4 Şubat 2013

Eylemci genç=Canlı bomba



Az önce Emniyet Müdürlüğü'nün 'terörle mücadele' için hazırladığı bir kamu spotuna rastladım. 14. saniye ile 18. saniye arasını dikkatle izleyin. Şöyle diyor; "Terör örgütleri küçük eylemlerle hak arayışı maskelerini takar."

Bu cümle söylenirken görüntüde üniversiteli gençler ellerinde 'Özgürlük', 'Demokrasi', 'Direne direne kazanacağız' yazan kartondan dövizler bulunuyor.

18 ila 25. saniyeler arasında ise Kamu Spotu'nun ilk saniyelerinde ailesiyle piknik yapıp, karpuz yiyen genç kızın ailesi ile tartışmaya başlaması gösterilir ve yine bir üniversite eylemi görüntüsü eşliğinde şu sözler sarfedilir; "Sessizce çocuklarınızı, elinizden alır ve canavarca (buradaki vurgu fantastik olmuş) yutar" cümle öbeği verilir.

İzlemeyenler için toparlayayım, ilk saniyelerde piknik yapan üniversiteli genç kız, eylemlere katılıyor, terör örgütleri bu genç kızı kandırıyor, ufaktan aile ile dalaşmalar başlıyor, genç kız arada yine eyleme gidiyor ve en sonunda canlı bomba oluyor.

Ailelere verilen ana fikir şu, çocuklarınızı eylemlere göndermeyin, yoksa canlı bomba olup sağı solu patlatırlar.

İktidarın bu denli saldırgan olmasının tek sebebi, 'korku' duygusundan kaynaklanıyor. Güçlüymüş gibi görünüyorlar oysa insanların sokaklara çıkmasından, kitleselleşmesinden ödleri kopuyor. Çünkü daha birkaç yıl önce en büyük müttefikleri olan ülkelerdeki 'asla iktidardan inmez' diye düşünülen yönetimlerin nasıl gönderildiklerini çok iyi biliyorlar. En büyük korkuları,benzer bir yöntemle gitmeleri. Hoş, orada olanları sadece bu çerçevede değerlendirmemek lazım ama konu bu değil.

Emniyetin hazırladığı bu 'Kamu Spotu'na göre, eylemlere giden her genç, canlı bomba olma potansiyeli taşıyor. Bu gençler, her an vücutlarına bomba bağlayıp, orayı-burayı patlatabilir yani. O yüzden siz siz olun, sakın oğlunuzu, kızınızı sokağa salmayın. 'Huzur' içinde yaşaması için bol bol karpuz kesin, kuru köfte yapıp, pikniğe gidin.

Ülkeyi baştan sona sığ ve faşist düşüncelerle beziyorlar. Hakkını arayan işçi, zam isteyen memur, Cumhuriyeti kutlamaya giden siyasetle çok da ilgilenmeyen sıradan halk, üniversiteli genç vs. v.s. fark etmiyor. Tek dertleri, insanların sokağa çıkmasını engellemek. 1 yıl için alınan gaz bombaları bu yüzden 3 ayda bitiyor, senede 4 ihale yapılıyor. Bu yüzden 2002 yılında 122 bin düzeyinde olan polis sayısı 10 yılda 250 bine çıkıyor. İstiyorlar ki, her yaptıkları onaylansın, alkışlansın, kimse bunları protesto etmesin, herkes ellerine eteklerine yapışıp öpsün.

Aslında bir Kamu Spotu da bizim yapmamız lazım, Türk polisine ilişkin. Misal görüntüde akademiden yeni mezun bir polis olsun. Akademi yıllarında insanlara son derece kibar davranan (fantastik biraz ama olsun), ailesiyle hafta sonları karpuz kesip pikniğe giden genç bir polis adayı. Müzik yavaş yavaş yükselsin, fondaki ses sertleşsin ve akademiden mezun olan polisin karakolda 5-6 arkadaşıyla nasıl insan dövdüğü, sokakta 6-7 polis vatandaşı nasıl tekmelediği, üniversitesinde en doğal hakkını kullanan gençleri nasıl coplandığı gösterilsin. Ve fondaki ses, "Siz yaşamın masum tarafında huzurla yaşarken, devlet pusuda bekler. Yetiştirdiği polislerse, devleti koruma maskesi takar. Sessizce, çocuklarınızı, babalarınızı elinizden alır ve canavarca yutar"

Kamu Spotu adı altında, ülkede hak arama eylemleri terörizmle eşdeğer görülüyor ve devlet bunu zorunlu olarak televizyonlarda yayınlattırıyor. Bu iktidar ve onun polisine göre, yasal eylem diye bir şey yok. Sokağa çıkan her vatandaş, terörist potansiyeli taşıyor, hele gençse, yüzde 70-80 teröristtir. Uydumuz fırlatılıyor, ODTÜ'lü serseriler (!) uydumuzun fırlatılmasını protesto ediyor. Övüneceği yerde yaptığına bak!

'Huzur' içinde yaşadığımız ülkemizde bir tanecik bile sorunumuz yok hamdolsun! Ülkemizin itibarı dış dünyada arttı, ekonomi dersen, dünya altüst olurken Türkiyemiz adeta ders verdi, bolluk içinde yaşıyoruz, bir elimiz yağda bir elimiz balda. Daha ne istiyorsanız da, sokağa çıkıp eylem peşinde koşuyorsunuz.

Eylem yapmak istiyorsanız, gidin Akp'nin mitinglerinde "Beraber yürüdük" diye şarkı söyleyin. Al sana mis gibi eylem. Ne o öyle protestolar filan!

Böyle ülke olmaz amk, hakikaten olmaz. Ülkenin tuttuğu yeri elinde kalıyor. Düşünce yapısı iyiden iyiye sakat halde. Demokrasi naraları atarak, faşizm nasıl filizlendirilir en şahane örneğini yaşıyoruz, gün geçtikçe de faşizm çemberi daralıyor. Bu ülkede terörist arıyorlarsa, lacivert üniformalılara baksınlar, onlardan ala terörist yok.

30 Ocak 2013

Bu tutmuş, bu koparmış

Bu çok yaşlı

Bu tazecik genç fidan


Bu, bu sene ayağını topa sürmedi, kondisyonu yok (2012-2013 sezonunda 12 maçta 892 dakika oynadı)


Bunun kondisyonu müthiş, takımıyla her maçta forma giydi (2012-2013 sezonunda 23 maçta 1285 dakika)


Bunların maliyeti çok fazla, borç parayla alınıyor.



Üstteki gitti diye altta alınanlar sudan ucuz kelepir ve borç olmayan özkaynak paralarıyla alınıyor.


