trt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
trt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Kasım 2010

Lan hepiniz cehennem ateşinde yanacaksınız


Bugün TRT çalışanları pek çok yerde eylemde. Bülent Arınç'a bağlanan TRT'de ağız yapısı bozuk, konuşamayan insanlar spiker kadrosunda, yabancı dil bilmeyenler dış haberler masasında, bugüne dek hiçbir habercilik geçmişi olmayan insanlar haber masalarına atandı.

Senelerini TRT'ye vermiş spikerler, haberciler Türkiye'nin ücra köşelerindeki TRT bürolarına sürülüyor.

Amaç insanları istifa etmelerini sağlamak ve TRT'den uzaklaştırmak. Tabii ki, boşalan yerlere yeni kadrolar açılmasını sağlamak.

Elbette bugüne dek, iktidarı paylaşanlar devlet kurumlarında partizanlık yapmıştır ve kadro çalışmalarında bulunmuştur. Ancak hiçbir dönemde bu kadar hayasız, bu kaar pervasız bir biçimde gerçekleştirildiği görülmemiştir.

Samanyolu, Kanal 7, Mesaj TV, Dost Tv, Meltem TV, Mehtap TV gibi dini içerikli kanallardan getirilen isimlerin yanında hiçbir televizyonculuk, radyoculuk geçmişi olmayan isimler de, bankamatik memurluğu yapmaktadır.

TRT neden önemli? Çünkü cebimden çıkan vergilerle hayatta kalıyor. Bülent Arınç'ın keyfiyetiyle atama yaptığı kurumun, insanların emekleri üstünden alınan vergilerle yapılması biraz ayıp oluyor.

Çok meraklılarsa açsınlar üç-beş tv kanalı istediklerini işe alıp, istediklerini oturtsunlar masa başlarında ama bunu benim vergim üstünden yapınca, haliyle tüylerim diken diken oluyor.

Yaşananları ve insanların sessizliğini görünce ciddi anlamda huzursuz oluyorum. Bu ülkeye olan tüm umudumu yitiriyorum. İnsanlar ses çıkartmıyor, olan biteni film izler gibi izliyor.

Senin, benim cebimden çıkıyor bu paralar. Herifin biri; babanın, annenin, ağabeyinin, teyzenin emekleri üstünden her istediğini yapıyor. Ve biz öyle koyun gibi bekliyoruz, kaderimize razı bir biçimde.

Bu kadar aptal bir toplum olduğumuzu bilmemem, benim de aptal olduğumu gösteriyor. Bugüne dek, fark etmediğim için.

Müslüman bunlar değil mi? Temel argümanları bu, Müslüman olmak. İnsanları sürmek, başkasının emeği üstünden alınan paralarla, masa başında oturması için istihdam yaratmak, her gün yalan söylemek, insanların onurları ile oynamak, hapishanelere tıkmak....

Müslüman bunlar değil mi? Cehennem ateşinin sıcaklığını hissediyordur bunlar her gün. Öyle günde 5 kere yatıp kalkmakla Müslüman olunmuyor.

Favori bedduamdır, atlamayayım. Umarım hepiniz evlatlarınızın ölüsünü ellerinize alırsınız...

13 Kasım 2010

TRT'ye alternatif konuklar ve program isimleri önerileri


TRT gazetecilik başarısı (!) olarak, televizyona Mehmet Ali Ağca'yı çıkarttı ya, yakında Hrant Dink'in katili, 18 yaşından küçük, sabi Ogün Samast'ı da çıkarttsın ve "Genç Bakış" isimli bir programla minik Ogün maceralarını anlatsın.

Mesela Sivas'ta aydınları cayır cayır yakanlar için toplu bir program düşünülebilir. Programın ismi de "Ateş Hattı" filan olsun. Bu arkadaşların psikolojilerine denk düşmesi açısından, yabancılık da hissetmezler bu sayede.

