9 Mart 2011

Şarap yazmaya devam etseydiniz


Türkiye'de birdenbire bütün gazeteciler 'faşist' sistemden söz etmeye başladı. Boş köşelere, iktidara ağır eleştirilere, korku ve panik eşlik ediyor.

Oysa çok değil bu isimler Akp iktidarının Türkiye'de özgürlüklerin öncüsü, AB yolunda ilerlemenin güvencesi statükonun karşısında muhafazakâr yapısına karşın tek seçenek olduğunu söylüyordu.

Türkiye'nin faşizm noktasına ilerlemesini görmek için, Nedim Şener ve Ahmet Şık'ın tutuklanmaları gerekiyormuş demek ki.

Öncelikle "Günaydın" demek lazım bu arkadaşların hepsine. Son 4 yıldan bu yana ülkede neler olup bittiğini görmemek için ancak aptal olmak gerekirdi.

Sadece pankart açtıkları için yargılanan öğrenciler, sokaklara çıkan insanları gaza boğan polisler, basit bir yumurta eylemini bile şiddet olduğunu iddia eden gazeteciler, iktidar tarafından tasvip edilmeyen kurumlarla yürütülen kavgalar, hakkındaki her olumsuz habere tazminat davası açan bakanlar ve başbakan, Türkiye'de neredeyse herkesin dinlenmesi, sokaktaki polis sayısının gün geçtikçe artması, en basit özgürlüklerin bile kazanımmış gibi sunulması bu ülkenin faşist bir diktatoryal rejime doğru evrildiğini hiç göstermemişse, bu gazeteci arkadaşlar kendilerine başka işler arasınlar.

Ama tabii kazın ayağı öyle değil. Bundan 7 yıl önce Recep Tayyip Erdoğan'ın ABD gezisi sonrasında 7 patronla biraraya gelmesinin ardından, arkasından nasıl bir rüzgâr estirildiğini, bütün basının söz birliği etmişcesine kendisini desteklediğini, artık değişip bambaşka bir parti halini aldıkları zamanları, aklı ve kafası çalışanlar unutmuş değildir.

Bugün eleştirdikleri Recep Tayyip Erdoğan için, o gün düzülen methiyeleri tek tek çıkartıp bakmak lazım.

Kendi elleriyle besleyip, büyüttükleri yavru kuş bugün yırtıcı bir avcı kuş halini aldı. Ve o kuş, önüne gelen herkesi parçalamaya, sadece kendi çevresinde olanlara yaşam hakkı vermeye başlayınca her şey değişmeye başladı.

Bugünün sorumluları, dün avuçları patlayana kadar alkış tutanlardır. Köşelerinde methiyeler düzenlerdir, televizyonlarda övgü yağdıranlardır.

Gidilen noktayı zaten biliyorlardı ama canavarın kendilerini yutacağını gördüler. O yüzden şimdi herkes işin içinden sıyrılmaya çalışıyor.

Bugün "cezaevlerinde tecrit var" diye ortalığı velveleye verenler, dün cezaevlerinde tecrit yaşanırken kafasını bile çevirip bakmadı.

Bugün "işkenceye maruz kalıyorlar" diye yazıp çizenler, dün işkence yaşanırken köşelerinde şarap tadım günlerinden dem vurup, izledikleri filmleri anlatıyorlardı.

Türkiye'nin gittiği noktada herkesin sorumluluğu vardır. Sesini çıkartmayan, itiraz etmeyen, susan, konuşmayan herkes bugünkü Türkiye tablosundan sorumludur ve sorumlu olmaya da devam edecektir.

Hiç yorum yok: