11 Ağustos 2009

Biletix Makedonya!


Önce fotoğrafı gördüm, az çok tahmin ettim. Fotoğraf Makedonya'dan. İspanya ile yapılacak maçın biletleri için sırada insanlar.

Sonra hatıralar canlandı beynimde. Burası olsa olsa Biletix'in Makedonya şubesi olmalı. Ki, burada daha insancıl görüntüler var.

Bizim derbi kuyruklarını hatırlıyorum da, bunun yanına yaklaşamaz bile. Hiç karaborsacı tip yok, tepelere tırmanan insanlar da yok, birbirine yumruk atan şahıslar da gözlenmiyor. Demek Biletix Makedonya'da böyle çalışıyor. Darısı başımıza.

2009'un en pahalı 15 transferi


Bu yıl futbolseverler ve basın -tabii ki blogerler- açısından oldukça hareketli ve bereketli günler yaşandı. Hemen her gün; İtalya, İspanya, İngiltere ve Almanya'dan bomba mahiyetinde transferler gördük.

Eh madem öyle, bir el atmak lazım deyip işe koyulduk. İşte ortaya çıkan tablo...

15 - Felipe Mello: Fiorentina-Juventus / 17.4 milyon sterlin

Brezilya ve Fiorentina'nın dünya piyasasına sonduğu bu defansif orta saha oyuncusu tam 17.4 milyon sterlin karşılığında Juventus'a transfer oldu. Brezilya Milli Takımı'nda da forma giymeye başlayan (hikâye millilerden değil tabii) Mello'nun adını sık sık duyacağız bundan sonra.

14 - R.Santa Cruz: Blackburn-Manchester City / 17.5 milyon sterlin

Transfer piyasasını allak bullak eden Manchester City'nin sayısız forvet transferlerinden biri de, Paraguaylı Santa Cruz oldu. 27 yaşındaki oyuncu, Blackburn formasıyla oynadığı 70 maçta 29 gol attı. 17.5 milyon sterlin karşılığında Manchester City'e transfer oldu.

13 - Glen Johnson: Porsmouth-Liverpool / 17.5 milyon sterlin

24 yaşındaki sağ kanat oyuncusu, İngiltere'de iki yıldan bu yana sıkça konuşulan isimlerden biriydi. İngiltere Milli Takımı'nda da forma giyen oyuncu 17.5 milyon sterline Anfield yolunu tuttu.

12 - Yuri Zhirkov: CSKA Moskova-Chelsea / 18 milyon sterlin

Fiyatı dudak uçuklatan bir diğer savunma oyuncusu transferini Chelsea gerçekleştirdi. 18 milyon sterlinle Rusya'da tüm zamanların en pahalı oyuncusu olma unvanını da kazanan Zhirkov, Rus Milli Takımı'nın da en önemli oyuncusu konumunda.

11 - Alberto Aquilani: Roma-Liverpool / 20 milyon sterlin

Xabi Alonso'yu Real Madrid'e göndermesinin üstünden 24 saat geçmeden Roma'dan kopartılan Aquilani, Benitez'in de dediği gibi genç yaşına karşı Şampiyonlar Ligi ve Serie A kariyeri oldukça fazla olan bir oyuncu. Liverpool, bu transfer için Roma'ya 20 milyon sterlin ödedi.

10 - Lisandro Lopez: Porto-Lyon / 20.4 milyon sterlin

'Yıldızı yarat, pahalıya sat' taktiği ile tanınan iki ekipten Porto ve Lyon bu yaz ilginç bir transfere imza attı. Portekiz'de 2008 yılının en iyi oyuncusu ödülü alan Lopez, 20.4 milyon sterlin karşılığında Ligue 1 ekiplerinden Lyon'a transfer oldu.

9 - Diego: Werder Bremen-Juventus / 20.7 milyon sterlin

Şike skandalı nedeniyle ikinci lige düşürülen ve ancak bu yıl transfer hamlesi yapan Juventus, Bundesliga'nın gözbebeği futbolcularından Diego'nun işini daha transfer sezonu başlamadan bitirdi. 20.7 milyon sterline Werder Bremen'den alınan Brezilya playmaker, geçen sezon Werder Bremen'de 21 lig maçında 12 gol attı.