Bunun alacağı para takım içi dengeleri bozar (yıllık 3 milyon 200 bin Euro ve maç başı 25 bin Euro)


Bunun alacağı para takım içinde denge bozmaz, kalitesi yeter (yıllık 3 milyon Euro ve maç başı 10 bin Euro)


Bu Çin'den geldi, performansı soru işareti


Bunun Türkiye ligini tanıması nedeniyle, tam isabet doğru transfer

Bu basına Messi'yi getirsen, "Doymuş, başarıya aç futbolcu değil. Maliyeti çok fazla, takım içi dengeleri bozar. Dünya Kupası kazanamadı, Barcelona isteseydi bırakmazdı" diye eleştirir.

Yavşaklık iliklerine, kemiklerine kadar işlemiş.

29 Ocak 2013

Komidinin üstündeki paralar götünüze girsin

Rakibini ti'ye almakla, aşağılamak arasındaki fark, incecik bir urgan gibidir. Tribünde yaptığın tezahürat, basın toplantısında söylenen bir cümle, astığın bir pankartla, rakibini inceden süzersin ama şu yukarıdaki gibi bir pankart asarsan, ona aşağılamak derler.

2006 yılında Murat Özaydınlı Malatyaspor maçı sonrasında, canlı yayında, "Deplasmana gidecek para bulamayan Anadolu kulüpleri bile böyle küçük düşmüyor. Fakir fukara edebiyatı yaparak buralara kadar geldiler" açıklaması ne kadar iğrenç ve boktansa, bu pankart da en az onun kadar iğrençtir.

Savunma yapmak işin en kolay yanlarından biri. "Ama onlar da, kurucumuza küfür etti", "Zamanında sahaya cüzdan fırlattılar" vs. vs. bunların sonu gelmez. Orospu çocukluğuna, eşdeğer bir tavırla yanıt verilmez. Onlar Ali Sami Yen'e küfredince, cevaben Şeref Bey'e küfredersen, sen de orospu çocuğu olursun.

Kibir, hayattaki en boktan olgulardan biridir. Bugün yaptığın 3 transferle gösterdiğin kibri, dün başkaları gösteriyor diye, ana-avrat sülale sövüyor muydun, sövmüyor muydun? O kadar küfrettiğin şeyin aynısını yapmak, zeka belirtisi değil, en ahlaksız yöntemle bel altı vurmaktır.

3-5 transferle rakip aşağılamak, küçümsemek puştluğun daniskasından başka bir şey değil. Hayır, işin ilginci, yaşadığın ülke Türkiye. Ekonomisi ip üstünde gidiyor, yarın develüasyon olur, dolar-Euro çıkar 2-3 katına, alırsın ebenin amını.

Bu pankartı eleştirince 'elitist' damgası yiyorsun. Beyni az gelişmiş sikindirik yaratık, ben "rakibini aşağılamayacaksın, küçük görmeyeceksin, hele hele mali açıdan taşak geçmeyeceksin" diyorum, sen bana 'elitist' damgası yapıştırıyorsun. Şu pankartı eleştiren insana elit damgası vurmak, dangalaklığın Everest tepesine çıkılmasıyla eşdeğerdir. 7 sene önce sana yapıldığında, en galiz küfürleri savur, 7 sene sonra kıçı biraz toparladığında sen başkasına yaptığında "Hahahahaha çok da yaratıcı olmuş" diye ağız dolusu kahkaha at.

"O bunu yaptı, öteki şunu yaptı" muhabbetiyle, hiçbir yere varılmaz. Ben demiyorum ki, tribünlerden kırmızı güller fırlatılsın, sevgi pıtırcığı olalım. Ama isteyen kabul etsin, isteyen etmesin, şu pankart rezil bir paçavradan başka bir şey değildir. O rezil paçavranın verdiği mesajsa daha büyük iğrençliktir.

Haaaaa, şimdi gelelim bu pankarta feveran eden Beşiktaşlı taraftara. Birader, sahaya cüzdan fırlatırken sesin çıkmadı, Ali Sami Yen'e ana avrat söverken sesin çıkmadı, sahaya dalıp futbolcu kovalayan taraftarına sesin çıkmadı, ırkçılık yaparken 'biz yapmadık, yapıldıysa da en fazla 3-5 kişidir' diye sesin çıkmadı, 'kümede kal Galatasaray' diye binlerce kişi bağırırken sesin çıkmadı, birdenbire ahlak bekçisi mi oldun? Ohh ne güzel iş, kişiden kişiye, kurumdan kuruma, taraftardan taraftara değişen ahlak anlayışı. Sen yapmakta özgürsün, yaptığını saklamakta ustasın, başkası yapınca ayaklanıver. Samimiyet skalanızı sikeyim sizin.

Şu ülkede, yenilen bir boka kulp takılmasın artık. Katillerin hepsi namus yüzünden cinayet işler, faili meçhul cinayetlerin sorumluları ülkeleri için insan öldürür, tecavüzcülerin hepsi kadın tahrik ettiği için tecavüzcü olur. Herkesin bir bahanesi var, siktiğimin ülkesinde. Biri 'yaptık' desin ya da yapılanı savunmaya kalkmasın dişlerimi çekiçle kıracağım. Bu kadar mı iğrenç, boktan insanlarla birarada yaşıyoruz, hiç mi umudumuz olmasın şu ülkeden. Yeter lan yeter!

Ben en azından gayet rahat, o komidinin üstündeki paralar götünüze girsin diyebiliyorum, Galatasaray taraftarı bugün Şeref Bey'e ana avrat küfür etse, hepsine 'orospu çocuğu' derim rahat rahat. Sen Ali Sami Yen'e küfredenlere 'orospu çocuğu' diyebiliyor musun? Samimiyet orada başlıyor, ahlaklı duruş orada başlıyor. Gerçi ben onu diyemeyene de 'orospu çocuğu' diyorum. Anladın sen onu...

Son olarak, bak alttaki pankart ne etik değil mi sevgili Beşiktaşlı kardeşim. Sizi samimiyetsiz pezevenkler sizi. Her ikisini eleştiren insan da, benim canımdır.


27 Ocak 2013

Medya kararı verdi



Tükürüğü anında tespit eden bir medya sahibiyiz. Fakat bir farkla, tükürenin giydiği formaya bağlı olarak değişiyor.

Tükürük sarı-kırmızılı formadan gelince anında tespit ediliyor, hüküm derhal veriliyor ve "Tükürdü, kırmızı kart gördü" başlığı atılıyor ancak sarı-lacivert formadan gelince ne haber yapılıyor ne de yorum.

