
Türk siyaseti her zaman kirliydi. Ancak hiçbir dönem bu kadar rezil, aşağılık, pespaye bir noktada olmadı. Her ne kadar halkın yarıya yakını desteklese de, Akp bu tablonun ana sorumlusudur.
Ülkenin başbakanı pozisyonundaki kişi, şu ortalarda dönen kaset skandalları için
"Bunlar genel" deyip, skandalların odağındaki kişiler üstünden mensubu oldukları siyasi partilere son derece iğrenç bir belaltı siyaset yapıyor.
Oysa aynı Erdoğan, Deniz Baykal'ın görüntülerinde yer aldığı kaset sonrası
"Bunları siyaset malzemesi yapmayacağız. Bu son derece çirkin" açıklamasında bulunmuştu. Fakat zaman geçtikten sonra gördük ki, gerek Baykal, gerekse de yerine geçen Kılıçdaroğlu'nu sürekli bu kasetlerle vurmaya çabaladı.
İlginçtir, Başbakan'ın rakiplerini siyaseten zayıflatma anlayışı, ya tarihten ya da bu ahlâk dışı elde edilen görüntülere dayanıyor. CHP'yi İsmet İnönü üstünden, MHP'yi iktidar döneminden.
Aslında her iki siyasi partiyi de, pek çok açıdan zayıflatabilir. Fakat Erdoğan, en kolay ve en adi yolu seçiyor.
Röntgencilk, teşhir ve bunların üstünden şantaj yapmak ciddi anlamda büyük şerefsizlik. İnsan bir noktadan sonra düşünmeden edemiyor, bunların üstünden siyaset yapmak acaba şerefe, edebe, ahlâka ne kadar uygun düşüyor? Ya du bunu yapanlar, kendilerine bunu kondurabiliyorlar mı?
Akp'nin seçim stratejisi, referandumda alınan oylar üstüne kurulu. Alınan yüzde 58'lik oy, özellikle MHP tandanslı seçmenden kapılan oylar, Akp'nin temel hedefi. Bunun için de, şu an ortalarda dönen kasetlerden medet umuyor.
Tabii bu kasetlerin, Akp için bir başka yararı da, ülkede olup biten skandalların üstünü örtmeye yarıyor. Örneğin; 1 milyon 700 bin öğrenci ve onların ailelerinin yakından ilgilendiği sınav skandalının konuşulma ve ilgi oranı gitgide düşüyor.
Oysa olan bitene baktığımızda, artık adına skandal bile diyemeyecek noktaya geldik. ÖSYM Başkanı Ali Demir, televizyoların karşısına çıkıp, önce
"Şifre yok" diyor, ardından
"Şifre var" diyor, sonra bir bakıyoruz ki, ÖSYM savunmasında şifreyi kabul etmiyor.
Öğrencilerin aldığı puanların yarısından fazlası, hesaplanamamış, boş kâğıtlara 420 puan geliyor, boşu olmayan öğrencinin boşu görünüyor, doğrusu olmayanın doğrusu çıkıyor v.s. v.s.
Deniz Feneri diye bir dava var mı yok mu belli değil. Almanya'da birkaç ayda tamamlanan davanın Türkiye ayağı, ÖSYM skandallarını araştıran Cumhuriyet Savcısı'na emanet ediliyor. Emanet edilen bu dava 3 yıldır tozlu raflarda bekliyor. Sonra öğreniyoruz ki, seçimden sonraya ertelenmiş.
Ülkede sosyalist, devrimci, milliyetçi, ulusalcı, yurtsever sözün özü Akp ve iktidarına karşı çıkan herkes hakkında soruşturmalar açılıyor, operasyonlar düzenleniyor, gözaltılar, sonrasında bitmeyen davalarla insanlar hapishane köşelerine terk ediliyor.
İşsizlik, yokluk-yoksulluk, cari açık, adaletsizlik, sansür, eğitim eşitsizliği, Kürt sorunu gibi can yakıcı konular ülkenin gündeminde olması gerekirken,
"Pascal, Nihat'ı dövdü",
"İki siyasinin daha kasedi çıktı", aşk, cinayet, vahşet, seks gibi konulardan kafamızı bile kaldıramıyoruz.
Bu ülke 7 yıldır yönetilemiyor, yağmalanıyor, yağmalatılıyor. Ülkenin tüm ekonomisi neredeyse inşaat sektöründen döndürülmeye çalışılıyor. Yani kısacası rant ekonomisi. Başbakan otomobil satışlarıyla övünürken; birileri kendisini asıyor, bebekler anne kucağında ölüyor.
Seçimlere kadar ne olur bilinmez ama şu bir gerçek ki, Türkiye'de siyaset zıvanadan çıktı. Akp hiçbir şeyi başaramadıysa bile bunu gayet iyi başardı (!)
Kuvvetle muhtemel, bu kasetlerin ardı arkası kesilmeyecek. Çünkü bunları kim servis ediyor, bu görüntüler kimler tarafından nasıl alınıyor, internette kimler yayınlıyor üzerine gidilmiyor bile.
Akp, mevcut koşullardan memnun ve her kasette avuçlarını biraz daha ovuşturuyor.
Ahlâksızlık bir siyaset biçimi haline getirildi. Daha ne kadar ahlâksızlaşacağız, bunları siyasi malzeme yaparak daha ne kadar alçalacağız, meçhul.
Başbakan'ın, bırakın başbakanlığını, kendisini Müslüman sayan, Müslüman kabul eden bir adamın Süleyman Demirel için
"Daha ayakta zor duruyor" demesi bile, bu işin ne denli çirkinleştiğinin ve şereften yoksun yapıldığının göstergesidir.
Sormak gerekir,
"Acaba kendinden yaşlı biri için böyle bir ifade kullanmak Müslümanlığa yakışır mı?"Bunun da cevabını; CIA ajanı, ağlak imam verim bir gün umarım...