Metin Göktepe'yi katleden polisler de çıkabilir televizyona. Onların çıkacağı programın ismi "Stadyum" olabilir. Nasılsa cinayeti işleyen Murat Polat, Şuayip Mutluer, Saffet Hızarcı, Fedai Korkmaz, Metin Kürşat ve Seydi Battal Köse gibi isimler stat ortamına alışıklar.

Bahçelievler katliamı sanıkları; Haluk Kırcı, Ercüment Gedikli, Ünal Osmanağaoğlu, Bünyamin Adalı da TRT'ye çıkarılabilir, niye olmasın. Onların çıkacağı programın TRT'de yayınlanan bir çizgi filmin ismi olan "Harika İşler Takımı"nı uygun buldum.

Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Turan Dursun, Muammer Aksoy, Ahmet Taner Kışlalı cinayetlerinin failleri bulunamadığı için yayınlanacak programa, seçme katiller çıkartılsın. Bu özel program için düşündüğüm isim TRT Haber'de yayınlanan "Ustanın Sırrı" denk düşebilir.

Bahçelievler Katliamı'nı kendisine yetmemiş ve Kemal Türkler cinayeti sanığı, zaman aşımından sıyırmak üzere olan Ünal Osmanağaoğlu'nun katılacağı program ise TRT3'te yayınlanan "Limit Yok" olsun.

Hatta bu isimleri hep birlikte televizyona çıkartsınlar "Gökkuşağı Çocukları" (TRT'de yayınlanan bir çizgi film) ismiyle haftanın bir günü rutin bir program haline getirsinler.

Eşek gibi çalışarak verdiğim vergiden para alıyor TRT denilen bu kurum ve katilleri televizyona çıkartıp, tek kişilik şov yapmalarına izin veriliyor. Ülkenin başbakanı bile bunu savunarak, "Bunu devlet kanalı özel kanal diye niye ayırıyorsunuz. Bak demin siz basın özgürlüğünden bahsediyordunuz. Devletin kanalı, devletçilik.. Siz hâlâ devletçiliği savunuyor musunuz? Devletçilik artık çok gerilerde kaldı. Bu konuda özgürlükler öne çıktı. Rahat hareket edilecek. Bu kanallarda da artık bu konular konuşabilecek, tartışılabilecek…" diye yanıt veriyor.

Devletçilik madem gerilerde kaldı, bir zahmet TRT için vatandaşın cebinden vergi almaya son verin. Benim cebimden para alacaksınız TRT'ye pay diye, sonra "Devletçilik mi kaldı?" diye gazeteci azarlayacaksınız. Vay anam vay, ne güzel memleket.

Ülkenin çivisi çıktı, çivisi. Hesap soran yok, peşine düşen yok nasılsa.

8 Temmuz 2010

Fakir halkın parasıyla ekrana sıçmak


Dünya Kupası'nın sonuna geldik. Artık önümüzde sadece 2 maç kaldı. Birkaç saat önce TRT'den önemli bir şahısla birlikteydik. Epey muhabbet ettik. İçeride neler dönüp bittiği öğrendim. Duysanız ya gülersiniz ya ağlarsınız. Aslında ağlasak yeridir çünkü bütün bu varyete bizim paramızla yapılıyor.

Birkaç şey anlatayım ne dediğimi iyi anlayacaksınız. Konfederasyon Kupası için Güney Afrika'ya giden ekip, TRT'ye bir rapor veriyor. Diyor ki, "Otel işini şimdiden halletmeniz lazım. Cape Town ve Johannesburg'un en lüks oteliyle anlaştık. Adam başı 150 Euro'ya kalabiliriz. Ama bir ay içinde rezervasyon yaptırırsak. Yoksa Dünya Kupası döneminde otel fiyatları çok artacak ya da hiç kalmayacak."

Rapor cevaben, "Biz TRT'yiz istediğimiz zaman rezarvasyon yaptırırız" deniyor. Gel zaman, git zaman Dünya Kupası başlamasına bir ay kala TRT, kalacak yer bulamıyor. Her otel 'dolu' olduğunu açıklıyor.

