17 Eylül 2009

Gençlerbirliği; siyah-beyaz fotoğraflar


Sene 1973, Gençlerbirliği'nin olağan yıllık genel kurul toplantısı.



Sene 1979, Gençlerbirliği oyuncuları taktik çalışmasını dinlerken.



Yine 1979, Gençlerbirliği oyuncuları kondüsyon çalışması yaparken görülüyor.



1979 yılından bir kare daha. Gençlerbirliği teknik direktörü Fehmi Baştüzel, oyuncularına maç öncesi son taktiklerini veriyor.


Gençlerbirliği oyuncuları sezon açılışında.


Yıl 1982, Gençlerbirliği Başkanı İlhan Cavcav, basın toplantısında.

Uyan Türkiye bugün bayram (!)


Ateş düştüğü yeri yakar, o yangını söndürmek kolay değildir. Kimse anlamaz, kimse bilmez nasıl yangın yeri olduğunu o yüreğin. Ancak bütün Türkiye'nin gündemi, yönlendirmeler de sonucunda, Münevver Karabulut cinayetinin faili Cem Garipoğlu'nun yakalanmasına kilitlendi.

Bu 6 ayda Türkiye'de neler oldu neler ama beyhude, hiçbir şeyin önemi yok; yeter ki Cem Garipoğlu yakalansın. Evet yakalandı, herkes rahatlamıştır. Artık Türkiye çok daha refah, çok daha mutlu insanların ülkesi olmuştur.

Türkiye'de yüzde 13'lerde seyreden işsizlik bitmiştir, bu geceden itibaren elektrik, su, telefon, ekmek ve temel yiyecek maddelerinin tümünde indirime gidilecek. Şu saatler itibariyle hükümet bir açıklama yapacak ve vergilerin kaldırılacağını müjdeleyecek.

Tam ABD tarzı habercilik. Toplumdan çok, kişiselleşmiş meselelerin gündem ortasına bırakılıvermesi yani. Bu 6 ayda "Elektrik, su, lpg, benzin, şeker, har(a)çlar, ulaşım" gibi, bir ülkenin tamamını ilgilendirecek maddelere zam geldi ama bu derece ilgi uyandırmadı basında.

Bundan sonrası da böyle gelir böyle gider misali, küçük kutu haberlerde kalacak ama kişisel cinayetlerin katilleri manşetlere oturacak.

Hem katil ve cinayet demişken; Bahriye Üçok, Uğur Mumcu, Turan Dursun, Musa Anter, Gaffar Okkan, Muammer Aksoy, İlhan Egemen Darendelioğlu, Vedat Aydın gibi isimlerin katilleri neden bulunamadı?

Masallarda bile rastlayamayacağımız türden garipliklerle dolu bir ülkeyiz, vesselam. Ciğerimize işlemiş alışkanlıklarımız, "Padişahım çok yaşa" geleneğinden gelen bir halkın ataleti ve darbelerle susturulmuş insanlar topluluğu.

Yaşasın bugün bayram Cem Garipoğlu yakalandı, pardon teslim oldu! Yepyeni bir güne başlayabiliriz değil mi?

Not: Fotoğraf milliyet.com.tr'den alınmıştır

Ninis/Karagounis ile Elano/Keita



En baştan söyleyeyim; uzo, içimi yoğunluğu ve belki de alıştığımız tadı ile rakının yerini asla ama asla tutamaz.

'Hepsi yalan, bu gerçek' dedikleri gibi Galatasaray şimdi Avrupa'da sahne alacak. UEFA Avrupa Ligi F Grubu ilk maçında Panathinaikos ile Galatasaray bugün saat 20.00'de karşı karşıya gelecekler.

Panathinaikos'un son lig maçında Panthrakikos deplasmanından dönüşte taraftarlarının geçirdiği kazada 2 seyircisinin ölmesi nedeniyle, Galatasaray İngilizce bir pankartla sahaya çıkacak. Muhtemelen, azgın Yunan taraftarlar bu jest karşısında biraz yumuşar.

