce aynı ayakkabıyı giyen, komşu çocuğunun eski gocuğuyla soğuktan korunmaya çalışan, tekstil atölyelerinde, sanayi mahallelerinde çalışan tüm çocuklar için kutlu olsun.

23 Nisanları, sokaklarında aç-susuz, geceleri tir tir titreyen, çocukların olmadığı bir dünyada kutlamak dileğiyle.

Çocukların gerçekten mutlu olduğu bir dünya daha yaşanılır olacaktır...

ADİLOŞ BEBENİN NİNNİSİ

Üç gün aç tuttuk
Üç gün meme vermedik sana
Adiloş Bebem,
Hasta düşmeyesin diye,
Töremiz böyle diye,
Saldır şimdi memeye,
Saldır da büyü...

Bunlar,
Engerekler ve çıyanlardır,
Bunlar,
Aşımıza, ekmeğimize
Göz koyanlardır,
Tanı bunları,
Tanı da büyü...

Bu, namustur
Künyemize kazınmış,
Bu da sabır,
Ağulardan süzülmüş.
Sarıl bunlara
Sarıl da büyü.

Ahmet Arif