TRT'yi alıyor mu bir ateş, bir panik. Şu anda kaldıkları bungalow tarzı villaları buluyorlar. Günlük adam başı 150 Euro'ya en lüks otelde kalınabilecekken, şu an günde adam başı 795 Euro verip o bungalowlarda kalıyorlar.

Turnuva öncesi Lacoste ile gizli reklam anlaşması yapmış akıllının biri. Para filan yok karşılığında. Üç t-shirt, beş gömlek şeklinde gelişmiş hadise. Koskoca devlet kurumu, gizli reklam anlaşması yapıyor. Ne için? İki lacoste t-shirt için. Git Topkapı'dan al, o kadar çok istiyorsan. İki t-shirt filan diyorum, harbiden öyle. Televizyona çıkan adamlara iki gömlek ve iki t-shirt verilmiş sadece. Sonra akıllı bir adam çıkıp Lacoste'un genel müdürüdü arıyor. "Ben parasını vereyim sorun değil ama sizin prestijiniz söz konusu. Turnuva bittiğinde iade ederim ama komik oluyor aynı gömlek ve t-shirtlerle çıkmamız" diyor da, onun üzerine renk ve çeşit geliyor.

Tansu Polatkan emekli olacak diye götürülüyor güya ama eleman 7 yıl önce çoktan emekli olmuş bile. Genç elemanları, tecrübe edinsin diye gönderiyorlar. Lan bu işin tecrübe edinmesi mi olur? Verirsin Bank Asya maçlarına orada tecrübe edinir. Hoş, tecrübeli olanları bir boka mı yarıyor, diye sormak lazım.

Yaklaşık 15 yıldan beri TRT'nin içinde olan bu kişi, TRT'nin çok ciddi talan edildiğini savunuyor. Bölüm müdürlerinin karıları, çocukları, TRT hesabından umreye götürülüyormuş, kadrolu gibi gösterilerek. "Bunların hepsi hırsız" diyor.

Genç spikerler tecrübe edinecek diye olan bizim Dünya Kupası zevkimize oldu. İçine sıçtılar 26 gündür. Maçlarda bilgi verilmedi, verilse bile birçoğu hatalıydı, bütün telaffuzlar yanlış, götürülen insanların tamamını yakını namaz kılan insanlardan oluşuyormuş. Anlayın ne demek istediğimi artık.

Hiçbir şeye yanmıyorum, bu fakir halkın paralarıyla Güney Afrika'ya kadar gidip, bir ekrana sıçıp sıvamadıkları kalıyor, ona yanıyorum. Bir de sıçıp sıvarlarsa tam olacak.

Ah ulan ahhh. Bir gün bu halkın gazabı ortaya çıkacak mı acaba? Kendi ellerimizle soyguncuya para ikram ediyoruz.

18 Şubat 2010

Geç kalmış Okay Karacan yorumu

Bir maç üstünden yerden yere vuruldu şu güzelim insan. Elbette kendisinin, benim savunmama ihtiyacı yoktur. Bugüne kadar yaptıkları, anlattığı F1 mücadeleleri, sayısız maç.

Ekrana çıkar ama bu işin aynı zamanda da emekçisidir. Öyle oturup klavye başında tıngır tıngır laf atmaya, çirkefçe çemkirmeye benzemez, o işin emekçiliği.

Okay Abi'nin bir maçı anlatmadan saatler önce yaptığı hazırlıkları biliyor mu acaba eleştirenler? Ya da daha bıyığı yeni terleyen birtakım blog karalayıcıları, Okay Karacan'ın verdiği emeğin binde birini verebildi mi?

Yok, hiçbiri değil haliyle. Ama amaç üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek. Fenerbahçe ya da Beşiktaş maçını benzer biçimde anlatsa, bu kez başkaları eleştirecekti.