Tükürüp tükürmediğini tartışmıyorum, kaldı ki kişisel yorumum Melo'nun takımda kalmamasından yana ama bu çifte standardın boku çıkmaya başladı. Galatasaraylı futbolcuların yaptıkları ya da Beşiktaş ya da Fenerbahçeli futbolcuların yaptıkları farklı değerlendiriliyor.

Melo'nun tükürdüğünü kabul edelim. Biri hakeme, diğeri rakibe tükürüyor diyelim. Elinizi vicdanınıza koyup bir zahmet söyleyiverin, birbirinin kopyası olan pozisyonda, şu yukarıdaki görüş farklılığını açıklayın.

Galatasaray'ın transfer ettiği her futbolcunun maliyeti imzası süresince hesap ediliyor ama Fenerbahçe ya da Beşiktaş'ın transferleri sadece yıllık ücretlerinden hesap ediliyor. Selçuk İnan transferinden bu yana basın böyle bir yöntem buldu. "35 milyon Euroluk futbolcu", "27 milyon Euro'ya mal oldu", "Galatasaray servet ödeyecek", "Karabük'ün maliyeti Sneijder kadar etmiyor"... Bu bizim başbakanın 6 sıfır hesabı gibi aynı. Her gittiği yerden liradan 6 sıfır atıldığını anlatıyor ama söz yatırımlara gelince liradan 6 sıfır atılmamış haliyle sürekli trilyondan söz ediyor.

Az biraz samimi olun pezevengin evlatları. Bazı tipler vardır, karşısındakine bilenir bilenir bir bok söyleyemez, eleman ortamdan ayrıldığı an bir laf söyler "lafı nasıl çaktım ama" diye böbürlenir. Basının durumu da aynı. Ne söyleyecekseniz lafı ıvır kıvır yapmadan açık açık söyleyin. Yavşakça yorumlar, sahtekar tavırlarla olmuyor.

Melo tükürmüş. Amın evladı, aynı yorumu Meireles için neden yapmadın? İlk akşam hiçbiri haber yapmadı, derbide böyle bir olay yaşanmamış gibi davrandı. Mecbur kalmasalar, haberi görmezden gelirlerdi de, sike sike görmek zorunda kaldılar.

Memlekette 500 bin satan gazetenin genel yayın yönetmeni el üstünde tutuluyor, gazete 500 bini geçtiğinde kutlama telefonları geliyor.
Hangi ülkede? Nüfusu 80 milyona dayanmış Türkiye'de. Oturup ağlayacağına, herif zafer kazanmış komutan gibi ortalarda dolanıyor.

Hah işte! Bu gazeteler neden bu kadar satıyor, neden ülke insanı gazeteciler için "abi işiniz yalan dolan" diyor? Şu yukarıda gördüğümüz örnekler için.

Bak hep söylüyorum. Bugün başbakanın götünü yalayan bütün adamları, hafızanızın bir kenarına koyun. O koltuktan indikten daha 10 gün geçmeden, göt yalayan adamlar neler söyleyecek neler.

Bu ülkede laf söylerken dikkat edeceksin. Ülkenin alayı sahtekar çünkü. Düşündüğünü dile getirmez, aklındakini diline yansıtmaz. Yansıtınca da 'orospu çocuğu' diye arkandan atıp tutarlar.

Şu ülkenin gazetecilerinin yüzde 95'inin yüzüne tükürmeye bile değmez. Karaktersizlik, genel karakterleri çünkü.

Melo'ya ilişkin de şunları söyleyeyim. Bir değil, iki değil, üç değil, dört değil. Her tuzum var diyene koşuyor yavşak. Sahanın neresinde bir karmaşa var, bu herif orada. Lan, sen zaten mimlisin, sahada yangın çıksa, siktir git soyunma odasına. Umarım kadro dışı bırakılır, zaten formayı da hak ettiğini kimse söyleyemez. Bütün sezon dişe dokunur tek faydası Elazığ'da penaltı kurtarması oldu. Bir an önce sözleşmesinin feshedilmesi dileğiyle.

Yardımcı Cem Satman'ı da, kırmızı kart kararından ötürü kutlamak gerekir. Hemen önünde Gökhan Süzen'in, Hamit'e dirseğini görmüyor ama Melo'nun tükürüğünü çok daha uzakta tespit ediyor.

Böyle buyurdu büyük başkan!


"Tribün ortamı sakin, barışcıl olamaz. Maça gelenlerin içlerinde taşkınlık ve isyan var. Onları kontrol etmek çok zor. “Sebo” diye bir reisimiz var. Onu çok severiz. Tribünde reisin ve bizim koyduğumuz kurallar kayıtsız şartsız uygulanır. Kuralları bozanın cezası kesilir. Herkes tribün aleminin ağır cezalarının olduğunu bilir. Bir taraftar için en büyük ceza sevdiği takımın maçını izleyememektir." Oğuz Altay

"Bir holding düşün, sahibi sensin. Başına bir CEO atamak istiyorsun. Neticede holding çalışanları o CEO’yu sevse de sevmese de kabul etmek zorunda kalır. Ama tribün bunu kabul etmez. O yüzden hepsi beni seviyor. 36 senedir tribünde Galatasaray için mücadele ediyorum. Saygı duyuyorlar. Reisin işaret ettiği kişi ben olduğum için başkan benim." Oğuz Altay

Canınız sıkıldı, kafanız bozuldu, “Bu maça gitmeyeceğim” deseniz kaç kişi gitmez?
"Bizim tribün gitmez." Oğuz Altay

Şu yukarıda söylenenlerin hepsi ibretlik cümleler. Reisin koyduğu kurallara kayıtsız şartsız uyulması, konulan kuralları bozanlara ceza kesilmesi, reisin işaret edip birilerinin başkan seçilmesi, istenilen kişinin tribüne sokulmaması gibi. İş öyle bir raddeye gelmiş ki, bir taraftar grubu değil de, TT Arena'nın sahibi konumuna yükselmiş eleman.

Bu ülkenin en başat problemlerinden biri 'biat' kültürüdür. O yüzdendir ki, Türkiye'den çıkmış 'lider'lerin pek çoğu, bu sorundan ötürü 'lider' olur. Ülkenin başındaki herif, insanlara kaç çocuk yapması gerektiğini öğütlüyor, ne yemesi gerektiğini işaret ediyor, nasıl yaşaması gerektiğine ilişkin ahkâm kesiyor, nasıl protesto edileceğini anlatıyor vs. vs.