Herkesin aklı fikri Leto'da ancak Emre Aşık ve Emre Güngör'lü defansa sıkıntı verebileceğini düşündüğüm oyuncu 19'luk Sotiris Ninis. Arnavutluk doğumlu oyuncu, Pana altyapısı ürünü. Kuvvetle muhtemel ki, istim üstündeki Sabri ile karşı karşıya gelecekler.

Genelde, hep böyle olur. Monaco maçı öncesi bütün basının Fofana, Fofana diye yırtındığını hatırlıyorum da, her iki maçta da sahadan silinmişti ama Weah diye bir adam çıktı, neredeyse yarı final kapımızı kilitliyordu. Bu yüzden Leto'dan çok fazla çekinmiyorum.

Bir de tabii uzaktan şutlarıyla tanıdığımız Karagounis var. Açıkçası tıkanabilecek bir maçı, mesafe tanımaksızın vurduğu şutlarla açabilecek kapasitede.

Bugünkü maçta her ne kadar gözler Rijkaard ve Ten Kate'de olacaksa da, klasik bir Türk-Yunan müsabakası izleyeceğiz. Fenerbahçe taraftarının yaptığı "Since 1453" hâlâ unutulmuş değil.

İçimden bir his, yenileceğimizi söylüyor. Bunu Servet'in eksikliği ya da yoğun maç trafiğinden yorgun düşen bir takım için söylemiyorum. Zaman zaman böylesi kuvvetlice çöreklenir bu tip şeyler, yine bir benzeri oldu.

Galatasaray adına oyunu çözebileceğini düşündüğüm oyuncu ise Elano ve Keita. Eğer işler iyi giderse, duran topların bu maçta ne kadar önemli olduğunu bir kez daha göreceğiz.

Galatasaray adına en büyük avantaj -tabii bence- maçın Atina Olimpiyat Stadı'nda oynanacak olması. Olimpiyat statlarındaki ambians, normal bir futbol sahasındaki gibi asla olmuyor. Hep birlikte göreceğiz, neler olup biteceğini.

Kedi-fare oyununda gol çıkmadı


Barcelona ve Inter arasındaki karşılaşma bana biraz kedi-fare oyununu andırdı. Inter ilk yarı çabalamaya çalıştı, o kadar. Barcelona ikinci yarının başlamasından düdük çalana kadar geçen sürede Inter yarı sahasına demirledi adeta.

İstediği gibi pas yaptı, istediği gibi top çevirdi ancak Inter "yenemiyorsam yenilmem" mantığıyla hareket edince skor 0-0'a bağlandı.

Bu daha ne kadar sürer bilmiyorum ancak Barcelona'nın tek-tük alacağı yenilgiler dışında, dünya karması ile oynasa benzer bir futbol ortaya konulacağını düşünüyorum.

Futbol cahili ve katili spiker sorunsalımız bu akşam da devam etti. "Ne söylersem millet beni konuşur" düşüncesiyle hareket eden bir adam da bu Ertem Şener. Ne söylediği belli değil, ne de anlatmaya çalıştığı.

Birçok kelimeyi biraraya getirerek, saçma cümle kurma olimpiyatlarının acilen yapılması gerekiyor. Böylece Ertem Şener ve Emre Tilev gibi tipler, burada rahat rahat sözsel mastürbasyonlarını gerçekleştebilsinler diye.

Sanırım dakika 40'tı sessiz bir maç izledim. Tadı tuzu olmasa da, saçma sapan cümleler duymaktan daha yeğ bir durum benim açımdan. Barcelona top yapıp oynuyor Inter'le arkadaş "Bakmayın siz topla oynama oranlarına, Inter daha üstün" gibi cümleler hem futboldan bihaber olduğunu hem de oynadığı bahisin tutmadığı hissi uyandırdı bende.

Barcelona, her gün oynasa sıkılmadan izleyebilecek durumdayım. Sadece o pas trafiği bile insanı koltuğuna çakıp, su almak için bile kaldırmıyor.

Günün pulu vol.14


Muhtemelen şaşıracaksınız, bu siyasi kişiliklerin, bu blogda ne işi var diye.

Şaşırmayın hiç; her ne kadar nefret edilen bir kişilikler de olsa, dünya tarihine uzunca bir zaman imzasını bırakmış oldukları için 'siyasi kişilikler' kategorisinden pul serisinde yer aldı.

16 Eylül 2009

İbra ve Eto'o-Inter ve Barcelona



Samuel Eto'o: 2004–2009/FC Barcelona 145 maçta 108 gol. Maç başına 1.34 gol ortalama.

Zlatan İbrahimovic: 2006–2009 / Internazionale 88 maçta 57 gol. Maç başına 1.5 gol ortalama.

Şampiyonlar Ligi gruplarından en eğlencelisi ve en zevklisi olacağı kuşkusuz. Belki birçok kişinin gönlünde final olması dileğiydi ama gruplarda eşleştiler.

Gönlüm tabii ki, Barça ve Zlatan'dan yana ancak yine de Eto'o hiçbir zaman unutulmayacak kalbimizde. 1-2 Barcelona diye düşünüyorum.

Şampiyonlar Ligi final 1957


Tarih: 30 Mayıs 1957
Stat: Santiago Bernabeu
Seyirci: 124 bin
Hakem: Leo Horn
Sonuç: 2-0

Real Madrid: Juan Adelarpe Alonso, Manuel Torres, Marcos Alonso, Rafael Lesmes, Miguel Munoz (kaptan), Jose Maria Zarraga, Raymond Kopa, Enriuqe Mateos, Alfredo Di Stefano, Jose Hector Rial, Francisco Gento -Teknik Direktör: Jose Villalonga-

AC Fiorentina: Giuliano Sarti, Ardico Magnini, Sergio Cervato (kaptan), Aldo Scaramucci, Alberto Orzan, Armando Segato, Julio Botelho, Guido Gratton, Guiseppe Virgili, Miguel Angelo Montuori, Maurilio Prini -Teknik Deriktör: Dr. Fulvio Bernardini-

Goller: Di Stefano (penaltı), Gento

Gecenin adamı Rooney


Manchester United'ın, Beşiktaş'ı 1-0 yendiği Şampiyonlar Ligi maçında 64. dakikada oyundan alınan Wayne Rooney'in, öfkesini kontrol edemeyerek, kramponlarını fırlatması, İngiliz basınında maçtan çok daha fazla yer buldu.

Gruplar açıklandıktan sonra Twitter'daki sayfasında "Elma soslu kızarmış patatesle doldurulmuş Turkey'e yani hindiye bayılırım" açıklamasıyla, daha gelmeden bütün şimşekleri üstüne çeken Rooney, karşılaşmadaki vasat performansı, ateşli Beşiktaş taraftarları tarafından yüzüne lazer tutulması ve küfürlerle birleşince tüm sinirleri altüst oldu.

Oyundan çıkarken, menajer Ferguson'a "Why me boss?" diye tepki gösteren Rooney, yedek kulübesinin ardındaki Beşiktaşlı taraftarlarla ağız dalaşına girdi ve sonra da kramponlarını fırlattı.



Sir Alex Ferguson, maçtan sonra oyuncusunun tepkisini sorun gazetecilere, "Wayne çok yalnız kaldı. Sürekli koştu ve yoruldu. O yüzden oyundan aldım" yanıtını verdi.

TARAFTAR NEVILLE'I BÜYÜLEDİ

Manchester United kaptanı Gary Neville ise maç sonunda yaptığı açıklamada, "Avrupa'daki hiçbir ülkede böylesi bir atmosfer yaşanmıyor" diyerek, Türk seyircileri övdü.

Islanmadık yer kaldı mı?



Chelsea-Porto maçından bir kare. İnanılmaz bir yağmur ve damlalar içinde kaybolan Ballack...

Günün pulu vol.13