8 - Adebayor: Arsenal-Manchester City / 25 milyon sterlin

Arsenal'in dünyaya sunduğu önemli oyunculardan biri olan Togolu yıldız Emmanuel Adebayor, Manchester City ile 5 yıllık sözleşme imzaladı. Adebayor için Arsenal'e ödenen bonservis bedeli 25 milyon sterlin.

7 - Mario Gomez: VfB Stuttgart-Bayern Münih / 25.4 milyon sterlin

24 yaşındaki devşirme Alman, Bundesliga'da 2008-2009 sezonunun en başarılı golcülerinden biri olarak dikkat çekti. 32 lig maçında 24 gol atan Gomez; Luca Toni, Klose ve Ribery gibi sıradışı futbolcular kervanına tam 25.4 milyon sterlin karşılığında katıldı.

6 - Carlos Tevez: M.United-Manchester City / 25.5 milyon sterlin

Manchester, kentinden ayrılmak istemeyen Tevez, hiç yabancılık çekmeden sokakları özgürce gezebilmek, hep gittiği lokantada yemek yiyebilmek için City'e transfer oldu. Bu iki takım arasında 1999 yılından bu yana hiç transfer olmamıştı. Olması için de 25.5 milyon sterlinin ödenmesi gerekti.

5 - Karim Benzema: Lyon-Real Madrid / 29.7 milyon sterlin

2008-2009 sezonunda hem skor, hem sonuç, hem de itibar olarak Barcelona'nın karşısında inim inim inlediği için Real Madrid de, Manchester City gibi oluk oluk para saçtı transfere. Bu transferlerden biri de Lyon ve Fransa Milli Takımı'nın genç golcüsü Benzema oldu. 29.7 milyon sterline Madrid yollarını tutan genç Fransız için ödenen bonservisin hâlâ 'az' olduğu tartışılıyor ve hatta Lyon Başkanı yerden yere vuruluyor.

4 - Xabi Alonso: Liverpool-Real Madrid / 30 milyon sterlin

Destansı ve masalsı bir uzunlukta geçenr transfer görüşmelerinden sonra Xabi Alonso, 30 milyon sterline Galacticos oldu. Eski takım arkadaşları Dudek ve Arbeloa'nın kendisine yarenlik yapacağı (Ulan orası İspanya, adamın memleketi ne yarenliği) Alonso'nun transfer ücreti sadece bir tahmin. Çünkü gizli tutuluyor gerçek rakam.

3 - İbrahimovic: Inter Milan-FC Barcelona / 39.4 milyon sterlin

Aslında fiyatı bu değil. Çünkü Barcelona 39.4 milyon sterlinle birlikte, bir o kadar ederi olan -hatta daha bile fazlası- Eto'o'yu da İnter'e gönderdi. Barcelona formasındaki armayı öperek, bir Florya ya da Kadıköy'de imza atıyormuş tadı veren Zlatan daha fazla gol atabileceği bir ligde artık.

2 - Kaka: AC Milan-Real Madrid / 56 milyon sterlin

Transfer sezonunun ilk bombası sayılabilecek 27 yaşındaki Kaka'nın da ücreti sadece tahminden ibaret çünkü rakam halen açıklanmadı. Basında dolaşan rakam ise 56 milyon sterlin. Eder mi etmez mi bilinmez ama 2009 yazının en pahalı 2. transferi olma unvanını kazandı.

1 - Cristiano Ronaldo: Manchester United-Real Madrid / 80 milyon sterlin

Bu yılın hiç kuşkusuz hem transfer hem de ücret açısından adından en fazla söz ettiren oyuncusu Ronaldo oldu. Galacticos'un en parlak mücevheri konumundaki Portekizli için tam tamına 80 milyon sterlin ödendi. Manchester United'ı birçok maçta şapkadan tavşan çıkarır gibi kurtaran bu genç adam bakalım, La Liga'da aynı şeyleri yapabilecek mi? Nitekim orada Messi adında bir adam var bunları yapıyor. Ronaldo bunlardan fazlasını yapmak zorunda...

