12 Eylül 2009

12 Eylül 1980; silinmez belleklerden ve yüreklerden


Futbol iyi hoş da, bu ülkenin belleğinden silinmemiş, anılarında taptaze duran ve bir ülkenin geleceğini ipotek altına aldıran olaylara değinmeden de olmaz. Zaten ben futbol bloğu yapacağım diye bir iddiam yoktu. Spor ağırlıklı dedim o kadar.



12 Eylül 2009 oldu 2 saat önce. 29 yıl önce yaşananlar, milyonlarca insanı etkileyen ve ülke tarihinde kara bir leke olarak kalan 12 Eylül 1980 gerçekleşeli tam tamına 29 yıl oldu. Travmalarını halen yaşayan binlerce insan var. Daha önce bir yerlerde çiziktirmiştim, bir daha hatırlatayım dedim.



İnsanan kanını donduracak nitelikteki işkence yöntemlerini bugün hâlâ onbinlerce insan vücudunda taşıyor. Her gece kan-ter içinde uyanan ve gerek psikolojik gerekse de fiziki anlamda baskı ve şiddet gören insanların sayısı azımsanmayacak kadar çok. Bazen rakamlar her şeyi çok daha iyi anlatır. Buyurun okuyun...



12 EYLÜL 1980 DARBESİNİN BİLANÇOSU

  • 7 bin kişinin idamı istendi. 517 kişiye idam cezası verildi. 124 idam cezasını onayladı ve 50 kişi idam edildi. 18 sol görüşlü, 8 sağ görüşlü, 23 adli suçlu, 1’i Asala militanı asıldı.
  • 650 bin kişi gözaltına alındı. 1 milyon 683 bin kişi fişlendi.
  • Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.
  • 71 bin kişi TCK’nin 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılandı.
  • 98 bin 404 kişi 'örgüt üyesi olmak' suçundan yargılandı.
  • 388 bin kişiye pasaport verilmedi.
  • 30 bin kişi 'sakıncalı' olduğu için işten atıldı.
  • 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı.
  • 30 bin kişi 'siyasi mülteci' olarak yurtdışına gitti.
  • 300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.
  • 171 kişinin 'işkenceden öldüğü' belgelendi.
  • 937 film 'sakıncalı' bulunduğu için yasaklandı.
  • 23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu.
  • 3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi.
  • 400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi.
  • Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
  • 31 gazeteci cezaevine girdi.
  • 300 gazeteci saldırıya uğradı.
  • 3 gazeteci silahla öldürüldü.
  • Gazeteler 300 gün yayın yapamadı.
  • 13 büyük gazete için 303 dava açıldı.
  • 39 ton gazete ve dergi imha edildi.
  • Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi.
  • 144 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.
  • 14 kişi açlık grevinde öldü.
  • 16 kişi 'kaçarken' vuruldu.
  • 95 kişi 'çatışmada' öldü.
  • 73 kişiye 'doğal ölüm raporu' verildi.
  • 43 kişinin 'intihar ettiği' bildirildi.




12 EYLÜL'DE KULLANILAN İŞKENCE YÖNTEMLERİ

Gazeteci Oğuz Güven'in 78 kuşağını anlattığı "Zordur Zorda Gülmek" adlı kitabından alınmıştır.

FALAKA: Yaygın ve sürekli uygulandı. Ayak tabanı, ellerin içi gibi vücudun kaslı bölümlerine kalas, cop, zincir, saz sapı, pik demir vb. vurularak gerçekleştirilirdi. Bu yöntem, ayak tabanlarını ve el ayalarını patlatır, kaba yerleri ezer, morartır, tırnakları sökerdi. El ayak gibi herhangi bir yeri kırar, sakat bırakırdı.



KÖPEK SALDIRTMA: Tutuklu çırılçıplak soyulur, kurt köpeği üzerine saldırtılırdı. Köpeğin ilk kaptığı yer bacak arası olurdu.

ZİNCİR: 20-25 metre uzunluğundaki zincirin uçları iki tutuklunun boynuna bağlanır, tutuklular sırt sırta verdirilerek ters yönde hızla itilir. Tutuklu tek ayağından zincire bağlanır, bu zincir yüksek bir yere asılır, tutuklu bayılıncaya kadar askıda kalırdı.



