11 Haziran 2010

İlk günün ardından aklımda kalanlar

2010 Dünya Kupası'nın ilk gününde A Grubu'nda kazanan çıkmadı. İki maçta aklımda kalan iki şey oldu. Birincisi; Dos Santos'un günün en iyisi olduğu ikincisi ise Lugano'nun çirkeflikte kıta, yer, mekân, zaman tanımadığı.

Günün ilk maçında Güney Afrika ve Meksika arasındaki maç, grubun diğer maçına nazaran daha heyecanlı geçti. 45 dakika Meksika, 45 dakika Güney Afrika'nın etkili olduğu bir maç izledik. Kişisel olarak fikrim, Güney Afrika'nın galibiyeti kaçırdığıydı. Hele ki, 90. dakikada Mphela'nın topunun direkten döndüğü düşünülürse.

"Galatasaray'da kalsın mı, gitsin mi? O para eder mi etmez mi?" denilen Gio, ilk yarıda maçı tek başına sürklase etti. Meksika'nın tüm tehlike geliştirdiği ataklarda O'nun parmağı vardı. Kuvvetle muhtemeldir ki, Stoch hadisesi sonrası Galatasaray Dos Santos için daha önce almış olduğu kararı gözden geçirecektir. Hele de, bir sonraki maçta benzer bir performans sergilerse.

İkinci maçta ise Uruguay ve Fransa karşı karşıya geldi. Nedenini bilmediğim bir biçimde etrafta bir Uruguay efsanesi dönüyor. Bugün işyerinde "Yarı finale çıkar" diyene bile rastladım. Gruptan çıkamayacağını düşünüyordum, bu maç daha da perçinledi fikrimi.

Forlan ismini dışarıda tutarak soruyorum, böyle rezil oynayan Fransa karşısında izlediğiniz Uruguay'dan hangi oyuncunun takımınızda oynamasını istersiniz? Çok net cevap vereyim; Suarez dahil kimseyi istemezdim.

Lugano'yu izlemek ciddi anlamda işkence. Futbol mentalitesi rakibiyle didişmek, rakibinin sinirlerini yıpratmak olan bir adamı izlemeye katlanamıyorum çünkü. Herif Toulalan'la, hakemle tartıştı, Henry oyuna girdi 30 saniye de onunla da takıştı.


Kırmızı kart gören Lodeiro'yu özel olarak tebrik etmek istiyorum. Oyuna yedek girip, 15 dakikada kırmızı kart görmek her babayiğidin harcı değildir.

Fransa'ya gelince, böylesi yetenekli adamlardan oluşan bir takıma, şu izlediğimiz futbolu oynatmayı başaracak, dünya üstünde kaç tane teknik direktör var? Yemin ediyorum Fransız olsam, Domenech'i 'Ergenekoncu' diye içeri attıracak noktaya bile gelirim.

İzlemek bir işkence haliyde iki takımı da, işkence en nihayetinde bitti.

Şöyle bir bloglarda gezindim, televizyonlarda yorumları dinledim, herkesin şikâyeti 'Vuvuzela'. Valla hiç rahatsız olmadım, olmayı da düşünmüyorum. Adamların kültüründe var olan bir şey sonuçta. Sen de yap dünya kupası, 50 bin tane saz çal, olmadı cura çal, hiç mi olmadı cümbüş çal. Bu kadar büyütülecek bir şey olduğunu sanmıyorum. Arı sıra rutinin dışına çıkmak gerekir.

Netice itibariyle ilk gün pek tatsız ve tuzsuz geçti ama turnuva genelinin böyle olacağını sanmıyorum. Bol gollü maçların bizi beklediğine eminim.

Günlük maç tahminleri vol.1


Madem Dünya Kupası başladı, bahis tadında olmayan maç tahminlerini vereyim diye düşündüm.

Aslında, sizden çok kendim için yaptığım bir şey olacak. Kaç maçım tam skorunu bileceğim, kaç maçta maymun olacağım ona bakacağım. İsteyen katılsın, birlikte görelim bakalım....

