19 Ocak 2011

Hrant'tan çok sevebilir misiniz?


Eğer hafızam beni yanılmıyorsa 2000'in Ağustos ayıydı. Geçmişi pek çok sıkıntıyla dolu güzel bir insanın evindeydik. İç mimardı, evini yaklaşık 3 yıl süren bir tadilattan sonra dubleks hale getirmişti. Onu kutlamak için toplanmıştık evinde. Saat gece 12 gibi herkes ufak ufak evden ayrılıyordu. Biz birkaç kişi Payel Abi'nin evinde kaldık. "Sürprizim var size" dedi. "Abi hayrola pastadan hatun mu çıkacak?" dedim.

"Yok oğlum, daha güzeli" dedi. Geçtik terasa, hava sıcak mı sıcak. Telefonu çaldı Payel Abi'nin. Ermenice bir şeyler konuştu, telefondaki sesle. "Tamam geliyor, 5 dakikaya burada" dedi. Soruyoruz ama yok, "Sürpriz de sürpriz" diyor. "Durun" dedi, "Size şahane bir meze hazırlayacağım". Gitti içeriden bir şeyler aldı, ben her zamanki merakımla yanında bittim.

"Siz bilmezsiniz rakıyı neyle içeceğinizi. Rus salatasıyla rakı içen adamlarsınız" dedi, bir yandan mezeyi hazırlarken. Sade helvayı aldı üstüne biraz limon sıkıp çatalla bastırmaya başladı. "Onlar gelmeden, şunu bitireyim bari" dedi ve ardından zil çaldı. Terastayız, yan apartmanın da terasından bir amca "Afiyet olsun, Payel nerede?" diye sordu. "Misafirleri geldi onları almaya aşağıya indi" dedik.

Aşağıya indi Payel Abi, kendi deyimiyle sürprizleriyle yukarı terasa çıktı. Birin gözüm ısırıyor ama diğerini tanımıyorum. Tanıştırdı bizi. Hrant ve Süren dedi. Tokalaştık, rakı koydum her ikisine de. Biraz muhabbet ettikten sonra, arkadaşlardan biri "Abi sürprizlerin bu abiler mi?" dedi. Payel Abi patlattı, "Oğlum büyümeyeceksiniz siz hiç. Sürprizin en büyüğü geldi. Hiç rakı içerken böyle müzik dinlediniz mi acaba?"

Kaval gibi bir alet çıkarttı Süren. Payel Abi anlatıyor bir yandan. "Ermenistan'ın en iyi duduk ustalarından biridir Süren. Buraya eğer becerirsek kaset çıkartmaya geldi" dedi. Terastaki amca kadeh kaldırdı.

O zaman bilmiyordum, ne yalan söyleyeyim. İsmini bile duymamıştım Süren Asaduryan'ın. Çalmaya başladı gece vaktinde. Ulan nasıl tüylerim diken diken oldu anlatamam o an. Nasıl bir ses, nasıl bir güzellik. Helvalı, limonlu meze de rakıyı su gibi içirtiyor adama.

Sabah 4'e kadar muhabbet ettik, yan terastaki amca da geldi Agop Amca. Siyaset konuştuk hep, anılarını anlatıyorlar arada.

Çok güzel geceydi, içtiğim en güzel rakıydı o. Hrant Dink'i ilk ve son görüşümdü o akşam. Payel Abi'yi uzun zamandır tanıyorum ama diğerlerini tanımıyorum o yüzden içimden "Ne güzel insanlar lan bunlar" dedim.

Üç yıl önce bir Cuma günü, işyerindeyim, çalışıyorum her zamanki gibi. Tam karşımdaki ekrandan son dakika yazısı geçti. "Hrant Dink, Şişli'de Agos Gazetesi önünde silahlı saldırıya uğradı."

Bakırköy Yenimahalle'de o terasta içtiğimiz akşamı düşündüm. Türkiye'nin sorunlarına bakışından sonra "Abi geç tanışmışız biz seninle" demiştim. "Boşver, hiç tanışmasaydık daha mı iyiydi?" diye yanıtladı beni, gülümseyerek.

Katillerin kahraman ilan edilip, 5 yıldızlı otellerin suitlerinde konuk ettiğimiz bir ülkede yaşıyoruz. Dün de yazmıştım, her şey unutuluyor bu ülkede. Her şeyi halının altına süpürüyoruz, pislikler görünmesin diye. Bu ülkenin eteğinde çok taş var dökeceği. Hiçbiri dökülmüyor, hepsi sır, giz, karanlıkta.

Fırından ekmek çalan çocuklar 25 yıl yerken, katiller 10 yılla yetiniyor, belki de daha azıyla. Bu ülkede kendine gazeteci diyen birtakım şerefsizler diye yazılar yazıyor.

Çok şey yazmak istiyorum, elim gitmiyor klavyeye, parmaklarım külçe gibi ağırlaşıyor bazı durumlar karşısında. Hrant'ın katilleri ölümünün 3. yılında sanki dalga geçer gibi sınava girip, gardiyan olmak için başvuruda bulunuyor, biz sesimizi bile çıkartamıyoruz.