10 Ağustos 2009

Türkiye'de futbol yorumculuğu



Dün akşam, televizyonlarda futbol programları arasında gezinti yapıyorum. Her dakikası eğlenceli, her saniyesi insanı dehşete düşüren cinsten.

Hiçbirinin Türkiye Ligi dışında bilgisi yok (istisnaları saymıyorum). Sinan Engin çıkmış diyor ki, "Hugo Broos Belçika'nın önemli futbolcularındanmış." Ehh be birader, yaşın benden büyük, aynı dönemlerde futbol oynamışsınız, hiç mi ilgilenmedin, hiç mi izlemedin? 1986 Meksika Dünya Kupası'nda dünya 4. olan efsanevi takımın defansında oynadı bu adam. Jean-Marie Pfaff, Gerets, Broos, Vanderelst, Vandereycken, Scifo, Vercauteren, Ceulemans, Veyt, Vandenbergh, Czerniatynski. 4-3'luk SSCB maçını o dönemlerde yaşayan hangi futbolsever hatırlamaz ki?

Bu adamlar futbolculukları dışında ne yaptılar merak içindeyim. Hatun peşinde koşmak, araba satın almak. Eeee hayat bu mudur? Hiç mi ilgi alanı olmaz insanın. Her şeyi bir kenara bırak, yaptığın meslekle ilgili dünyada ne oluyor, ne bitiyor ilgilendirmiyor mu sizi?

Sonra Ahmet Çakar, "Arda attığı gol ve 2 asist dışında ne yaptı?" diyor. Hoppala paşam, malkara keşan. Amuda kalkıp, ağzınla kuş tutamadı haklısın. Galatasaray maçta 3 gol atmış, 3'ünde de imzası var çocuğun. Daha ne yapması gerekiyor acaba? Hava sıcaklığı, daha ligin başı olmasına karşın 3 günde maç yapılmasını söylemiyorum bile.

NTV'de Rıdvan Dilmen var sonra. "Keita'yı ilk kez izledim, beğendim". Of ki of. Keita'yı ilk kez izlediysen Fransa ligini izlemediğini varsayıyoruz. Ehh hadi kabul edilebilir bir durum diyelim. Şampiyonlar Ligi maçı izlemediğini anlıyoruz. Eh o akşam işin vardı onu da izlemedin. Dünya Kupası'nı da mı izlemedin be adam.

Gittiğin ve yerinde izlediğin Dünya Kupası'nda Fildişi Sahilleri diye bir ülke var hani. O takımın ilk 11'inde oynuyor. Bu işten para kazanan bir adamın, böyle bir lüksü yok. Tabii ki, 24 saati futbolla geçmeyecek ancak Keita'nın da kim olduğunu bileceksin. Hiç bilmiyorsan, bu adam hakkında yarın yorum yapacaksın, az biraz araştır bari. Ayda 30 bin dolar para alacaksın, bunları bilmeyeceksin. Burası Türkiye haklısın.

Sonra Fox'ta bir abla vardı. "Keita numaradan kendini atmış olabilir mi?" dedi. Ağzımı bozmamak için yoğun gayret sarf edeceğim ama "Senin insanlığına tüküreyim" demekten de kendimi alamıyorum. Evet numaradan attı ama iyi beceremediği için dili soluk borusuna kaçtı.

Gerçekten yaptıkları iş konusunda kara cahil konumunda, birkaç kelimeyi ezbere alıp aynı sözcüklerle benzer cümleler kuran bir güruh söz konusu. 34 hafta boyunca olumlu ve olumsuz cümleleri var. Ona göre konuşuyor adamlar. Bilgi, araştırma gibi olgular hak getire. Sonra "Arda, Messi'nin ayağı olamaz" türünden, deli saçması şeyler söyleniyor. Biz de oturup izliyoruz. Hemen savunmamı yapayım "malzeme topluyorum" yoksa katlanılacak türden değil.

Otoritenin dayanılmaz hafifliği!

Gaziantep-Galatasaray maçı, dakika 91 civarı, Arda oyundan çıkarken, biraz da zaman kazanmak için ağır ağır yürüyor. Bünyamin Gezer, "Oradan değil, buradan çıkacaksın" diyor ve Arda'nın önünde set gibi duruyor. Hatta direkt olarak fiziksel temas kuruyor, eliyle koluyla ittiriyor.

Hacım, sen hakemsin misin yoksa külhanbeyi mi? Zaten 90 dakika acayip bir surat ifadesiyle maç yönetiyorsun. Arada bir gülümser insan, hiç olmadı vücut dilinle rahatlatırsın oyuncuları. 22 adamı daha da gerecek bir surat ifadesi.

Yukarıda gördüğünüz fotoğraf da, Community Shield maçından. Sir Alex Ferguson, hakem Chris Foy'a, yedikleri golün başlangıcından kaybedilen topta Ballack'ın kırmızı kart görmesini anlatıyor sert bir ifadeyle. Hakem Foy değil de Bünyamin olsa maazallah Sir filan dinlemez basardı tokadı herhalde.

Türk toplumu ve İngiliz toplumu arasındaki fark bu olmalı. Ağızdaki düdükle Sultan Süleyman rolü oynuyor birileri. Ne kadar otorite manyağı bir toplummuşuz be birader! Okulda başlıyor, askerde devam ediyor ama bitmiyor, işyerinde, evde, hastanede. Her yerde garip bir otorite hastalığı var. "Aman bunlara göz açtırmayalım, yularlarını sıkalım. Başka şeylere mahal vermeyelim" anlayışı.

O yüzden bir toplumdan sinemada-edebiyatta-resimde-müzikte-heykelde-sporda başarılı insanlar çıkarken, diğer toplumda bu alanlarda çıkan başarılı insanlara "vurun abalıya" biçiminde yükleniyoruz.

Yıkın bentleri, özgür toplum istiyoruz....

Aston Villa-Tuncay evliliği çok yakında

Aston Villa ve Middlesbrough, Tuncay Şanlı'nın transferi konusunda 7 milyon sterline anlaşma sağladı.

Alman kulüpleri Stuttgart ve FC Köln'ün de takımda görmek istedikleri Tuncay için Villa elini çabuk tutmak istiyor.

Daha önce yaptıkları 5 milyon sterlinlik teklifin Boro tarafından reddedilmesi ve Alman kulüplerinin transfer girişimleri, Aston Villa'nın 7 milyon sterlinlik yeni bir teklif yapmasını sağladı.

Tuncay Şanlı'nın Premier Lig başlamadan Aston Villa formasını giymesi beklenirken, menajer Martin O'Neill, Portsmouth'un defans oyuncusu Sylvain Distin'i de transfer etmek istediğini söyledi.

TSL 1. hafta panaroması



1. HAFTANIN MAÇLARI

İstanbul B.Ş.B. 1 - 1 Beşiktaş
Diyarbakırspor 2 - 2 Ankaragücü
Antalyaspor 0 - 1 Ankaraspor
Sivasspor 1 - 2 Trabzonspor
Gaziantepspor 2 - 3 Galatasaray
Bursaspor 2 - 1 Kasımpaşa
Gençlerbirliği 0 - 0 Kayserispor
Manisaspor 0 - 0 Eskişehirspor
Denizlispor 0 - 2 Fenerbahçe

GOL KRALLIĞI
Ceyhun-Ankaragücü: 2
Güiza-Fenerbahçe: 2
Fink-Beşiktaş: 1
İ.Akın-İBB: 1
Selçuk-Trabzonspor: 1
Arda Turan-Galatasaray: 1

HAFTANIN GOLÜ

Julio Cesar-Gaziantepspor

HAFTANIN OLAYI

Denizli Atatürk Stadı'nda Denizlispor-Fenerbahçe karşılaşmasında, stat ışıkları sorunu nedeniyle maçın 40 dakika durması.

Diyarbakırspor-Ankaragücü maçında Ceşhun Eriş'in 2 frikik golü atması.

Bursaspor'un, ligin ilk haftasında kendi sahasında maç kazanan tek ekip olması.

HAFTANIN KARMASI

Petkovic-Ali Güneş-Murat Tosun-Ali Turan-Zapotocny-Mustafa Sarp-Alex-Ceyhun Eriş-Arda Turan-Güiza-İbrahim Akın

HAFTANIN FUTBOLCUSU

Arda Turan-Galatasaray

TSL'DE 2. HAFTANIN MAÇLARI

15 Ağustos C.tesi:
Trabzonspor-Diyarbakırspor 19.30
Ankaragücü-Manisaspor 21.00
Galatasaray-Denizlispor 21.45

16 Ağustos Pazar:
Ankaraspor-Gençlerbirliği 21.00
Eskişehirspor-Bursaspor 21.00
Kayserispor-Gaziantepspor 21.00
Kasımpaşa-İstanbul B.B 21.00
Fenerbahçe-Sivasspor 21.00

17 Ağustos P.tesi:
Beşiktaş-Antalyaspor 21.00

OGBMAYPAv
1 Fenerbahçe11002032
2 Galatasaray11003231
3 Trabzonspor11002131
4 Bursaspor11002131
5 Ankaraspor11001031
6 Ankaragücü10102210
7 Diyarbakırspor10102210
8 Beşiktaş10101110
9 İstanbul B.Ş.B.10101110
10 Gençlerbirliği10100010
11 Kayserispor10100010
12 Manisaspor10100010
13 Eskişehirspor10100010
14 Gaziantepspor1001230-1
15 Kasımpaşa1001120-1
16 Sivasspor1001120-1
17 Antalyaspor1001010-1
18 Denizlispor1001020-2

9 Ağustos 2009

Denizli'nin bitmek bilmeyen enerjisi!


Bu Denizlispor'da bir şey var. Lorient maçını hatırlıyorum Fransa'da, 102 dakika oynanmıştı.

Meşhur Denizli-Fenerbahçe maçı 106 dakika oynandı.

Şimdi yine bir Denizlispor-Fenerbahçe maçı var, muhtemelen 140. dakikada bitecek. İyi kondüsyon var bu takımda...

İyi hoş da, bu defansla olmaz ama

Galatasaray, ligin ilk haftasında 17 haftalık deplasman macerasının en zorlarından birini kayıpsız atlatarak, iyi bir başlangıç yaptı. Netanya maçında alınan 6-0'lık skor ve oyunu bekleyenlerse hayal kırıklığı yaşadı.

Maça; kalede Leo Franco defansta Sabri-Gökhan Zan-Servet-Hakan Balta, hemen önlerinde Mustafa Sarp, Ayhan ve Arda ile ileride Aydın-Baros-Keita ile başlayan Galatasaray 4-3-3 dizilimiyle sahaya çıktı. Maçın çeşitli bölümlerinde 4-2-1-3'e kayan sarı-kırmızılılar Arda ve Mustafa Sarp'la gelen iki golle, karşılaşmaya beklediğinden rahat bir başlangıç yaptı. Ancak maç o rahatlıkla geçmedi...

UZAKTAN ÇEKİLEN ŞUTLARA DİKKAT!

En geriden başlarsak şunları söylememiz mümkün. Kaleci Leo Franco yediği harikulade golde ne yazık ki hatalıydı. Julio'nın 25 metreden çıkardığı topta Arjantinli kaleci önde durmasının bedelini ödedi. Hemen hemen tüm pozisyonlarda kale çizgisinin 6-7 metre ilerisinde duruyor. Aklıma ilk gelen Mallorca-Galatasaray maçında yediği aşırtma goller geldi. Sezon içinde uzaktan çekilen şutlarla gol yemesi mümkün.

Sağ kanatta oynayan Sabri, bildiğiniz Sabri. Ne bir adım ileride ne bir adım geride. Orta yapamıyor, ileriye gittiğinde kanadında boşluklar doğuyor, basit top hataları yapıyor. Ehh, buna bir de kontrolsüz bir biçimde Wagenhaus'u hatırlatan hareketle penaltı yaptırması eklenince, hakkında çok olumlu konuşmak gelmiyor içimden.

GÖKHAN ZAN-SERVET İKİLİSİYLE OLMAZ

Herkesin beklediği transfer defansa mı yapılır bilemiyorum ama şu kesin ki, bütün bir sezon boyunca Gökhan Zan ve Servet'i izlemek, ızdıraba dönebilir. Özellikle açık alanda yakalandıklarında defansta ciddi boşluklar doğuyor. Servet'in yanında daha hareketli, topu oyuna sokabilme becerisi olan birinin oynaması çok daha olumlu sonuçlar doğuracaktır.

Yan toplar ve şişirme toplarla gelen rakiplere karşı bu ikili ne kadar idealse, kontraatak yapan, verkaçlarla gelen rakipler karşısında da o kadar başarısız olacaklardır. Üstelik bu ikiliden hem Gökhan hem de Servet, defanstan bütün topları dan-dun şeklinde çıkarıyor. Hedefi olan hiçbir takım böyle bu oyun kurgusuyla ileriye gidemez. Muhakkak, defanstan top çıkarma yetisine sahip bir oyuncu bu ikiliden birinin yerini almalı. Bu gönül bireysel olarak Emre Güngör'ü görmek ister.

Hakan Balta da, her zamanki Hakan Balta. Soğukkanlı, sadece futbol oynamayı düşünen, bir güzel adam. Daha tam olarak hazır olduğu söylenemez, yine de o bölgenin tek ismi.

ARDA HAZIR OLMASA DA 3 PUAN O'NUN ESERİ

Galatasaray orta sahasında görev alan Ayhan-Mustafa Sarp-Arda 3'lüsü, hücuma katkıları açısından başarılıydılar. Fakat Gaziantepspor, sarı-kırmızılı takımın orta sahasını çok çabuk kat etti maç boyunca. Mehmet Topal ve Linderoth'tan biri mutlaka bu takımın 11'inde bulunmalı.

Arda'ya gelince, attığı ve attırdığı 2 golle maça imzasını attı. O bildiğimiz, özlediğimiz Arda olmadığı kesin. Tabii sıcak hava, sezonun başı olması nedeniyle yoğun tempoya ayak uyduramaması önemli etkenler. Bu hali bile 3 puanın kazanılmasına yetti.

BAROS ÇOK YANLIZ, DESTEK ŞART

İleride kanatlarda yer alan Aydın ve Keita, Baros'a yeteri kadar yardımcı olamadı. Baros birçok pozisyonda pas atacak arkadaşını aradı. (İlk golde pası attı Arda golü yaptı) Eğer 4-3-3 oynayacaksa bu takım -ki oynayacağı kesin- her iki kanatta bulunan oyuncuların Baros'a yakın oynaması ve pozisyon hazırlaması gerekiyor.

Netanya maçının kahramanı Aydın, bu maçta özellikle ilk yarıda son derece pasif ve silik kaldı. Keita'ya gelince, bireysel olarak çok yetenekli olduğunu maçın belirli bölümlerinde gösterdi. Kolay yıkılmayan, sürekli dikine oynayan, tam tribünlerin sevgilisi olacak tipte bir oyuncu.

Nonda kendini bulmuş bir görüntü verdi Netanya maçı ardından. Eğer transfer yapılacaksa bu forvet olmamalı. Nonda ve Keita bu işi görebilecek kapasitede oyuncular.

CEPTE 3 PUAN VAR

Sonuç olarak; hava şartları, sezonun başı olması, oyuncuların henüz yüksek tempoda oynamasına izin vermiyor. Cepteki 3 puan lige başlangıç açısından gayet güzel. Fakat bu defansla Galatasaray'ın özellikle UEFA Avrupa Ligi'nde başarılı olmasının imkânı yok. Gökhan Zan-Servet ikilisi ile uzun yola çıkılmaz.

Teknik Direktör Rijkaard'ı izlemek gerçekten de harika bir duygu. Her golde, bir taraftarmışcasına havalara zıplaması, oyuna gerektiği zaman müdahalede bulunması uzun yıllardan bu yana Galatasaraylılar'ın beklediği hocayı bulduğunu gösteriyor. Umuyorum Galatasaray-Rijkaard birlikteliği uzun yıllar sürer.

Son not: Hakem Bünyamin Gezer genel olarak gayet başarılı bir maç yönetti. Ancak Arda Turan'ınn omzundan kolundan çekiştirmesi pek şık durmadı. Uzatırsın maçı olur biter. Hiçbir oyuncunun hakemi çekiştirme hakkı olmadığı kadar, hakemin de bir oyuncuyu çekiştirmesi doğru değil.

Hangi maç insan hayatından önemli?

Galatasaray 2009-2010 sezonunun ilk maçında bugün Gaziantepspor'la karşı karşıya gelecek. TFF'nin maç saatini 19.30'a alması, pek tabii ki tepkilere de beraberinde getirdi.

Can alıcı yaz sıcaklarında futbol oynamak, 90 dakika koşmak, mücadele etmek kolay olmasa gerek. Bu yüzden alınacak skorun çok da önemli olmadığını düşünüyorum.

Ancak insafsızlıkla eşdeğer olan bu kararın alınması hangi vicdana sığar, bunu da merak etmekten kendimi alamıyorum. Maç saatinde sıcaklığın 36 ila 38 derece olması bekleniyor.

Sahaya çıkacak 22 oyuncuya şimdiden kolay gelsin. Üstelik Meduna örneği de hafızalarımızda taptaze duruyor. Yine bir Ağustos akşamı (20 Ağustos 2006) sahada aniden yıkılıp kalan Çek oyuncu, ne TFF'ye ne de yayıncı kuruluşa ders olmamış.

Yeri geldiğinde, kokuşmuş centilmenlik dersleri, içi boş Fair-play cümleleri kuranlar, bugün bir şeyler ters giderse ne diyecekler, ne söyleyecekler, kendilerini nasıl savunacaklar?

Ama haklılar tabii. Çünkü burası Türkiye. Bu ülkenin gündemi bir günde değiştiriliverir. Bir soruşturma açılır, soruşturma aylarca sürer, en olmadık adama birkaç yıl ceza verilir (çok tepki gelirse) olay kapanıp gider.

Mesela bu ülkenin Milli Takım teknik direktörü ne iş yapar merak ediyorum cidden. Bu konuyla ilgili hiç mi bir şey söylemez? Milli Takım Teknik Direktörü'nün görevi sadece maçlar öncesi açıklama yapmak mıdır?

Orta oyunu gibi Türk futbolu. Kimin ne iş yaptığı belli değil. Yayıncı kuruluş maç saati belirliyor. Maçtan sonra Edü çıkar, "Aman hocam çok sıcaktı ama", Büdü yanıt verir "Futbolcu işini yapacak arkadaş. Sıcak filan bilmem. Biz ne sıcaklarda oynadık."

Umuyorum bu akşam ne Galatasaraylı ne de Gaziantepsporlu kardeşlere bir zarar gelmeden maç biter. Maçın sonucunun ne olduğunun önemi yok. Çünkü dünyada insan hayatından daha önemli bir şey yok.

Espanyol kaptanı Jarque hayatını kaybetti


La Liga'nın başlamasına az bir süre kala tatsız bir haber aldık. Espanyol'un kaptanı Dani Jarque geçirdiği kalp krizi nedeniyle hayatını kaybetmiş.

Daniel Jarque'nin kız arkadaşı ile telefonda konuşurken kalp krizi geçirdiği belirtiliyor. Yapılan kalp masajı ve Defibrilatör'e yanıt vermeyen Jargue takımının kamp yaptığı İtalya'da hayatını kaybetti.

Espanyol altyapısında yetişen Jargue, İspanya'da sırasıyla U17, U19, U20 ve U21 takımlarında forma giydi.

Toprağı bol olsun diyoruz. Futbol ailesi olarak hepimizin başı sağolsun.

Edit: Gaziantep'te saat 19.30'da oynanacak Gaziantepspor-Galatasaray maçında umarız böyle acı bir haber almayız. Çünkü yayıncı kuruluşun keyfi, TFF'nin kararı o sahadaki gencecik adamların hayatlarından önemli olamaz. Meduna örneği taptaze hafızalarımızda dururken, umuyorum tatsız bir şeyler olmaz. Çünkü bu vebalin altından kimse kalkamaz.