Güney Afrika-Meksika:
Evsahipleri kolay yıkılmaz ilk turda. O yüzden bu maçı Güney Afrika'nın kazanacağı yönünde bir fikrim var. Maç skoru olarak içimden geçen skor 2-1.

Meksika'nın golünü Hernandez atar, Güney Afrika'nın golleri ise Kagisho Dikgacoi ve Katlego Mphela'dan gelir.

Uruguay-Fransa: Dünya kupalarına gelen takımlar, eğer ağır-aksak geliyorsa bilin ki, o takım sahtekârdır. Fransızların Çin, Kosta Rika maçlarına aldanmam asla. Bu maçı rahat bir biçimde alacaklarını düşünüyorum. İçimden geçen skor 3-1.

Golleri kim atar derseniz; Forlan, Anelka (2) ve Gourcuff'dan gelir diyorum.

Not: Kardeş blogda taze fotoğraflar bulabilirsiniz. Şimdidin açılış töreni fotoğraflarını koymaya başladım..

Şampiyon Bursa'nın yaptıkları


Doğrusu bana çok ilginç geldiği için paylaşmak istedim. Bursaspor'un şampiyonluğu sonrasında Erkan Kentsü isimli bir taraftar, 4 yıl önce kaybettiği babasının mezar taşını böyle değiştirmiş.

Bir şehir için, şampiyonluğun anlamının ne kadar farklı olduğunu gösteriyor.

10 Haziran 2010

Stoch'u 10 kere izleyene vereceğim lan!


Bugün öğlen gibi Chao'yla mailleşmiştik. Ona yazdıklarımın bir aynası gibi şu an etrafta dönen muhabbetler.

Stoch transferinden sonra Galatasaray taraftarının büyük bir bölümü ayaklanmış. "Nasıl olur da bir aydır görüştüğümüz adamı iki günde alırlar?", "Madara olduk", "Büyük fiyasko", "Ben Twente maçında izlemiştim, Gökhan Gönül'ü süründürdü", "21 yaşında genç adamı elimizden kaptılar", "Pazarlığı uzattık rezil olduk", "Hani Haldun sihirbazdı", "Ama abi artık Adnan Sezgin top çeviriyor".

Ya bunlar nasıl uzayıp gidiyor anlatamam. Bak, tüm bunları 10 dakikada okuyuverdim. "Rezil olduk" diyen var lan. Lan oğlum; niye rezil oluyorsun, kime rezil oluyorsun. En nihayetinde transferdir bu. Sen istersin, o ister parayı basan alır.

Bu transfer kaçan şampiyonluğun, rezillikte ünü-şanı-şöhreti ülke sınırlarını aşan bir taraftarın gönlünü alma hamlesidir. Rezil olacak bir durum yok. Rezil olan oldu, tarihe not düşüldü. Adam bu psikolojiden sıyrılmak için yaptı bunu. Galatasaray Stoch'a 10 verse, onlar 15 vermeye hazırdı zaten, sırf bu yüzden. Ama, Mehmet Topuz'a 9 milyon Euro verildiği düşünülürse, Stoch başarılı transfer gibi görünüyor aynı paraya.

İçin için üzülen salak kardeşlerime çağrımdır; şu an bu transfer için üzülen ya da bu transfer için sevinen ve bu ülke topraklarında yaşayan hangi adam Miroslav Stoch'u 10 kere izledi? Ulan "10 kere izledim" diyene vereceğim bu yaşta, o raddeye getirdiniz adamı.

Haaa ama alsaydın da sevinç çığlıkları atmayacaksın. Alırsın Terry'yi Lampard'ı, alırsın Robben'i Van Persie'yi, alırsın Messi'yi Xavi'yi, birlikte çırılçıplak İstanbul turu yapalım. Ama Stoch kimdir güzel kardeşim, niye sinir yaparsın, niye gereksiz yere bu sıcakta kendini gerersin ki? Hem, havaalanında omuzlara aldığın adamlara ana avrat sövdüğün günler öyle çok da uzak değil.