Bakmayın siz gazetelerin verdiği tepkilere, hepsi yarın unutacak yaşanılan her şeyi, tüm cinayetleri. Ta ki, bir sonraki cinayete ya da faili meçhule kadar. Biraz sahte gözyaşı, biraz da "Unutmayacağız, unutturmayacağız" hamaseti. Tamam işte hepsi o kadar.

Utanç duyuyorum bu ülkede yaşamaktan çok kez. Hem dün, hem de bugün bir kez daha o utancın içindeyim.
____________________________________________________

Bir yıl önce yazmıştım bu yazıyı, geçen bir yılın ardından "Bugün ne değişti?" diye sorarsanız, katillere 'minik' sıfatı eklenmesi dışında bir ilerleme yok.

Katillerin ülkesi burası; baş tacı edildiği, kutsandığı bir yer. Dünyanın acaba neresinde katiller bu kadar el üstünde tutulur, hatıra fotoğrafları çekilir, sıcak çaylar kahveler ikram edilir.

Soracak olursa, "vatan sevgisi". Acaba Hrant'dan çok sevebilir misiniz ülkeyi?

7 yorum:

Ozan dedi ki...

Türkiye'nin en büyük lekesidir abi Hrant Dink cinayeti ve adamın ailesiyle resmen dalga geçiliyor ben ilk duyduğum da üzüldüm tanımıyordum ama o zaman mantığım oturmuştu bu ülkede doğruyu söyleyeni öldürürler şu yüzden utanıyorum ve ermeni soyu değil mi iyi oldu diyen şerefsizlerden tiksiniyorum ne zaman insanlara Kürt Ermeni diye ayrım yapmadan insana insan olduğu için düzgün davranacağız merak ediyorum zor ama bir umut bu ülkede etnik kökenlerin ön yargı oluşturmadığını görmek huzur içinde yat Hrant Dink er yada geç senin katillerin ve onlara göz yumanlar cezalandırılıcaktır.

Yakup Sabri İNANKUR dedi ki...

Karşılıklı oturup rakıyı ballandırma şerefine nail olamadım sizin gibi. Hrant'ı yazılarından tanıyorum. Zaten bir yazarın en güzel tanınacağı yerdir köşesi. Eminim Hrant'ın ruhu acı çekiyor şu an, ancak bedenini kaybettiği için değil. Eminim ki koca koca pis adamların, bir çocuğun eline silah tutuşturduğu için acı çekiyor. O çocuğun sıfatı mühendis, öğretmen, yazar değil de katil olduğu için acı çekiyor. O çocuğun, çocukluğu ve adamlığı tetiğe bastığı an bittiği için acı çekiyor Hrant. Çünkü o kadar güzel bir adamdı Hrant. Ben bugün eşimi "güvercinim" diye seviyorsam işte o güzel adamın yüzündendir.

Ata İsmet Özçelik dedi ki...

Kimsenin fikirine, düşüncelerine katılmak zorunda değilsiniz, ama bunun karşılığı hiçbir zaman şiddet, ölüm olmamalı. İnsanları öldürerek bir şeylerin değişeceğini zanneden zihniyet 10.yy'da kalması gerekirken hala içimizde..

13_rüzgar_13 dedi ki...

Hrant Dink'in Agos gazetesinde yayınlanan 19 Ocak tarihli son yazısı:

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/5805360.asp?gid=48

Gel de yaşadığın ülkeden tiksinme...

outlaw dedi ki...

ben bir röportaj nedeniyle tanışmıştım, on iki sene geçmiş üstünde, zaman nasıl da geçiyor. çok iyi tanımazdım, en fazla denk geldikçe selamlaşacak, kısa bir hal-hatır soracak kadar. ama iyi bir adamdı. yani siyasetin falan da ötesinde, hani iyi bir insanla tanıştığınızda anlarsınız, içinizde hissedersiniz ya, öyle işte... inanmak istemiyor insan olanlara...

berxwedanjiyane dedi ki...

bugün hangi gazeteye baksam bi hrant başlığı.başlığı görür görmez tüylerim diken diken oluyor içimde bi sızı ve saniyesinde değiştiriyorum sayfaları okuyamıyorum bakamıyorum resmine.tanımadım hiç kendisine ölene kadar adını bile duymamıştım.ama sanki benden biriymiş gibi sankisi de yok benden bir parçaydı o ve parçamı koparmışlar gibi.adını görmek resmini görmek birer paça daha götüyor benden.bakamıyorum resmine okuyamıyorum ismini bi acı kaplıyor bedenimi...

bugün hrant la ilgili okuduğum tek yazısı,yüreğine sağlık...

aksilaz dedi ki...

"vatan sevgisi" ne büyük bir cümle. Vatan sevmek; vatan bellediğin toprakalrı bütünüyle, olduğu gibi kabul etmektir. Irk, din, dil ayrımı yaparak vatan sevilmez.

Bu rezil ülkede ki iç çekişme hep iyileri götürüyor. Birbirine kin besleyen gruplar, karşı oldukları grubun mensubu yerine tarafsız konuşan insanları yok ediyor. Bu sayede kendileri her daim ön planda olmuş oluyor.