Bu biat kültürünün tribündeki yansıması da işte bu adamlar. Zorbalıkla, vandallıkla, eşkiyalıkla insanları hizaya getirdiklerini açık açık söylüyor, kimse de bundan rahatsız olmuyor. Şu açıklamaları İngiltere'de, Almanya'da, Fransa'da yapmış olsa, hakkında soruşturma başlatılmış, değil tribün rüzgâr türbini bile göremezdi. Ama işte burası Türkiye ve zorbalık her zaman en geçer yol. Örnek istiyorsan, günümüz iktidarına ve uygulamalarına bak.

Bu röportajla ilgili kimse kılını kıpırdatmayacak, spor programları bu herifi bilirkişi gibi yine canlı yayınlara bağlayacak, bu herif Galatasaray Kulübü Başkanı ve yöneticileriyle rahat rahat görüşme yapacak, tribünde istedikleri gibi adam dövecekler, istedikleri gibi olmayanları tehdit edecekler.

Kafaya bak amına koyayım. Canı sıkıldı mı, tribünleri maça gitmezmiş. İyi siktirin gidin kendinize Ultraslangücü diye bir takım kurun, canınız sıkıldığında maça gidin, istemediğinizi tribüne almayın. Ama o takımın ismi Galatasaray'sa sikerler sizin keseceğiniz cezayı.

Bu ülkede futboldan soğumak için yüzlerce neden var ama hiçbirisi taraftar grubu denen asalaklar gibisi değil. Çarşısı, GençFB'si, Ultraslan'ı, otu boku hepsi aynı bokun soyu. Kulüplerin kanserli parçaları, asalaklarından başka bir şey değiller. 20 yıl önce kapıda bilet dilenen adamlardan, birinin otoparkı var, ötekinin restoranı var, berikinin altında Mercedes var, varoğlu var.

Hiçbir şey yapmayacaksın, sadece bu yavşakların 20 yıllık banka hesaplarını incelemeye alacaksın. Ak götü, kara götü o zaman görürüz.

Lan her şeyi geçtim, Levent'te tenis kulübünde 2 çocuk babası bir insana "Çocukların babasız mı büyüsün?" diyen bir adam şu açıklamaları yapan herif. Bunu söyleyen yavşak sokakta elini kolunu sallaya sallaya dolaşıyor, televizyonlarda boy gösteriyor, hiçbir suç unsuru taşımamasına karşın elinde pankart olan gencecik çocuk aylarca cezaevinde yatıyor. Böyle ülkenin gelmişini geçmişini sikeyim.

Tribün kültürüymüş! İtliğin, zorbalığın adına 'kültür' deniyor. Sorduğun zaman da, soğukta beklemiş, yağmurda, çamurda, karda desteklemiş, kavga etmiş, satırların arasına dalmış. Sen karda beklerken, itlik yapmayan taraftarın üstünde güneş açıyor, huriler üzüm yediyor sanki.

Başkanlar, yöneticiler şerefsiz olmasa, bu herifler böyle elini kolunu sallaya sallaya dolaşamazlar. Bu yavşaklarla görüştükleri, bunların cebini doldurdukları, tribünde hakimiyet sağlamalarına olarak verdikleri için.

Ayrıca reis ne lan! Bu kadar tiksinti verici bir sıfat olamaz. Takalar götünüze girsin.

Canınız çok sıkılsa da, siktirip gitseniz şu tribünlerden ne güzel olur.

23 Ocak 2013

Şimdilik orospu çocuğu ile idare edin


Benim penceremde, spor kulübü taraftarlığı hayatın eğlenceli yanlarından biri. Elbette kızıyoruz, seviniyoruz, hiddetleniyorum ama özü bu. Ancak bu ülkede yaşayan canlıların (canlı diyorum çünkü insanlık başka değerler barındırıyor) çoğu, hayata tutunma yolu olarak taraftarlığı seçiyor. Her tür kimliğinin üstünde, önce Fenerbahçeli, önce Galatasaraylı, önce Beşiktaşlı geliyor. Bu yüzden, taraftarı olduğu kulübe ait herhangi birine, olguya, değere laf söylendiğinde, sanki anasına küfredilmiş gibi görüyor.

Dün akşam, İstanbul'un en önemli tarihi yapılarından biri olan Galatasaray Üniversitesi yanıp kül oldu. Binayla birlikte, yerine bir daha asla konulamayacak kitaplar yandı. Bir tarih yanarken, sadece ismi 'Galatasaray' diye sevinen yığınları hep birlikte gördük. Şundan eminim, tam tersi olsaydı da, yani Fenerbahçe Üniversitesi yansaydı sevinen Galatasaraylı yığınlar görecektik.

Bir tarihin yanmasına sevinmek, insanın aklına Nazi Almanyasını getiriyor. Propaganda Bakanı Goebbels, ülkede sanatın Nazi eşgüdümü olması için ulusal çapta bir eylem ilan eder. Bu eylem "Edebi ateşte yakarak tasfiye etme" olarak bilinir. 10 Mayıs 1933'te öğrenciler, pek çok üniversitede "Alman olmayan" 25.000 kadar kitap yakar, yürüyüş düzenlenir. Bu eylemi "Alman Olmayan Ruha Karşı Eylem" büyük bir zafer olarak nitelendirilir.

Düne geldiğimizde, Galatasaray Üniversitesi'nin yanmasını zafer çığlıklarıyla karşılayanların, 'iyi oldu' diyenlerin, 'o yangını söndüren itfaiye hortumunu sikeyim' diyenlerin, Goebbels ve onun taşıdığı zihniyetten zerre farkı yoktur.

Galatasaray Üniversitesi'nde yananlar, bu coğrafyada yaşayan herkesin ortak geçmişi ve kültürel zenginliğidir. Bunun farkında olmamak cahilliği bir yana, insan sıfatına bürünmüş kimsenin, 6 bin kitap yanarken, sevinmemesi gerekir.

Cidden bu yorumları gördükçe insan korkuyor, yaşadığı ülkeye ve o ülkenin insanlarına dair tüm umudunu yitiriyor.

Öte taraftan biz bu ülkede, değil kitaplar, insanlar yakılırken, dükkanları yağmalanırken, süngüden geçirilirken, evlerine bomba atılırken, bile zafer çığlıkları atanları gördüğümüz için şaşırmamamız gerekiyor.

Boktan bir takım taraftarlığı için, yanan tarihe alkış tutmak, sevinmek, bunun üstünden geyik yapmak orospu çocukluğundan başka bir şey olamaz.

"Ben Fenerbahçeli'yim ama üzüldüm" diyenler de, bu iğrençliğin başka bir tarafından tutuyor. Çünkü 'ama'dan sonra gelen her şeyin yalan olduğu gerçeğini hepimiz biliyoruz. Yanan binlerce kitaba ve koskoca bir tarihe üzülmen için desteklediğin takımı dile getirmen gerekmiyor, nereye ait olduğunu anlatmaya çalışman, o yüzden beyhude.