Adam müthiş de çıkabilir sorun bu değil. İzlemediğin, görmediğin, bilmediğin bir adam için niye dövünüyorsun? Elinde Arda var, Elano var, Keita var, Emre Çolak var. Stoch'un Emre Çolak'tan 3 gömlek üstün olduğunu kim iddia edebilir ki?

Ama işte eskiden olmayan birtakım reflekslerin Galatasaray taraftarında olması insanı üzüyor. Akıllı insanların, transferle şampiyon olunacağına inanan bir taraftar kitlesi haline evrilmesi bu ülkede futbola dair ümitlerimi zedeliyor.

Hele hele, Antu zekâsına inmeye başlayan taraftarın Galatasaraylılardan oluştuğunu görünce daha da bir üzülüyor insan.

Not: Başlığı attık atmasına da umuyorum ki, Eredivisie'yi sürekli takip eden yoktur. Şaka bir yana sakin olsun herkes...

Sully Muntari'ye sarı-kırmızı yakışır mı?


Sarı-kırmızı içinde nasıl duruyor Sully Muntari?

Yakışır diyenler parmak kaldırsın. Yakışmaz diyenler 'neden' yakışmayacağını anlatsın.

Bu post da, duyum ötesi olarak yerini alsın. Yanlış anlaşılmasın ama kuvvetli ihtimal anlamında değil.

Dünya Kupası'nın en çok kazanan hocaları


1- Fabio Capello/İngiltere: 8,8 milyon Euro
2- Marcello Lippi/İtalya: 3,3 milyon Euro
3- Joachim Löw/Almanya: 2,5 milyon Euro
4- Bert Van Marwijk/Hollanda: 1,8 milyon Euro
5- Ottmar Hitzfeld/İsviçre: 1,75 milyon Euro
6- Vicente Del Bosque/İspanya: 1,5 milyon Euro
7- Carlos Queiroz/Portekiz: 1,35 milyon Euro
8- Pim Verbeek/Avustralya: 1,2 milyon Euro
9- Carlos Parreira/Brezilya: 1,2 milyon Euro
10- Javier Aguirre/Meksika: 1,2 milyon Euro


Valla Capello ile Lippi arasında bir uçurum var. Nasıl bir paradır bu bilmiyorum. Değer mi değmez mi kupa sonrası göreceğiz.

Basın yoluyla küresel reklam nasıl yapılır?


Reuters'ın geçtiği bir haberin içeriğini yazıyorum alta. Bütün dünyada, haber kanalıyla nasıl reklam yapılır şahane bir örneği.

Guatemala’nın vahşi ormanlarında jaguarları izleyen bilim adamları, hayvanları kendilerine çekmek için tıraş kolonyası kullanıyor.

Yaban Hayatını Koruma Derneği (WCS) Jaguar Koruma Programından biyolog Rony Garcia ile Jose Moreira, hayvanları kamera tuzaklarıyla fotoğraflamak için yürüttükleri bu çalışmalarında, jaguarları kamera önüne çekmek için yoğun esansıyla tanınan Calvin Clein’ın "Obsession for Men" adlı tıraş kolonyası kullandıklarını açıkladı.

Jaguarların dikkatini en çok çeken ikinci kokununsa Nina Ricci’nin "L’Air du Temps" adlı parfümü olduğu belirlendi.

9 Haziran 2010

Yüzlerce insanın 100 günlük maaşsızlık sorununa sahip çıkan yok


Mehmet Emin Karamehmet; Forbes'e göre Türkiye'nin en zengin ikinci adamı. 5 milyar dolar civarında bir serveti olduğu belirtiliyor.

İşte bu adamın, sahibi olduğu medyada çalışan insanlar tam tamına 100 günden bu yana maaş alamıyorlar. Evet, evet yanlış duymadınız 100 gündür. Bir başka deyişle 3.5 aydır maaş almadan çalışıyorlar.

3.5 aydır maaş alamayan bu insanlar; Akşam Gazetesi, Show TV, SkyTürk, Güneş Gazetesi ve Tercüman'da çalışıyorlar. Bu gazeteler, televizyonlar 3.5 aydır yayındalar. Hiç ara vermeden, aksamadan çıkmaya da devam ediyor.

