25 Haziran 2012

Egosu şişik, beyni sikik. Bilin bakalım nedir bu?


Kendisine 'gazeteciyim' diyen her adamın egosu şişiktir biraz. Birileri sana "Hacı sen ne iş yapıyorsun?" dediğinde, hafiften şişine şişine "Gazeteciyim" dersin. Bir noktaya kadar kabul edilebiliyor ve çekilebiliyor ama belli durumlardan sonra çekilmez bir hal alıyor.

Türkiye'de medya dediğin şey, günümüzde içi boş, koca bir yalandan ibaret. Yarın, aç gazetelere bak, üç aşağı, beş yukarı aynı haberleri görürsün. Çünkü gazeteciliği ajansçılığa indirgediler.

Gazete patronları, gazetecilikten çıkma adamlar değil de, benzinci, fabrika sahibi kalantor tiplerden oluşmaya başlayınca, o büyük balon şiştikçe şişti. Kıt kanaat geçinen köşe yazarları, gazeteciler onbinlerce dolar maaş almaya başladılar. Ehh, sana birileri o kadar para verince de, ortalarda 'bağımsızım' diye dolananların boynuna tasmayı geçiriverdiler.

Bu gazeteci abilerin, ablaların (!) alayı, halka yakın olmayı, gazete binasındaki temizlikçi kadına "günaydın" demekten ibaret sanar. Onu dedi ya, tamam artık ertesi gün köşesinde sallar da sallar. Oysa bu ülkenin sokaklarında neler olup bittiği hakkında hiçbir fikri yoktur. Seçimden seçime, seçim gezilerine gider, iki kahvede vatandaşla muhabbet eder, "halkın nabzını tutan adam" sıfatını yapıştırırlar.

Neyi yazmaya çalışırken konu bak nereye geldi. En mal tipi getir bana, birkaç ayda gazeteci yaparım. Nasılsa oturduğun yerden, önündeki ajanslardan haber yapıyorsun. Üç-beş kural öğrettin mi, az biraz da kalem tutabiliyorsa, tamam işte al sana mis gibi gazetecisin.

Patron denen yavşak, her sektörde olduğu gibi kafanda işsizlik sopasını sallar belli belirsiz. Senede bir kez; sağındaki, solundaki, arkandaki insan işsiz kalıverir. O mesaj nettir: "Kendine gel yoksa akıbetin aynı olur."

Böyle uysal insanlar gazete çıkartmaya başlayınca, herifin biri başbakan olur, "höyyyt" diye bağırır, üç-beş kişiyi de içeri tıktırır (bu üç-beşe takılanın ağzına sıçayım, bilmiyorum ben kaç kişi olduğunu) it gibi kuyruğu kıstırıp yerinde kalıverirsin.

Haaa, böyle yaparsın da, yine o şişik egonda bir değişiklik olmaz, hâlâ hava basarsın millete "gazeteciyim" diye, insanlara hafif bir tepeden bakarsın. Arada kaynamasın, o egonun bende olduğunu söyleyen, kronik beyin sikiği yaşayan mallar da olmadı değil.

Suriye'de bir uçak düşürüldü. Uçak düştüğünden beri, medyanın kullandığı dile bir bakın. Utanmasalar, "Yürüyün amına koyayım, Suriye'ye girelim" diye başlık bile atacaklar.

İğrenç ve mide bulandırıcı bir savaş dili kullanılıyor. Savaş çıkacağına inandıkları için mi? Hepsi biliyor savaş filan çıkmayacağını. Ama koy manşete bir savaş uçağı, mürmanşette de iki böbürlenme goygoyu yaptın mı, sokaktaki insanı avlamak için şahane gazete yapmış ol.

Ülkenin topraklarında, 30 yıldır bitirilemeyen bir savaş varken, gencecik evlatlarını hayatlarının baharını bile görmeden tabuta koyarken, onbinlerce anne gözyaşları akıtırken, bu savaş çığlığını basanları karın deliklerinden sikmek lazım ceza olsun diye.

Neden istiyor? Savaş çıkarsa, bunlar da nemalanacak. O üç tane kendinden muktedir, beyin yerine bok taşıyan Atilla Taş, Nihat Doğan, Erol Köse denen tipin dilini, kooooooooooskoca gazeteciler birebir kullanıyor. Gazete koridorlarında, rakı masalarında taşak malzemesi yaptıkları adamlarla aynı dili konuşmaktan çekinmiyorlar, yüksünmüyorlar.

Kan satmaya bayılan bir basınımız var. Bir hafta, hadi bilemedin 10 gün, siyasetin durgun olduğu, gündemin azaldığı dönemde, savaş çığlığı basıp, gazetesinin 10 bin daha fazla satması için mide bulandırıcı dile başvuruyorlar.

Egosu şişik, tavan yapmış, önüne gelene caka satıp "gazeteciyim" diyen adamlar, 3 tane sik kafalı Japon askeriyle aynı tondan basıyor, sonra herifleri aşağılıyor.

Bir aynaya bakın lan, aynaya. Ne bok olduğunuzu göreceksiniz. Memleketin nüfusa oranıyla, sattığın gazete sayısını karşılaştır.

Oturduğunuz yerden savaş çığlığı basmak kolay da, insan olmak çok zor.

6 yorum:

Begonvilli Ev dedi ki...

Oh be !!! İçimden geçenleri bir bir yazmışsın! Az bile söylemişsin bu kemik yalayıcı fırıldaklara. (İlkeleri olan bir kaçını tenzih ediyorum)

cihan dedi ki...

yazik ki, turkiyede sizler gibi azicik mantikli dusunmeyi basaranlarin, butun bu yasananlari, turk milletinin salakligini sineye cekmketen baska ellerinden bir sey gelmiyor.

Lô - Lâ dedi ki...

Yazin o zihniyetler icin cok kibar olmus ! Ancak hicte sacma olmayan gundemi sacma mansetlerle susleyip gorucuye cikartan ve bunu sineye cekenlere ne demeli ?

Objektive (?) yok olunca sacmalamak daha kolay tabii.

Ponti dedi ki...

Kimseye inanmıyoruz, kimseye güvenmiyoruz, haberler artık gerçekse bile yalan geliyor. çünkü bu hale getirdiler.
ve bu paranoya içinde doğru olanı bulmak için hala çırpınırken dediğiniz gibi bu haberlerle coşan insanları izlemek, insanların çoğunun nereye çekersen oraya giden bir yapıda olduğunu bilmek ve aynı şehit haberi gelince sosyal medyaya boşalan akıl fukaraları gibi en ufak gerginlikte yaşadığı yere bakmadan saçma sapan atıp tutan insanlara hiç bir şey anlatamayacak olmamız çok acı.

Sportman dedi ki...

"Sik kafalı Japon askeri"...

Bu tabiri duymayalı uzun zaman olmuştu. :D

Yazıya gelince... Sen işin gazete kısmından girmişsin ama şu uçak meselesinin her bir detayından ayrı gariplikler fışkırıyor. Ansızın nasıl bir ortama sürüklendiğimizin tarifi yok.

10 yıl önceki hataya düşmek istemeyip plânını buna göre ince ince tasarlayanlar, bugün plânlarının ilk adımlarını atıyor. Biz de ya izliyoruz, ya alet oluyoruz.

Adsız dedi ki...

Savas zaten var bu ulkede daha ne istiyo bu ibneler