Bazı olaylar, gerçeklerin turnusolu oluyor, Galatasaray Üniversitesi'nde çıkan yangında da böyle olmuştur. Çocukluğumuzdan bu yana duyduğumuz "Türk insanı misafirperverdir""Türk insanı hoşgörülüdür" vs. vs. cümlelerinin de aslında ne denli içi boş ve büyük bir yalandan ibaret olduğunu görüyoruz. Ülke insanı gerçekten de, gün geçtikçe daha iğrenç bir hal alıyor.

Binlerce insanın hayalleri, anıları, gençliği yanarken, taraftarlık edebiyatı altında sevinmeye bir isim bulamıyorum. Ne kadar düşünsem de, hangi kelimeleri biraraya getirmeyi çabalasam da olmuyor. Küfür haznemin geniş olduğunu düşünürdüm ama bu durum karşısında zayıf kaldı. O yüzden sevinenler, zafer çığlıkları atanlar, 'oh olsun' diyenler, siz şimdilik sadece orospu çocuğu ile idare edin. Belki bir adını koyan çıkar.

19 Ocak 2013

Sikerim ayıbınızı


(Boş beleş küfür etmeyle olmuyor bu işler. Sorulara yanıt veren tek kişi çıkmadı. Galatasaray'ın oyun planı nedir? Yanıt veremiyorsunuz, çünkü bunu küfür edenler de bilmiyor. Biliyorsanız da bir zahmet yazıverin. Haaa bir de "Bir daha olumlu yazarsan 'orospu çocuğusun' diyen göt lalelerine bir şey söyleyeyim, siz istediğinize biat edebilirsiniz, benim kültürümde biat diye bir şey yok. Haliyle yazarken, kimseden izin istemeyeceğim.
Hemen belirteyim, kaçmadım ama o kadar kişi ana avrat sövünce de 'yeter artık' dedim.)

Şampiyonlar Ligi'ydi, Süper Lig'di, kupaydı derken, Galatasaray 27 resmi maçta sahaya çıktı. Sezon başında Amrabat dedi alındı, Burak dedi alındı, Umut dedi alındı, Melo dedi alındı, Hamit dedi alındı, Dany dedi alındı. Sözün özü, istediği ne kadar oyuncu varsa alındı. Buraya kadar bir itiraz yok sanırım. Tek tek isim isim eleştirmiyorum bu adamları. Sonuç itibariyle, teknik direktörün istediği adamlar alındı mı? Alındı.

Peki sen bu oyuncuları alırken rakiplerden Beşiktaş ne durumdaydı? Mali açıdan dibe batmış Beşiktaş, transferde Uğur Boral, Oğuzhan Özyakup, Julien Escudé, Olcay Şahan gibi oyuncuları kadrosuna dahil etti. Dikkatli oku! Umut Bulut, Burak Yılmaz, Hamit Altıntop, Melo isimleriyle, yukarıdaki 4 ismi bir kefeye koy. Varolan kadroyla da karşılaştır bir zahmet.

30'a yakın resmi maçta Galatasaray'ın oynadığı futboldan doyan var mı? Rakibini sürklase eden, eze eze yenen, oynadığı futboldan zevk alan kaç Galatasaray taraftarı var, cidden merak ediyorum. Kişisel olarak, Süper Kupa finali dışında Galatasaray'ın oynadığı hiçbir maçtan keyif almadım. Temposuz, yaratıcılıktan uzak, defansı dökülen, orta sahası ağır, 90'lı yılların meşhur Held'li, Saftig'li Galatasaray yıllarını hatırlatır biçimde.

Galatasaray, Kasımpaşa maçı itibariyle 18. lig maçına çıktı. 18 lig maçında alınması gereken puan 54, alınan puansa 33'se, kimse kusura bakmasın, o takımın teknik direktörü eleştirilir. O takımın teknik direktörünün ismi Fatih Terim'se de eleştirilir, Hagi'yse de eleştirilir.

Ama yok, Galatasaray'da Fatih Terim dokunulmazlığı denen bir şey var. Ona kimse laf söyleyemez, eleştirilemez, laf söylenemez, toz kondurulamaz, bokundaki boncuk baş tacı yapılır. Bir siktirin gidin lütfen. Fatih Terim de, en nihayetinde bu kulübün bir çalışanıdır. Bunda içerlenecek bir şey yok.

Ben Galatasaray'ın futbol oynadığını görmek istiyorum. Geçen yıl şampiyon olmuş, bu yıl deve yüküyle transfer yapılmış bir futbol takımı, bu durumdaki Beşiktaş'tan, kıytırık Antalyaspor'dan sadece ve sadece 3 puan öndeyse, o takımın teknik direktörünün ismi zerre önemli değildir. Siz teknik direktörünüze tapabilirsiniz, saçma sapan anlamlar yükleyip dokunulmaz ilan edebilirsiniz ama hep söylediğim gibi ülkede başbakanlar, cumhurbaşkanları, bakanlar eleştirilirken, Fatih Terim'e eleştirilemez bir zırh takamazsınız. Haaa siz takarsınız da, sizi kim takar onu bilemem.

Buraya kadar bolca küfür edip, okumaya devam ettiyseniz, tümleşik yapılı soru sorayım. Galatasaray'ın oyun planı, Galatasaray'ın ikincil oyun stratejisi ve Fatih Terim'in bu sezon kenardan çevirdiği maç sayısı nedir? Bunlara yanıt verirseniz çok sevineceğim.

Bunu bir kez daha yazdım, yineleyeyim. Galatasaray için rüzgâr tersine döndüğünde, Fatih Terim'in bu sezon yaptıklarını bir hatırlayın. Son Kasımpaşa maçından yola çıkalım. Elmander'i oyundan al Umut Bulut'u oyuna sok, Hamit'i oyundan al Aydın'ı sok, Melo'yu oyundan al Yekta'yı sok. Dikkat ederseniz maç dahilinde Elmander'in neden oyundan alındığını, Emre Çolak'ın neden oyunda kaldığını, dökülen Melo'ya 75 dakika nasıl tahammül ettiğini filan yazmadım bile. Emre Çolak meselesini birazdan yazacağım.

Hacım, sen bana istediğin küfrü et de, forvet çıkar forvet koy, orta saha çıkar orta saha koyla teknik direktörlük olmaz. Sen sezon başında 4-4-2 oynayacağını biliyordun, bütün sezon sol kanadını Emre Çolak'a emanet etmeyi düşündüysen değil İmparator, cihan padişahı olsan iki kez düşüneceksin. Bir kere, yaz sezonu transfer planlamasının berbat olduğunu kabul etmekle başlayacaksın işe. Bunu kabul ettiğin zaman Fatih Terim'i de (bu 'de' eleştirenler için değil) sike sike eleştireceksin.

Şimdi dönelim bugünkü zamana. Fatih Terim sol bek, stoper istiyormuş da (kesin ve kesin sol bek ve stoper alınmalı), yönetim isteklerini yerine getirmiyormuş. Hayatın boyunca Lukunku, Almaguer, Pinto, Bratu, Tamas, Sarr gibi isimleri almışsan, insan bir 'acaba' der haliyle. Bunu daha önce de söylemiş olabilirim, AC Milan gibi bir takımın başına geçip, Kutuzov gibi kalası transfer ediyorsun, Batista gibi malın alınması için yırtınıyorsun. Eee, kusura bakmazsanız, ben de yönetici olsam fazlasıyla şüpheye düşerim. Ki, hayatım boyunca, transferleri, teknik direktörlerin belirlediği isimler olmasına inanmışımdır, bunu da not edeyim.

Bugünkü Kasımpaşa yenilgisi, Fatih Terim'in yönetime cevabı olmuştur. Fatih Terim aptal bir adam değil, Emre Çolak'ın sahada ne yaptığını görüyordu, takımdaki en iyi isimlerden birinin Elmander olduğunu biliyordu ama yönetime selam çaktı, maç sonu basın toplantısında da hem taraftarı gazladı, hem de yönetime ikinci selamını çaktı. Hah işte, kişisel kaprisle Galatasaray teknik direktörlüğü yapılmaz. Benim için ismin önemi yok Adnan Polat başkansa ve Galatasaray'ın ağzına sıçıyorsa, küfrederim. Fatih Terim teknik direktörse ve sırf inat uğruna bu takımın yenilmesini içten içe büyük bir hazla izliyorsa küfrederim.

İsteyen kabul etsin, isteyen etmesin. Galatasaray orta sahasıyla, savunmasıyla dökülüyor. Beşiktaş, Karabük, Orduspor, Trabzonspor ve Kasımpaşa maçlarının hepsinde tarihe geçecek skorlar görebilirdik. Çekirge oyun olarak değil ama skor olarak zıp zıp zıplıyor.

Siz kendinizi Şampiyonlar Ligi'nde üst tura çıktık, ligde halen lideriz diye avutadurun, bu futbolla Galatasaray ne ligin sonunu görebilir, ne de Schalke maçında tur atlayabilir. Bunu söylediğim için "Sevin amına koyduğumun çocuğu sen de" gibi sike sürülmeyecek yorumlar yapmayın. Bunlara seviniyor olsaydım, umrumda bile olmazdı şu tablo, oturduğum yerden götümü yayıp, taşak yapardım ama işte kazın ayağı öyle değil. Şu oyunu gördükçe ve bir teknik direktörün kelle almak için başında bulunduğu takımına ihanetini gördükçe sinirden çıldırıyorum.

Dediğim gibi, siz pembe tablolar çizmeye devam edin. Ben, "İmparatorrr, imparatorrrrr, imparatorrrrr Fatih Terim" diye bağırdıktan 3 hafta sonra "Siktir git Terim" diye bağrıldığını bildiğim için, o pembe tabloları çizenlerin, imparatorlarına ne kadar bağlı olduklarını da çok iyi anımsıyorum.

Bu yavşak dünyada eleştirilmeyecek hiç kimse yok. İsmi, cismi, görevi, sıfatı her ne olursa olsun. İyi uykular size.

Haaa unutmadan, kime küfredeceğimi size soracağım amına koyayım. Ayıpmış! Sikerim ayıbınızı. İstediğiniz, hoşunuza giden şey olunca "Abii asahuieiueiueuieuieu harikasın", işinize gelmeyen şey olunca "Ayıp" değil mi? Samimiyetinizi sikeyim.

Not: Bu yazıyı bilgisayarımda masaüstüne tarihle kaydettim. Sezon sonu yeniden üzerinden geçeriz. Söylediğim şey basit, Galatasaray 27 resmi maçta oynadığı futbolsuzluğu sürdürmeye devam ederse, ligde ilk ikiye dahi giremez. Sezon sonu konuşuruz. Hep dediğim gibi göt olmak beni çok mutlu edecek ancak bu kez göt olmayacağımdan eminim.

Göt olmak demişken, Cris konusunda yorum yazan arkadaşları da bekliyorum.

21 Aralık 2012

12


Son 2 yazıyla, birazdan yazacaklarım birleşince, iyiden iyiye fanatiğe bağlamış gibi görüneceğim Fenerbahçe'ye gönül verenlere ama dün neysem, bugün de oyum, bu sebepten içim rahat.

Akşam Meireles'e verilen cezayı görünce, Fenerbahçe'den bu tip bir açıklama geleceğinden yüzde yüz emindim. Çünkü Aziz Yıldırım'ın ve Meireles'in Fenerbahçe TV'ye çıkıp, yaptıkları açıklamalar, bunun habercisiydi.

Fenerbahçe, şu meşhur "Bursa'dan gol haberi mi var?" maçından bu yana 'şımarık, zengin veledi' rolüne iyiden iyiye ısındı. Stat yakıldı ses çıkartılmadı, futbolcusu rakibine ırkçı hakarette bulundu esgeçildi, şike yapıldı üstü kapatıldı v.s. v.s.

Bu şımarık, zengin velet, çok değil 3 Temmuz'dan önce her rakibiyle dalga geçer, rakibini "fakir-fukara" diye küçük görür, bu ülkedeki en efendi teknik direktörlerden birine, babasının mesleğinden ötürü "iki ekmek bir süt" diye horgörür, futbolcusu götüyle top durdurur, tribünlere gelir 'ağlamayın' diye sevinç (!) gösterisinde bulunur, penaltı atılırken sahada sondaj yapar ve "Hepinize yeteriz" mottosuyla karşısında kim var, kim yoksa aşağılardı.

Yıllarca bu "Türkiye'nin tek büyüğüyüz", "Hepinize yeteriz" teranelerini attıktan sonra 3 Temmuz 2011'den sonra, birlik-beraberlik naraları eşliğinde "Fenerbahçe düşerse Türk futbolu darbe alır"a evrilen bir sürece girdik. Bu süreç boyunca, Fenerbahçe yönetimi, neredeyse her söylediğini kendisi yalanladı. "58. maddeyi değiştirelim" dediler, bir baktık aslında 58. maddenin kaldırılmasına karşılarmış, "CAS Davası onurumuz" dediler, dava 'Türkiye'nin menfaatleri için' geri çekildi.