GERME: Tutuklunun bir bacağı merdiven kenarlığına bağlanır, diğer bacağı da açık bırakılan koğuşun gözetleme deliğine bağlanıp kapı kapatılır, tutuklunun bacakları koğuş kapısının eni kadar gerilir ve öyle kalırdı. Koşuşturulur, zincir tam gerilince, her iki tutuklu da sırtüstü yere düşerdi.

AYAKTAN ASMA/TEPE: 50-60 kişi havalandırmaya alınırdı. Gardiyan "tepe ol" komutu verince tüm tutuklular üst üste bindikten sonra, bir tutuklu da üst üste yatan tutukluların üstüne çıkar, istiklal Marşı'nın on kıtası okutulurdu.



KULE: Havalandırmaya çıkan tutuklular altı kişilik daire oluştururlardı. Bunların üzerine 3-4 kat olacak biçiminde tutuklular çıkarıldıktan sonra, gardiyanın "yıkıl" komutuyla kule oluşturan tutuklular kendini yere bırakır ve böylece tutukluların değişik yerlerinde kırılma, incinme ve çıkık olurdu.

RANZA ALTI: Gardiyanlar ellerinde kalaslarla koğuşa girip, "ranza altı ol" komutunu verince, koğuşta bulunan tutukluların hepsi ranzaların altına girerdi. Herhangi bir yerlerinin açıkta kalmaması gerekiyordu. Ranzaların altına tüm tutuklular sığmadığı için kiminin eli, kiminin kolu dışarıda kaldığından, gardiyanlar ellerindeki kalaslarla tutukluların dışarıda kalan kısımlarına vurmaya başlardı.



KANTAR: Tutuklular havalandırmada çırılçıplak soyundurulup tek sıra halinde dizilirler, sıranın ön tarafında duran tutuklu sırt üstü yatırılırdı. İkinci tutuklu, yatan tutuklunun testis ve erkeklik organlarından tutarak yukarı kaldırır, tutuklunun kaç kilo geldiğini söylemesi istenirdi. Tüm tutuklular birbirini tartana kadar bu işlem devam ederdi.

KERVAN: Havalandırmada, tutuklular tek sıra dizilir, her tutuklu önündeki tutuklunun sırtına bindirilir, bacakları, altındaki tutuklunun boynundan aşağıya sarkıtılır ve kulaklarından tutması istenirdi. Gardiyanın komutuyla tutuklular yürümeye başlar ve bu işlem tutuklular ayakta duramayacak duruma gelene kadar sürerdi.

SEHPA: Tutuklu gece koğuştan alınıp, koğuş koridorunda gardiyan ve subaylardan mizansen olarak oluşturulan bir mahkemede sorgulanırdı. Mahkeme, tutukluyu idam cezasına çarptırır, ikinci katın merdiven kenarlığına bir ip geçirilip, ipin ucuna tutuklunun boyun kemiğini kırmayacak düzeyde kalın bezden bir ilmik takılır, tutuklunun boynu bu ilmiğe geçirilir ve temsili infaz gerçekleştirilirdi. Tutuklu tam boğulacağı sırada ip açılırdı.



COP SOKMA: Gardiyanlar copu zeytinyağına batırır ve yağlı copu tutuklunun makatına zorla sokardı. Sonra bu copu kendisine ya da bir başka tutukluya yalatırlardı.

ÇEK-ÇEK: Tutuklu çırılçıplak soyundurulur ve erkeklik organına bir ip takılırdı. Gardiyan ipin diğer ucunu alıp hızla koşar, tutuklu da zorunlu olarak gardiyanın peşinden koşar.

LAĞIM SUYUNA SOKMA: Tecrit bölümünün alt katındaki bazı tuvaletlerin delikleri tıkanır. Hücrelerin pisliği ve lağım suları burada biriktirilir, diz boyu kadar oluşturulan pisliğin içine tutuklu atılır ve pislik yedirilirdi.

KiTAP OKUMA: Koğuşta bir tutuklunun eline kitap verilir, tutukluya avazı çıktığı kadar yüksek sesle tek tek sözcükler okutulurken, diğer tutuklular bu sözcükleri tekrarlarlardı. Sabahtan akşama kadar yapılan bu işlem sırasında, tutuklular ayakta durmak zorundaydı.

MARŞ SÖYLETME: Cezaevinde bulunan herkes 50'yi aşkın marşı ezberlemek zorundaydı. Bu marşlar tutukluların ses telleri tahriş oluncaya kadar söyletilirdi.