Burayı sürekli takip edenler artık nasıl yazdığımın farkındadır. Öyle bel altı filan vurmam, inceden geçirmeye çalışmam, lafımı-sözümü sakınmam. Neyse derdim, onu direkt olarak yazarım.

Birkaç blog var ki, böyle sinsi sinsi, bel altı öyle vurmuş ki Okay Karacan'a. Önce adam ol, derdin neyse açıkça söyle. Öyle lafı bin dereden dolaştırıp söyleme. Buna yüreğin yetmiyor, ıvır-kıvır vaziyetlerindesin. Çakal olma, adam ol önce.

Tekrar ediyorum, Okay Karacan'ı savunmak benim işim değildir, zaten benim açımdan savunulacak bir şey de yapmamıştır. Her zamanki tarzıyla bir maç anlatmıştır o kadar.

Hayır, ilginç olan şu: Bu ülkede her türlü bok dönüyor, her türlü hukuksuzluk yaşanıyor, kimsenin eleştirmeye niyeti yok; sanki her şey güllük gülistanlıkmış gibi. Ama bir futbol maçının spikerini saçma sapan bahanelerle yere vuruyor birileri.

Okay Abi, TRT koridorları kıçından ter akıtarak gezerken, değil kısa pantalon, annesinin verdiği mamayı kaşıklayanlar, hiç kusura bakmasın ama eleştirmek bir tarafa Okay Karacan'ın adını ağzına alırken, önce besmele çekmeli.

Neyse çok özgürüz bir ülkeyiz ya, isteyen istediğini eleştiriyor değil mi? Şu blog hadisesi gittikçe mide bulandırmaya başladı. Herkes her boku çok biliyor anasını satayım. Şu iğrenç haber portallarındaki yazılardan ve yorumlardan farksızlaşmaya başladı.

Gerek NTV, gerekse de kısa süreli Habertürk maceraları döneminde aynı binayı paylaşmaktan gurur duyduğum ender insanlardandır. Bunu da belirteyim.

Not: Gazetedelerde çıkan eleştiriler zaten birtakım kişisel çekişmeler sonucu yazılmıştır. O yüzden onlara değinme gereği duymadım.

17 Ekim 2009

Bir dizinin anımsattıkları


Gerim gerim geriliyoruz, İsrail'le şu sıralar. 'One minute'la başladı, Anadolu Kartalı tatbikatı ile ivme kazandı ve en sonunda TRT'deki bir diziyle patlak verdi. Şu belli ki, AKP iktidarı geri adım atacak gibi görünmüyor. Ehh, İsrail zaten şu noktadan sonra eline geleni ardına koymaz.

"O zaman ne olacak peki?" diye düşünmeden edemiyor insan. Ben işin şu dizi noktasındayım ama. Şu İsrail askerlerinin bebek katili gibi gösterilmesinden ötürü İsrail'in tepkisinden.

'Zeyinyağı gibi üste çıkmak' diye bir deyim vardır, İsrail'inki biraz o durum. Sanırım İsrail, tüm dünyayı balıklardan oluşan büyük bir havuz sanmakta. Yani, birtakım olayların hiç yaşanmadığını varsayıyor.

Hiçbirimiz görmedik tabii babasının yanında öldürülen Muhammed Al Dura'yı. (İsrail bunu yapmadığını mantıklı gerekçelerle dünya karşısında savundu am gerçeklerden kaçılmaz) Ya da İsrail askerlerinin dipçiklerle kafasını ezdiği Filistinli'yi (Bir benzeri Hakkari'de özel harekatçı tarafından bir çocuğa uygulanmadı değil). Kendisine sapan ya da taş atan çocuklara mermi sıktığını da görmedik. Birinci ve ikinci İntifada'nın nasıl başladığını zaten hiç hatırlamıyoruz. Ya da güvenlik nedeniyle örülen Çin Seddi'ni kıskandırmaya aday 700 kilometrelik utanç duvarını.