Bu insanlar, ne yer, ne içer, kirası mı var, çocuğunun okul taksidi mi var, evine nasıl ekmek götürüyor, kaç çalışanın evine haciz geldi acaba düşünen var mı?

Türkiye'nin en zengin adamlarından biri olacaksın, Turkcell gibi para basan bir şirketin olacak ama çalışanlarına 100 gün maaş vermeyeceksin ve hiçbir şey yokmuş gibi de hayatına devam edeceksin.

Aslında şu yaşananlar Türkiye'nin yansıması gibi. Yüzlerce insan 3.5 ay maaş alamıyor ve hiçbiri tepki veremiyor. Verdikleri tepkiler bahçede eylem yapmak sadece (buna bile şükür noktasın gelmek ne acı).

Mesela bu insanların tamamı neden iş bıramaz? Ya da gazetenin 10 sayfasını birden boş bırakamaz, televizyonda yayının ortasına kamerayı kapatmaz? Bakalım gazete çıkmayınca, televizyonlar karanlığa gömülünce ne gibi tepkiler verecekler. Çalışanların tamamı niye toplu dava açmazlar? Bakalım o zaman birkaç gün içinde maaşları tıkır tıkır yatırılmıyor mu? (Bunu yaptığım için biliyorum, eşek gibi veriyorlar tazminatla birlikte)

Bu insanlar, güya bilinç sahibi, mürekkep yalamış, kalem tutan insanlar. Siz bir tepki vermeyi beceremiyorsanız, sayfalarınızdan, ekranlardan nasıl halka öğüt verebilirsiniz ki?

Ya diğerleri? Bu kadar insanı görmezden gelen, diğer medya grupları? Onların ne farkı var?

Bu olanlara tepkisiz, seyirci kalarak, kendi meslektaşlarına bile sahip çıkamayanlar. Bilmem ne dergisinin muhabirinin (eleştirmek adına söylemiyorum, hepsine sahip çıkılmalı noktasındayım) içeri atılmasına verdikleri tepkiyi, niye bu yüzlerce insana veremiyorlar?

Ya bu ülkede, basın çalışanları haklarına sahip çıkamayacaksa, haklarını talep etmek ve kazanmak adına eylem yapamayacaksa kim yapacak? O zaman sokaktaki insana niye kızıyoruz?

Ali Kırca her akşam televizyona çıkacak ve 'onurlu, erdemli' haberler sunacak, Akşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İsmail Küçükkaya köşesinden, siyasetçilere akıl verecek v.s. v.s.

Biz de bunları yiyeceğiz değil mi? Afiyet olsun...

Sen her türlü güzelsin


Adamın suratına baktıkça içim açılıyor. Sarı-kırmızı altında görmek istiyorum seni.

Kötü niyet değil aptallık


Geçenlerde artemiofranchi Ntvspor.net'te çıkan bir haber üstüne bir yazı yazmıştı. Haber, Fenerbahçe'nin resmi sitesinden kopyala-yapıştır olduğu için "Fenerbahçemiz" ifadesi yer alıyordu. O posta bir yorum yapmıştım, "Salak olduklarından ötürü böyle bir hata yapılmıştır" diye.

Bu haberin altındaki yorumda da, onaylayanın salaklığı söz konusu. Kötü niyet olduğunu sanmıyorum.

Daha önce 4-5 kez yazdım yeri geldi yine yazayım. İnternet haberciliği, bu işin gideceği noktalardan biri. Doğru yatırımlar yapmak gerekir. Gerçekten gazetecilikten anlayan, mürekkebini yalamış insanların, o masalarda oturması gerekiyor.

Aksi durumda böylesi aptallıklara imza atmış oluyorsunuz ve insanlar sizin niyetinizden şüphe ediyor. O masalarda bir şeyden anlamayan, tek bildiği kopyala-yapıştır olmayan insanların yer alması gerekir.

Üç kuruş para vermemek için otuz takla atıp adam çalıştırırsanız sonuç böyle oluyor.