ÖL DEDİĞİMDE: Tutuklu havalandırmanın orta yerine çıkarılır, hazır ol durumuna geçirilirdi. Gardiyanın "öl" komutuyla tutuklu kaskatı, eklemlerini kırmadan yere düşürülürdü. Bu işlem gardiyanın keyfine göre tekrarlanırdı.

SİGARA İÇİRME: Bunun çok çeşitli yöntemleri vardı. En çok uygulananları şunlardı: Koğuşta kalan tutukluların eline beş adet sigara verilir, sigaraların tümü yakılarak devamlı ağzında tutulurdu. Gardiyanın "çek-bırak" komutuyla sigaralar bitinceye kadar içirilir, sigaralar-filtreleri dahil- tutuklulara yedirilirdi. Bu sırada koğuş pencereleri kapatılır, havasızlık ve dumanla boğulma ortamı yaratılırdı.

BANYO: Tutuklular çırılçıplak soyundurulur ve tek sıra halinde banyoya götürülürdü. Banyoda sabun kullanılmazdı. Hortumla tazyikli su tutukluların üzerine fışkırtılırdı. Daha sonra tutuklular koridora çıkarılır, "Yat-sürün" komutuyla tutuklular yerlerde süründürülerek koğuşlarına götürülürdü.

SAYIM DÜZENİ: Tutuklular günde en az beş kez sayılırdı. Her sayımdan önce, tutuklular sayım düzenine geçer, sayım talimi yaptırılır, yüksek sesle tekmil verilir, rahat-hazır ol ile, çöker kalkarlardı.

GECE NÖBETİ: Geceleri her koğuşta mevcuda göre 2-7 kişiye kadar tutukluya sırayla nöbet tutturulurdu. Nöbet sırasında devriye gezen gardiyanlar, koğuşun mazgal deliğini açar, nöbetçi tutuklunun mazgaldan dışarı elini uzatmasını ister, tutuklunun ellerine cop veya kalasla istediği kadar vururdu.

LOKOMOTİF: Tutuklular havalandırmaya çıkarılır, İki kişi çırılçıplak soyundurulur, bunlardan birisi domalıp iki eliyle diz kapaklarını tutar, diğeri de arkadan bunu kucaklardı. Gardiyanın "uygun adım marş" demesiyle her iki tutuklu havalandırmada dolaşırlar, diğer tutuklular zorunlu olarak bunları izlerdi.

PİSLİK YEDİRME: Her havalandırmanın ortasında bir lağım çukuru vardı. Lağım suları ve insan pislikleri burada toplanırdı. Tutuklulara bu çukurdan avuç avuç pislik alıp yemeleri istenirdi.

İŞEME: Havalandırmada bir tutuklunun yere yatması istenir, diğer tutuklulara, yerde yatan tutuklunun yüzüne işemesi istenirdi..

TECAVÜZ: Cezaevinde görev yapan gardiyanlar, genç tutuklulara merdiven altlarında zorla tecavüz ederlerdi. Ayrıca iki tutuklu çırılçıplak soyundurularak birbirlerine tecavüz etmeleri istenirdi.

HASTANE: Hastanede de cezaevindeki kurallar geçerliydi. Hasta, tuvalete götürülmez, yatakta da hazır ol vaziyetinde yatardı.

VEREM: Veremlilerle, sağlam tutuklular birbirinden tecrit edilmez, aynı kapta yemek zorunda bırakılırdı. Aynı battaniyenin altında yatırılırlardı. Veremlilerin balgamları tahlil yapılacak bahanesiyle toplanır, karavanadaki yemeklere karıştırılır ve bu yemekler tüm tutuklulara yedirilirdi.

AYAKTA BEKLETME: Bu yöntem cezaevinde her gün geçerliydi. Sabah saat 05'den akşam 17-19'a kadar tutukluların oturması yasaktı.

KONUŞMA YASAĞI: Koğuş içindeki iki kişinin birbiriyle konuşması, tutuklunun gülmesi ve düşünür gibi görünmesi yasaktı. Böyle bir suçu işleyen tutuklulara yukarıdaki işkence yöntemleri uygulanırdı.

GECE BASKINI: Nöbetçi subay ve gardiyanlar, gece geç saatte tutukluların koğuşuna girerek, uyku sırasında tutuklulara cop veya kalaslarla dayak atarlardı.

AVUKAT-ZİYARET DAYAĞI: Avukat görüşmesine ve diğer görüşmelere gidip gelirken tutuklulara dayak atılırdı. Görüşlerde hiçbir şey konuşulmaması tembih edilirdi. Tutuklular avukatlarıyla savunma konusunda görüş alışverişinde bulunamazlardı.