Gel zaman, git zaman, bizim şımarık, zengin veledi değişmeye başladı. Yöneticisi ne zaman konuşsa mazlum oldular, teknik direktörü her yaptığı açıklamada mağdur olduklarını söyledi. İnsanın inanası geliyor bazen ama "Fakir-fukara edebiyatı yaptılar" diye, rakibini aşağılayan yöneticilerin mazlum oldukları inandıcı gelmiyor.

Taraftarı, yöneticisi, futbolcusu bugüne dek ne yaptıysa, sırtı okşandı, yanaklarından makas alındı, "Sen bizim en sevdiğimiz çocuğumuzsun" diye gururları okşandı.

İş artık öyle bir raddeye geldi ki, Meireles'in yaptığı hareketler aleni olarak görünmesine karşın, hakemin suratının ortasına tükürdüğü ayan beyan ortadayken, hakeme İngilizce küfür ettiği kabak gibi ortadayken, eleman çıkıp "Hakemi dava edeceğim" diye utanmazca açıklama yapıyor. Götü yiyorsa aynı hareketi İngiltere'de yapsaydı ve götü yine yiyorsa aynı hareketi yaptıktan sonra bu basın açıklamasını İngiltere'de yapsın. Bak bakalım ne oluyor? Daha açıklamanın yarısına gelmişken, eline bonservisini tutuşturup, ülkeden postalarlar adamı.

İşin ilginci, neymiş efendim ilk kırmızı kartıymış bu? Birader cezaevleri; ilk tecavüzünü eden, ilk hırsızlığını gerçekleştiren, ilk cinayetlerini işleyen insanlarla kaynıyor. Oldu ebenizin amı, hepsini çıkartalım dışarıya. Nasılsa ilk kez yapmışlar, bir daha olmaz!

Yönetimine gelince; "Bu cezanın futbolcumuz Raul Meireles'e değil tüm camia olarak Fenerbahçe'ye verilmiş bir ceza olduğunun farkındayız. Tahkim Kurulu'nda yapılacak duruşmaya Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Sayın Aziz Yıldırım ve diğer tüm ilgililerin bizzat katılacağını, tarafımızdan konuya verilen önem nedeniyle hukuki mücadelemizin devamında ise yönetim kurulumuz tarafından alınacak kararların radikal ve Türk futbolunu yakından ilgilendirecek nitelikte kararlar olacağını tüm kamuoyuna bildiririz" diye tehditler savurmaya devam ediyor.

Bu "Türk futbolunu yakından ilgilendirecek devrim niteliğindeki kararlar" bir zahmet alınsın. Aziz Yıldırım'ın başkanlığı süresince bu tehdit sürekli savruluyor. Ben Aziz Yıldırım'dan en az 10 kez "havuzdan ayrılırız" tehdidini duydum ama havuzun suyu ılık geliyor olmalı ki, bir türlü çıkamıyorlar ve kulüp olarak devrim niteliğinde olacak, o kararı alamıyorlar. Alın amına koyayım şu kararı artık, alın ya! Alamıyorsanız da, başka bir tehdit üretin mümkünse.

Meireles'e ceza veren PFDK bütün Fenerbahçe camiasını cezalandırıyor ama gecenin bir yarısı şike kararlarını internet sitesinden açıklarken şahane bir karar vermiş oluyor he mi? He canım benim, öyle tabii (!)

İş artık satranca döndü. Cezanın verilmesinden bir gün önce Aykut Kocaman çıkıyor, "Bu bir komplo teorisi. Fenerbahçe ile ilgili inanılmaz bir organizasyon var. Bunun ortasında kimler var bilmiyorum. Allah sonumuzu hayretsin" diye açıklama yapıyor. Futbolcusuyla konuşmuş, futbolcusu tükürmediğini söylemiş. Aykut Kocaman'ın biraz şerefi, biraz gururu, biraz namusu varsa, açar görüntüleri hakeme nasıl tükürdüğünü görür. Ama ne yapıyoruz? Olmayan şeyi aramıyoruzzzz.

Bu 'mağduruz, mazlumuz' teranesinin boku çıkmaya başladı. Her başarısızlıktan sonra, kendi fikirlerine göre aleyhlerinde her karardan sonra "Organizasyon var", "Allah sonumuzu hayretsin", "Cezamız daha bitmedi mi?" diye ağlamanın bir sonu gelsin artık.

Şimdi bunu okuyan Fenerbahçeli adam, ağzına ne gelirse saydıracak bana. Birader, otur bir düşün lan! Son 10 yılı kafanda bir evir, çevir. Sana "yapacağız, edeceğiz" diye verilen vaatlere bir bak. Aziz Yıldırım denen futbol zararlasının, Türkiye'de futbolu ne hale getirdiğine bir bak. Eyvallah, elbette kulübünün arkasında olacaksın, tabii ki desteğini esirgemeyeceksin ama sürekli siz mi haklısınız amına koyayım? Ulan başkanın basın toplantısı yapıyor, "Biz şike yapmadık" diyemiyor. "Herkes ne kadar temizse Fenerbahçe de o kadar temizdir" diyebiliyor ancak.

Yahu başkanın Antu zekâsına sahip açıklamalar yapıyor. Hakikaten samimi olarak soruyorum, bundan hiç mi rahatsız olmuyorsunuz. Lan Galatasaray Kulübü Başkanı çıkıp dese ki, "Bizden büyük olmaları için önce UEFA Kupası'nı almaları lazım" diye, yeminle ne anasını bırakırım, ne bacısını. Taraftarın arasında yaptığı geyiği, basın toplantısında söyleyen başkan mı olur? Hadi onu geçtim, "Koreografi nasıl yapılır 33. hafta göstereceğiz" diyen başkan olur mu oğlum? Hayır, dünyanın en ultra süper koreografisini yapsan, başkan bununla övünür mü?

Bu gidişin sonu iyi değil, bunu 17 Mayıs 2010'da yazmıştım, yineleyeceğim. Türkiye'nin en büyük kulüplerinden biri,  vitesi boşalmış kamyon gibi duvara doğru ilerliyor. Kimse hatayı kendinde aramıyor. Suçlu hep bir başkası ve haklı her zaman Fenerbahçe. Öyle mi?

Yahu gözünü seveyim biraz kafatasınızın içindekiyle düşünün, bırakın götünüzle düşünmeyi.

Fenerbahçe camiası artık iktidardan rol çalmayı bırakıp, mazlum-mağdur edebiyatına da bir zahmet son versin. Milyar dolarlık heriflerin yönettiği, yüz milyonlarca liralık bütçelere sahip bir kulüp mağdursa, Akhisar, Kilimli Belediye, Şırnakspor v.s. v.s. yöneticileri ve taraftarları kendilerini meydanlarda yaksın.

