19 Ocak 2011

40 bin kişiye kesemedikleri faturayı Tekyumruk'a kesecekler


TT Arena'da onbinlerce insanın Başbakan'ı ıslıklayarak ve yuhalayarak protesto etmesinin ihalesi Tekyumruk grubuna kaldı.
Adnan Polat ve yönetiminin onbinlerce kişiyi ispiyonlamasının imkânı yoktu. O yüzden de, bu işin faturasının birilerine kalması gerekiyordu. En kolay ve en basit yolu, tribünde varsa herhangi bir sol gruba işi yüklemekti.

Bugün Tekyumruk'tan bir arkadaşımla konuştum, onlar da Perşembe gününden itibaren Emniyet'e alınmayı bekliyorlar. Muhtemelen herhangi bir örgüt bağlantısı kurup, gözdağı mahiyetinde bir ya da ikisini alabilirler. Şu an tabii bunlar tamamen varsayım ancak yine de beklenti bu yönde.

Tabii şimdi hadiseyi sorgulamak gerekiyor. Ülkede protesto hakkı kaldı mı? Başbakan protesto edilemez bir canlı mıdır? Akp iktidarda kaldığı sürece her muhalif, bir gün Emniyet'i tadacak mıdır? Diyarbakır'da, Şanlıurfa'da Hizbullah yanlıları meydanlarda rahat rahat protesto gösterisi düzenlerken, bu çocukların suçu nedir v.s. v.s.?

Adnan Polat denen şahsiyet, kişilik, haysiyet, şeref, gurur, onur -yoksunu- herif, kendi taraftarını, tüm diğer taraftarlara ibret olsun diye polise vermesi ayrıca sorgulanması gereken bir konu. Beyninden geçenler "Eğer birkaç kişi içeri alınırsa, tribünlerdeki tepkileri de susturmuş olurum" türünden son derece aptalca bir strateji uyguluyor.

Çünkü biliyor ki, bu tepkiler birkaç maç daha sürerse, o koltukta arzu ettiği kadar kalamayacak. Haliyle o zaman TOKİ'nin yaptığı konutlara seramikleri döşenmeyecek, devletten ihale alması zorlaşacak.

Ben Galatasaray'ın hiçbir başkanı için bugüne dek uygunsuz bir tek kelime bile söylememiştim. Şu, "Ne de olsa Galatasaray Başkanı. Kişiye olmasa da makama saygıdan söylenmez" geyiğinden değil. Elbet eleştirilebilir, sorgulanabilir pek çok şeyler yapsalar da, hiç haysiyetsiz bir başkanı olmadığı içindi.

Ancak bu şahıs, bir taraftar oluşumunu, kendi beslediği itlere tehlike gördüğü ve elbette sistemi eleştirdikleri, sorguladıkları için aynı zamanda da devlete şirin görünmek için Emniyet'e "Sorumlu bunlardır" diyerek, ispiyonlamakta hiçbir beis görmüyor.

Burada bir tehlike başgösteriyor. Bu tehlike, tribünlerin gerçek sahiplerinin soyutlanmasıdır. Bugün Tekyumruk yarın başka bir grup ya da gruptan bağımsız kişiler olacaktır. Haliyle, bugün Galatasaraylı taraftarların başına gelenler yarın Beşiktaş, Fenerbahçe ya da Karabüksporlu taraftarların başına gelecektir.

Ülkedeki adı konulmamış faşist yönetim, bu arkadaşlar Terörle Mücadele ekipleri tarafından gözaltına alındığı gün tribünlere geçiş yapacaktır. Ve bu yeni çıkacak Sporda Şiddet Yasası ile birlikte daha da tırmanacaktır.

Çok şey söylemek gerekir. Başbakan'ın dokunulmazlığı, spor kulüpleri ve yönetenlerinin devletle ilişkileri ancak bugünün konusu, Tekyumruk'un yem edilerek, Türkiye'de tüm tribünlere gözdağı verilmesidir.

Açıkça belirteyim, Tekyumruk üyesi değilim, hayatımın hiçbir döneminde hiçbir tribün grubuna da ait olmadım. Fakat şu an koltuk işgalinde bulunan zat, tribünlerde it beslerken, onlara binlerce bileti karaborsada satsın diye el altından sızdırırken, 30 bin kişinin protestosunu bir başka tribün grubuna ihale ettirmeye çalışması tek kelimeyle alçaklık ve namussuzluktur.

Kimse Tekyumruk'u sevmek, benimsemek, katılmak zorunda değil. Ama "Başbakan ıslıklanmamalıydı", "Ben MHP'liyim ama ailem CHP'li", "Ultraslan içinde BDP'li de vardır, MHP'li de", "Kurtuluş Savaşı'nda hep birlikte savaşmadık mı?" gibi; iğrenç, yalaka, yavşakça, mide bulandırıcı, hamaset kokan açıkmalar yapan birileri rahat rahat dolanırken, Tekyumruk'un her şeyin sorumlusu gösterilmesi ve işin içine Terörle Mücadele'nin sokulması da ibnelikten başka bir şey değildir.

Üstelik bunun yapılması için uğraşan adamlar Galatasaray Kulübü Başkanı ve yöneticileri. (Şerh koyan varsa tehzih ederim)

Son zamanlarda çok söyledim yine söyleyeceğim. Ülkede açık bir faşizm yaşanıyor. Toplumun protesto kültürü polisle, mahkemelerle, ispiyoncularla, törpülenmeye çalışılıyor. Islıkla ya da yuhalamayla yapılan protestodan daha naif ne olabilir inanın bilmiyorum.

Koskoca devletin ve koskoca Galatasaray Kulübü'nün gücü ancak ve ancak tribünde emekten yana tavır almış, Hakkari'ye gidip Metin Oktay'ın ismini yaşatmak için kütüphane kuran, direnişteki işçilere destek veren bir gruba yetiyorsa, ne o devlet ne de o Galatasaray Kulübü koskocaman değildir.

Tribünler faşistlere, cemaatçi yapılanmalara ve bir avuç elite bırakılmak üzere. Yeni stadın ruhu tam da budur. Futbol ve Galatasaray endüstriyel futbolun esiri olmuştur, sözün kısası.

2 yorum:

13_rüzgar_13 dedi ki...

Zaten 15 kişilermiş ve stadyumda ayrı ayrı yerlere düşmüşler.Bu insanlar nasıl tüm trübünü organize edebilir ki?Biraz daha gerçekçi birilerini suçlayamazlarmıydı.
- - -
A.Polat bu hareketiyle Galatasaray tarihinin en aşağılık ve sinsi başkanı olduğunu kanıtladı.Bir de eskiden CHP'den belediye başkan adayı olmuştu bu.Hadi AKP'li olsa ideoloji'den dolayı yapıyor diyecem de bu haliyle tek bir savunulacak tarafı bile yok.

O'Sullivan dedi ki...

sondan ikinci paragraf hariç her kelimesinin altına imzamı koyarım. katılmadığım tek şey, Galatasaray "koskocaman"dır ve yönetimde olan bir kaç densiz ve basiretsizin kalleşçe davranışları Galatasaray'ın koskocamanlığını değiştirmez.