İsrail askerlerinin boğmadan, tecavüze kendi ağızlarından dile getirdikleri itirafları da anımsamıyoruz.

Aslında bambaşka sebeplere dayanan ama patlak vermesi için bir diziyi bahane etmek hem biraz komik oluyor, hem de ayıp oluyor. Ayıp olmasını bir kenara bırakıp, komik olmasından söz etmek gerek.

İsrail yıllardan bu yana sinema sektörü vasıtasıyla, II. Dünya Savaşı'nda Yahudilere karşı gerçekleştirilen soykırımı bütün dünyaya çok başarılı bir biçimde anlattı. Hatta öyle ki, bir dönem teması Yahudi soykırımı olan her film Amerikan Film Endüstrisi tarafından Oscar ödülüyle taçlandırıldı.

Sinema günümüzde, propaganda yöntemlerinin en başarılılarından biridir. Çünkü hafızalara kazınması, kitlelere ulaşması oldukça kolay. Hele ki, internet denen olgunun dünyada yaygınlaşmasıyla. Hangi Alman yapılanlardan ötürü çıkıp fevaran etti? "Biz bunları yapmadık" dedi. Ben anımsamıyorum, olsa bile faşist geleneğin sürdürücülerinden olması gerek.

Şimdi, Türkiye'de bir dizi yayınlanıyor ve İsrail topyekûn halde tepki koyuyor. Dedik ya, aslında dizi işin hikâyesi. Bir yerden patlak vermesi gerekiyordu sadece.

Aslında tüm olan bitenler, devletler arasında süregiden bu ayrılıklar, gerginlikler bir noktada kopar, başka bir noktada bağlanır. Çünkü karar mekanizmaları, görünürdeki inisiyatif sahiplerinde değil. Ancak halklar arasındaki kopukluklar ve nefretler kolay giderilemeyecek noktalara gelmeye başladı.

Özellikle II. İntifada sürecinde İsrail'in sergilediği davranışlar, -pek tabii ki kitle iletişim araçlarının yaygınlaşması önemli belirleyicidir- dünyada birçok halkta İsrail'e karşı bir tepki haline gelmiştir. İsrail her oluşan tepkiyi antisemitizm noktasına çekerek, kendince 'akıllı manevralar' çizmiştir.

İyi de, her yükseltilen ses, her tepki Yahudi düşmanlığı mıdır? Benim içimde hiçbir ulusa, hiçbir ırka karşı bir önyargı ya da düşmanlık yok ama gördüklerim, okuduklarım İsrail'in, Filistin karşısında haksız bir savaş yürüttüğü ve bu yürütülen savaşta savaş suçu işlediği izlenimi veriyor.

Ne kadar garip ki, İsrail'in bu dizi bahanesiyle Türkiye'ye çıkıştığı gün, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu İsrail'i (aynı zamanda Hamas'ı da) Aralık-Ocak ayında gerçekleşen çatışmalardan ötürü 'savaş suçlusu' ilan etti. Tabii, konseyin yaptırım gücünün bulunmaması, İsrail'in tüm kararlara kulaklarını tıkamasını ya da görmezden gelmesini kolaylaştırıyor.

Bir dizinin veya bir sinema filminin, bir halka düşmanlık besletme gücünü en iyi İsrail biliyor olmalı. Bu yüzdendir ki, seneler boyunca bununla ilgili kitaplar, filmler, belgeseller hiç durmadan mitralyöz hızıyla önümüze serildi.

TRT ya da Türkiye bu diziden geri adım atar mı bilinmez (içimdeki his at(tır)ılacağı yönünde) fakat şu bir gerçek ki, dizinin akıbeti ne olursa olsun yaşanan olaylardan geriye kalan yüzlerce kare, binlerce metre film unutulmayacak. Sadece Filistin'de yaşananlar için değil, ezilen, sömürülen tüm halkların yaşadıkları... Niye bu kadar zor ki, barış içinde yaşamak.