MAHKEME DAYAĞI: Tutuklular mahkemeye götürülürken cenaze arabasına bindirilirlerdi. Elleri arkadan kelepçeli olurdu. Cenaze arabasına binerken ve çıkarken gardiyanlar tarafından dövülürlerdi.

Not: Bugün Galatasaray-Beşiktaş maçı fotoğrafları ile birlikte arşivsel bir gün oldu. Yetenek bende değil, arşivi yapan bende.

9 yorum:

tenten dedi ki...

Sabah kalktigimda zaten gokyuzu de bunu soyluyordu. Her yani kaplamis bulutlarla bugun KARA BIR GUN... Fasizmin yukselmesine neden, demokratiklesmenin cokmesine neden, bugunleri yasamamiza neden bir gun bugun... Tam 29 yil once yasananlar halen duzeltilemedi ve ne zaman duzeltilebilecegini kimse bilmiyor cunku o gun olusturulmaya baslanan insan guruhu bugun tamamen istenildigi sekilde tam apolitik ve disariya bagimli bir yol izliyor. Sokaklarda, okullarda gordugunuz genclik 29 yil oncenin urunu. Hicbirinin dunyadan haberi yok ve hicbiri 29 yil once neler yasandigini bilmiyor ve kotu tarafi bugun neden bu sekilde yasamak zorunda oldugumuzu sorgulamiyor bile. Kisacasi tam bizden istenildigi sekilde bir hayat yasiyoruz. Sormuyor, sorgulamiyor ve hesap sormuyoruz. Soramiyoruz... Unuttuk cunku hemen her evden o gun ve sonrasinda iskenceler gordugunu, hapis yattigini bos yere ve ya pispisine olduruldugunu. Hepimize yaziklar olsun...

koala dedi ki...

Ne yazık ki ama ne yazık ki haklısın. 12 Eylül 1980'de yaratılmak istenen toplum bugün sağımızda, solumuzda ve yanıbaşımızda duruyor. İki ayaklı koyunlar olduk neredeyse hepimiz.

Bugünleri canlı yaşamış insanlardan, insanın kanını donduracak cinste şeyler duydum. Bunları bilmeyen ve okuyan bazı insanlar "hadi canım" demiştir kesin. Ama gerçek o kadar acı ki, bu yazılanlar hafif bile kalıyor.

ayşegül dedi ki...

Babalarımız,dostları,ağabeylerimiz

hep anlattı,anlattı :(((

Ya kadınlara yapılan tecavüzler?!!!

Evet unutulmayacak,KARA GÜNLER....

WarhaWk dedi ki...

Çok eksik var arkadaş.
En önemlisi , erkeklik uzvundan
elektrik verilmesi.

(CIA-ABD patentli)

koala dedi ki...

@ WarhaWk, kesinlikle haklısın. Eksik kalmış. En bilinen ve en çok kullanılan yöntemlerden biridir.

Hatalar ve eksikler olur...

T.S dedi ki...

Okurken midem bulandı, içim kalktı. Ama onlar bir insana bu zülmü uygulmaktan çekinmemişler..

Bu faşist darbeden daha çok bu faşist darbeciler yargılanmadığı için utanıyorum.

koala dedi ki...

@ T.S, inan yazarken aynı hisleri paylaştım seninle. Ama bunu yaşayanlardan dinlemek, en kötüsü o, en beteri o.

Gerçekten tüşleri diken diken eden şeyler. Bu ülke bu ayıbı kapatamadığı sürece yani tarihiyle barışamadığı ve özür dileyemediği sürece ne yaptığının önemi yok.

Adsız dedi ki...

şişli'de 12.12.1988'de
bir sivil adam,
beyaz renault'dan
kaçırıldı.ne mi oldu?
abideihürrüyet caddesi
bir bodrumda penisi
kesildi..faili meçhul?
sen gazetecisin.
yazsana...bunu gibi
12-15 işkencecinin
hesabı dürüldü kardeş.

ozdmroz dedi ki...

okuyorum bazı eski post'larını, okurken herbirini gözümün önüne getirdim bu işkence tekniklerini, hiçbir şey söyleyemiyorum. keşke işkencilerin de bir arşivi yapılsaydı bunlar bunlar bu şekilde öldürüldü diye, bir an olsun belki içimiz rahatlardı.