19 Aralık 2012

Hareket


Almanya'da "Bir şey sorabilir miyim?" anlamı taşır.
İngiltere'de "Saat 1'de buluşalım" anlamı taşır.
Fransa'da "Bir bakar mısınız?" anlamı taşır.
Finlandiya'da "Bu birrrrrr" anlamı taşır.


Yunanistan'da "Çık hele aradan" anlamı taşır.
İskoçya'da "İki arada bir derede" anlamı taşır.
Norveç'te "İkisi bir arada" anlamı taşır.
Arnavukluk'ta "Pencereden baksana" anlamı taşır.


Moritanya'da "Kolum ağrıyor, bir ovalasana" anlamı taşır.
İsveç'te "Pazularım ne kadar da güzel değil mi?" anlamı taşır.
Bulgaristan'ta "Katibime 'kol'alı da gömlek ne güzel yaraşır" anlamı taşır.



İtalya'da "Sen sıfırsın" anlamını taşır.
İzlanda'da "Oooooooooo" anlamını taşır.
Kamerun'da "Meydanda buluşalım" anlamını taşır.
Portekiz'de "Okey" anlamı taşır.
Fenerbahçe camiasında "İlk kırmızı kartımı gördüm" anlamı taşır.


Bu son hareket de, olsa olsa dolma tarifi, okey'in pekiştirilmiş hali ya da "İlk kırmızı kartımı gördüm, işte bu da bir demek" anlamında olsa gerek. 

Bu kadar hacıyatmaz kıvamında bir camia olamaz sanırım. "Futbolcumuza linç başlatıldı" diye ağlayanlar mı dersiniz, "8-9 maç ceza verilirse bu ülkenin parası gidiyor" diye mi ararsınız. 

Zeka sınırlarını zorlayan demeçler veren bir başkana sahip olmak, hakikaten büyük gurur ve onur vesilesi. Yenildiği bir maçtan sonra yuva çocuklarını kıskandıracak nitelikteki "Ülkenin parası gidiyor" beyanatı karşısında söylebilecek bir şeyim yok.

Meireles'in yaptığı hareketi savunmaya çalışan tüm gerizekalılara, Türkiye'de ve dünyanın her yerinde aynı anlama gelecek bir hareketi göndermek lazım.

Size gelsin...


17 Aralık 2012

İsterseniz kusura bakın ama orospu çocuğusunuz


Maçla ilgili bir şey yazmayacağım, daha farklı bir skor bekliyordum, boktan bir oyun oldu Galatasaray kazandı.

Raul Meireles, 82. dakikada ikinci sarı karttan kırmızıyla oyundan atıldıktan sonra önce hakeme 3 ya da 4 kez dönüp dönüp 'ibnesin' anlamına gelen bir işaret yaptı, ardından suratının ortasına tükürdü.

Maçtan sonra bunun haber olup olmayacağını merak ettim. Hürriyet, Milliyet, Habertürk, Ntvspor, Lig Tv, Posta, Vatan, Radikal gibi medya kuruluşlarının internet portallarına baktım. Herkes söz birliği etmişcesine bu olaylar sanki hiç yaşanmamış gibi sadece "Kırmızı kart doğru mu?" ve "Fenerbahçeli yıldız Meireles bir ilki yaşadı" şeklinde verilmişti haber.

Bekledim, bekledim, biraz daha bekledim. İçimden "Kötü niyetli olma, belki geç girerler" diye geçirdim. Ama maçın bitmesinin ardından 3 saat geçmesine rağmen Meireles'in hakeme defalarca yaptığı 'ibnesin' işareti ve suratının ortasına ılıman Portekiz ikliminden kopup gelen tükürüğünü haber yapmaya değer görmemiş şanlı Türk medyası.

12 Ağustos 2012 tarihindeki haber portallarına baktım. Maç haberinin önünde "Engin hakeme saldırdı", "Kaç maç ceza alacak?" haberlerinin geçtiğini gördüm. Evet, Engin'in hareketi de su götürmez derecede haksızdı, yapılmaması gerekirdi ve cezasız kalmamalıydı. Buraya kadar tamam mı? Tamam.

Bu yavşak medya (sadece spor medyası demiyorum, medya külliyen yavşak çünkü) bir futbolcunun, hakemin suratının ortasına tükürmesini haber değeri olarak görmüyor. Ya da hakeme "Oğlum, sen ibnenin önde gidenisin, hatta bayrak taşıyanısın" hareketini de haber değeri olarak görmüyor.

Tabii ya, her gün biz yaşıyoruz ya bu hareketleri (!) Amacın ne olduğu belli, yaşanmış bir olayı gözlerden ırak tutarak, verilecek cezanın minimum seviyesine indirilmesi. Neden? Çünkü bu yavşak kurumların başındaki heriflerin tamamına yakını Fenerbahçe sevdalısıdır. Ehh haber hiçbir yerde görülmezse de, yangından mal kaçırmak da kolay olur.

Bu olay hakem raporlarında nasıl yer alacak?
Raul Meireles'e kaç maç ceza verilecek?
Yavşak Türk basını bu olayı haber haline getirecek mi?

Şu hareketleri Melo ya da Engin yapmış olsaydı, şu an ortalık yangın yerine çevrilmişti. Şu an ölü taklidi yapan haber siteleri, "Terbiyesiz Melo hakemin yüzüne tükürdü", "Engin'den görülmemiş terbiyesizlik", "Melo hakeme i..e dedi", "Engin uslanmıyor, bu kez haddini aştı" diye birbirinden yaratıcı başlıklar atıp, tüm ülkenin önüne atıvermişti ikisini de.

Ama yoooooooooook, Fenerbahçeli çocuklar yapmaz öyle şey. Baksana kariyerinde ilk kırmızı kartını görmüş, kesin bunun altında bir hinlik olmalı, değil mi? Onlar mağdur, Temmuz sürecinden bu yana işkence ediyorlar, eziliyorlar, ayrıca cezaları da bitmedi. Ha canım haa!

Hah işte, hepsini topla-çarp, böl-çıkar, Fenerbahçe'nin bu ülkede medya tarafından nasıl korunup kollandığını gör. Engin için götünü yırtan yavşak medya, Meireles'in terbiyesizliklerine ve hakemin suratının ortasına tükürüğünü görmüyor, görmezden geliyor.




Sonra aynı yavşaklar medya etiğinden, medyanın insanların haber alma özgürlüğünü sağladığından dem vururlar. Namustan söz edecek, son insanlarsınız. İster kusura bakın, isterseniz bakmayın ama alayınız orospu çocuğusunuz.